Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Somatizasyon Bozukluğu Nedir?

Somatizasyon Bozukluğu Nedir?

Somatizasyon bozukluğu, tıbbi olarak açıklanamayan fiziksel ya da bedensel yakınmaların görüldüğü psikiyatrik bir durumdur. Hastaların somatizasyon  tanısı alabilmesi için yaşadıkları fiziksel yakınmaların ev, iş, sosyal ortamlarda da devam ediyor ve bu alanlardaki aktivitelerine engel oluyor olması gerekmektedir.Somatizasyon semptomları şu şekildedir;Vücutta yanma hissiSürekli yer değiştiren şiddetli ağrılarEl ve bacaklarda kasılmaKarın, mide ağrılarıVücudun çeşitli bölgelerine giren kramplarYeme ve tat alma duyusunda bozulmalarCinsel işlev bozukluklarıMide bulantısı, kusma, ishalŞiddetli göğüs ağrısıÇoğu zaman somatizasyon bozukluğuna sahip hastalarda bu şikayetlerin ne zaman, ne şekilde ve nasıl başladığı bilinmez. Ancak somatizasyon bozukluğundan kaynaklanan acının, ağrının ve problemlerin gerçek olduğu bilinmektedir. Hastaların yaşadığı bu semptomlar pek çok başka hastalıkta da görüldüğünden öncelikli olarak detaylı bir tıbbi kontrolden geçerler. Yapılan testler sonucunda herhangi bir fiziksel rahatsızlık saptanmaz ise oklar yoğun bir şekilde somatizasyon bozukluğunu işaret eder. Bazı durumlarda ise, beyine acı, ağrı ve hoş olmayan hisleri ileten sinirlerde problem meydana gelmiş olabilir.Somatizasyon bozukluğunun nedenleri nelerdir?Geçmişte ya da son dönemde yaşanan travmatik olaylar somatizasyon bozukluğuna neden olabilir. Çözülmemiş travmatik olaylar beyinde yoğun bir stres birikimine neden olur. Ve bu birikmiş stres sonucunda ise ortaya böyle bir rahatsızlık çıkabilmektedir. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, somatizasyon tanısı almış kişilerinin %80’ninde çocukluk ya da ergenlik dönemine ait bir travma bulunmaktadır.Aşırı stres. Kişinin zihni stres faktörleri ile baş edemeyecek duruma geldiğinde bunu bedenin farklı noktalarına yönlendirir, bu durumda ortaya çıkan somatik rahatsızlıklar aslında beynimizin bizi strese karşı koruma yöntemi sayılabilir.Somatizasyon bozukluğu tanısı almış bireylerde yapılan psikiyatrik muayene sonucunda mutlaka altta yatan bir psikolojik rahatsızlığa rastlanır. Yani somatizasyon bozukluğu bir hastalık değil, başka bir rahatsızlığın semptomudur aslında.Kaygı bozukluğu. Somatizasyon bozukluğu yaşayan bireylerin beden duyumlarına normalden çok daha fazla kulak verdiğini görürüz. Kendi bedenine bu kadar çok odaklanmanın bir sonucu olarak ufak bir ağrıyı bile çok şiddetli bir şekilde hissetmelerine neden olur.Depresyon. Depresyon dönemindeki bir birey, sürekli içe kapanık ve kendini dinler durumda olacaktır. Bunun bir sonucu olarakta yeniden kendi bedenlerine olan hassasiyetleri artacak, beden duyumları artacak ve hissedilen ağrılar ile ilgili olarak şiddetli kaygılar hissedeceklerdir.Somatizasyon bozukluğu tedavisinde en önemli noktalardan birisi altta yatan ve bu bozukluğa neden olan etkenleri bulabilmektir. Temelde varolan sorunlar saptanmadığı sürece bir tedavi uygulanması mümkün olmayacaktır. Çoğu hastada altta yatan bir travma ya da psikolojik başka bir rahatsızlık ise, bunlar tedavi edildiğinde somatizasyonun da otomatik olarak ortadan kalktığı görülmüştür. Tedavi sürecinde amaçlanan, kişinin yaşam kalitesini arttırmak ve normal bir yaşam sürebilmesi için yardımcı olmaktır. Çoğu durumda ilaç tedavisi uygulanmasa da bazı durumlarda gerekli görülebilir. Ağırlıklı olarak uygulanan tedavi yöntemi ise, bilişsel-davranışçı psikoterapi yöntemidir. Bu yöntemle kişinin yaşadığı negatif düşünceler belirlenir ve bunların olumlular ile yer değiştirmesi sağlanır. Böylece yanlış düşünce kalıplarının yerini doğruları alır ve bu da hastanın yaşadığı somatik semptomların ortadan kalmasına yardımcı olur.

Devamını Oku
İleri Yaş Depresyonu Hakkında Bilmeniz Gerekenler

İleri Yaş Depresyonu Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Özellikle son dönemde yaşlılarda sıkça görülen keyifsizlik, isteksizlik, aşırı uyku halinin altında saklı olan ileri yaş depresyonu olabilir. Bu belirtiler yaşlılarda gözlemlendiği zaman normal olarak algılansa da aslında derin bir depresyonun habercisi olabilir.Peki, ileri yaş depresyonu nedir?İnsan ömrü bebeklik, çocukluk, ergenlik, erişkinlik ve yaşlılık dönemlerinden oluşmaktadır. Yaşlılık dönemi yaşamın son evresini temsil ettiğinden yaşlı bireylerde büyük bir kaygı ve korkuya neden olabiliyor. Bu da ileri yaş depresyonuna sebep oluyor. Kişinin kendini yetersiz hissetmesi ve işe yaramaz olarak görmesi, tükenmiş hissediyor olması bu depresyon atağını tetikleyen önemli noktalardan bir kaçıdır.İleri yaş depresyonunun belirtileri nelerdir?Sık sık ağlamakSürekli ve belirgin bir şekilde hüzünlü olmakAni kilo kaybı ya da artışıUyku bozuklukları yaşamakHevessiz, isteksiz davranışlarda bulunmakAni öfke patlamaları, alınganlık, sinirlilik haliHuzursuzlukKişisel bakımını aksatma, kendine özen göstermemeŞiddetli fiziksel yakınmalar ( sırt, boyun, kol, bacak ağrısı gibi )Bu semptomlardan bir ya da daha fazlasını kendinizde / bir yakınınızda gözlemliyorsanız bu depresyon sürecinde olduğunun göstergesi olabilir. Mutlaka bir uzmana danışmalı ve yardım almalısınız.İleri yaş depresyonu hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?İleri yaş depresyonu diğer depresyon türlerinde olduğu gibi psikiyatrik ilaç kullanımı ve psikoterapiler ile tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.Depresyonun belirtileri arasında yer alan aşırı uyku hali, isteksizlik, sosyal ortamlardan uzak durma gibi semptomlar yaşlılık döneminde normal olarak algılandığı için ileri yaş depresyonu gözden kaçabiliyor. Bu noktada yaşlı bireylerin yakınlarının bu durumun farkında olması ve üzerinde durması oldukça önemlidir.Yukarıda belirtilen semptomları 15 gün ve üzeri süre ile yaşlı bir yakınınızda gözlemliyorsanız bir uzmandan yardım alması için mutlaka yönlendirmeniz gerekmektedir.Yaşlı bireyler çoğu zaman kendilerinin gereksiz, yetersiz ve bir işe yaramaz olduğu algısına kapılırlar. Bu gibi durumlarda çevresinde bulunan yakınlarının onlarla uzun uzun sohbetler etmeleri, yapabilecekleri işler konusunda yardım istemeleri kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olacaktır.İleri yaş depresyonu fark edilmediği ve üzerinde durulmadığı takdirde yaşlı bireylerde fiziksel bir takım rahatsızlıklara da neden olmaktadır. Depresyonun tetiklediği yüksek şeker, tansiyon, kalp rahatsızlıkları gibi hastalıklar ortaya çıkabilmektedir.Tüm depresyon rahatsızlıklarında olduğu gibi ileri yaş depresyonunda da kişinin kendini yalnız hissetmemesi, sevgi ve şefkat ile yakınları tarafından kucaklanması oldukça önemlidir.

Devamını Oku
Diyabet Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Diyabet Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Diyabet yani halk arasında bilinen adıyla şeker hastalığı günümüzde 20 yaş üstü bireylerde %15 oranında görülmekte ve bu oran giderek artmaktadır. Önceki dönemlerde belirli bir yaş üzerinde görülen bu hastalık değişen yaşam standartları ile birlikte çocuklarda dahi görülebilmektedir.Diyabet dünya üzerinde görülen en yaygın ve önemli hastalıklar arasında yer almaktadır. Hem kontrol edilmesindeki güçlük hem de yayılma hızındaki artış nedeni ile son zamanlarda uzmanlar tarafından önemle incelenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Diyabet, dünya üzerindeki salgın hastalıklar arasında yer almaktadır.Peki, Diyabet (Şeker Hastalığı) nedir?Diyabet en basit hali ile pankreasın yeterli düzeyde insülin hormonu üretememesi ya da üretilen hormonun yeterli ve doğru şekilde kullanılamamasıyla kandaki şeker oranının yükselmesi olarak açıklanabilir. Diyabetin iki türü bulunmaktadır;Tip 1 Diyabet : 30 yaşından önce meydana gelmektedir. Bu hastaların vücutlarında insülin üretimi bulunmamaktadır.Tip 2 Diyabet : Ortalama 40 yaş ve üzeri hastalarda görülür. Bu hastaların vücudunda insülin üretimi bulunmaktadır ancak yeterli düzeyde değildir. Diyabet hastalarının ortalama %70’ni tip 2 hastalar oluşturmaktadır.Diyabet hakkında bilmeniz gerekenler:Hastalığın gelişim süreci oldukça yavaş ilerler ve çoğu zaman herhangi bir belirti göstermez. İlk belirtiler ortaya çıktığında ise hastalık yaklaşık olarak 5-6 yıllıktır.Hastalık büyük oranda genetiktir. Bu nedenle aile geçmişinizde Diyabet tanısı konmuş bir yakınınız var ise mutlaka düzenli kan testi kontrollerinizi yaptırmalısınız. Böylece erken teşhis mümkün olacaktır.Diyabetin belirtileri arasında; çok sık idrara çıkma, iştah kaybı ya da aşırı kilo alımı, ağız kuruluğu, ayak altında yanma hissi, geceleri sık sık idrara çıkma gibi semptomlar yer almaktadır.Bir kişiye diyabet tanısının konabilmesi için pek çok farklı test yöntemi bulunmaktadır.Halk arasında sıkça kullanılan ve bilinen bir diğer terim ise ‘Gizli Şeker’dir. Bu bir şeker hastalığı değildir ancak hastaya yapılan şeker yüklemesi sonrasında çıkan değerlere bakılarak ileriki dönemde şeker hastası olma ya da olmama ihtimali saptanabilir.Diyabet ciddi anlamda kişinin yaşam kalitesini etkileyen bir rahatsızlıktır. Kontrol altında tutulmadığı zaman kişileri ölüme götürebilecek kadar ciddi bir rahatsızlıktır.Tüm dünyada ve ülkemizde Diyabet rahatsızlığına karşı çeşitli etkinlikler, faaliyetler ve bilinçlendirme kampanyaları yapılmaktadır.Diyabet önlenebilen bir rahatsızlıktır. Erken çocukluk döneminden itibaren yapılan testler ve gerekli kontrollerin sağlanması ile önlenebilir ya da kontrol altına alınabilir.Diyabet hastalığında kişinin diğer organları da zarar görebiliyor. Özellikle bu rahatsızlıkta kalp ve böbrekler işlevini yerine getirmekte zorlanabiliyor ve zarar görebiliyor.Diyabetin belirtilerinden bir ya da birkaçını bile kendinizde ya da bir yakınınızda gözlemlediğinizde mutlaka bir uzmana başvurmanız gerektiğini unutmayın.Hastalıktan korunmak için şeker tüketiminizi azaltın ve sağlıklı beslenme alışkanlığı edinin.Bol bol su için ve düzenli olarak hareket etmeye ya da spor yapmaya özen gösterin.Unutmayın ki, diyabet bir kader değil sizin önleyebileceğiniz bir rahatsızlıktır.

Devamını Oku
Cüzzam Hastalığı

Cüzzam Hastalığı

Cüzzam hastalığı (Lepra) tarih süresince bilinen en eski hastalıklardan birisidir. Tam olarak kaynağı ve nedenleri anlaşılmadan önceki dönemlerde pek çok efsanevi hikâyeye de konu olmuştur. Öyle ki tarih boyunca en korkulan hastalıklardan birisidir. Aynı zamanda uzun yıllar boyunca, hastalığın yarattığı etkiler gözlemlendiğinde bunun kişinin günahlarının karşılığı olan ilahi bir ceza olduğu savunulmuştur.Peki, gerçekte cüzzam hastalığı nedir?1876 yılında Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından hastalığa neden olan cüzzam mikrobu bulunmuştur. Cüzzam, özellikle deride meydana gelen ve burada yayılan ve yaşamaya başlayan mikrop sayesinde de tüm vücudu etkileyen bir hastalıktır.Cüzzam hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Cüzzam hastalığı bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta ile gerçekleştirilen en ufak temasta sağlıklı bireyin mikrobu kapması muhtemeldir.Bir diğer taraftan da Cüzzam hastalığı genetik olarakta kabul edilebilir. Kimi bireylerin genetik kodlamasında bu mikroba karşı direnç ve bağışıklık bulunurken kimi hastalarda ise bu bağışıklık mevcut değildir.Cüzzam hastaları her ülkede mutlaka kayıt altında tutulmaktadır. Çoğu zaman bu kişiler gözlem altında tutulur ve toplumdaki bireyler ile bir arada yaşamaları mümkün olmaz.Yapılan araştırmalarda ülkemizde ortalama 2700 cüzzam hastasının bulunduğu saptanmıştır.Cüzzam hastalığının sık rastlanan belirtileri arasında şunlar bulunmaktadır; yüzde meydana gelen adi şişlik ve ödemler, ellerde/kollarda/dirsekler/ayaklarda ortaya çıkan yaralar ve morluklar, sık bir şekilde tekrarlayan burun tıkanıkları ve kanamaları, vücutta ortaya çıkan lekeler, kızarıklıklar ve şiddetli kaşıntılar.Cüzzam hastalığının iki çeşidi bulunmaktadır. Birincisi nodüler tip. Bu daha çok vücudun çeşitli bölgelerinde deri üzerinde nasırlı, düğme şeklinde kabartılı yaralardır. İlerleyen dönemlerde bu yaraların açılması ya da iltihaplanması söz konusu olabilir.İkinci çeşit ise, sinirsel tiptir. Bu tipte cüzzam mikrobu hastanın sinir uçlarına ve sinir sistemine etki eder. Hasta bir süre sonra hissiz bir hal alır. İlerleyen dönemde bu tipte de hastalık deri yüzeyinde de görülmeye başlar.Günümüzde cüzzam hastalığının tedavisi mevcuttur ancak her hastalıkta olduğu gibi cüzamda da erken teşhis oldukça önemlidir.Çoğunlukla erken teşhiste, farklı ilaç kullanımları ile hastalık ortadan kaldırılmaktadır. Ancak tedavi sürecinde dikkat edilen bir diğer nokta ise hastanın vücudunda meydana gelen yaraların iz bırakmaması ve sağlıklı bir şekilde kapanmasıdır.

Devamını Oku
Reflü Hastalığı

Reflü Hastalığı

Reflü nedir?Reflü, halk arasında bilinen ve sık sık rastlanılan bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Yemekten sonra ortaya çıkan şişkinlik, midenin yanması, ekşime, yemeklerin ağza geri gelmesi gibi durumlarla kendini gösterir. Bu durum çoğu kişide fazla yemeye bağlı olarak geçici olmakla birlikte kimi bireylerde ise kronik bir hal almıştır. Bu kişilerdeki belirtiler sürekli tekrar etmekte ve durum hastalık halini almaktadır. Uzmanlar ise, bu hastalığı Gastroözofageal reflü olarak adlandırmaktadır.Reflünün belirtileri nelerdir?Reflünün en sık gözlenen belirtilerinden birisi göğüste ağrı, batma hissidir. Kimi hastalar bunu yalnızca göğüslerinde değil, boyun, omuz hatta kollarda bile hissedebilir.Reflünün bazı belirtileri kalp hastalığında ortaya çıkan göğüs ağrısı, kol ağrısı, sırtta batma gibi belirtilerle benzerlik gösterebilir.Ağza acı su gelmesi şeklinde tanımlanan bir diğer belirtisi de bulunmaktadır. Kimi zaman yemek sırasında kimi zaman da yemek sonrasında oluşur. Başlangıçta yenilen yemek geri gelirken, bir süre sonra kötü bir tat bırakan acı bir su ağza dolar.Çoğu hastada ağza acı su gelmesi durumu özellikle yatarken ya da eğilirken daha fazla hissedilir.Karında şişlik ve hazımsızlıkMidede şiddetli ağrı ve yanmaSürekli olarak gelişen geğirtiAralarda tutan uzun süreli hıçkırıkİlerleyen dönemlerde kronik öksürük, boğazda gıcık hissiSes tellerinde asitin sebebiyet verdiği hasara bağlı ses kısıklığıAğız kokusu ve diş eti hastalıklarıReflü hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Reflü sırasında yemek borusundan geriye taşan asit yemek borusunda geçici ancak önlemleri alınmazsa kalıcı hasarlara neden olabilir.Reflü rahatsızlığı günümüzde zamanında teşhis konulduğunda ve önlemler alındığında tedavisi mümkün bir hastalıktır.İlaç tedavileri ve önlem tedavilerinin yanı sıra ameliyat yani cerrahi tedavisi de bulunmaktadır.Ameliyat tedavisi, yaşa, yemek borusunda asitin sebep olduğu hasara, belirtilerin şiddetine ve hastanın rahatsızlık durumuna göre belirlenmektedir.Çoğu reflü hastasına öncelikli olarak uzun süreli ilaç tedavileri uygulanmaktadır.Reflüyü önlemek için neler yapabilirsiniz?Aşırı miktarda yiyecek tüketiminden uzak durmalısınız.Yağlı, sağlıksız yiyecekleri tüketmemelisiniz.Düzenli bir şekilde, az az ancak sık sık beslenmelisiniz.Yemek yerken, lokmalarınızı yavaş bir şekilde çiğnemeye ve yutmaya özen göstermelisiniz.Reflü için özel olarak geliştirilen yastıklardan ve yataklardan faydalanmalısınız.Alkol, kahve ve asitli içeceklerden uzak durmalı ya da kararında tüketmelisiniz.Baharatlı yiyecekler, sirke, turşu gibi asit oranı yüksek besinleri tüketmekten kaçınmalısınız.Yemek yedikten sonra en az 1 saat süre ile uzanmamalı ya da yatmamalısınız.Sıvı tüketiminize dikkat etmeli ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirmelisiniz.Kilo kontrolünüzü sağlamalı, kilo almaktan kaçınmalısınız.Özellikle yemek yedikten sonra çok dar giysiler yerine rahat kıyafetleri tercih etmelisiniz.Sigara tüketiminden kaçınmalısınız.Stresten olabildiğince uzak durmalısınız.

Devamını Oku
Sepsis Hastalığı Nedir?

Sepsis Hastalığı Nedir?

Sepsis Hastalığı nedir?Sepsis kan zehirlenmesi olarakta bilinen, bir mikrobun kanda çoğalması ardından da vücuttaki doku ve organlara zarar vermesi ile vücutta oldukça büyük oranda hasara neden olan bir hastalıktır. Oldukça büyük oranda ölüm riski oluşturan bu hastalık, vücudun enfekte olması ve belirli dokuların, organların zarar görmesi anlamına da gelmektedir. Kana çeşitli bakteri, mikrop ya da toksinlerin karışması ile ortaya çıkar. Özellikle yoğun bakımlarda “yoğun bakım enfeksiyonu” olarakta bilinen ölümlerin başlıca sebebi arasında Sepsis hastalığı bulunmaktadır.Sepsis Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gerekenler:Öncelikle Sepsis’e neden olan bakteriyi, mikrobu ya da enfeksiyonu kapmanın pek çok nedeni bulunmaktadır. Vücudunuzda bulunan açık bir yara, diş etinizde meydana gelen bir iltihap, parmağınızdaki ufak bir kesik, boğaz enfeksiyonu bile Sepsis’e neden olabilmektedir.Sepsis vakalarında ağırlıklı olarak başlangıçta görülen enfeksiyon çeşitleri arasında idrar yolu enfeksiyonu, bağırsak enfeksiyonu, akciğer enfeksiyonu gibi rahatsızlıklar bulunmaktadır. Enfeksiyon bu bölgelerde başlayarak diğer organlara ve dokulara yayılmaktadır.Özellikle ağır ameliyatlar geçiren, kanser olan ve kanser tedavisi gören, bağışıklık sistemi düşük olan, vücut direnci yetersiz kalan bireylerde görülmektedir. Bunun nedeni ise bağışıklığı zayıf kişilerde kandaki mikrobun enfeksiyona sebebiyet vermesi ve enfeksiyonun yayılma hızının kolayca artmasından kaynaklanmaktadır.Sepsis’in başlangıç dönemi belirtileri; yüksek ateş, üşüme, vücudun bazı bölgelerinde ortaya çıkan ağrılar, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, yorgunluk şeklindedir.İlerleyen dönem belirtileri arasında ise, asabiyet hali, ani ruhsal değişimler, bilincin gidip-gelmesi, idrara çıkmada ağrı ya da çıkamama, solunum güçlüğü, düzensiz kalp atışı gibi belirtiler bulunmaktadır.Bu hastalığın son aşaması ise “Septik Şok” dediğimiz dönemdir. Bu evrede hastanın kan basıncında oldukça büyük bir düşüş görülür. Enfeksiyon vücuttaki tüm ince damarlara dahi ulaşır ve bu damarların tıkanmasına neden olur. Bu durum tüm vücuda yayıldığında ise organ yetmezliği, kangren gibi ciddi durumlar ortaya çıkar.Sepsis hastalığının tanısı kan değerlerine, lökosit sayısına bakılarak konur.Yapılan araştırmalar sonucunda Sepsis’in bilinen çoğu hastalıktan hatta kanserden bile fazla sayıda ölüme sebebiyet verdiği saptanmıştır.Sepsis’i önlemek için nelere dikkat edebiliriz?Sepsis hastalığındaki en önemli nokta bireyin bağışıklık sistemi ve vücut direncidir. Bu noktada hastalığı önlemenin birincil kuralı bağışıklık sisteminizi güçlendirici ve koruyucu önlemler almanızdır.Bağışıklık sisteminin korunması ve güçlenmesi ise, sağlıklı beslenme, temiz yaşam, düzenli bir uyku, egzersiz ve stresten uzak durmak anlamına gelmektedir. Bu noktalara dikkat ederek yaşadığınızda bağışıklık sisteminiz kendini koruyacak ve giderek güçlenecektir.Kişisel bakımınıza ve temizliğinize özen göstermelisiniz. Ellerinizi sık sık yıkamak, dişlerinizi fırçalamak, duş almak, temiz kıyafetler giymek gibi. Bunun haricinde toplumsal temizlik kurallarına da önem vermelisiniz.Vücudunuzda ufakta olsa açık yaralar bulunuyorsa bunların bakımına, pansumanına dikkat etmeli, ortamla temas halinde bulunmasından kaçınmalısınız.Temiz beslenmeye özen göstermelisiniz. Sağlıklı gıdalar tüketmenin yanı sıra yediğiniz meyve-sebzeleri iyice yıkamak, içtiğiniz suyun temiz olması gibi etkenler de oldukça etkilidir.Özellikle hastane ortamlarında, tedavi ya da muayene sırasında, doğumda mutlaka içinde bulunduğunuz ortamın hijyenik ve steril olmasına dikkat etmelisiniz.

Devamını Oku
Koah Hastalığı

Koah Hastalığı

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı yani halk arasında kısaltması ile bildiğimiz KOAH hastalığı, öksürük, balgam, hırıltılı nefes alma, nefes alma güçlüğü şeklinde seyreden ve giderek ağırlaşan bir tablo izleyen akciğer rahatsızlığıdır. KOAH hastalığının ortaya çıkmasında etkin olan iki neden bulunmaktadır. Bunlardan birincisi kalıtım yani genetik faktörler iken bir diğeri ise çevre faktörüdür. Çoğu zaman ağırlıklı olarak hastalığın ortaya çıkmasına, tetiklenmesine ve gelişmesine neden olan durum çevresel faktörlerden kaynaklanmaktadır. Özellikle tütün ve tütün ürünleri kullanımı, alkol kullanımı, çeşitli zehirli gazlara maruz kalmak, hava kirliliği gibi nedenler çevresel faktörler tarafından ortaya çıkmaktadır ve hastalığın oluşumuna neden olmaktadır.Peki, KOAH hastalığı ile ilgili bilmeniz gereken başlıca şeyler nelerdir?Hastalık hakkında en çok merak edilen ve tartışılan nokta sigara içen ve içmeyen bireylerde görülme olasılığı farkıdır. Yapılan araştırmalara göre, sigara kullanan bireylerde hastalığın görülme oranı kullanmayanlara göre 25 kat daha fazladır.Türkiye’de ortalama 3,5 milyon KOAH hastası bulunmaktadır.Hastalığın erken teşhisi için belirtilerinin bilinmesi de oldukça önemlidir. Hastalık uzun süreli devam eden öksürük, balgam çıkarma, nefes darlığı, hırıltılı nefes alma, çabuk yorulma, sürekli halsiz ve güçsüz hissetme gibi belirtiler ile ortaya çıkmaktadır.Dünya üzerinde yapılan araştırmalarda ölüme sebebiyet veren hastalıklar sıralamasında 4. sırada olmasına rağmen KOAH hastalığının fark edilmesi ve erken teşhisi çoğu zaman zor olmaktadır. Bunun nedeni ise, belirtilerin başka hastalıklarla (örneğin, kronik bronşit) karıştırılması ya da sigara kullanan bireylerin bunun sigara kullanımına bağlı doğal semptomlar olduğunu düşünmesidir.Hastalığın şiddeti ve ilerlemesi belirtilerin şiddetinden ve değişkenlik göstermesinden anlaşılabilir. Örneğin, ileri düzeye geldiği durumlarda tamamen fiziksel aktivite yapamaz hale gelme, el ve ayaklarda şişme-morarma ya da ani kilo kaybı gibi belirtiler de ortaya çıkmaya başlar.KOAH hastalığı 4 farklı evrede gözlenebilir. Birincisi, hafif KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalarda genelde basit fiziksel aktivitelerde nefes darlığı yaşadıkları görülür. Örneğin, merdiven çıkarken ya da yokuş yukarı yürürken nefes almakta güçlük çekerler.İkincisi, Orta KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalar normalden daha yorucu işlerde nefes darlığı çekmenin yanı sıra artık günlük işlerini yaparken de nefes darlığı çekebilirler. Ancak bunun dışında çok şiddetli öksürük ya da gece uyku sorunu gibi belirtiler gözlenmez.Üçüncüsü, Ağır KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalar günlük işlerinde nefes darlığı çekmenin yanı sıra artık günlük aktivitelerini tamamlayamayacak duruma gelirler. Çoğu zaman kendilerini aşırı halsiz ve yorgun hissedeler. Nefes darlığı sebebi ile geceleri uyuyamazlar.Dördüncüsü, Çok ağır KOAH. Bu düzeydeki hastalar tüm semptomları oldukça şiddetli bir şekilde yaşarlar. Öksürük nöbetleri, yoğun bir şekilde balgam çıkarma kimi zaman bu balgam kanlı olabilir, evin içerisinde dahi yürümekte zorlanma, çok şiddetli sırt ve vücut ağrıları gibi belirtileri yaşadıkları gözlenmiştir.KOAH hastalığı ilerledikçe ve şiddeti arttıkça ona eşlik eden yeni hastalıklar ve belirtiler de ortaya çıkmaktadır. Bunlar, kalp yetmezliği, çeşitli mide rahatsızlıkları, psikolojik rahatsızlıklar, zihinsel faaliyetlerde duraksama, morarmalar, şiddetli ağrılar, aşırı terleme olarak belirtilebilir.KOAH hastalığının erken teşhisini sağlamak amacı ile akciğer fonksiyonlarını ölçen çeşitli testler yapılmakta ve bu testlerin sonucuna göre teşhis konulmaktadır.Bu noktada erken teşhiste bulunmak hastalığı daha düşük evrelerde yakalamaya olanak sağlamaktadır. Hastalığı tam anlamı ile tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olmamakla birlikte, erken teşhis sayesinde uygulanacak tedaviler ile ilerleme süreci durdurulabilmektedir.Bu süreçte eğer sigara ve diğer tütün ürünleri kullanılıyorsa mutlaka bırakılması gerekmektedir. Sigarayı ve hastalığa neden olan diğer çevresel faktörleri ortadan kaldırmak hastalığın ilerlemesini durdurmak için oldukça faydalı olacaktır.KOAH hastaları, hastalık süresinde iki farklı dönemden geçerler. Birincisi, stabil dönem. Hastalığın semptomlarının var olduğu ancak çok şiddetli olmadığı dönemdir. Bu dönemde, hastaya içiyorsa sigara kullanımı bıraktırılır. Genel anlamda yaşam kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılır. İkincisi ise, alevlenme dönemidir. Bu dönemde ise, hastanın şikayetleri artar, semptomlar şiddetlenmeye başlar.  Tedavinin hastayı rahatlatmayı amaçlandığı ve genel sağlık durumuna etkin müdahalede bulunulan kritik dönemdir.

Devamını Oku
ALS Hastalığı

ALS Hastalığı

Amiyotrofik lateral skleroz yani halk arasında kısaltma adı ile bilinen ALS hastalığı motor ve merkezi sinir sistemine etki eden bir hastalıktır. Çoğumuzun hastalığa sahip ünlü kişiler sayesinde duyduğu ancak çokta bilgi sahibi olmadığımız bu hastalık, günümüzde artık her yüz bin kişiden ortalama 4 ile 5 kişide gözlemleniyor. Hastalık her ne kadar sinirlerdeki bozulma ile ilgili olsa da aslında tamamen vücudun kas sistemini etkilemektedir. Motor sinirlere etki eden bu hastalık, kas hareketlerini engelliyor. Belirtileri ise her hastada farklılık gösterse de bu hastalık öncelikli olarak el ya da kollarda güçsüzlük ile başlayıp tüm vücuda etki ediyor.Peki, ALS hastalığının belirtileri nelerdir?Kol ve bacaklarda meydana gelen güç kaybıKaslarda meydana gelen ani kasılmalar ve kramplarSürekli olarak takılmak, ayak sürümek, yürüme güçlüğü çekmekYutkunma, konuşma ve yeme zorluğu yaşamakŞiddetli kas ağrılarıÇok basit aktivitelerde bile örneğin düğme iliklemek, çatal-bıçak tutmak, kalem tutmak vb. zorlanmak, güçsüz hissetmekAni bir şekilde ortaya çıkan ve kontrol edilemeyen duygu değişimleri, gülme ve ağlama halleriYukarıdaki bir ya da birkaç belirtiyi kendinizde gözlemliyorsanız mutlaka bir uzmana danışmalı ve durumunuzu takip etmelisiniz. ALS hastalığı genel olarak dünyanın her yerinde gözlemlenebilen rahatsızlıktır. Ancak yapılan araştırmalar göstermektedir ki, özellikle 50 yaş ve üzeri bireylerde hastalık başlangıcı görülmektedir.ALS hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler ve merak ettikleriniz:ALS hastalığı genel olarak bakıldığında ve yapılan araştırmalar doğrultusunda yalnız %10’luk bir ilişki genetikle bağlantılı bulunmuştur. Yani ALS kalıtımsal bir rahatsızlık değildir.ALS hastalığına sebep olan pek çok faktör bulunmaktadır. Bunlar çevresel, biyolojik, fiziksel alt yapılara sahiptir.Motor sinirlerdeki yıpranmada maruz kalınan kimyasalların da etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Örneğin, kullandığınız diş macunundan tutunda sıktığınız deodoranta kadar pek çok kimyasal madde içeren ürün sinir sistemi deformasyonu için risk taşımaktadır.Hastalık kesinlikle bulaşıcı değildir.Hastalığın seyri sırasında öncelikle kollarda ve bacaklarda güç kaybı yaşanıyor. Daha sonra yeme ve konuşma zorluğu, yürüme güçlükleri şeklinde tüm vücut kaslarına yayılıyor. Ancak incelenen çoğu vakada hastalığın duyu ile ilgili olan sistemini, bağırsak kontrolünü ve zekayı etkilemediği görülmüştür.ALS hastalığı ile ilgili olarak ortaya konan herhangi bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Fakat günümüzde geldiğimiz noktada, ALS hastalarına uygulanan destek tedaviler bulunmaktadır. Bu tedaviler, hastanın yaşam kalitesini arttırmaktadır.Hastalık sürecinde, diğer tüm hastalıklarda da olduğu gibi erken teşhis büyük önem taşımaktadır. Erken teşhis, destek tedavisine de erken başlamayı mümkün kıldığı için hastanın bundan maksimum fayda almasını da sağlıyor.ALS hastalarına biçilen yaşam süresi ortalama olarak 5–6 yıl olarak belirlenmiş olsa da günümüzdeki hastaların çoğu destek tedavileri iyi bir şekilde sağlandığında 10 yıl ve üzerinde yaşamlarını devam ettirebiliyor.ALS hastalığının etki ettiği ve etmediği kaslar incelenmiştir. Göz kasları, kalp kası, cilt işlevleri hastalığın seyrinden etkilenmez.ALS hastalarına evde bakım ve destek ortamı sağlandığı takdirde hem sosyal hayattan kopmadan hem de sağlık anlamında riskleri ortadan kaldırarak yaşamlarını sürdürmeleri mümkün hale geliyor. Bu anlamda evde bakım hizmeti sağlayan profesyonel hemşirelerden ve hasta bakıcılardan destek almak hem sizin hem de bakımını sağladığınız hasta yakınınızın hayatını oldukça kolaylaştıracaktır.Hepinize sağlık dolu günler dilerim…

Devamını Oku
Yatalak Hasta Bakımı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Yatalak Hasta Bakımı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Yatalak olarak yaşamak, yatağa bağımlı ve fiziksel aktivitelerini kendi başına yerine getirememek anlamına gelmektedir. Her birimiz için düşündüğümüzde korkunç hissettiren yatağa bağımlı olarak yaşama düşüncesi kimileri için maalesef gerçek olmaktadır. Geçirilen bir kaza sonucu, yaşlanmaya bağlı olarak, doğuştan sahip olunan bir rahatsızlık sebebi ile bireyler yaşamlarını yatağa bağımlı olarak geçirebilir.Yatalak hasta bakımı, ayakta hasta bakımına nazaran oldukça zordur. Özellikle bilinci açık olan, her şeyin farkında olan yatalak hastaların bakımı ayrıca bir hassasiyet gerektirir. Çünkü, kişisel temizliklerinden tutun da ilaç takiplerine kadar her türlü ihtiyaçları bakım veren kişi tarafından gerçekleştirilir. Bu durumda hastalarda utanç duymalarına, kendilerini eksik ve yetersiz hissetmelerine, birine muhtaç olarak yaşamanın getirdiği mahcubiyet duygusuna sebep olmaktadır. Bu da bu hastaların psikolojik olarakta çok zor süreçler yaşamalarına ve her an değişen duygusal durumları ile depresyona yatkınlık göstermelerine neden olur.Yatalak hasta bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri, hastaya bakım veren kişinin mutlaka eğitimli ve deneyimli profesyonel bir hasta bakım personeli olması gerekmektedir. Yatalak hastalar hastanelerde ve özel kurumlarda bakılabildiği gibi aynı zamanda evde de bakımları sağlanabilir. Bu hastanın kendini bu zorlu süreçte daha rahat hissedebilmesi açısından oldukça önemlidir.Yatalak hasta bakımında dikkat edilmesi gereken noktalar;Yatak yaraları: Sürekli yatmaya bağlı olarak vücudun farklı noktalarında yaralar oluşur. Bunun sebebi yatağa uzun süreli temas eden noktaların havasız kalması ve yatak yarası dediğimiz yaralara sebep olmasıdır. Bu noktada, profesyonel hasta bakıcılar hastayı gün içerisinde düzenli olarak çevirerek yatak yaralarının oluşumunu engeller.Kas-İskelet sistemi rahatsızlıkları: Uzun süreli hareketsiz kalmaya bağlı olarak kaslarda zayıflamalar, kuvvetsizlik ve çeşitli ağrılar başlar. Hasta bakıcıların görevlerinden biri de yatalak hastaya her gün düzenli olarak egzersizler yaptırmak ve bu şekilde kas – iskelet sisteminin zayıflamasını önlemektir.Solunum sistemi rahatsızlıkları: Yatalak hastalarda uzun süreli yatma sonucu göğüs kafesi genişler ve buna bağlı olarak hastanın derin nefes alabilme kabiliyeti azalır. Bu noktada, yatalak hasta bakım personeli hastaya çeşitli nefes egzersizleri yaptırmalı, balon şişirme, ıslık çalma gibi egzersizler ile nefes alabilme kabiliyetini kaybetmeden korumasına yardımcı olmalıdır.Uygulanması gereken diyet ve ilaç takibi: Yatalak hastanın rahatsızlığına bağlı olarak uyması gereken bir beslenme ve diyet programı var ise, bakım veren kişi tarafından bu liste düzenli olarak uygulanmaktadır. Kullandığı ilaçlar takip edilmeli ve saatinde verilmelidir.Psikolojik rahatsızlıklar: Yatalak hastalarda gözlemlenen en önemli sıkıntılardan biri de içinde bulundukları duruma bağlı olarak geliştirdikleri psikolojik yakınmalardır. Uzun süreli olarak yatağa bağımlı kişilerde özellikle depresif duygular fazlaca görülür ve bu da depresyona sebebiyet verir. İhtiyaçlarını kendi başına gideremediği ve mutlaka birinin yardımına muhtaç olduğu için en derin ve şiddetli hissettiği duygu terk edilme ve yalnız kalma korkusudur. Bu durumda yatalak hastanın yanında olmak, onunla sürekli olarak sohbet etmek ve sosyal yaşamdan ve çevreden kopmasını engellemek gerekir. Profesyonel anlamda hizmet veren bir yatalak hasta personeli, hastası ile hem fiziksel hem ruhsal olarak ilgilenmeli onu gündelik yaşamın içinde desteklemelidir.Unutmayın ki yatalak hasta olmak, yatağa bağımlı yaşamak bir kader olsa da ve bunu değiştiremeseniz de işinde deneyimli, eğitimli profesyonel bir yatalak hasta bakım personelinden destek aldığınız zaman hem hastanız hem de siz oldukça kaliteli, sağlıklı, huzurlu ve konforlu bir yaşam sürebilirsiniz.

Devamını Oku
1 2 3 4 5 6 7 8 9
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al