Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Eğitimde İstikrarın Önemi

Eğitimde İstikrarın Önemi

Eğitimle dediğimiz olay emek ve çabalamak aynı zamanda da meyvesini ancak ve ancak istikrarla alabileceğimiz, iniş-çıkışlarla dolu uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta ailelerin yorulduğunu, boşa kürek çektikleri hissine kapıldıklarını, sabırsızlandıklarını sık sık görürüz. Hatta birçok defa pes etmişliğe ve çaresizliğe histmişliğe bireysel ifadeler olanlarımız da vardır.Boyut Çin bambu ağacının nasıl yetiştiğini anlatmak istiyoruz. Lütfen dikkatle okuyun.”Çinliler bu ağacı söyle yetiştirir:Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacının ikinci yılda da harcaması filizlenmez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrarlanarak bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.Ancak engeller tohum filiz vermez.Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre uygulamalarına devam ediyorlar. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir hızla yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır. ”Şimdi size sorumuz şu: Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı yoksa beş yılda mı ulaştı?Bu örnek sadece canlı bir bitkiden. Peki insanoğlu? Sizce bir bitki için 5 yıl sabrediliyorsa yaşayan, düşünen, hayat sürdüren, nesil devam ettiren insanoğlu için kaç yıl sabredilmeye değer?Unutmayın, unutmayın ya da ne yetiştirirseniz yetiştirin, sadece bir araya gelenlerin sonucunu göreceklerdir. Bu hasta için geçerli olan, bebek bakımı için de geçerlidir.Kariyer planlama için geçerli değerler eğitimi için de.Hatta zaman diliminde uzun uzun pişen yemeğin tadı buna benzer örnek değil de nedir?O yüzden MUVAFFAKİYET = SABIR + İSTİKRAR

Devamını Oku
Hayır Diyememenin Nedenleri Nedir?

Hayır Diyememenin Nedenleri Nedir?

Bazı yetişkinlerin en büyük problemlerinden biridir hayır diyememek. Bu yüzden istemedikleri çok şey yapmak zorunda kalırlar. Bazen bir iş ya da projede, bazen hayati meselelerde, bazen de kendilerini maddi olarak sıkıntıya sokacak durumlarda hayır diyemezler. Şu an yok artık diyeceksiniz ama hayır diyemediği için istemediği evliliği yapan birçok insan var.PEKİ NEDEN BİR İNSAN BU KADAR AĞIR DURUMLARDA BİLE HAYIR DİYEMEZ?Karşıdaki insanı kırmak istememeKendini nasıl ifade edeceğini bilememeDışlanma ve yadırganma korkusuStres ve kaygı oluşursa baş edememe korkusuBU PROBLEMİN KAYNAĞI NE OLABİLİR?Tabi ki bu sorunu birebir ele aldığımızda çok farklı nedenler görürüz. Bazı vakaların altında yatan sebep terk edilmişlik ve yalnız kalma korkusuyken, bazılarında özgüven eksikliği olabiliyor. Ama bunların da köküne indiğimizde bireyin baskıcı, otoriter, disiplinli ebeveynlerle yetişmiş olduğunu diğer oranlara göre çok fazla görüyoruz.Birey her ne kadar anne-babasını sevip saysa da onların bakım hizmetlerini seve seve görse, ihtiyaçlarını karşılasa, taleplerini yerine getirse de seanslarda geriye dönük kurdukları cümleler hemen hemen hep aynı:‘’ Keşke annem ya da babamla oturup konuşabilseydim. Keşke bu kadar sert olmasalardı da birbirimizi konuşarak anlamaya çalışsaydık, sevgi ve ilgiye ihtiyaç duyduğumuz zamanda bir bakışlarından korkmasaydık. Bir şeyi yapmak istemediğimizde korkudan yapmak zorunda kalmasaydık vb.’’Biz ebeveynler bazen çocuklarımızın ne istediğini kaçırabiliyoruz. Görmezlikten geliyor ya da birçok sıkıntı ve koşuşturmaca arasında uğraşmak istemediğimizden dolayı kesin çizgiler koyabiliyoruz. Farkında olmadan ya da farkında olarak kurduğumuz EĞİTME tarzımızdan ortaya çıkan üslubumuz onları çok etkiliyor.Ve bu ister istemez gelecekte bizi hatırlatan her olayda kitlenme durumu ortaya çıkarabiliyor. Bu yüzden çocuklarımızın ilerde sosyal ilişkilerde sağlıklı ve kendini iyi ifade eden bireyler olmalarını istiyorsak mutlaka ebeveyn olma tarzımızı değiştirmeliyiz.

Devamını Oku
Güvenli Ayrılma mı Ayırma mı?

Güvenli Ayrılma mı Ayırma mı?

Çocuk gelişim sürecini takip eden anneler 2.5 – 3 yaş gibi annenin çocuktan güvenli ayrılma dönemine girdiğini iyi bilirler. Ve 3 yılın verdiği yoğun bağlılık ve yorgunluğun etkisiyle annelerin çoğu bu durumun bir an önce gerçekleşmesini ister.Çünkü bu yaşa kadar olan dönemde;Anneler kendilerine hiç vakit ayıramamışlardır.Yemeleri, uykuları, banyoları hep ışık hızıyla olmak zorunda olmuştur.Bebeğinin güvenliği için nereye giderse gitsin, gittiği çoğu yerin tadını çıkaramamıştır.Sürekli onun gelişimsel sürecini sağlıklı atlatma çabası içinde olmuştur. Tuvalet eğitimi, yürümesi, emmeyi bırakması vs.Bu yoğun dönemin 3 yaşına gelinmesi itibariyle, çocuğun ayrılma döneminin gelmesi annede farklı anlaşılmaya, bu anlaşılma da annelerin bir kreş telaşına girmesine sebebiyet vermiştir.Ayrılma dönemi dediğimiz dönem çocuğun fıtri olarak artık bu sürece gireceğinin habercisi demek. Yani çocuğunuz 3 yaşına geldi artık kendinizden ayırın kreşe yazdırın demek değil.O yüzden bırakın çocuğunuz önce biyolojik olarak, fizyolojik olarak kendi gelişimsel sürecini bi kendinde sindirsin. Daha sonra zaten yavaş yavaş sizinle değil, yaşıtlarıyla zaman geçirmek istemesinden anlayacaksınız, bu dönemin aslında neyi ifade ettiğini. İlgi ve istekleri değişecek. Sizi elinizden tutup sosyal ortamlara çekmek isteyecek. Zaman verin.Siz gelişen çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalıyorsanız, bakıcılık hizmeti veren en doğru şirketten, bir çocuk bakıcsı veya oyun ablası isteyebilirsiniz. Güvenli ayrılma döneminde size yardımcı olacak, çocukları seven ve deneyimli, eğitim almış bakıcılar veya oyun ablaları çocuğunuza iyi gelecektir.Böylelikle sizin yükünüz hafifleyecek ve çocuğunuzu 3 yaşında kreşe alıştırma çabasına girmeyecek, okula gitmek istememesinden kaynaklı ağlama krizleriyle uğraşmanıza da gerek kalmayacaktır.Kalite İnsan Kaynakları; 825 kodu ile İŞKUR a bağlı, mesleki yeterlilik belgesine sahip, çalışma bakanlığından onaylı, 10.000 i geçkin portföyü ve 5 Şubat itibariyle “Yılın En Başarılı İnsan Kaynakları Şirketi” ödülü alan bir danışmanlık şirketi olarak size her daim memnuniyetle yardımcı olmaya hazırdır.Bize ulaşmak çok kolay -> https://kaliteik.com/iletisim – 0212 347 1188 – 0532 624 0835

Devamını Oku
Öfke ve Etkileri Nelerdir?

Öfke ve Etkileri Nelerdir?

Öfke dediğimiz kavram kabaca kişinin istemediği durumlarda istenmeyen durumu ortadan kaldırmak veya o durumu oluşturana karşı tavır almak için verilen duygusal bir tepkidir. Bu duygusal tepkinin içi o kadar doludur ki, içinde barındırdığı öfkenin, nedenleri, ortaya çıkış sebepleri, kendini gösteriş şekilleri ve sonuçları insan hayatına büyük bir etki yapar. Bu etkileri;Fiziksel etkilerDuygusal etkilerDavranışsal etkilerDüşünsel etkiler olarak 4’e ayırabiliriz.ÖFKENİN OLUŞTURDUĞU FİZİKSEL ETKİLERBir insan öfkelendiğinde kendini ifade etmeye başlayana kadar bazı fiziksel belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Bunlar;Kalp ritminin artmasıYüzün kızarmaya başlamasıGöz bebeklerinin büyümesiBaş ağrısı, titreme ya da sallanmaya başlamaDUYGUSAL ETKİLERÖfke, bazen örtülü bir biçimde de ortaya çıkabilir. Bu yüzden buz dağına benzetilir. Görünen kısım öfkenin bir kısmıdır ama aslında onu oluşturan şey alttaki görünmeyen kısımdaki duygulardır. Bu duygular; kıskançlık, üzüntü, merak, yalnızlık, dışlanmışlık hissi, kaygı, hayal kırıklığı, haksızlık, anlaşılamamak olur genellikle.DAVRANIŞSAL ETKİLERÖfkenin doğrudan ve üstü kapalı davranışsal belirtileri vardır. Doğrudan davranışsal etkileri; fiziksel ve sözel saldırı, aşırı eleştiricilik, kusur buluculuk, önyargılılık, sorun çıkarma, isyankâr davranışlarla kendini gösterebilir. Üstü kapalı davranışsal etkileri; sözel işaretler, güvensiz, kıskanç, tartışmacı, alaycı ve yargılayıcı davranışlar biçiminde olabilir.DÜŞÜNSEL ETKİLERBireyin sahip olduğu kalıplaşmış düşünceler öfkeye neden olabilir. Bu kalıplaşmış düşünceleri bireyin kendisi geliştirebildiği gibi kalıplaşmış düşüncelerin kaynağı ailesi ve çevresindeki diğer insanlar olabilir. Bunlar;Hata yapmamalıyım.Duygularımı göstermemeliyim.Bu ailemin hatası, zavallı/mağdur olan benim.Eğer istediklerim yolunda gitmezse bu benim için korkunç olur.Arkadaşlarıma uyum sağlamalıyım.Eleştirilmeye katlanamam.Küçük düşmemeliyim vb.Bütün bunları toplu olarak ele alırsak öfkenin oluşmasındaki en büyük etken düşünsel etkilerdir. Çünkü düşüncede ne varsa (bilinçli, bilinçaltı ya da bilinç dışı) ortaya çıkan davranış o olur. Davranış düşünceye bağımlıdır.Bu yüzden çocuk yetiştirirken, onların fiziksel bakımlarına önem vermek kadar duygusal bakımlarına da önem vermek gerekir ki ortamlarda sağlıklı bireyler yaşasın.

Devamını Oku
Kafein Entoksikasyonu (Yoksunluğu)

Kafein Entoksikasyonu (Yoksunluğu)

Dünyada en çok tercih edilen içecek olarak kahve sağlık birimlerinin hep odak noktası olmuştur. Kardiyologlar, onkologlar, diyetisyenler gibi tıbbi alanda uzmanlığı olan neredeyse bütün doktorlar kahveyle alakalı olumlu-olumsuz birçok fikir beyan etmişlerdir.Kahvenin içinde bulunan maddelere bakıldığında en çok bilineni şüphesiz ki kafeindir. Kafeinin dolayısıyla kahve tüketiminin kan basıncı, hipertansiyon hastalığı, kalp hastalıkları, kronik rahatsızlıklar, gibi hastalıklar üzerindeki etkisi hala araştırılmakla beraber bazı net tespitler de yapılmıştır.DSM-IV (psikiyatrik hastalıklar tanı kitabı) itibariyle psikolog ve psikiyatristlerde kahve ve içindeki madde kafein ile alakalı alanlarda söz hakkına sahip olmaya başlamıştır. Kitapta bulunan madde kullanımı ile alakalı bölümün arasına kafein bozukluğu ve doğurduğu kafein entoksikasyonu da eklenmiştir.Buna göre;Düzenli kafein kullanımıyla beraber kafeinin aniden kesilmesi durumlarında,Son 24 saat içinde ortaya çıkanBaş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, depresif mod, konsantrasyon bozukluğu gibi belirtiler oluşursa bu kafein yoksunluğu olarak tanılaştırılmıştır.Güne genellikle kahve ile başlayan bireyler, gün içerisindeki yoğunluk sebebiyle kahve içmeyi unuttuklarında agresiflik, sinir hali, tahammülsüzlük gibi belirtiler ortaya çıkar. Çünkü vücut kafein ister. İstediğini aldığı anda yoksunluk durumu ortadan kalkar ve vücut bir anda rahatlama yaşar. Bunun sebebi ise kafeinin bağımlılık yapan etkisidir.Bu bağımlılık etkisi psikolojik olarakDuygu durum değişikliğiniO anki günlük hayata etki edecek yoğunlukta yaşadığı için;Kendini artık psikolojik bir madde kullanım bozukluğu olarak tanımlatmıştır.

Devamını Oku
Yeni Yılda Yeni Hedefler Belirlemek İster Misiniz?

Yeni Yılda Yeni Hedefler Belirlemek İster Misiniz?

İŞ BULAMAYANLAR İÇİN—YENİ YILDA YENİ HEDEFLER—Bir yılın daha sonuna geldik! Önümüzde upuzun ve yeniliklerle dolu bir yıl bizleri bekliyor. Yeni yıla hazırlıklar çoktan başladı. Yeni kariyer hedefleri, yeni hayaller, yapılacaklar listesi şimdiden hazırlandı bile. Her yeni başlangıç gibi yeni bir yıla yeni hayallerle ve hedeflerle girmekte oldukça heyecan verici bir durumdur. Bu noktada hedeflerimizi gerçekçi tutmak motivasyonumuzun tüm yıl yüksek kalması için de oldukça önemlidir.Geçtiğimiz bir yıl boyunca kimimiz hedeflerine ulaştı, kimimiz hedefe giden yolu yarıladı kimimiz ise hedeflerine, hayallerine ulaşacak bir yol bulamamamın umutsuzluğu içinde sıkışıp kaldı. Bugün ki yazımız da 2023 yılında çoğu kişi kariyerinde güzel adımlar atarken hala aradığını bulamayanlar ve hayalindeki işe ulaşamayanlar için hazırlandı. Bu durumu değiştirmek için neler yapılabilir, yeni hedefler nasıl olmalı tüm bunların cevabı yazımızda olacak.Öncelikle iş arayış süreci oldukça zorlu ve stresli bir yolculuktur. Bu noktada birey kendini yetersiz, güçsüz hatta çaresiz hissedebilir. Çünkü çoğu zaman “Neden kimse beni görüşmeye çağırmıyor?”, “ Cv’imde bir sorun mu var?” gibi cümleler ile başlayıp “ Ya asla iş bulamazsam?” şeklindeki cümlelerle devam eden umutsuzluk dolu bir süreç ortaya çıkıyor. Hayatımızın her alanında olduğu gibi iş arayışında da olumsuz bir bakış açısına sahip olmak aslında işleri daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.İşte iş bulamayanların yapması ve dikkat etmesi gereken noktalar:İş arayanların yaptığı en büyük hatalardan birisi vazgeçmek oluyor. İş arama süreçleri uzayan kişiler, bu süre uzadıkça sosyal hayattan kopmaya, evde daha çok vakit geçirmeye kısacası kendi kabuklarına çekilip, içe kapanmaya başlıyorlar. Çünkü, uzayan süreç onların olumlu geri bildirimler alacaklarına dair olan inançlarını olumsuz etkilemektedir. Bu noktada yapılması gereken ise; bunun zorlu ve uzun bir süreç olduğu kabul edilmelidir. Sonrasında varolan bütün potansiyelleri değerlendirmeye çalışın. Yalnızca online ortamda başvuru yapmak yerine cv’nizi elden teslim edebilir ya da yakın çevrenize iş arayışında olduğunuzu belirtip destek olmalarını sağlayabilirsiniz.İş arayan kişilerin yapmakta olduğu bir diğer hata ise yaşanan olumsuz deneyimler sonucunda tüm süreci olumsuz olarak değerlendirmek ve bu duruma takılı kalmaktır. Her birimiz hayatlarımızda güzel deneyimler yaşadığımız kadar olumsuz ve kötü deneyimler de yaşıyoruz. Başımıza gelen tatsız yaşantıların tüm süreci etkilemesine izin vermek doğru değildir. Bu noktada yapılması gereken ise, yaşanan olumsuz deneyimleri kabullenmek, bunları ileriki deneyimlerimizde kullanmak üzere saklamak ve süreci yeniden şekillendirmektir. Bunun haricinde süreç boyunca kendinize güven duymanız oldukça önemlidir. Kendinizin, yeterliliklerinizin, becerilerinizin, eksikliklerinizin farkında olmanız iş arama serüveninizi kolaylaştıracak bir etkendir.İş arama sürecinde adayların yaptığı en büyük hatalardan bir diğeri ise başkalarının beklentilerine göre konuşma ve davranma çabasıdır. Hayatımız boyunca her birimiz kimi zaman kendi isteklerimizi ve beklentilerimizi göz ardı ederek başkalarının beklentilerine ve taleplerine göre hareket etmişizdir. Bunu yapıyor oluşumuzun en önemli sebebi ise, beğenilme ve istenilme arzumuzdur. İş arayan adaylar da tıpkı bu sebepten süreçleri boyunca katıldıkları mülakatlarda ve yaptıkları görüşmelerde çoğu zaman işverenin beklentilerine ve taleplerine göre konuşmak için çabalar. Adayın kendini beğendirme, sevdirme çabası içinde olması oldukça anlaşılırdır fakat kendi kimliğimizden uzaklaşarak bir başkasıymışçasına davranıyor oluşumuz uzun vadede bizim için çok yıpratıcı olacaktır. Oysa bunun yerine kendi yeteneklerinizin ve yeteneklerinizin farkında olmanız, görüşmeler sırasında sahip olduğunuz güçlü yanları öne çıkarmanız çok daha etkili olacaktır.İş arama sürecinin uzun bir yolculuk olduğunun farkına varın. Kendi yeteneklerinizin ve olumlu, olumsuz yönlerinizin farkında olun. Kendinizi ifade etmekten çekinmeyin. Süreç boyunca varolan bütün potansiyelinizi ortaya koyun ve bu şekilde emin adımlar atın. Her şeyden önce gerçekçi ancak sağlam hedefleriniz olduğundan emin olun.Hayal ettiğinizin her şeyin gerçek olduğu ve hedeflerinize sağlam adımlarla ulaştığınız bir yıl diliyorum…

Devamını Oku
Stresle Baş Edebilmek İçin 5 Öneri

Stresle Baş Edebilmek İçin 5 Öneri

Metropol şehirlerde yaşayan insanların hemen hemen hepsinde yaşadığı bazı ortak sıkıntılar vardır. Yoğun iş temposu, trafik, aile ve iş sorumlulukları için yeterli zamanı bulamama, kendine vakit ayıramama ve daha fazlası. Herkes aynı şeyleri yaşamasına rağmen aynı tepkileri vermez.Çünkü;Bir işin sıkıntıya dönüşmesindeki en büyük etken kişinin kendi kendine var ettiği strestir.Stresten uzaklaşmak, en azından daha az stresle yaşamak veya stresle birlikte yaşamayı sürdürmek mümkündür.PEKİ NASIL?1.KENDİNİ TANIÇünkü stres kişinin biyolojik ve psikolojik gücünü zorlamasıyla ortaya çıkar. Bu yüzden kendini tanıyan insan sınırlarını ve kapasitesini de bilir. Böylelikle hayatı kapasitesi kadar sırtlar, olaylara çözebileceği ya da sıyrılabileceği kadar bulaşır hedefini de ulaşabileceği yere koyar.2.KENDİNLE BARIŞKendisiyle barışmayan insan etrafına da barışık olmayacaktır. Kendi küskünlüklerini hep etrafa mal edecektir. Bu yüzden eksikliklerini tamamlama yoluna girmeli maddi ve manevi bir detoks yapmalıdır.3.KENDİNLE BÜTÜNLEŞEğer anlayışınız davranışlarınızla, davranışlarınız da yaşama amacınızla uyuşmuyorsa beklediğiniz huzura asla eremeyeceğiniz için stresiniz de hiç bitmeyecektir. O yüzden bu 3 olguyu birleştirip zincirin ayrılmaz 3 halkası haline getirmelisiniz.4.KENDİNE NEFES ALDIRKitap okuma, yazı yazma, bir hobiyle uğraşma, seyahat, açık havada yürüyüş insanı bazen bütün streslerinden arındırmakla beraber yeni streslere karşı da yumuşatır. Kendinize nefes alacağınız alanlar bırakmalısınız.5.KENDİNİ TESLİM ETBazen ne yaparsak yapalım gücümüzün yetmediği problemler hatta kimsenin gücünün yetemediği çözümsüz problemlerimiz olabilir. Böyle durumlarda ise kadere teslim olmak en büyük rahatlıktır. Kilit noktalarda;‘’VAKİ OLANDA HAYIR VARDIR’’ DEYİP GEÇMEKTEN BAŞKA ÇARE YOKTUR.

Devamını Oku
Psikolojide Yansıtma Nedir?

Psikolojide Yansıtma Nedir?

Psikolojik projeksiyon dediğimiz yansıtma kavramı ilk SİGMUND FREUD tarafından kullanılmıştır. Anlamı ise;Kişinin istemediği düşünceleri ya da davranışları karşı tarafta varmış gibi gösterme HASTALIĞIDIR. Evet bu bir hastalıktır ve genellikle bu hastalık narsistik kişilik bozukluğu taşıyan insanlarda görülür.Günlük hayatta ise savunma mekanizması olarak kullanılır. Kendini başkalarında görme olarak da sergilenir.HASTALIK OLARAK YANSITMABu kavramın içine suçu başkasına atmak, kötü durumdan sıyrılmaya çalışmak, istemediği sonuçlara sebebiyet vermeyi kabul edemeyiş vb. davranışlar girer. Şu tarz davranışlar sergilerler;Narsist bir insanı kaba ve anlayışsız davranışlarından dolayı suçladığınızda bunun sebebinin tamamen siz olduğunuzu, her şeyi çok abarttığınızı çok büyük bir özgüven ve rahatlıkla söyleyecektir ama asıl sebep kendisinin suçlu olması ve olayları gereğinden fazla abartması sonucu kaba ve anlayışsız tavırlarının ortaya çıkmasıdır.Ya da bir iş ortamında narsist bireyin toplantısı çok kötü geçmiştir sebebi kendisi asla olamaz. İşi alamayışının hırsını herkesi etrafına toplayarak, tek tek ortada var olmayan hakarete dayanan yüzleşmeler yapar ve kendini öyle rahatlatır.SAVUNMA MEKANİZMASI OLARAK YANSITMAFarkında olmadan sergilediğimiz, otomatik savunma mekanizması olarak kullandığımız yansıtmalardır. Örneğin;Bir adamın iş yerinde patronundan azar işitmesi üzerine sinirlenip duvara yumruk atması.Birinin sizden nefret ettiğini düşünmenizin sebebi aslında sizin o kişiden nefret etmenizin sonucu olması.Okulda başarısız olan bir öğrencinin başarısızlığını ona çalışma ortamı sağlamayan anne babasına atması, ya da sınavdan önce moralini bozan arkadaşına atfetmesi gibi.Çevrenizdeki problemleri düşünün. Ne kadarı gerçek problem? Ne kadarı sizin beyninizin oluşturduğu yansıtmalar? Problemlerin ne kadarı gerçek problem? Ne kadarı yüzleşemediğimiz etrafımızda var ettiğimiz problemler? Gerçekçi olun aradaki farkı göreceksiniz.

Devamını Oku
Gülümseyin, Çekiyoruz!

Gülümseyin, Çekiyoruz!

Gülümsemek, şu aralar toplumda ihtiyaç duyduğumuz en acil duygu. Dışarı çıkıp bir bakın. Gülümseyerek gezen kaç tane insan var? Herkes kendi işlerini halletmek ile, bir yere yetişmekle meşgul. Kimsenin kimseyi fark edecek hali kalmamış. Bırakın gülümsemeyi, somurttuklarının bile farkında değiller. Yanlışlıkla göz göze gelseniz, hızla kafasını çevirip bu bana niye baktı şimdi gibi düşüncelere dalarlar.Biraz da Avrupa ülkelerinden bahsedelim. Onlardaki gülümseme ahlakından. Yurtdışına çıkanlar bu duyguyu bilirler. Özellikle Türklerin en çok şaşırdıkları olaylardan biri de insanların sürekli onlara gülümseyerek merhaba demeleridir. Yurtdışına ilk çıktığımda buna ben de çok şaşırmıştım. Ama çok hoşuma gitmişti, takdire şayan bir davranıştı. Din, dil, ırk ayrımı yapmadan, insanları tanımadan, sadece insan olduğu için hatırı olan bir merhabaydı.Ne kadar olgunca ne kadar sıcak bir davranıştı. O ülkeye gezmeye gitmişsiniz ve hiç kimseyi tanımıyorsunuz, birçok yeri de bilmiyorsunuz ve herkes size evine gelmiş misafir edasında gülümseyerek hoş geldin diyor. Kendinizi daha mutlu ve daha özgüvenli hissediyorsunuz ve yüzünüzde sebepsiz bir mutluluk ifadesiyle geziyorsunuz.Bence bu davranışı sergileme en çok biz Türklere yakışır. Biz de misafire verilen değer, insanlara yardım etmeyi aşılama duygusu, dertli insanların derdiyle dertlenme ve onların yaralarını sarmaya çalışma çabası başka hiçbir yerde olamayacak kadar yoğunken belki de en çok somurtan toplum biziz. Bu çelişkiye birimizin dur demesi gerekmez mi?Bilim adamları insan vücudunun hareketlerini sağlayan 600’ün üzerinde adale olduğunu söylüyor. Ve yüzümüzü asmak için kullandığımız adale sayısı 43 iken gülümsemek için sadece 17 adale kullanmamız yeterli oluyor.Gülümsemek için bir fotoğraf çekmeye, komik bir olay yaşanmasına, sizi mutlu edecek bir hediyenin gelmesine, başarı elde etmeye gerek yok. Aslında hiçbir sebebe gerek yok. Sadece sizin siz olmanıza gerek var.Kendiniz için GÜLÜMSEYİN! Hayatta var olduğunuz için! Doğanın güzelliklerini görebilecek gözünüz, baharın sesini, kuşların cıvıltılarını duyabilecek kulağınız olduğu için GÜLÜMSEYİN!

Devamını Oku
1 2 3 4 5 6
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al