Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Cüzzam Hastalığı

Cüzzam Hastalığı

Cüzzam hastalığı (Lepra) tarih süresince bilinen en eski hastalıklardan birisidir. Tam olarak kaynağı ve nedenleri anlaşılmadan önceki dönemlerde pek çok efsanevi hikâyeye de konu olmuştur. Öyle ki tarih boyunca en korkulan hastalıklardan birisidir. Aynı zamanda uzun yıllar boyunca, hastalığın yarattığı etkiler gözlemlendiğinde bunun kişinin günahlarının karşılığı olan ilahi bir ceza olduğu savunulmuştur.Peki, gerçekte cüzzam hastalığı nedir?1876 yılında Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından hastalığa neden olan cüzzam mikrobu bulunmuştur. Cüzzam, özellikle deride meydana gelen ve burada yayılan ve yaşamaya başlayan mikrop sayesinde de tüm vücudu etkileyen bir hastalıktır.Cüzzam hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Cüzzam hastalığı bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta ile gerçekleştirilen en ufak temasta sağlıklı bireyin mikrobu kapması muhtemeldir.Bir diğer taraftan da Cüzzam hastalığı genetik olarakta kabul edilebilir. Kimi bireylerin genetik kodlamasında bu mikroba karşı direnç ve bağışıklık bulunurken kimi hastalarda ise bu bağışıklık mevcut değildir.Cüzzam hastaları her ülkede mutlaka kayıt altında tutulmaktadır. Çoğu zaman bu kişiler gözlem altında tutulur ve toplumdaki bireyler ile bir arada yaşamaları mümkün olmaz.Yapılan araştırmalarda ülkemizde ortalama 2700 cüzzam hastasının bulunduğu saptanmıştır.Cüzzam hastalığının sık rastlanan belirtileri arasında şunlar bulunmaktadır; yüzde meydana gelen adi şişlik ve ödemler, ellerde/kollarda/dirsekler/ayaklarda ortaya çıkan yaralar ve morluklar, sık bir şekilde tekrarlayan burun tıkanıkları ve kanamaları, vücutta ortaya çıkan lekeler, kızarıklıklar ve şiddetli kaşıntılar.Cüzzam hastalığının iki çeşidi bulunmaktadır. Birincisi nodüler tip. Bu daha çok vücudun çeşitli bölgelerinde deri üzerinde nasırlı, düğme şeklinde kabartılı yaralardır. İlerleyen dönemlerde bu yaraların açılması ya da iltihaplanması söz konusu olabilir.İkinci çeşit ise, sinirsel tiptir. Bu tipte cüzzam mikrobu hastanın sinir uçlarına ve sinir sistemine etki eder. Hasta bir süre sonra hissiz bir hal alır. İlerleyen dönemde bu tipte de hastalık deri yüzeyinde de görülmeye başlar.Günümüzde cüzzam hastalığının tedavisi mevcuttur ancak her hastalıkta olduğu gibi cüzamda da erken teşhis oldukça önemlidir.Çoğunlukla erken teşhiste, farklı ilaç kullanımları ile hastalık ortadan kaldırılmaktadır. Ancak tedavi sürecinde dikkat edilen bir diğer nokta ise hastanın vücudunda meydana gelen yaraların iz bırakmaması ve sağlıklı bir şekilde kapanmasıdır.

Devamını Oku
Reflü Hastalığı

Reflü Hastalığı

Reflü nedir?Reflü, halk arasında bilinen ve sık sık rastlanılan bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Yemekten sonra ortaya çıkan şişkinlik, midenin yanması, ekşime, yemeklerin ağza geri gelmesi gibi durumlarla kendini gösterir. Bu durum çoğu kişide fazla yemeye bağlı olarak geçici olmakla birlikte kimi bireylerde ise kronik bir hal almıştır. Bu kişilerdeki belirtiler sürekli tekrar etmekte ve durum hastalık halini almaktadır. Uzmanlar ise, bu hastalığı Gastroözofageal reflü olarak adlandırmaktadır.Reflünün belirtileri nelerdir?Reflünün en sık gözlenen belirtilerinden birisi göğüste ağrı, batma hissidir. Kimi hastalar bunu yalnızca göğüslerinde değil, boyun, omuz hatta kollarda bile hissedebilir.Reflünün bazı belirtileri kalp hastalığında ortaya çıkan göğüs ağrısı, kol ağrısı, sırtta batma gibi belirtilerle benzerlik gösterebilir.Ağza acı su gelmesi şeklinde tanımlanan bir diğer belirtisi de bulunmaktadır. Kimi zaman yemek sırasında kimi zaman da yemek sonrasında oluşur. Başlangıçta yenilen yemek geri gelirken, bir süre sonra kötü bir tat bırakan acı bir su ağza dolar.Çoğu hastada ağza acı su gelmesi durumu özellikle yatarken ya da eğilirken daha fazla hissedilir.Karında şişlik ve hazımsızlıkMidede şiddetli ağrı ve yanmaSürekli olarak gelişen geğirtiAralarda tutan uzun süreli hıçkırıkİlerleyen dönemlerde kronik öksürük, boğazda gıcık hissiSes tellerinde asitin sebebiyet verdiği hasara bağlı ses kısıklığıAğız kokusu ve diş eti hastalıklarıReflü hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Reflü sırasında yemek borusundan geriye taşan asit yemek borusunda geçici ancak önlemleri alınmazsa kalıcı hasarlara neden olabilir.Reflü rahatsızlığı günümüzde zamanında teşhis konulduğunda ve önlemler alındığında tedavisi mümkün bir hastalıktır.İlaç tedavileri ve önlem tedavilerinin yanı sıra ameliyat yani cerrahi tedavisi de bulunmaktadır.Ameliyat tedavisi, yaşa, yemek borusunda asitin sebep olduğu hasara, belirtilerin şiddetine ve hastanın rahatsızlık durumuna göre belirlenmektedir.Çoğu reflü hastasına öncelikli olarak uzun süreli ilaç tedavileri uygulanmaktadır.Reflüyü önlemek için neler yapabilirsiniz?Aşırı miktarda yiyecek tüketiminden uzak durmalısınız.Yağlı, sağlıksız yiyecekleri tüketmemelisiniz.Düzenli bir şekilde, az az ancak sık sık beslenmelisiniz.Yemek yerken, lokmalarınızı yavaş bir şekilde çiğnemeye ve yutmaya özen göstermelisiniz.Reflü için özel olarak geliştirilen yastıklardan ve yataklardan faydalanmalısınız.Alkol, kahve ve asitli içeceklerden uzak durmalı ya da kararında tüketmelisiniz.Baharatlı yiyecekler, sirke, turşu gibi asit oranı yüksek besinleri tüketmekten kaçınmalısınız.Yemek yedikten sonra en az 1 saat süre ile uzanmamalı ya da yatmamalısınız.Sıvı tüketiminize dikkat etmeli ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirmelisiniz.Kilo kontrolünüzü sağlamalı, kilo almaktan kaçınmalısınız.Özellikle yemek yedikten sonra çok dar giysiler yerine rahat kıyafetleri tercih etmelisiniz.Sigara tüketiminden kaçınmalısınız.Stresten olabildiğince uzak durmalısınız.

Devamını Oku
Sepsis Hastalığı Nedir?

Sepsis Hastalığı Nedir?

Sepsis Hastalığı nedir?Sepsis kan zehirlenmesi olarakta bilinen, bir mikrobun kanda çoğalması ardından da vücuttaki doku ve organlara zarar vermesi ile vücutta oldukça büyük oranda hasara neden olan bir hastalıktır. Oldukça büyük oranda ölüm riski oluşturan bu hastalık, vücudun enfekte olması ve belirli dokuların, organların zarar görmesi anlamına da gelmektedir. Kana çeşitli bakteri, mikrop ya da toksinlerin karışması ile ortaya çıkar. Özellikle yoğun bakımlarda “yoğun bakım enfeksiyonu” olarakta bilinen ölümlerin başlıca sebebi arasında Sepsis hastalığı bulunmaktadır.Sepsis Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gerekenler:Öncelikle Sepsis’e neden olan bakteriyi, mikrobu ya da enfeksiyonu kapmanın pek çok nedeni bulunmaktadır. Vücudunuzda bulunan açık bir yara, diş etinizde meydana gelen bir iltihap, parmağınızdaki ufak bir kesik, boğaz enfeksiyonu bile Sepsis’e neden olabilmektedir.Sepsis vakalarında ağırlıklı olarak başlangıçta görülen enfeksiyon çeşitleri arasında idrar yolu enfeksiyonu, bağırsak enfeksiyonu, akciğer enfeksiyonu gibi rahatsızlıklar bulunmaktadır. Enfeksiyon bu bölgelerde başlayarak diğer organlara ve dokulara yayılmaktadır.Özellikle ağır ameliyatlar geçiren, kanser olan ve kanser tedavisi gören, bağışıklık sistemi düşük olan, vücut direnci yetersiz kalan bireylerde görülmektedir. Bunun nedeni ise bağışıklığı zayıf kişilerde kandaki mikrobun enfeksiyona sebebiyet vermesi ve enfeksiyonun yayılma hızının kolayca artmasından kaynaklanmaktadır.Sepsis’in başlangıç dönemi belirtileri; yüksek ateş, üşüme, vücudun bazı bölgelerinde ortaya çıkan ağrılar, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, yorgunluk şeklindedir.İlerleyen dönem belirtileri arasında ise, asabiyet hali, ani ruhsal değişimler, bilincin gidip-gelmesi, idrara çıkmada ağrı ya da çıkamama, solunum güçlüğü, düzensiz kalp atışı gibi belirtiler bulunmaktadır.Bu hastalığın son aşaması ise “Septik Şok” dediğimiz dönemdir. Bu evrede hastanın kan basıncında oldukça büyük bir düşüş görülür. Enfeksiyon vücuttaki tüm ince damarlara dahi ulaşır ve bu damarların tıkanmasına neden olur. Bu durum tüm vücuda yayıldığında ise organ yetmezliği, kangren gibi ciddi durumlar ortaya çıkar.Sepsis hastalığının tanısı kan değerlerine, lökosit sayısına bakılarak konur.Yapılan araştırmalar sonucunda Sepsis’in bilinen çoğu hastalıktan hatta kanserden bile fazla sayıda ölüme sebebiyet verdiği saptanmıştır.Sepsis’i önlemek için nelere dikkat edebiliriz?Sepsis hastalığındaki en önemli nokta bireyin bağışıklık sistemi ve vücut direncidir. Bu noktada hastalığı önlemenin birincil kuralı bağışıklık sisteminizi güçlendirici ve koruyucu önlemler almanızdır.Bağışıklık sisteminin korunması ve güçlenmesi ise, sağlıklı beslenme, temiz yaşam, düzenli bir uyku, egzersiz ve stresten uzak durmak anlamına gelmektedir. Bu noktalara dikkat ederek yaşadığınızda bağışıklık sisteminiz kendini koruyacak ve giderek güçlenecektir.Kişisel bakımınıza ve temizliğinize özen göstermelisiniz. Ellerinizi sık sık yıkamak, dişlerinizi fırçalamak, duş almak, temiz kıyafetler giymek gibi. Bunun haricinde toplumsal temizlik kurallarına da önem vermelisiniz.Vücudunuzda ufakta olsa açık yaralar bulunuyorsa bunların bakımına, pansumanına dikkat etmeli, ortamla temas halinde bulunmasından kaçınmalısınız.Temiz beslenmeye özen göstermelisiniz. Sağlıklı gıdalar tüketmenin yanı sıra yediğiniz meyve-sebzeleri iyice yıkamak, içtiğiniz suyun temiz olması gibi etkenler de oldukça etkilidir.Özellikle hastane ortamlarında, tedavi ya da muayene sırasında, doğumda mutlaka içinde bulunduğunuz ortamın hijyenik ve steril olmasına dikkat etmelisiniz.

Devamını Oku
Koah Hastalığı

Koah Hastalığı

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı yani halk arasında kısaltması ile bildiğimiz KOAH hastalığı, öksürük, balgam, hırıltılı nefes alma, nefes alma güçlüğü şeklinde seyreden ve giderek ağırlaşan bir tablo izleyen akciğer rahatsızlığıdır. KOAH hastalığının ortaya çıkmasında etkin olan iki neden bulunmaktadır. Bunlardan birincisi kalıtım yani genetik faktörler iken bir diğeri ise çevre faktörüdür. Çoğu zaman ağırlıklı olarak hastalığın ortaya çıkmasına, tetiklenmesine ve gelişmesine neden olan durum çevresel faktörlerden kaynaklanmaktadır. Özellikle tütün ve tütün ürünleri kullanımı, alkol kullanımı, çeşitli zehirli gazlara maruz kalmak, hava kirliliği gibi nedenler çevresel faktörler tarafından ortaya çıkmaktadır ve hastalığın oluşumuna neden olmaktadır.Peki, KOAH hastalığı ile ilgili bilmeniz gereken başlıca şeyler nelerdir?Hastalık hakkında en çok merak edilen ve tartışılan nokta sigara içen ve içmeyen bireylerde görülme olasılığı farkıdır. Yapılan araştırmalara göre, sigara kullanan bireylerde hastalığın görülme oranı kullanmayanlara göre 25 kat daha fazladır.Türkiye’de ortalama 3,5 milyon KOAH hastası bulunmaktadır.Hastalığın erken teşhisi için belirtilerinin bilinmesi de oldukça önemlidir. Hastalık uzun süreli devam eden öksürük, balgam çıkarma, nefes darlığı, hırıltılı nefes alma, çabuk yorulma, sürekli halsiz ve güçsüz hissetme gibi belirtiler ile ortaya çıkmaktadır.Dünya üzerinde yapılan araştırmalarda ölüme sebebiyet veren hastalıklar sıralamasında 4. sırada olmasına rağmen KOAH hastalığının fark edilmesi ve erken teşhisi çoğu zaman zor olmaktadır. Bunun nedeni ise, belirtilerin başka hastalıklarla (örneğin, kronik bronşit) karıştırılması ya da sigara kullanan bireylerin bunun sigara kullanımına bağlı doğal semptomlar olduğunu düşünmesidir.Hastalığın şiddeti ve ilerlemesi belirtilerin şiddetinden ve değişkenlik göstermesinden anlaşılabilir. Örneğin, ileri düzeye geldiği durumlarda tamamen fiziksel aktivite yapamaz hale gelme, el ve ayaklarda şişme-morarma ya da ani kilo kaybı gibi belirtiler de ortaya çıkmaya başlar.KOAH hastalığı 4 farklı evrede gözlenebilir. Birincisi, hafif KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalarda genelde basit fiziksel aktivitelerde nefes darlığı yaşadıkları görülür. Örneğin, merdiven çıkarken ya da yokuş yukarı yürürken nefes almakta güçlük çekerler.İkincisi, Orta KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalar normalden daha yorucu işlerde nefes darlığı çekmenin yanı sıra artık günlük işlerini yaparken de nefes darlığı çekebilirler. Ancak bunun dışında çok şiddetli öksürük ya da gece uyku sorunu gibi belirtiler gözlenmez.Üçüncüsü, Ağır KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalar günlük işlerinde nefes darlığı çekmenin yanı sıra artık günlük aktivitelerini tamamlayamayacak duruma gelirler. Çoğu zaman kendilerini aşırı halsiz ve yorgun hissedeler. Nefes darlığı sebebi ile geceleri uyuyamazlar.Dördüncüsü, Çok ağır KOAH. Bu düzeydeki hastalar tüm semptomları oldukça şiddetli bir şekilde yaşarlar. Öksürük nöbetleri, yoğun bir şekilde balgam çıkarma kimi zaman bu balgam kanlı olabilir, evin içerisinde dahi yürümekte zorlanma, çok şiddetli sırt ve vücut ağrıları gibi belirtileri yaşadıkları gözlenmiştir.KOAH hastalığı ilerledikçe ve şiddeti arttıkça ona eşlik eden yeni hastalıklar ve belirtiler de ortaya çıkmaktadır. Bunlar, kalp yetmezliği, çeşitli mide rahatsızlıkları, psikolojik rahatsızlıklar, zihinsel faaliyetlerde duraksama, morarmalar, şiddetli ağrılar, aşırı terleme olarak belirtilebilir.KOAH hastalığının erken teşhisini sağlamak amacı ile akciğer fonksiyonlarını ölçen çeşitli testler yapılmakta ve bu testlerin sonucuna göre teşhis konulmaktadır.Bu noktada erken teşhiste bulunmak hastalığı daha düşük evrelerde yakalamaya olanak sağlamaktadır. Hastalığı tam anlamı ile tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olmamakla birlikte, erken teşhis sayesinde uygulanacak tedaviler ile ilerleme süreci durdurulabilmektedir.Bu süreçte eğer sigara ve diğer tütün ürünleri kullanılıyorsa mutlaka bırakılması gerekmektedir. Sigarayı ve hastalığa neden olan diğer çevresel faktörleri ortadan kaldırmak hastalığın ilerlemesini durdurmak için oldukça faydalı olacaktır.KOAH hastaları, hastalık süresinde iki farklı dönemden geçerler. Birincisi, stabil dönem. Hastalığın semptomlarının var olduğu ancak çok şiddetli olmadığı dönemdir. Bu dönemde, hastaya içiyorsa sigara kullanımı bıraktırılır. Genel anlamda yaşam kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılır. İkincisi ise, alevlenme dönemidir. Bu dönemde ise, hastanın şikayetleri artar, semptomlar şiddetlenmeye başlar.  Tedavinin hastayı rahatlatmayı amaçlandığı ve genel sağlık durumuna etkin müdahalede bulunulan kritik dönemdir.

Devamını Oku
ALS Hastalığı

ALS Hastalığı

Amiyotrofik lateral skleroz yani halk arasında kısaltma adı ile bilinen ALS hastalığı motor ve merkezi sinir sistemine etki eden bir hastalıktır. Çoğumuzun hastalığa sahip ünlü kişiler sayesinde duyduğu ancak çokta bilgi sahibi olmadığımız bu hastalık, günümüzde artık her yüz bin kişiden ortalama 4 ile 5 kişide gözlemleniyor. Hastalık her ne kadar sinirlerdeki bozulma ile ilgili olsa da aslında tamamen vücudun kas sistemini etkilemektedir. Motor sinirlere etki eden bu hastalık, kas hareketlerini engelliyor. Belirtileri ise her hastada farklılık gösterse de bu hastalık öncelikli olarak el ya da kollarda güçsüzlük ile başlayıp tüm vücuda etki ediyor.Peki, ALS hastalığının belirtileri nelerdir?Kol ve bacaklarda meydana gelen güç kaybıKaslarda meydana gelen ani kasılmalar ve kramplarSürekli olarak takılmak, ayak sürümek, yürüme güçlüğü çekmekYutkunma, konuşma ve yeme zorluğu yaşamakŞiddetli kas ağrılarıÇok basit aktivitelerde bile örneğin düğme iliklemek, çatal-bıçak tutmak, kalem tutmak vb. zorlanmak, güçsüz hissetmekAni bir şekilde ortaya çıkan ve kontrol edilemeyen duygu değişimleri, gülme ve ağlama halleriYukarıdaki bir ya da birkaç belirtiyi kendinizde gözlemliyorsanız mutlaka bir uzmana danışmalı ve durumunuzu takip etmelisiniz. ALS hastalığı genel olarak dünyanın her yerinde gözlemlenebilen rahatsızlıktır. Ancak yapılan araştırmalar göstermektedir ki, özellikle 50 yaş ve üzeri bireylerde hastalık başlangıcı görülmektedir.ALS hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler ve merak ettikleriniz:ALS hastalığı genel olarak bakıldığında ve yapılan araştırmalar doğrultusunda yalnız %10’luk bir ilişki genetikle bağlantılı bulunmuştur. Yani ALS kalıtımsal bir rahatsızlık değildir.ALS hastalığına sebep olan pek çok faktör bulunmaktadır. Bunlar çevresel, biyolojik, fiziksel alt yapılara sahiptir.Motor sinirlerdeki yıpranmada maruz kalınan kimyasalların da etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Örneğin, kullandığınız diş macunundan tutunda sıktığınız deodoranta kadar pek çok kimyasal madde içeren ürün sinir sistemi deformasyonu için risk taşımaktadır.Hastalık kesinlikle bulaşıcı değildir.Hastalığın seyri sırasında öncelikle kollarda ve bacaklarda güç kaybı yaşanıyor. Daha sonra yeme ve konuşma zorluğu, yürüme güçlükleri şeklinde tüm vücut kaslarına yayılıyor. Ancak incelenen çoğu vakada hastalığın duyu ile ilgili olan sistemini, bağırsak kontrolünü ve zekayı etkilemediği görülmüştür.ALS hastalığı ile ilgili olarak ortaya konan herhangi bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Fakat günümüzde geldiğimiz noktada, ALS hastalarına uygulanan destek tedaviler bulunmaktadır. Bu tedaviler, hastanın yaşam kalitesini arttırmaktadır.Hastalık sürecinde, diğer tüm hastalıklarda da olduğu gibi erken teşhis büyük önem taşımaktadır. Erken teşhis, destek tedavisine de erken başlamayı mümkün kıldığı için hastanın bundan maksimum fayda almasını da sağlıyor.ALS hastalarına biçilen yaşam süresi ortalama olarak 5–6 yıl olarak belirlenmiş olsa da günümüzdeki hastaların çoğu destek tedavileri iyi bir şekilde sağlandığında 10 yıl ve üzerinde yaşamlarını devam ettirebiliyor.ALS hastalığının etki ettiği ve etmediği kaslar incelenmiştir. Göz kasları, kalp kası, cilt işlevleri hastalığın seyrinden etkilenmez.ALS hastalarına evde bakım ve destek ortamı sağlandığı takdirde hem sosyal hayattan kopmadan hem de sağlık anlamında riskleri ortadan kaldırarak yaşamlarını sürdürmeleri mümkün hale geliyor. Bu anlamda evde bakım hizmeti sağlayan profesyonel hemşirelerden ve hasta bakıcılardan destek almak hem sizin hem de bakımını sağladığınız hasta yakınınızın hayatını oldukça kolaylaştıracaktır.Hepinize sağlık dolu günler dilerim…

Devamını Oku
Yatalak Hasta Bakımı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Yatalak Hasta Bakımı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Yatalak olarak yaşamak, yatağa bağımlı ve fiziksel aktivitelerini kendi başına yerine getirememek anlamına gelmektedir. Her birimiz için düşündüğümüzde korkunç hissettiren yatağa bağımlı olarak yaşama düşüncesi kimileri için maalesef gerçek olmaktadır. Geçirilen bir kaza sonucu, yaşlanmaya bağlı olarak, doğuştan sahip olunan bir rahatsızlık sebebi ile bireyler yaşamlarını yatağa bağımlı olarak geçirebilir.Yatalak hasta bakımı, ayakta hasta bakımına nazaran oldukça zordur. Özellikle bilinci açık olan, her şeyin farkında olan yatalak hastaların bakımı ayrıca bir hassasiyet gerektirir. Çünkü, kişisel temizliklerinden tutun da ilaç takiplerine kadar her türlü ihtiyaçları bakım veren kişi tarafından gerçekleştirilir. Bu durumda hastalarda utanç duymalarına, kendilerini eksik ve yetersiz hissetmelerine, birine muhtaç olarak yaşamanın getirdiği mahcubiyet duygusuna sebep olmaktadır. Bu da bu hastaların psikolojik olarakta çok zor süreçler yaşamalarına ve her an değişen duygusal durumları ile depresyona yatkınlık göstermelerine neden olur.Yatalak hasta bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri, hastaya bakım veren kişinin mutlaka eğitimli ve deneyimli profesyonel bir hasta bakım personeli olması gerekmektedir. Yatalak hastalar hastanelerde ve özel kurumlarda bakılabildiği gibi aynı zamanda evde de bakımları sağlanabilir. Bu hastanın kendini bu zorlu süreçte daha rahat hissedebilmesi açısından oldukça önemlidir.Yatalak hasta bakımında dikkat edilmesi gereken noktalar;Yatak yaraları: Sürekli yatmaya bağlı olarak vücudun farklı noktalarında yaralar oluşur. Bunun sebebi yatağa uzun süreli temas eden noktaların havasız kalması ve yatak yarası dediğimiz yaralara sebep olmasıdır. Bu noktada, profesyonel hasta bakıcılar hastayı gün içerisinde düzenli olarak çevirerek yatak yaralarının oluşumunu engeller.Kas-İskelet sistemi rahatsızlıkları: Uzun süreli hareketsiz kalmaya bağlı olarak kaslarda zayıflamalar, kuvvetsizlik ve çeşitli ağrılar başlar. Hasta bakıcıların görevlerinden biri de yatalak hastaya her gün düzenli olarak egzersizler yaptırmak ve bu şekilde kas – iskelet sisteminin zayıflamasını önlemektir.Solunum sistemi rahatsızlıkları: Yatalak hastalarda uzun süreli yatma sonucu göğüs kafesi genişler ve buna bağlı olarak hastanın derin nefes alabilme kabiliyeti azalır. Bu noktada, yatalak hasta bakım personeli hastaya çeşitli nefes egzersizleri yaptırmalı, balon şişirme, ıslık çalma gibi egzersizler ile nefes alabilme kabiliyetini kaybetmeden korumasına yardımcı olmalıdır.Uygulanması gereken diyet ve ilaç takibi: Yatalak hastanın rahatsızlığına bağlı olarak uyması gereken bir beslenme ve diyet programı var ise, bakım veren kişi tarafından bu liste düzenli olarak uygulanmaktadır. Kullandığı ilaçlar takip edilmeli ve saatinde verilmelidir.Psikolojik rahatsızlıklar: Yatalak hastalarda gözlemlenen en önemli sıkıntılardan biri de içinde bulundukları duruma bağlı olarak geliştirdikleri psikolojik yakınmalardır. Uzun süreli olarak yatağa bağımlı kişilerde özellikle depresif duygular fazlaca görülür ve bu da depresyona sebebiyet verir. İhtiyaçlarını kendi başına gideremediği ve mutlaka birinin yardımına muhtaç olduğu için en derin ve şiddetli hissettiği duygu terk edilme ve yalnız kalma korkusudur. Bu durumda yatalak hastanın yanında olmak, onunla sürekli olarak sohbet etmek ve sosyal yaşamdan ve çevreden kopmasını engellemek gerekir. Profesyonel anlamda hizmet veren bir yatalak hasta personeli, hastası ile hem fiziksel hem ruhsal olarak ilgilenmeli onu gündelik yaşamın içinde desteklemelidir.Unutmayın ki yatalak hasta olmak, yatağa bağımlı yaşamak bir kader olsa da ve bunu değiştiremeseniz de işinde deneyimli, eğitimli profesyonel bir yatalak hasta bakım personelinden destek aldığınız zaman hem hastanız hem de siz oldukça kaliteli, sağlıklı, huzurlu ve konforlu bir yaşam sürebilirsiniz.

Devamını Oku
Yaşlılarda Uyku Bozukluğu

Yaşlılarda Uyku Bozukluğu

Uyku, insanın yaşamında oldukça fazla yer kaplar ve hem vücut hem de ruh sağlığını dengeler. Uykunun temel amacı kişinin yorgunluğunun atılması, gün içinde harcadığı enerjiyi geri kazanması, vücut ve zihin dinginliğini kazanmasıdır. Bireyin uyku ihtiyacı yaşına göre farklılık göstermektedir. Yapılan araştırmalarda bir yetişkin veya bir yaşlı birey için günde ortalama 6-7 saat uyku yeterli olmaktadır.Yaş ilerledikçe fiziksel ve zihinsel bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi bedenimizin ve zihnimizin sürekli değişiyor ve farklı bir biçim alıyor olmasıdır. Yaşlılıkta sık rastlanan sorunlardan biride uyku problemleridir. 60 yaş üstü çoğu bireyin uyku ile ilgili sorunlar yaşadığı gözlenmektedir.Insomnia, yani uyku bozukluğu kişinin uykuya dalamaması, düzenli uyku uyuyamaması, daldıktan sonra gece sık sık uyanması şeklinde tanımlanabilir. Sağlıklı ve kaliteli bir uyku için, uykunun evrelerinden biri olan REM uykusuna ulaşmak gereklidir. REM uykusu yani derin uyku dediğimiz evre vücudumuzu ve zihnimizi yenileyen, besleyen ve onaran en önemli evredir. Bu noktada insomnia hastaları derin uykuya geçemedikleri için en büyük şikâyetlerinden biri de sürekli yorgun hissetmektir.Yaşlılıkta ve yetişkinlikte ortaya çıkan uyku bozukluklarının pek çok sebebi olabilir. Bu sebepler fizyolojik olabileceği gibi aynı zaman da psikolojik temelli de olabilir.Peki, yaşlılarda insomnia görülmesinin nedenleri nelerdir?Kronik – hiç geçmeyen yorgunluk haliAşırı strese maruz kalmakPsikolojik rahatsızlıklarÖlüm korkusuAşırı düzeyde kaygılar, endişelerTıbbi kökenli rahatsızlıklarKullanılan ilaçlar ( tansiyon, idrar söktürücü, antidepresan gibi )Alkol, kafein, nikotin tüketimiYukarıda belirtmiş olduğumuz tüm nedenler yaşlılık döneminde bireyin uyku sorunları yaşamasına sebep olabilir. Bu noktada asıl önemli olan kısım ise nedenlerin bir an önce belirlenmesi ve buna uygun bir tedavi şekli izlenmesidir. Yaşlılarda görülen uyku bozukluklarının birkaç çeşidi bulunmaktadır.Bunlar şu şekildedir:Uyku apnesi; gece solunumun durması olarak ta bilinen bir rahatsızlıktır. Gece uyku sırasında bireyin nefesi 10 saniye ve üzeri süre durur ve kişi uykusundan uyanır. Bu sorun kaliteli bir uyku uyumayı engellediği gibi beraberince pek çok rahatsızlığı ve riski de getirmektedir.Horlama; yaşlılarda sık görülen bir uyku bozukluğu şeklidir. Tıpkı uyku apnesi gibi bu da bireyin kaliteli bir uyku uyumasına engel olur. Kaliteli bir uyku uyuyamayan bireyler ise güne yorgun başlar ve yaşam kaliteleri oldukça düşük olur.Parasomnia; kişi uykusunda konuşur, bağırır, yataktan çıkar yürür. Bu da aynı şekilde yaşlı bireylerin sağlıksız bir uyku uyumalarına hatta çoğu zaman uyuyamamlarına neden olur.Kaliteli bir uyku uyumak için neler yapılabilir?Uyku saatlerinizi düzenlemeye çalışın. Her gün aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya özen gösterin. Bu biyolojik ritminizi dengeye sokacak ve daha rahat uykuya dalmanıza yardımcı olacaktır.Uyumak için yalnızca yatak odanızı ve yatağınızı kullanın.Beslenmenize dikkat edin. Çok ağır ve yağlı yiyecek tüketiminden uzak durun. Bu midenizde rahatsızlık hissetmenize ve uyuyamamanıza sebep olur.Gün içinde çeşitli aktivitelerde bulunmaya çalışın. Kısa yürüyüşler veya basit egzersizler enerji kaybı yaşamanıza ve bu sebeple uykuya gece daha çabuk dalmanıza yardımcı olur.Herhangi bir fiziksel rahatsızlığınız varsa doktorunuza başvurarak bunun tedavisini istemelisiniz. Vücuttaki ağrılar ve rahatsızlıklarda uykuya dalışınızı engeller.Uyku vaktiniz geldiğinizde aşırı uyaranlardan uzak durmak, örneğin ses ve ışık gibi sizin uyumanızı kolaylaştıracaktır.

Devamını Oku
Postpartum Depresyon Nedir?

Postpartum Depresyon Nedir?

Genelde hepimizin bildiği, duyduğu doğum sonrası depresyonun adı aslında Postpartum depresyondur. Postpartum depresyon, doğumdan sonra annede gözlemlenen duygusal, fiziksel, zihinsel değişimlerin giderek karmaşık bir hal alarak bireyde depresif hal yaratmasına verilen isimdir. Genellikle doğumdan sonraki 4 hafta içinde ortaya çıkan, major depresyon dediğimiz formda gerçekleşen ve genellikle hormon değişimine bağlı olarak ortaya çıkan bir depresyon çeşididir.Hamilelik sırasında dişi üreme hormon seviyeleri 10 kata kadar artış gösterir ve doğum sonrasında ise hızla düşmeye başlar. Bu hormon seviyesindeki düşüş depresyonun fiziksel sebebi olarak belirtilirken diğer yandan da annenin geçirdiği psikolojik, sosyal değişimler de doğum sonrası depresyona sebep olur. Hamilelik sırasında yaşadığınız depresyon, daha önceden geçirmiş olduğunuz psikolojik rahatsızlıklar, hamile kalma yaşınız, sahip olduğunuz çocuk sayısı, evlilikte yaşanan sorunlar, sosyal hayattaki sıkıntılar, desteksiz ve yalnız yaşamak gibi durumlar da hamilelik sonrası depresyona etki eden faktörlerdir.Belirtileri nelerdir?Annenin beslenmesinde değişiklikler gözlemlenir. Genelde beslenme şekli aşırı uçlarda olur. Örneğin, aşırı yemek ya da hiç yememek gibi.Uyku problemleri yaşar.Aşırı yorgunluk ve halsizlik hisseder.Ruh hali sürekli dalgalanmalar halinde belirir.Depresif bir ruh hali hakimdir.Ölüm korkusu ağırlıklı olarak hissedilir.Kendini değersiz, yalnız, aciz hisseder.Çoğunlukla agresif davranışlar sergileme eğilimindedir.Genellikle kaçma isteği duyar ve bu da zihninde intihar düşüncesine sebep olur.Hamilelik süreci kadınlar için anneliğe atılan ilk adım olduğu için hem heyecan verici hem de türlü kaygı ve endişelerle dolu bir süreçtir. Her birimiz kişilik özelliklerimizin de yarattığı etki ile değişime karşı farklı tutumlar içinde oluruz. Birimiz değişime karşı aşırı dirençli bir tutum sergilerken bir diğerimiz oldukça kabullenici bir şekilde onu karşılayabilir. Aslında hamilelik, annelik, bir bebeğe sahip olmak sahip olduğunuz çoğu alışkanlığı bir kenara koymak ve büyük bir değişim süreci yaşamakla ilgilidir. Bu noktada her kadın kendi mizacı ile doğru orantılı olarak değişime karşı bir tepki geliştirir ve o tepkinin şiddetine bağlı olarak bir doğum sonrası depresyon süreci geçirir.Peki, bu süreçte neler yapılabilir?Süreç içerisinde en önemli olan şey öncelikli olarak değişimin kendisini kabullenmeye çalışmaktır.Annelik hisleriniz ile yetişkinliğe ait olan hislerinizin bir biri ile çatışmasına izin vermeyin. Kendi sınırlarınızı belirleyin.Size en iyi gelecek olan şeyi sadece sizin bildiğinizi asla unutmayın.Destek almaktan çekinmeyin. Ailenizden, arkadaşlarınızdan ya da profesyonel çocuk bakımı personellerinden yardım alın.Eşinizle olan iletişiminizi güçlendirin ve ondan uzaklaşmayın.Ailenizden, arkadaş ortamlarınızdan uzaklaşmayın ve kendinizi sosyal hayattan izole etmeyin.Her zaman aynı hissedemeyeceğimizi bazı günlerin keyifli ve güzel ve bazı günlerin ise keyifsiz ve kötü geçebileceğini / bu durumun normal olduğunu kendinize sık sık hatırlatın.Alkolden ve kafeinden uzak durmaya çalışın.Size sürekli bir şeyleri nasıl yapmanız gerektiğini söyleyen insanlara karşı sınır koyun ve bu süreçte onlarla olan iletişiminizi minimum düzeyde tutun.Bebeğinizin sizden bir parça olduğunu, onun size dair güzelliklerin bir temsili olduğunu düşünün. Ve bu kıymetli emanete en iyi şekilde sahip çıkacağınıza inanın.Annelik dışında da birçok sıfata sahip olduğunuzu, asla yalnızca mükemmel anne olmak zorunda olmadığınızı hatırlayın!Bebeğinizin uyuduğu zamanlarda kendinize zaman ayırın. Dilerseniz siz de uyuyarak dinlenin ya da kitap okuyun, film izleyin. Size kendinizi iyi hissettiren şeylerden uzaklaşmayın.

Devamını Oku
Yaşlılığın Psikolojisi

Yaşlılığın Psikolojisi

“Yaşlanmak” duyduğumuzda her birimizi korkutan, içimizin derin bir endişe duygusu ile kaplanmasına sebep olan ağır bir kelimedir. Aslında yaşlılık bir durum değil, hayatımız boyunca süren bir yolculuktur. Terminolojik olarak bakıldığında ise, bireyin zihinsel, fiziksel ve ruhsal yeteneklerinin kaybı anlamına gelmektedir. Her birimizin zamanı geldiğinde yürümek zorunda kalacağı bu yolda onlara elimizden gelen desteği sağlamak, fiziksel ve duygusal anlamda yanlarında olmak, içinde bulundukları durumu anlamak oldukça önemlidir. Bu durum onların yolculuklarının son aşamasında olabildiğince kaliteli zaman geçirmelerine, büründükleri bu korkutucu psikolojiden uzaklaşmalarına, daha huzurlu ve mutlu bireyler olarak yolculuklarını tamamlamalarına sebep olacaktır.Kıymetli büyüklerimizin yürüdüğü bu yolda peki bizler onların daha iyi hissedebilmesi adına neler yapabiliriz?Bu süreçte yaşlılarımızın hem fiziksel hem de ruhsal bakımlarına destek olmalıyız.Onlara içinde bulunduğumuz hayatın değiştirilemeyecek bazı gerçeklerinin olduğunu ve bu gerçekleri kabullenmeleri gerektiğini anlatmalı ve öğretmeliyiz.Bireyin kendini kabullenmesi, kendi varlığından ve durumundan hoşnut olması yaşlılık döneminin de rahat geçmesi açısından oldukça önemlidir.Onlara geçmişteki başarılarını, güzelliklerini ve anılarını sık sık hatırlatın. Yaşlılık psikolojisine kapılmış bir birey kendini oldukça yetersiz ve işe yaramaz hissedecektir. Ancak etrafındaki sevdiklerinden geçmiş hikayelerini ve başarılarını duymak ona gençken başardığı şeyleri hatırlatacak ve kendini çok daha iyi hissettirecektir.Onları kontrol ve gözlem altında tutun. Anne-babalarımız yaşlandıkça ve bizler büyüdükçe birbirimizden uzaklaşıyor olmamız kaçınılmazdır. Ancak kendi hayat koşuşturmacamız içinde onlarında hayatlarında gerçekleşen değişiklikleri kaçırmamamız gerekmektedir. Örneğin, artık kendi kişisel bakımını yapamıyorsa, daha az yemek yiyorsa mutlaka ortada yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Bunları fark edip, müdahale etmeliyiz.Ortaya çıkabilecek sorunları, riskleri değerlendirin ve gerekiyorsa profesyonel yardım alın. Yaşlı anne-baba veya yakınınız fiziksel/zihinsel açıdan giderek kötüleşen bir tablo seyrediyorsa mutlaka ya sizin ya da bu işi profesyonelce yapan yaşlı bakım personellerinin gözetiminde hayatını sürdürmesi gerekmektedir. Kendi iş yoğunluğunuzdan ya da hayat şartlarınızdan dolayı bireysel olarak ilgilenemiyorsanız onun için en iyisi olacak şekilde durumu planlayabilirsiniz. Günümüzde bu işi profesyonel anlamda yapan yaşlı ve hasta bakıcılar bulunmaktadır. Böyle bir bakıcı hem yaşlı yakınlarınıza arkadaş olacak hem de onların eksik yönlerinde destek olabilecektir.Kendinizi asla suçlu hissetmeyin! Anne veya babanızın yaşlanması, yeterlilik ve yeteneklerini kaybediyor olması sizin suçunuz değil. Hayatın doğal akışı içerisinde ilerleyen bu durum karşısında elinizden gelen en iyi şartları onun için sağladıktan sonra gerisi için endişelenmek ancak sizin daha fazla yıpranmanıza sebep olacaktır.Yaşlılık psikolojisi içine giren bireyler için kaçınılmaz olan durumlardan biri de depresyondur. Önceden yapabildiği şeyleri artık yapamıyor olmak, fiziksel aktivitelerde zorlanmak, unutmak, hatırlayamamak vb. gelişen tüm bu değişimler yaşlı yakınlarımızı psikolojik açıdan oldukça yıpratır ve depresif bir ruh haline bürünmelerine sebep olabilir. Böyle durumlarda mutlaka bir profesyonelden yardım alın. Ve olabildiğince güler yüzlü, sıcakkanlı ve arkadaşça ona yaklaşın ve yanında olduğunuzu hala çok değerli olduğunu ona hissettirin.

Devamını Oku
1 2 3 4 5 6 7 8 9
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al