Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

İş Hayatında Başarılı Olmak

İş Hayatında Başarılı Olmak

Her birimiz aldığımız eğitimler, okuduğumuz üniversitelerden sonra iş hayatına atılacağımız o günü iple çeker vaziyette bekliyoruz. Tüm çabalarımızın, eğitimlerimizin sonucunda hak ettiğimiz noktada olabilmek, istediğimiz işe kavuşabilmek için zamanımızı, paramızı, çabamızı ve bolca emeğimizi harcıyoruz. Tüm bunların neticesinde ise peşinde olduğumuz tek bir şey var, o da iş hayatında başarıyı yakalamak! Bu yazımda size bu başarıya ulaşabilmeniz adına atmanız gereken bazı önemli adımlardan bahsedeceğim.Hedefleriniz olsun!İstediğiniz üniversiteyi ve bölümü kazandınız. Okudunuz, mezun oldunuz. Üzerine çeşitli eğitimler aldınız, sertifikalar edindiniz. Ve sonunda sahip olmak istediğiniz pozisyonda ve iyi bir şirkette çalışıyorsunuz. Bu noktaya gelene dek aslında ismi konulmasa da hep bir hedef sahibi oldunuz. Üniversiteyi kazanmak, istediğiniz bölümü tutturmak, mülakattan başarı ile geçmek ve işi almak gibi. Tüm bunları elde ettiğinizde ise tüm hedeflerinize ulaşmış ve artık yapmanız gereken bir şey yokmuş gibi hissedebilirsiniz. Oysa başarının önündeki en büyük engel kendini tamamlanmış olarak görmek ve hedefsiz kalmaktır. Çünkü bireyleri kamçılayan ve ilerleme kaydetmemizi sağlayan asıl şey önümüzdeki hedeflerdir. Ne istediğinizi, nereye gittiğinizi ve daha fazla neler başarabileceğinizi sorgulayın ve bulun.Hayal gücünüzü besleyin.Her ne olursa olsun asla hayal gücünüzü öldürmeyin ve onu yaşatmak, canlı tutmak için elinizden geleni yapın. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kişi ne kadar yaratıcı, hayal gücü yüksek ise o kadar üretken bir kişiliğe ve aynı zamanda da pozitif bir ruh haline sahiptir.Hatalarınızdan korkmayın!Aldığınız onca eğitime ve sahip olduğunuz donanıma rağmen hata yapabilirsiniz. Asıl önemli olan kısım ise, yaptığınız hatalardan korkmamanızdır. Hatalar, aslında bize doğruları öğreten ve doğruya ulaşmamızı sağlayan yolu gösteren şeylerdir. Yaptığınız yanlışları reddetmek yerine onları profesyonel bir şekilde kabullenmek, doğrusunu öğrenmek adına çaba sarf etmek size başarıya götüren yolda bir adım daha ileri taşıyacaktır.Stres ve Öfke yönetiminizi sağlayın.Stres, hepimizin bildiği gibi yalnızca iş hayatında değil aynı zamanda gündelik yaşantımızda da sürekli olarak maruz kaldığımız ve başarımızı, sağlığımızı, kişiliğimizi etkileyen önemli faktörlerden biridir. Stresin tüm olumsuz yanlarının dışında, aynı zamanda belirli bir düzeyde maruz kaldığınızda motive edici bir yönü de bulunmaktadır. Ancak fazlasına maruz kaldığınızda ya da bununla nasıl başa çıkmanız gerektiğini bilmediğinizde ise oldukça yıkıcı bir etkiye sahiptir. Aynı şekilde öfke duygusu da strese bağlı olarak ortaya çıkan, kimi zaman kontrol altına alınması oldukça zor olan kuvvetli bir duygudur. Bu durumda yapmamız gereken en önemli şey, stres ile başa çıkma yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak, bunları uygulamaya çalışmaktır. Bu sayede stresten en az düzeyde etkilenecek, öfkemizi kontrol altında tutacak ve çok daha sakin bir yapı ile başarı merdivenlerini tırmanacaksınız.Esneklik sağlayın.Prensip sahibi olmak, katı kurallara sahip olmak, disiplinli çalışmak, keskin çizgileri olmak ve bunun gibi özelliklere sahip olmak çalışma anlamında size oldukça verim ve başarı kazandıracak etkenlerdir. Ancak bu kadar keskin hatlara sahip olmak, hiçbir konuda esneklik sağlayamamak bazen de oldukça yıpratıcı ve yorucu olabilir. İş yerinde yaşadığınız olaylara ve kişilere bağlı olarak, bazen esneklik sağlamak sizin için kolaylaştırıcı olacaktır. Bu sayede her ne yaşanırsa yaşansın içinde bulunduğunuz şartlara adaptasyonunuz daha hızlı olacak bu da sizi başarıya giden yolda bir adım daha ileri taşıyacaktır.

Devamını Oku
Saç Koparma Hastalığı – Trikotillomani

Saç Koparma Hastalığı – Trikotillomani

Belki de birçoğunuzun ilk defa duyduğu bu hastalık tıpkı alkolizm, uyuşturucu ya da sigara gibi bağımlılık kökenli bir rahatsızlıktır. Hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkin olduğu Saç Koparma Hastalığı psikolojik bir rahatsızlıktır. Bu hastalıkta kişi başından saç koparma, sakalından ya da vücudunun farklı bir noktasından kıl koparma dürtüsünü oldukça yoğun hisseder ve bunu gerçekleştirmeden rahatlayamaz. Kişi hastalığının farkındadır, bundan kurtulmak ister ancak bu dürtüye çoğu zaman engel olamaz.Trikotillomani Hakkında Bilmeniz Gerekenler:Hastalığın gözlendiği belirli bir grup bulunmamaktadır. Bu rahatsızlık her cinsiyette, yaşta ve ırkta gözlemlenebilmektedir.Hastalık hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir.Çocukluk döneminde görülen vakaların çoğunda kız-erkek sayısı eşitken, yetişkinlik döneminde görülen vakaların %90 kadarı kadındır.Çoğu kişi bu durumun bir hastalık olduğunu ya da bu hastalığa sahip olduğunu bilmemektedir. Az bir kesim ise bu rahatsızlığın bilincinde olarak uzmana başvurdukları gözlenmiştir.Türkiye’de yaklaşık durumun farkında olan ve olmayan 1,5 milyon hasta bulunmaktadır.Yapılan araştımalar sonucunda hastalığın ortaya çıkış noktasının çoğu zaman hayatınızın en stresli dönemine ya da en büyük acı ve üzüntüleri yaşadığınız dönemine geldiği gözlenmiştir.Çocuklarda görülen saç koparma davranışı bir süre sonra çoğunlukla kendiliğinden sönerden yetişkinlerde bu durum kronik bir hal almakta ve tedavi edilmezse de ömür boyu sürmektedir.Çoğu hasta ile yapılan görüşmelerde saç ya da kıl koparmanın ağrılı olup olmadığı araştırılmıştır. Kimisi koparma kaynaklı saç derisi ya da kıl kökü iltihaplanmasına bağlı olarak aşırı ağrı çekerken kimisi de tam tersi bir rahatlama yaşadığından bahsetmektedir. Hastalar ağırlıklı olarak kılın koparılması ile birlikte bir rahatlama hissettiklerinden ve bu nedenle bu dürtüyü engellemede güçlük çektiklerinden bahsederler.Trikotillomani hakkında bilinen en büyük yanlışlardan birisi ise, bu hastalığın obsesif bozukluklar yani takıntı rahatsızlığı ile karıştırılması ve öyle zannedilmesidir. Ancak saç koparma hastalığı daha çok dürtü kontrol bozuklukları arasında sayılmaktadır.Bu rahatsızlık farklı semptomlar göz önüne alındığında kombin bir hastalık olarak adlandırılabilir. Koparma dürtüsünü bastıramamak dürtü bozukluğu iken, davranışı yapmak için karşı konulamaz istek duyması ve engelleyememesi obsesif bozukluğu ve farkında olmazsızın saçı koparması ise tik bozukluğuna işaret etmektedir.Hastalığın ilerleyen evrelerinde veya süreç içerisinde eşlik eden diğer semptomlar ise, koparılan saçın yutulması, ağza alınması ya da emilmesidir. Bu durumda ilerleyen dönemde kişinin sağlığı açısından oldukça büyük risk taşımaktadır. Bağırsakta biriken saç yumakları, bağırsakları tıkayarak kişinin ölümüne bile sebebiyet verebilmektedir.Genel olarak bakıldığında fark edilmesi ve hastalık olarak adlandırılması zor olan Trikotillomani aslında kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığı açısından oldukça büyük bir risk taşıyan rahatsızlıktır. Bu nedenle kendinizin farkında olmak, eğer böyle bir durumla karşı karşıya iseniz bir profesyonelden yardım almak çok önemlidir.

Devamını Oku
Anksiyete Nedir?

Anksiyete Nedir?

Günümüzde gittikçe popüler bir kavram haline gelen anksiyete bir kısmımızın oldukça iyi bildiği bir kısmımızın ise belki de ilk defa duyduğu bir kavram. Anksiyete bozukluğu yani belki de birçoğumuzun “Kaygı Bozukluğu” olarak bildiği bir psikolojik rahatsızlıktır. Bireyin kontrol edemediği, sürekli ve oldukça şiddetli kaygı hali yaşamasına sebebiyet veren bir rahatsızlıktır. Anksiyete çoğunlukla ataklar şeklinde kendini gösterir. Ataklar, aniden gelen terleme, hızlı kalp çarpıntısı, vücutta meydana gelen uyuşmalar, kötü bir şey gerçekleşecekmiş gibi hissetme, daralma, bunalma, sıkışıp kalmış ve çaresiz hissetmeler şeklinde gerçekleşir.Anksiyete bozukluğunun temelinde yatan esas bir psikolojik temel olsa da genelde bu rahatsızlık aşırı strese maruz kalmaktan kaynaklı olarak ortaya çıkar. Bu ataklar bir şekilde aslında vücudunuzun size sinyal verme şeklidir. Yani çoğunlukla halk arasında rahatsızlık olarak çokta bilinmeyen ancak çoğumuzun zaman zaman yaşadığı bu ataklar aslında psikolojik alt faktörler tarafından beslenmektedir. Bu sebeple eğer aşağıdaki belirtileri içeren atakları daha önce yaşadıysanız ya da yaşamaya devam ediyorsanız mutlaka bir profesyonelden yardım almalısınız.Bu belirtilerin başlıcaları şunlardır;Sürekli gergin ve tedirgin hissetmekKonsantrasyon güçlüğü yaşamakHep kötü bir şeyler olacakmış gibi hissetmekRisk almayı gerektiren durumlardan kaçınmakKendisi ve yakın çevresi için kötü senaryolar kurgulamakAgresif davranışlar sergilemekAniden gelen öfke patlamalarıKalbin çok hızlı çarpmasıTerlemeMide ile ilgili rahatsızlıklar yaşamakŞiddetli ve devamlı baş ağrılarıUykusuzlukSürekli yorgun hissetmekVücudun belli noktalarında meydana gelen kasılmalarSebepsiz el ayak titremeleriBireyin bu rahatsızlıkla kendi başına mücadele etmesi kimi zaman oldukça yorucu olabilir. Aşırı stres altında kalan kişi bir süre sonra bu durumu kaldıramaz duruma gelir ve bedeni bazı tepkiler geliştirmeye başlar. Aslında kendi bedeninize daha fazla yükleme yapmanızın önüne geçmek adına mekanizmanızın devreye girme ve sizi korumaya alma şeklidir bu. Bu noktada profesyonel yardım almak tabii ki oldukça önemlidir ancak hayatınızda yapacağınız birkaç değişiklik ve uygulamanız gereken birkaç yöntemle de anksiyete ile etkili bir şekilde kendi başınıza savaşabilirsiniz.İşte, atak geldiği sırada yapmanız gerekenler hakkında birkaç tavsiye;Öncelikle, atak geldiği anda ayağa kalkın ve vücudunuzu dik bir konuma getirin. Ağırlıklı olarak korku ve kaygının yaşandığı anlarda içe doğru kapanma söz konusudur. Bu da kişinin nefes almasını zorlaştırır. Böyle bir durumda ayağa kalkıp, dik durmak daha rahat nefes almanıza olanak sağlar.Kendinizi sakinleştirin. Daha önceden kendiniz için sakinleşme yöntem ve taktikleri belirleyin. Atağın başladığı anlarda bu yöntemlerden faydalanın.İçinde yaşadığınız anın, bulunduğunuz mekânın ve zamanın farkına varın. Yoğun bir kaygı saldırısı altındayken şimdi ve burada yöntemi ile ana odaklanmanız zihninizi kemiren düşünceleri sizden uzaklaştıracaktır.Nefes egzersizleri öğrenin ve atak anında bu yöntemler yolu ile hem farkındalığınızı arttırın hem de vücudunuza doğru oranda giren oksijen sayesinde sakinlik kazanın.Kendinizi meşgul edecek bir şeyler bulun. Atağın geleceğini hissettiğiniz ya da atak geldiği anda hem fiziksel hem de zihinsel olarak kendinizi meşgul edecek bir uğraş bulmalısınız. Bu komik bir video açıp izlemek, size kendinizi iyi hissettiren bir şarkıyı son ses dinlemek, yürüyüşe ya da koşuya çıkmak, bir yakınınızı aramak olabilir.

Devamını Oku
Ergenlik Dönemi

Ergenlik Dönemi

HER EBEVEYNİN KORKULU RÜYASI: ERGENLİK DÖNEMİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLERAileler çocuklarını yetiştirirken maddi ve manevi anlamda pek çok zorlukla karşı karşıya kalıyor. Çocuğun her gelişim evresinde farklı problemlerle baş edilmesi gerekse de aslında en zorlu süreçlerden birisi ergenlik dönemidir. Ergenlik, çocuğun fiziksel ve ruhsal anlamda oldukça hızlı bir değişime girdiği dönemdir. Bu süreç içerisinde meydana gelen fiziksel ve ruhsal değişimler hem çocuğu hem de aileyi oldukça etkilemektedir. Ergenlik döneminin gergin, sıkıntılı ve sarsıcı geçmesinin temelinde aslında çocuğun çocukluk döneminden çıkarak artık yetişkin dünyasına girişidir. Bu noktada belki de ergenlik çocuk için yeni bir dünyaya yeniden doğumu temsil ettiği için oldukça sancılı geçmektedir. Çocuk, fiziksel, zihinsel ve seksüel anlamda hızlı bir değişim sürecinin içerisinde yer alır ve bu sürece uyum sağlama çabasındadır.Ailelerin çocukları ile en fazla çatışma yaşadığı, sıkıntılarla boğuştu, kaygılandığı ve endişelendiği dönem ergenlik dönemidir. Temelde ergen dönemi hakkında bilgiye sahip olmak, bilinçlenmek ve konu hakkında sergilenmesi gereken davranış ve tutumları öğrenmek ailelerin ve çocukların bu dönemi en doğru ve sağlıklı şekilde atlatması için faydalı olacaktır.Peki, ergenlik dönemi hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Ergenlik dönemi kız çocuklarında 9–13 yaş arasında, erkek çocuklarında ise 10–14 yaş arasında başlar. Ortalama olarak bir kız çocuğu 8–9 yaşlarında ergenliğin ilk belirtilerini gösterirken bir erkek çocuğunda ise bu 9–10 yaş civarındadır.Ergenliğin erken dönem belirtileri öncelikli olarak fiziksel değişim ağırlıklıdır. Cinsel organlardaki büyüme ve gelişmeler, vücuttaki kıllanma artışı, ses tonundaki değişikler vb.Her çocuğun gelişim süreci bireysel farklılıklar gösterebilir. Bu sebeple, çocuğunuzun ergenlik dönemine girişi, fiziksel-zihinsel değişikler göstermesi farklı yaş aralıklarında da gerçekleşebilir.Ergenlik dönemi kendi içinde 3 farklı evreden oluşur. Bunlar başlangıç, orta ve son dönem şeklindedir. Her dönem kendi içerisinde bazı gelişim özelliklerini ve süreçleri barındırır.İlk dönem yani başlangıç dönemi, ağırlıklı olarak fiziksel değişim ve gelişim evresidir. Kızlarda göğüslerde büyüme, bölgesel kıllanmalar görülürken erkeklerde ise, cinsel organın büyümesi, hormonsal artışlar, sesin kalınlaşması gibi değişimler gözlenir.Orta dönem, aslında ergenliğin en kızgınlaştığı dönemdir. Bu dönemde ağırlıklı olarak psikolojik dalgalanmalar, depresyon, ruhsal buhran gözlemlenir. Aynı zamanda bu süreç aileler için de en zorlayı ergenlik dönemi olabilir.Çocuğunuz muhtemelen sizin sahip olunabilecek en kötü aile olduğunuzu düşünür, kendini tek ve kimsesiz hisseder, algısı-ilgisi tamamen arkadaşlarına ve dışarıdaki sosyal çevreye kaymış durumdadır.Yoğun kaygıları, endişeleri, korkuları vardır. Aynı zamanda kendisini kuşatmış bir çaresizlik çemberi içindedir. Sürekli olarak ikilemde kalır ve karar verme yetisi oldukça bozuktur.Ani öfke patlamalarına, yükselen ses tonuna, konuşmadaki aşağılayıcı tavırlara ve mimiklerdeki tiksinen ifadelere bu dönem içerisinde ebeveynler olarak hazır olmalısınız!Son dönem ise, çocuğun artık kendini bulmaya, kendini sorgulamaya yani sosyal çevreden çok kendine yoğunlaştığı bir dönemdir. Orta döneme göre biraz daha sakin bir dönem olan son dönemde, çocuğun yetişkin dünyasına dair farkındalığı artar.Artık tamamıyla yetişkin dünyasına geçtiğini fark eden çocuğun aynı zamanda da kaygıları ve korkuları da artış gösterir. Bu noktada nereye gideceğini bilememek ve belirsizlik duygusu kendini gösterir.Ergenlik dönemi süresince kız çocuğa annenin, erkek çocuğa ise babanın rol model olması, yol gösterici olması ve sürekli olarak iletişim halinde kalması gerekmektedir.Gelişim süreçleri doğrultusunda çocuğunuzda konuşmanız gereken konularda mutlaka açık ve net bir iletişim dilini tercih etmelisiniz.Ergenlik dönemi süresince, çocuğunuzun arkadaşı olmaya çalışmayın! Bu ebeveynlerin yaptığı en büyük hatalardan birisidir. Sizler onun arkadaşı değil, anne-babası olmalısınız.Anne-baba olarak çocuğunuzla karşılıklı olarak güven duygusunu geliştirmek ve devam ettirmek en önemli önceliğiniz olmalıdır.Çocuğunuza karşı dürüst, tutarlı, anlayışlı ve sabırlı olmanız sürecin olabildiğince hafif atlatılabilmesi için size yardımcı olacaktır.Çocuğunuzun içe kapanıklık-öfke patlaması gibi süreçleri beklenenden uzun sürerse ya da ders başarısında beklenmedik düşüşler gözlemlenirse, çocuğunuzda kendine ya da başkasına zarar verme davranışları gözlemlenirse, yeme bozukluğu-uyku bozukluğu gibi sorunlar görülüyorsa mutlaka süreçle ilgili olarak bir uzmana danışınız ve yardım alınız!

Devamını Oku
Boşanma Kararını Çocuklara Açıklamak

Boşanma Kararını Çocuklara Açıklamak

BOŞANMA KARARINIZI ÇOCUĞUNUZA AÇIKLARKEN DİKKAT ETMENİZ GEREKENLERBoşanma, kimi zaman oldukça zorlu kimi zaman ise oldukça rahat bir şekilde atlatılabilen bir ayrılık sürecidir. Sürecin zorluğu ise çiftlerin arasındaki ilişki, geçimsizlik boyutu, her iki tarafın da istekli olup olmaması, çocukların varlığı, velayet durumu, maddi çekişme gibi pek çok faktör tarafından belirlenmektedir. Gerekli durumlarda çiftler için en doğru karar olabilen boşanma, eşler için zorlu bir dönemin başlangıcı olabilirken, çocuk sahibi olan aileler için ise çok daha zorlu bir süreç haline gelmektedir.Süreci daha sakin, daha kolay ve uzlaşmacı atlatabilmek adına öncelikli olarak çiftlerin boşanmayı kabullenmiş, tıpkı evlilik kadar doğal bir olgu olduğunun bilincine varmış, saygı ve değer çerçevesini, vizyonunu kaybetmemiş, anlayışlı ve uzlaşmacı bir düşünce yapısında olmaları gerekmektedir. Boşanma sürecinde her çiftin hassas davranması gerekirken çocuk sahibi olan ailelerin ise çok daha fazla hassas ve bilinçli davranması gerekmektedir. Çoğu çocuk sahibi çift boşanma kararını aldıkları andan itibaren en büyük endişeyi ve korkuyu çocuklarına bu süreci nasıl açıklayacaklarını bilemedikleri için yaşarlar. Sonrasında ise ne tepki verecekleri, nasıl etkilenecekleri onları en çok kaygılandıran durumlar arasındadır. Oysa önemli birkaç noktaya dikkat ettiğiniz takdirde çocuklarınız da bu süreci doğal bir şey olarak algılayabilir ve bununla baş etmeyi öğrenebilir. Eğer siz de boşanma arifesinde iseniz ve çocuğunuza süreçle ilgili olarak nasıl davranmanız gerektiği konusunda tereddütler yaşıyorsanız o zaman süreci kolaylaştırmak adına yapmanız gerekenlere aşağıdaki maddeler doğrultusunda bir göz atmanız faydalı olacaktır.Peki, çiftler sürecin çok daha sakin ve doğru şekilde atlatılabilmesi için neler yapmalıdır?Öncelikli olarak, boşanma kararını aldığınız andan itibaren ya da durum kesinleştikten sonra çocuğunuzla / çocuklarınızla mutlaka süreç hakkında yalansız, doğru, net bir şekilde konuşmanız gerekmektedir. Konuşmayı ertelemek ya da çocuğunuzu ani değişimlere maruz bırakmak süreci zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.Kesinleşen boşanma kararınızı çocuğunuzun yaşına uygun bir üslup ve yaş aralığına uygun cümleler ile anlatmanız durumu anlamasını kolaylaştıracaktır.Ayrılık kararınız ile ilgili olarak yapacağınız konuşmada anne-baba olarak her iki tarafında bulunması oldukça önemlidir. Ancak birlikte yapacağınız bu konuşmanın karı-koca ilişkinizden uzak, ebeveyn tarafınız ile yapmanız gereken bir konuşma olduğunu unutmamalısınız. İkinizin arasındaki çekişmeler, tartışmalar, anlaşmazlıklar bu görüşme sırasında konuşulmamalıdır.Çocuğunuz dünyaya geldiği andan itibaren sizlerle oldukça güçlü bir bağ kurar. Bu bağ, çocuğun ihtiyaç duyduğu güvene ve sevgiye ulaşabilmesini sağlar. Boşanma ile karı-koca ilişkinizin sonlanacağı ancak birliğinizin anne-baba ilişkisi ve bağı düzeyinde devam edeceğini ona doğru bir şekilde ifade etmeniz oldukça önemlidir. Çünkü boşanma sürecinde çocukların en fazla kaygı duyduğu durum artık bir anne babasının olmayacağı, ebeveynleri tarafından sevilmeyeceği ve önemsenmeyeceğidir.Konuşmanız sırasında ona sık sık anne baba olarak sahip olduğunuz görevlerin, sorumlulukların ve en önemlisi duyguların asla değişmeyeceğini söyleyin. Hatta konuşmanızın temeline bu fikri yerleştirin.Çocukların genelde bu süreçte duyduğu bir diğer endişe ise belirsizlik duygusuna kapılıyor olmalarıdır. Anne-babası ayrılma sürecine giren bir çocuk, kendi başına ne geleceğini ve ona ne olacağını bilmediği için de korkuya kapılır. Bu sebeple, çocuğun kiminle yaşayacağına, nerede ve hangi ebeveyn ile kalacağına, yaşam şartlarının ve standartlarının değişip değişmeyeceğine dair tüm sorunların cevabını önceden birlikte hazırlamış ve bu görüşme sırasında ona aktarıyor olmalısınız. Böylelikle onu bu belirsizliğin getirdiği korkulardan kurtarabilirsiniz.Çocukların güçlü olarak hissettiği bir diğer duygu ise suçluluk duygusudur. Genellikle evliliğin sonlanmasından kendilerini sorumlu tutarlar. Böyle bir yanılgıya sebep olmamak adına, çocuğunuza sizi boşanma kararı almaya iten sebepleri en genel hali ile detay vermeden açıklamanız önemlidir.Konuşma sırasında verilen tüm kararların anne-baba olarak ortak kararınız olduğunu çocuğuna net bir ifade ile açıklamalısınız. Böylece çocuk denenmesi gereken her şeyin denendiğini ve sonunda ortak olarak bir fikir birliğine vardığınızı düşünecektir. Bu durum çocuğun ebeveynlerden herhangi birini suçlamasını ve ona karşı öfke, kızgınlık duymasını engelleyecektir.Boşanma kararınızı çocuğunuza açıkladıktan sonra ondan gelecek olan her türlü tepkiye, düşünceye, soruya hazırlıklı olmalısınız. Her çocuğun verdiği tepki farklılık gösterebilir. Bu noktada önemli olan çocuktan gelen her tepkiye karşı onu anladığınızı ifade eden cümleler kurmanızdır ve sorduğu her soruya içtenlikle, doğru bir şekilde onu kandırmadan cevap vermenizdir.Boşanma, oldukça zorlu bir süreç olsa da saygıyı ve karşılıklı olarak birbirini anlamaya çalışma isteğini kaybetmediğiniz sürece üstesinden gelinmeyecek bir durum değildir. Süreç içerisinde çocuklarınız ile ilgili olarak aşırı endişelenmek, üzülmek, kaygı duymak ve kendinizi suçlamak oldukça doğal hislerdir. Ancak yukarıda bahsettiğim noktaları dikkate aldığınızda aslında sürecin o kadar da zorlu geçmediğini fark edeceksiniz. Fakat unutmayın ki, boşanma kararını her çocuk aynı düzeyde tolare edemeyebilir. Bu noktada bir uzmandan destek almanız hem sizin hem de çocuğunuz için süreci daha olumlu atlatabilmek adına faydalı olabilir.

Devamını Oku
Pozitif Enerjiyi Evinize Taşımanın Yolları

Pozitif Enerjiyi Evinize Taşımanın Yolları

Her birimiz günlük yaşamın içerisinde, sosyal çevremizde, iş hayatımızda, ev yaşantımızda ister istemez oldukça fazla olumsuzluklarla karşılaşıyor, hatta kötü enerjiye maruz kalıyoruz. Gelişen yaşam şartları her ne kadar standartlarımızı yükseltse de aynı zaman da maruz kaldığımız stres düzeyini de o kadar arttırdı. Tüm bunların sonucunda ise karamsar, sürekli yorgun, mutsuz, isteksiz bireylere dönüşüyoruz. Maruz kaldığımız tüm kötü enerjileri, stresi, olumsuzlukları, problemleri ortadan kaldırmak ya da tamamen engellemek mümkün değil. Ancak size şunu söyleyebilirim ki, bunların ortaya çıkardığı sonuçlardan kaçınmak ve bunu en aza indirgemek mümkün. Üstelik çokta kolay olan birkaç yöntem ile.Ev, her birey için gün sonunda ne olursa olsun döndüğü, onu bekleyen, biraz olsun rahatlatan, dinlendiren ve huzur veren korunaklı bir limandır. Evin içinde birlikte yaşadığınız kişiler kadar aslında o evin dekorasyonu, düzeni de sizin orada huzurlu hissedebilmeniz adına bir o kadar önemlidir. Her akşam karanlık, düzensiz, pis, hoş kokmayan bir eve döndüğünüzü hayal edin. Böyle bir ev gün içerisinde yeterince yorulmuş olan sizi ve bedeninizi daha da yıpratacaktır. Oysa evinize yapacağınız küçük dokunuşlar, renklerin enerjisinden destek almak, düzen, hoş kokular bunların hepsi sizi hem rahatlatacak hem de daha huzurlu hissetmenize olanak sağlayacaktır.Peki, pozitif enerjiyi evinizdeki dekorasyona nasıl taşıyabilirsiniz?Öncelikli olarak evinizi yeniden dekore ederken ya da yeni bir eve taşınırken ışıktan, renklerden, havadan, faydalanmanız gerekmektedir.Evinize seçeceğiniz mobilyalardan aksesuarlara kadar her şey evinizdeki bu pozitif havanın oluşumuna katkı sağlayacaktır.Evinizi süslenmesi, boyanması ve düzenlenmesi gereken bir yapı olarak değil canlı, dinamik, enerji veren ve yaşayan bir yer olarak algılamanız oldukça önemlidir.Evin içerisinde çok fazla eşya bulundurmanın zenginlik göstergesi olduğu zamanları geride bıraktığımızı unutmayın. Bu noktada sadeliğin aynı zamanda şıklık olduğunu, size dinginlik verecek önemli de bir etken olduğunu hatırlayın!Fazlalıklarınızdan kurtulun! Hepimizin yaptığı en büyük hatalardan biri de herhangi bir aksesuarı, mobilyayı, eşyayı, kıyafeti belki giyerim belki kullanırım belki lazım olur diye yıllarca saklamamızdır. Oysa hepimiz biliyoruz ki aslında hiçte ihtiyacımız olmayan bir şeyi öylece saklayıp duruyoruz. Eskilerinizi, kullanmadıklarınızı atın ya da ihtiyacı olanlar ile paylaşın. Hem yenilere yer açılmış olacak, hem de kendinizi daha iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.Evinize pozitif enerjiyi taşıyabilmenin en önemli yollarından biri de içerinin bol bol oksijen ile dolmasıdır! Bu sebeple, evinizi sık sık havalandırın. Evinizin güzel kokmasını istiyorsanız, yapay oda kokuları yerine birkaç güzel kokan canlı çiçekleri tercih edebilirsiniz. Bu evinizi güzel kokuttuğu gibi aynı zamanda onların bakımı ile ilgilenmekte ruhunuza hoş kokular salacaktır.Aydınlık, her zaman için ferahlığı da beraberinde getirir. Bu sebeple bir diğer önemli nokta ise, eğer evinizde pozitif enerjiyi hissetmek istiyorsanız doğru şekilde aydınlatmalar kullandığınızdan emin olmalısınız. Doğal olan her şeyin bizler için çok daha kıymetli ve sağlıklı olduğunu biliyoruz. Gündüzleri olabildiğince gün ışığından faydalanmakta sizleri pozitif hislerle dolduracaktır. Akşamları ise daha sakin ışıklar tercih etmek rahatlamanıza yardımcı olacaktır.Evinizi dekore ederken hem kendi hem de aile bireylerinin tercihlerini, ihtiyaçlarını ve zevklerini göz önünde bulundurun. Bu şekilde dekore edilmiş bir evde, her birey rahat edecek ve huzur bulacaktır.Renklerin gücünden ve enerjisinden faydalanın! Evinize o çok ihtiyaç duyduğunuz pozitif havayı getirebilmenin en kolay yolu renklerin enerjisinden destek almaktır. Yapacağınız ufak bir araştırma ile hangi rengin nasıl bir enerjiye sahip olduğunu bulabilir ve buna göre düzenlemeler yapabilirsiniz. Ancak unutmamanız gerekir ki renklerin fazlasını kullanmanız da olumsuz enerjilere ve etkilere sebep olabilir.Tüm bu maddelerin dışında, evinize pozitif enerjiyi taşıyabilmenin en etkili yolu evinizi sevmek, orayı kendi beklentileriniz ve ihtiyaçlarınız doğrultusunda düzenleyebilmektir. Kendi zevkleriniz doğrultusunda farklı alternatifler üretmek sizin elinizdedir. Örneğin, evde müzik açmak, bir kış bahçesi oluşturmak, kitap okuma köşesi düzenlemek vs. gibi farklı alanlar da sizin evinizin içinde kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır.En önemlisi ise, o evin içinde yaşayan her bireyin birbirine sevgi, saygı, sadakat ve anlayışla yaklaşması evinizin içinin huzur, rahatlık ve bolca pozitiflik ile dolmasına sebep olacaktır.

Devamını Oku
Çalışan Annelere Öneriler

Çalışan Annelere Öneriler

Son yıllarda kadınların iş hayatında oldukça fazla yer almaya, önemli başarılar elde etmeye başladıkları görülmektedir. Kadın artık iş hayatının olmazsa olmaz ve çok önemli bir parçası. Öyle eski zamanlarda ki gibi evinin kadını, çocuklarının annesi olmaya da niyetli değil çoğu kadın. Tam aksine hem kariyer yapıyorlar hem de çocuklarını yetiştiriyorlar. Üstelik çoğu zaman her ikisinde de oldukça başarılı oluyorlar. Hal böyle olunca bir yandan iş hayatındaki yükümlülüklerini yerine getirmek bir yandan da annelik görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmek kimi zaman oldukça yorucu ve de yıpratıcı olabiliyor.Aynı anda birden fazla iş ile uğraşmak ve taşıyabileceğinden çok daha fazla yük almak kimi zaman çoğu kadını havlu atma noktasına getirebiliyor. İşte bu noktaya ulaşmadan ve pes etmeden önce birazdan bahsedeceğim tavsiyelere göz atabilirsiniz. En azından süreci planlayabilmeniz ve kendi açınızdan çok daha rahat ve kolay atlatabilmeniz için faydalı olduğunu göreceksiniz.Peki, çalışan anne olmayı kolaylaştırmanın yolları nelerdir?Biz kadınlar her daim alabileceğimizden çok daha fazla yükü ve sorumluluğu almaya gönüllüyüzdür. Oysa aile içerisinde ve programınızda yapacağınız ufak planlamalar sizi bu gereksiz sorumlulukların altında ezilmekten kurtaracaktır.Aile bireyleri ile görev paylaşımında bulunun. Örneğin, işten döndüğünüzde ortaya atılmış bir ceketi, boş bir su bardağını, her tarafa dağılmış oyuncakları siz topluyorsanız bu çokta doğru olmayan bir görev paylaşımı olduğunu gösterir. Eşiniz eve geldiğinde ceketini kendi asabilir, kızınız oyuncaklarını kendi toplayabilir, oğlunuz içtiği suyun bardağını mutfağa götürebilir. Bu noktada önemli olan, aile bireyleri ile birlikte görev dağılımını yapmak ve evin kurallarını belirlemektir.İş ve ev ile ilgili bir program oluşturun. Bu programı kendi iş yoğunluğunuza ve evinizin, eşinizin, çocuğunuzun ihtiyaçları doğrultusunda hazırlamaya özen gösterin.Hazırladığınız programa sadık kalmaya çalışın. Acil durumlar ve beklenmeyen değişiklikler dışında programınıza harfiyen uymanız size zaman yönetimi konusunda oldukça faydalı olacaktır.Programlarınızı günlük, haftalık ve aylık olarak planlamanız size çok daha fazla yardımcı olacaktır. Böylelikle adım adım ve hiçbir şeyi gözden kaçırmadan bir program oluşturabilirsiniz.Program içerisinde mutlaka kendiniz için de yer ayırın. Her günün mutlaka uygun olan bir vaktini 5 dakika dahi olsa kendiniz için ayırın. Böylelikle bir süreliğine de olsa soluklanmak için bir fırsatınız olacaktır.Günlük yemek planlaması yapabilirsiniz. Aile bireyleri ile birlikte ortak menüler çıkartabilirsiniz. Böylelikle her akşam işten döndüğünüzde kararsızlık ile vakit kaybı yaşamamış olursunuz. Aynı zamanda pişirmeye kadar verdiğiniz yemekler için ön hazırlığını bir akşam önceden yapabilir, kendinize göre pratik yöntemler bulabilirsiniz.Haftanın belli bir gününü ve belli bir saatini temizlik için ayırabilirsiniz. Hatta gerektiği durumlarda eğer fırsatınız varsa profesyonel ev temizlik hizmeti alarak kendinizi bu yükten kurtarabilirsiniz.Aile olarak aktiviteler yapabilmek için mutlaka programınıza “ Aile Zamanı”nı eklemelisiniz. Bu aile bireylerinin bir birlerine bağlılığını arttıracaktır. Her bireyin kendi günlük planlarından sonra bir araya gelmesini de sağlayacaktır.Aynı programlamayı çocuklarınızla baş başa vakit geçirmek için de planlamalısınız. Örneğin, akşam yemeğinden sonraki yarım saati onlarla oyun oynayarak, sohbet ederek geçirebilirsiniz. Bu durum hem çocuklarınıza iyi gelecek hem de çalışırken onlara vakit ayıramadığını düşünen siz ebeveynlere iyi gelecektir.Ev işleri, çocuklar derken tabii ki eşinizi de ihmal etmemeniz gerekiyor. Mümkün olduğunca baş başa vakit geçirmeye çalışın. Anne baba olmadan önce bir çift olduğunuzu hatırlayın. Örneğin, belirli zamanlarda profesyonel ve güvenilir bir çocuk bakıcısı bulabilir ve çocuklarınızı ona emanet ederek siz de eşinizle bir sinema ya da konser keyfi yapabilirsiniz.Çalışan anneler için baş etmesi en zor şey, vicdanen rahatsız hissetmeleridir. Çocuklarını ihmal ettiklerini, onlarla vakit geçiremediklerini, onlar için yeterli olmadıklarını düşünürler. Oysaki sadece yapılacak ufak planlamalar ve düzenlemelerle hem iyi bir iş kadını hem de iyi bir anne olmak oldukça kolaydır. Yapılan araştırmaların çoğu gösteriyor ki, çalışmayan annelerde çalışan annelere oranla çok daha fazla depresyon, öz güven eksikliği, panik atak, iletişimsizlik gibi sorunlar gözlemleniyor. Bu durumda, çalışan anneler olarak planlı olduğunuz sürece her şeye gücünüzün yetebileceğini ve başarabileceğinizi asla unutmayın!

Devamını Oku
İş Görüşmelerinde Kendinizi Sakinleştirmenin 10 Adımı

İş Görüşmelerinde Kendinizi Sakinleştirmenin 10 Adımı

Konu iş görüşmeleri ya da mülakatlar olduğunda en profesyonelinden en amatör olanımıza kadar hepimizi muhakkak bir heyecan kaplıyor. Üstelik yalnızca heyecanlı değil aynı zamanda stresli de oluyoruz. Yapılan araştırmalar belirli düzeyde stresin ve heyecanın aslında motivasyonu ve başarıyı artıcı etkisi olduğunu belirtiyor. İnsan Kaynakları uzmanları yapılan görüşmeler sırasında adayların belirli düzeyde stresli veya heyecanlı olmasını anlayışla karşılayabiliyorlar ancak stres düzeyiniz baş edemediğiniz bir seviyeye ulaştığında ise bu istediğiniz işi kapmada önünüze çıkan en büyük engellerden biri oluyor. Stresinizi kontrol edemiyor oluşunuz, insan kaynakları uzmanlarına zorluklarla başa çıkma kabiliyetinizin olmadığı ve stres kontrol mekanizmanızın yeterli çalışmadığı fikrini vermektedir.Gelişen iş dünyasında kapasite ve işlevsellik arttıkça çalışanların üzerindeki baskı ve streste artıyor. Bu sebeple çoğu şirket uzmanları, aradıkları pozisyona uygun olan adayı seçerken öncelikli olarak stresli durumlar karşısında nasıl tepki verdiklerine ve zorluklarla nasıl baş ettiklerine dikkat etmektedir. Herhangi bir kurumsal şirketin insan kaynakları uzmanları ile görüşürken heyecanınızı ve stresinizi kontrol altında tutabilmeniz hedefinize ulaşabilmek adına oldukça önemlidir.Peki, kendinizi sakinleştirmek ve stresinizi kontrol altında tutabilmek için neler yapabilirsiniz?Öncelikle kendinize güvenin ve gerçekten ne istediğinizden emin olun.Görüşmelere mutlaka hazırlıklı olarak gidin. Görüşmelere önceden hazırlık yaparak gitmek, kişinin kendine olan güvenini arttırmasına yardımcı olur. Örneğin, görüşme için gittiğiniz şirketi mutlaka araştırın. Burada sahip olacağınız, başvuruda bulunduğunuz pozisyonla ilgili olarakta araştırmalar yapın.Mülakat öncesinde evde kendi kendinize prova yapın. Karşınızda insan kaynakları uzmanı varmış gibi ayna karşısında konuşma yapmak sizin rahatlamanıza yardımcı olacaktır. Kendinizi, deneyimlerinizi ve eğer çalışmaya başlarsanız şirkete katabileceğiniz değerleri doğru şekilde ifade edebilmek için pratik yapın.Görüşme öncesinde mutlaka cv’nizi yeniden gözden geçirin, gereken düzenlemeleri yapın. Sonrasında birer kopyasını çıkartıp, mutlaka yanınıza alın. Uzmanlar sizden cv’nizi istediklerinde, onlara sizde bir kopyası var sanıyordum demek çokta hoş karşılanmaz.Hazırlıklarınızı önceden tamamlayın. Görüşme sırasında giyeceğiniz kıyafetlerin temiz ve ütü olduklarından emin olun.Görüşmenin yapılacağı yer hakkında kesin bilgi edinin ve buraya nasıl ulaşım sağlayacağınızı planlayın. Görüşmeden yaklaşık 20 dakika önce orada olmaya çalışın. Ancak çok fazla erken gitmemeye özen gösterin çünkü uzun süreli olarak beklemekte stres düzeyinizi arttırmanıza sebep olacaktır.Mülakat sırasında iyi bir dinleyici ve gözlemci olmanız önemlidir. Dikkatinizi uzmanların konuşmalarına ve sorularına yönlendirmelisiniz. Size sorulan sorulara net bir şekilde çok uzun olmayan cevaplar vermeye özen gösterin.Kendinizi sorguda hissetmemeniz adına bunun bir mülakat aynı zamanda karşılıklı profesyonel bir sohbet olduğunu kendinize hatırlatın. Önceden hazırladığınız soruları siz de karşınızdaki uzmanlara sorabilirsiniz. Sorduğunuz soruların etkileyici olması sizin uzmanlar karşısında artı puan almanızı sağlayacaktır.Kendinize sürekli olarak pozitif düşünmeniz gerektiğini hatırlatın.Öncelikli olarak başarılı yönlerinizden bahsedin. Ve bu pozisyonu aldığınız takdirde başarabileceğinizi, bu pozisyona uygun olduğunuzu vurgulayacak yönlerinizden bahsedin.Tüm bunlara dikkat ettiğinizde sandığınızdan daha az stresli ve kendinize güveniniz daha fazla bir şekilde mülakata katıldığınızı fark edeceksiniz. Ancak her şeye rağmen iyi bir görüşme geçirmemiş ve bu işi alamamış olabilirsiniz. Bu noktada kendinize “ En kötü ne olabilir?” diye sorun ve bunun sonuçlarını düşünün. Çünkü, fark edeceksiniz ki bu mülakatın kötü geçmesi ya da bu işi alamamış olmanız kariyer hayatınızın sonu demek değildir. Bunu kariyer hedefleriniz için attığınız bir adım ve mülakat konusunda yaşadığınız bir deneyim olarak cebinize koyup, emin adımlarla ilerlemeye devam edin.Hepinize başarı dolu bir kariyer hayatı diliyorum…

Devamını Oku
Seçici Yeme Bozukluğu

Seçici Yeme Bozukluğu

Hepimizin bildiği gibi, bir çocuğun sağlıklı beyin ve beden gelişiminde beslenmenin yeri oldukça büyüktür. Normal gelişim seviyesinde olan çocuklar, 1 yaşından itibaren kendi başlarına yemek yemek için çabalarken, 2-3 yaş arasında ise her çocuk kendi başına yemek yiyebilme becerisine sahip hale gelir. Çocuğun, doğduğu andan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanması ise tamamen ebeveynlerin tutumları ve davranış şekilleri ile bağlantılıdır. Beslenme alışkanlıklarının çocuğa kazandırılmaya çalışıldığı dönemde ailelerin karşısına çıkan en önemli sorunlardan biri ise çocuğun yemek yemeyi reddediyor ya da yemek konusunda seçici davranıyor oluşudur.Türk gelenek görenekleri ve aile yapısı ile değerlendirdiğimizde, genel olarak yemeyi ve yedirmeyi seven bir toplum olduğumuzdan bahsedilebilir. Bu şartlar altında yetişen nesilleri ve ebeveynleri göz önüne aldığımızda ise, çoğu iştahsız olarak nitelendirilen çocuğun aslında yaşlarına uygun seviyede boy kilo endeksine sahip oldukları gözlemlenmektedir. Bu noktada öncelikli olarak, çocuk gerçekten iştahsız, yemek yemeyi reddedici tavırda ve yemek konusunda seçici mi yoksa anne çocuğunun doyduğunu düşünmüyor ve bunu bir problem haline mi getiriyor bunu ayrıştırmak gerekmektedir. Başta da belirtmiş olduğum gibi, çocuğa sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmaya çalışıldığı dönemde ebeveynlerim tutumları ve davranışları oldukça önemlidir.Peki, seçici yeme bozukluğu nedir?Seçici yeme bozukluğu yani yemek seçme, seçici yeme olarak ta bilinen bazı belirli gıdaların tüketimini engelleyen bir beslenme bozukluğudur. Özellikle çocukların gelişim döneminde sıkça rastlanan bu sendrom, çocuklar büyüdükçe ve seçici yiyici tavırlarından vazgeçtikçe düzelebilecek bir problemdir.Bu süreçte nelere dikkat etmelisiniz ve neler yapmalısınız?Çocuk sosyal anlamda kaçınmalar yaşayabilir. Bunun sebebi, tercih ettiği gıda seçeneklerine girdiği sosyal ortamlarda ulaşamayacak olmak olabilir.Anksiyete ve çatışmalar yaşayabilir.Çocuğunuz bazı yiyecekleri koku, doku ve tat konularını sebep göstererek yemeyi ısrarlı şekilde reddeder.Çocuğunuz özellikle kendi için “güvenli” olarak adlandırabileceğimiz yiyecekler seçecektir. Örneğin, yalnız bir markaya ya da bir besine takılı kalmış durumdaysa buna dikkat etmeniz gerekebilir.Genelde seçici yiyen çocukların boy-kilo oranlarında herhangi bir anormallik gözlenmez. Çoğunlukla karbonhidrat ağırlıklı besinlere takıntılı hale geldiklerinden herhangi bir enerji kaybı da gözlenmez.Sıkça okul öncesi çağdaki çocuklarda gözlemlenir. Ve genellikle çocuk kendi belirlediği 3-4 çeşit yemekten başka bir şey yemeyi reddeder.Bu ve buna benzer semptomları çocuğunuzda gözlemlediğiniz takdirde mutlaka bir uzmana danışmalı ve ondan yardım almalısınız.Gözlemlenen davranışların sebebi yalnızca gelişim çağında ortaya çıkan bir sıkıntı olsa da, travmalardan tutun da obsesif kompülsif bozukluklara kadar pek çok rahatsızlıkla ilişkili olabilir.Ebeveyn olarak dikkat etmeniz gereken en önemli noktalardan biri de, çocuğunuza zorla istemediği besinleri yedirmeye çalışmak ya da onu cezalandırmak durumu düzeltmeyeceği gibi aynı zamanda kötüleşmesini de sağlayacaktır.Çocuğunuza, ek gıdaya geçtiğiniz dönemden itibaren çeşitli besinleri tattırmalı ve öğünlerini çeşitlendirmelisiniz.Aile olarak sürekli şekilde evinizde geçerli olacak yemek kuralları belirlemelisiniz. Ve tüm aile bireyleri olarak bu kurallara uymanız oldukça önemlidir.Çocuğunuzun sizin kafanızdaki kadar değil de kendi midesinin kapasitesi kadar yiyebileceğini unutmayın. Tek seferde yiyebileceği kadar büyüklükte porsiyonlar sunmaya çalışın.Beslenme alışkanlığı kazandırılmaya çalışılan dönemde anne-baba olarak ortak hareket etmeli ve davranışlarınızda tutarlı olmalısınız.Çocuğunuz için en önemli rol modelin siz olduğunu unutmayın. Çocuğunuz sizin beslenme alışkanlıklarınızı da gözlemleyecek ve kendine örnek alacaktır.Çocuğunuzun kendi kararlarını verebilmesi konusunda ona destek olun. Yemeklerde seçme hakkı tanıyın.Önüne konulan yemeği yemeyi reddediyorsa yemek süresinin bitiminde “Sanırım yemiyorsun o zaman kaldırıyorum ve bir sonraki ana öğüne kadar herhangi bir şey yemen mümkün olmayacak.”diyerek kaldırın. Ve söyleminizde tutarlı davranın. Böylece çocuğunuz evdeki yemek kurallarına uyum sağlamayı öğrenecektir.Çocuğunuza sevginiz ve sabrınızla kazandıramayacağınız hiçbir beceri yoktur. Sıkıştığınız noktada bir uzmandan yardım alarak tüm problemlerin üstesinden gelebileceğinizi ve yalnız olmadığınızı unutmayın!

Devamını Oku
1 2 3 4 5 6
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al