Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Psikolojide Yansıtma Nedir?

Psikolojide Yansıtma Nedir?

Psikolojik projeksiyon dediğimiz yansıtma kavramı ilk SİGMUND FREUD tarafından kullanılmıştır. Anlamı ise;Kişinin istemediği düşünceleri ya da davranışları karşı tarafta varmış gibi gösterme HASTALIĞIDIR. Evet bu bir hastalıktır ve genellikle bu hastalık narsistik kişilik bozukluğu taşıyan insanlarda görülür.Günlük hayatta ise savunma mekanizması olarak kullanılır. Kendini başkalarında görme olarak da sergilenir.HASTALIK OLARAK YANSITMABu kavramın içine suçu başkasına atmak, kötü durumdan sıyrılmaya çalışmak, istemediği sonuçlara sebebiyet vermeyi kabul edemeyiş vb. davranışlar girer. Şu tarz davranışlar sergilerler;Narsist bir insanı kaba ve anlayışsız davranışlarından dolayı suçladığınızda bunun sebebinin tamamen siz olduğunuzu, her şeyi çok abarttığınızı çok büyük bir özgüven ve rahatlıkla söyleyecektir ama asıl sebep kendisinin suçlu olması ve olayları gereğinden fazla abartması sonucu kaba ve anlayışsız tavırlarının ortaya çıkmasıdır.Ya da bir iş ortamında narsist bireyin toplantısı çok kötü geçmiştir sebebi kendisi asla olamaz. İşi alamayışının hırsını herkesi etrafına toplayarak, tek tek ortada var olmayan hakarete dayanan yüzleşmeler yapar ve kendini öyle rahatlatır.SAVUNMA MEKANİZMASI OLARAK YANSITMAFarkında olmadan sergilediğimiz, otomatik savunma mekanizması olarak kullandığımız yansıtmalardır. Örneğin;Bir adamın iş yerinde patronundan azar işitmesi üzerine sinirlenip duvara yumruk atması.Birinin sizden nefret ettiğini düşünmenizin sebebi aslında sizin o kişiden nefret etmenizin sonucu olması.Okulda başarısız olan bir öğrencinin başarısızlığını ona çalışma ortamı sağlamayan anne babasına atması, ya da sınavdan önce moralini bozan arkadaşına atfetmesi gibi.Çevrenizdeki problemleri düşünün. Ne kadarı gerçek problem? Ne kadarı sizin beyninizin oluşturduğu yansıtmalar? Problemlerin ne kadarı gerçek problem? Ne kadarı yüzleşemediğimiz etrafımızda var ettiğimiz problemler? Gerçekçi olun aradaki farkı göreceksiniz.

Devamını Oku
Gülümseyin, Çekiyoruz!

Gülümseyin, Çekiyoruz!

Gülümsemek, şu aralar toplumda ihtiyaç duyduğumuz en acil duygu. Dışarı çıkıp bir bakın. Gülümseyerek gezen kaç tane insan var? Herkes kendi işlerini halletmek ile, bir yere yetişmekle meşgul. Kimsenin kimseyi fark edecek hali kalmamış. Bırakın gülümsemeyi, somurttuklarının bile farkında değiller. Yanlışlıkla göz göze gelseniz, hızla kafasını çevirip bu bana niye baktı şimdi gibi düşüncelere dalarlar.Biraz da Avrupa ülkelerinden bahsedelim. Onlardaki gülümseme ahlakından. Yurtdışına çıkanlar bu duyguyu bilirler. Özellikle Türklerin en çok şaşırdıkları olaylardan biri de insanların sürekli onlara gülümseyerek merhaba demeleridir. Yurtdışına ilk çıktığımda buna ben de çok şaşırmıştım. Ama çok hoşuma gitmişti, takdire şayan bir davranıştı. Din, dil, ırk ayrımı yapmadan, insanları tanımadan, sadece insan olduğu için hatırı olan bir merhabaydı.Ne kadar olgunca ne kadar sıcak bir davranıştı. O ülkeye gezmeye gitmişsiniz ve hiç kimseyi tanımıyorsunuz, birçok yeri de bilmiyorsunuz ve herkes size evine gelmiş misafir edasında gülümseyerek hoş geldin diyor. Kendinizi daha mutlu ve daha özgüvenli hissediyorsunuz ve yüzünüzde sebepsiz bir mutluluk ifadesiyle geziyorsunuz.Bence bu davranışı sergileme en çok biz Türklere yakışır. Biz de misafire verilen değer, insanlara yardım etmeyi aşılama duygusu, dertli insanların derdiyle dertlenme ve onların yaralarını sarmaya çalışma çabası başka hiçbir yerde olamayacak kadar yoğunken belki de en çok somurtan toplum biziz. Bu çelişkiye birimizin dur demesi gerekmez mi?Bilim adamları insan vücudunun hareketlerini sağlayan 600’ün üzerinde adale olduğunu söylüyor. Ve yüzümüzü asmak için kullandığımız adale sayısı 43 iken gülümsemek için sadece 17 adale kullanmamız yeterli oluyor.Gülümsemek için bir fotoğraf çekmeye, komik bir olay yaşanmasına, sizi mutlu edecek bir hediyenin gelmesine, başarı elde etmeye gerek yok. Aslında hiçbir sebebe gerek yok. Sadece sizin siz olmanıza gerek var.Kendiniz için GÜLÜMSEYİN! Hayatta var olduğunuz için! Doğanın güzelliklerini görebilecek gözünüz, baharın sesini, kuşların cıvıltılarını duyabilecek kulağınız olduğu için GÜLÜMSEYİN!

Devamını Oku
Doğru Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?

Doğru Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?

Bugün size birkaç çeşit ebeveyn tipinden ve farklı farklı tutumlardan bahsedeceğim. Bu tutumları belki farkında olarak belki de farkında olmadan sergiliyorsunuzdur. E tabi sergilediğiniz tutum ve davranışa göre de çocuğunuzun ahlaki ve dünya değerleri değişecektir. Ona göre kendinde bir kimlik ve karakter oluşturacaktır.Eğer çocuğunuzu büyütmekte zorlanıyorsanız belki tutumlarınızda bir sorun vardır.İsterseniz başlayalım bakalım siz hangisisiniz?Çocuk eğitiminde 2 ana madde vardır. Birincisi duygusal destek ikincisi kontrol etme yani kurallar.Eğer çocuğunuza aşırı duygusal destek veriyor aynı zamanda da kontrol yetkiniz çok düşükse yani çok özgür bırakılan ve hep pohpohlanan bir çocuk var ise siz AŞIRI İZİN VERİCİ EBEVEYN kategorisine giriyorsunuz.Eğer düşük düzeyde kontrolünüz varsa ve aynı zamanda da duygusal desteğiniz de düşükse yani çocuğunuzun bütün gün ne yaptığından bihaber olmakla beraber onu sarıp sarmalama konusunda da eksikseniz siz İHMAL EDEN EBEVEYN kategorisine giriyorsunuz.Eğer düşük düzeyde duygusal destekle beraber yüksek düzeyde kontrolünüz varsa yani sürekli onu yönetip emirler görevler verip, duygusal manada da tatmin etmiyorsanız siz OTORİTER EBEVEYN kategorisine giriyorsunuz.Eğer yüksek düzeyde duygusal destek verip yüksek düzeyde de kontrol ediyorsanız yani neyi neden istediğinizi onu sevip sayarak ifade ediyor ve olması gereken kuralları beraber mantık ve muhakeme çerçevesinde ifade ediyorsanız o zaman siz YETKİN EBEVEYN kategorisine giriyorsunuz.İstediğimiz ve olması gereken yetkin ebeveyn modeli. İnceleyin bakalım siz hangi kategoridesiniz.Eğer;– Yanlış giden şeyleri fark ettiyseniz ve değişmek istiyorsanız psikolojik destek için,– Yardıma ihtiyacınız varsa ve tek başınıza halledemeyeceğinizi düşündüğünüz durumlarda da her türlü bakıcılık ve evde hizmetler için yanınızda olduğumuzu unutmayın.

Devamını Oku
Sosyal Medya ve Aile Hayatımıza Olan Etkisi

Sosyal Medya ve Aile Hayatımıza Olan Etkisi

Teknoloji ve sosyal medyanın hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını ve birçok faydası olduğunu biliyoruz. Saymakla da bitiremeyiz. Ama bilmediğimiz ya da bilsek de umursamadığımız önemli bir nokta var ki o da akıp giden hayatımızda kaçırdıklarımız ve kaybettiklerimiz.BUNLARDAN EN ÖNEMLİLERİÇocuklarımızın dönemsel evreleri. Sürekli çocuğumuzu ekrandan izliyoruz. Yanımızda canlı canlı anını yaşayabilme ve yaşadığımız andan keyif alma imkanımızı elimizle itip hemen çocuğumuzu çekelim, insanlara gösterelim diye 5 inç ekranlardan izliyoruz yanıbaşımızdakini.Çocuğumuzun bizimle olan iletişim çabasını görmezden geliyoruz. Eteğimizi çekiştiren anne bak diye seslenen çocuğumuza, bir dakika çocuğum işim var diyoruz. Bu arada da sosyal medyada başka çocukların videolarını beğenerek kendi çocuğumuzu ihmal ediyoruz.Bir anı sırf deneyimlemek için, zevk almak için yaşamak yerine, sosyal medyaya uzun zamandır hikâye atmadım şuraya gidelim de bir hikâye atalım diye yaşıyoruz. Ve sonra istemeden ve farkında olmadan gösterişe önem veren, insanların bakış açılarını kendimize çekme ve beğenilme duygularının esiri oluyoruz.Var olanla yetinemiyoruz. Eşimizden, çocuğumuzdan hatta kendimizden var olan durumu aşan, problemlerin doğmasına sebebiyet veren olur olmaz şeyler istiyoruz, hatta diretiyoruz.Toplumun akışına kendini kaptıran, sormadan, sorgulamadan, süzgeçten geçirmeden her akımın içine kendini atma çabası içinde yaşıyoruz.Eşsiz, herkesten farklı bir aile olmak, parmakla gösterilen, bu çağda bu kadar organik kalmayı becerebilen bir aile olarak yaşamak varken, sıradan bir aileye dönüşme çabası neden?Teknolojiyi kullanalım, sosyal medyanın avantajlarını da kullanalım ama değerlerimizi, sevdiklerimizi, sorumluluklarımızı bu yola heba etmeyelim.

Devamını Oku
Aile Toplantısı Hakkında Bilmeniz Gereken 10 Madde

Aile Toplantısı Hakkında Bilmeniz Gereken 10 Madde

Aile içi iletişimde, iletişimi aktif ve sağlıklı tutabilmenin en iyi yolu belirli periyotlarla çekirdek aile toplantısı yapmaktır. Evet, toplantı kelimesi belki biraz ciddi gelebilir ama asıl sorunlar da zaten sevdiklerimizin rahatsız oldukları durumlara karşı ciddiyetimiz bittiğinde başlamaz mı?Bir baba çocuklarının dertlerini, sıkıntılarını zevk ve eğlenme yollarını bilmiyorsa, sevdiği yemeği, en hassas olduğu noktayı en sevmediği karakter tipini, en rahatsız olduğu durum ve davranışları bilmiyorsa çocuğuyla çatışmaya ve çocuğuyla arasında mesafe olmaya mahkûmdur.Aynı şekilde anne için de geçerli. Anne çocuklarının karnını doyurup çamaşırlarını yıkamaktan çok daha fazlası olmalıdır. Ya da çocuklar anne-babalarının onlara vermeye çalıştığı değerleri anlayamıyorsa burda sıkıntı var demektir.Çocuklarınızla 7 yaşına kadar onlarla oyun oynayarak, 14 yaşına kadar arkadaşlık kurarak, 14 yaşından sonra da onlarla birçok meseleyi istişare ederek iletişim kurmanızı tavsiye ederim.AİLE TOPLANTILARI NASIL OLMALIDIR?Öncelikle ihtiyacınıza göre belirli periyodlarla olmalıdır.O gün aile fertlerinden herkesin olması gereklidir.Öncesinde güzel bir kahvaltı yapılarak sorunlu hava biraz yumuşatılmalı ve herkesin sıkıntılarını açabileceği kıvama getirilmelidir.Daha sonra baba evdeki sıkıntıları güzel bir üslupla tek tek ifade edip, neden böyle olduğunu anlamalı ve nasıl bu sıkıntıların giderilebileceği konusunda fikir alışverişi yapmalıdır.Suçlayıcı ifadelerden ve tahrik edici cümlelerden kaçınılmalıdır.Amaç aile içi sevgiyi artırmak, iletişimi kuvvetlendirmek ve çözüm yolu bulmaktır.Ebeveynlerin çocuklarıyla alakalı problemleri konuşulduktan sonra söz çocuklara da verilmelidir.Çocukların rahatsız olduğu noktalar düzeltilmeli ya da çocuğunuzun düşünce biçimi düzeltilmelidir.Anne-baba gerektiğinde özür dilemeyi bilmelidir.Toplantı sonunda çocuklara bu konuda sizlere yardımcı oldukları be güzel bir iletişimle problemlerini çözdükleri için teşekkür etmeli ve mümkünse minik hediyeler verilmelidir.Aile içi iletişimde en büyük problem iletişimsizliktir. Bu yüzden iletişiminizi kaybetmemeye özen gösterin.Sağlıklı diyaloglar, bol empatili ilişkiler dileğiyle..

Devamını Oku
Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Sosyal anksiyete bozukluğu yani halk arasında bilinen diğer adı ile sosyal fobi, kişinin sosyal ortamlar içerisinde kendini rahatsız hissetmesi, kontrol edilemez ve şiddetli şekilde rezil olacağı ve yargılanacağı korkusuna kapılması gibi duyguları içeren bir kaygı bozukluğudur. Durumun Sosyal Anksiyete Bozukluğu olarak tanımlanabilmesi için, yaşanan korkunun ve kaçınmanın 6 ay ve üzeri süre ile devam ediyor olması gerekmektedir. Bir diğer önemli nokta ise, kişinin her türlü sosyal ortamda aynı şiddette kaygıyı yaşıyor olmasıdır. Ayırt edici bir diğer nokta için ise, korkunun sadece toplum içinde bir konuşma yapılacağı ya da performans sergileneceği zaman ortaya çıkıp çıkmadığının kontrol edilmesi gerekmektedir.Eğer;Başkalarının sizin hakkında ne düşündüğüne çok fazla önem veriyorsanız ve bu düşünceler sürekli olarak zihninizi kurcalıyorsa,İnsanlarla iletişim kurarken sürekli olarak zihninizde yanlış bir şeyler söylememek için hazır şablonlar bulunduruyorsanız,Yabancılarla konuşmaktan, yeni ortamlara girmekten, sosyal ortamın içerisinde yer almaktan şiddetle kaçınıyor ve bu tarz ortamlara girmemek için elinizden geleni yapıyorsanız,Sosyal hayatın içinde yaptığınız ufak hataları sürekli olarak zihninizde yaşatıyorsanız,Sosyal ortamlara ya da etkinliklere karşı duyduğunuz korku çarpıntı, mide bulantısı, el ayak titremesi şeklinde fiziksel etkiler gösteriyorsa,Hayatınızın her anını sosyal ortamlardan kaçınarak yaşamaya çalışıyorsanız ya da korkunuz hayatınızı şekillendirmeye başladıysa,mutlaka bir uzmandan yardım almalısınız!Tüm bu belirtiler sosyal anksiyete bozukluğunun habercisi olabilir ve kontrol altına alınıp, tedavi edilmez ise ilerleyen dönemlerde hayatınızı kabusa çevirebilir. Sosyal Anksiyete Bozukluğu hem ilaç tedavisi hem de psikoterapi ile desteklendiği zaman kısa sürede çözülebilmektedir. Tedavi süresi ortalama olarak 8 ile 12 ay arasında sürmektedir.Sosyal Anksiyete Bozukluğu hakkında bilmeniz gerekenler:Sosyal fobi yaşayan bireyler, topluluk içinde konuşma yapmak, umumi tuvaletleri kullanmak, telefon konuşması yapmak, toplum içerisinde yemek-içmek, toplantılara ya da partilere katılmak, başkalarının önünde soru sormak, yazmak, çalışmak gibi tüm sosyal içerikli aktivitelerden / davranışlardan kaçınırlar.Sosyal ortamlara maruz kaldıkları durumlarda çoğunlukla, şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, el-ayak terlemesi/titremesi, terleme, yüz kızarması gibi fiziksel belirtiler yaşarlar.Sosyal anksiyete çoğu zaman tek başına görülen bir rahatsızlık değildir. Panik atak, depresyon gibi diğer zihinsel rahatsızlıklarla bağlantılı olarak ortaya çıkabilir.Sosyal Anksiyete’nin psikolojik, çevresel ve biyolojik nedenleri olabilmektedir.Rahatsızlığın görülme yaşı değişkenlik göstermek ile birlikte ağırlıklı olarak 10-18 yaş arasında daha sık rastlanmaktadır.Sosyal Anksiyete Bozukluğu ile ilgili olarak başa çıkma yöntemleri hakkında bilgi edinebilirsiniz. Örneğin, yararsız düşünce şekillerine karşı mücadele, nefes egzersizi, korkularla yüzleşme gibi yöntemlerle sosyal fobinizle yüzleşebilirsiniz.Kaygılarınızın üstesinden gelebilmenizin en etkili yolu, kaçınmak yerine korkularınızın üzerine giderek onlarla yüzleşmektir. Kaçınma devam ettiği sürece, korkularınız hayatınızı ele geçirecektir. Mükemmel olmaya çalışmadan, içinde bulunduğunuz ana odaklanmak ve kendinize güvenmeniz bu süreçte faydalı olacaktır.

Devamını Oku
Evlenmeden Önce Konuşun

Evlenmeden Önce Konuşun

EVLENMEDEN ÖNCE PARTNERİNİZ İLE MUTLAKA KONUŞMANIZ GEREKEN 5 ÖNEMLİ KONUEvlilik, bir birini seven iki bireyin birleşmesinin yanı sıra beraber çıkılan yeni bir yolculuğun da başlangıcıdır aynı zamanda. Bu yolculuğa çıkmadan önce bireylerin bir birlerini tanımaları, ilerleyen dönemde hayatlarını etkileyecek önemli konuları önceden konuşmaları, bir birlerine karşı açık ve net olmaları oldukça önemlidir.Genelde sahip olunan yanlış algı çiftlerin yalnızca bir birleri ile aynı düşüncede, inançta olurlarsa anlaşabilecekleri yönündedir. Oysa her insanın biricik olduğunu düşündüğümüzde bu durum oldukça hayalî kalmaktadır. Partneriniz ile bire bir aynı olmanız mümkün değildir ki aynı olmamız aslında en doğru ve sağlıklı olandır. Ancak bazı durumlarda ortak paydada buluşabilmek, hemfikir olmak ve aynı zamanda karşılıklı olarak farklı düşüncelere de saygı duymak evliliğin olmazsa olmazları arasındadır. Bu noktada asıl önemli olan ise, belirli noktaları önceden konuşup fikir birliğine varmaktır. Karşınızdaki insanın düşüncelerini, huyunu, davranışlarını değiştirmek yerine olduğu gibi kabul edebiliyor ve belirli bir noktada buluşabiliyorsanız “evet” demelisiniz. Bu şekilde uzun ömürlü bir evliliğe adım atmak mümkün olacaktır.Evlenmeden önce konuşulması gereken 5 önemli konu şu şekildedir;PARA:Evlendikten sonraki dönemde her iki birey çalışıyor da olsa ortak bir bütçeye sahip olmaya başlayacaksınız. Bu noktada bir birinizin para harcama alışkanlıklarını gözden geçirmeli, sizin hedeflerinizle, talep ve beklentileriniz ile uyumlu olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Evinize giren paranın kontrolünü ortak bir şekilde yapmalısınız. İhtiyaçlarınızı, önceliklerinizi belirlemeli ve doğrultuda bir bütçe planlaması yapmalısınız. Bu durumları evlenmeden önce konuşmak ve ortak bir karar varmak sonradan doğabilecek maddi içerikli sorunların önüne geçecektir.AİLE:Evliliğin gerçekleşmesinden, yürümesinden tutun da bitmesine kadar ailenin etkisi oldukça fazladır. Evleneceğiniz kişinin aile bireylerini ve aile yapısını yakından inceleyip tanımaya çalışmalısınız. Bu hem evleneceğiniz kişi hakkında fikir sahibi olmanıza hem de ona dair detayları daha iyi bir şekilde anlamlandırmanıza olanak sağlayacaktır. Her iki tarafta evlendikleri zaman ailelerinden ayrılacak ve kendi yaşamlarını kuracaktır. Bu noktada ortak yaşam alanınız ve ortak bir aile birliğiniz kurulacaktır. Evlilik öncesinde ise, anne babalarınıza ziyaret sıklığı, anne babaların gelip kalması, onlara yakın oturmak vs. gibi konuların mutlaka konuşulması ve fikir birliğine sağlanması gerekmektedir.ÇOCUK:Evliliğin bir diğer önemli kilit noktası ise çocuktur. Çocuk sahibi olma isteğiniz, çocuk yetiştirme şekliniz gibi konuları mutlaka önceden konuşmalısınız. Evlilik öncesinde bu gibi düşünceler her ne kadar uzak gibi görünse de bu konuyla ilgili düşüncelerinizi açık ve net şekilde anlatmalısınız. Çoğu evlilikte krizlere neden olan sorunlardan birisi çocuk sahibi olma zamanıdır. Çiftlerden birisi hemen bir çocuk sahibi olmak isterken bir diğeri bir süre evliliğin tadını çıkarıp birkaç yıl sonra çocuk sahibi olmak isteyebilir. Ya da biri çocuk sahibi olmak isterken diğeri bunu hiç istemeyebilir. İleriki dönemlerde daha büyük krizlerle karşı karşıya kalmamak adına bu konular evlilik öncesinde konuşulmalı ve her iki tarafta açıkça fikrini ortaya koymalıdır.ÇALIŞMA:Evlenmeden önce netleştirilmesi gereken bir diğer konu ise çalışma durumudur. Halk arasında yaygın olan düşünceye göre erkek çalışan evine ekmek getiren kişiyken, kadın evinde oturan ve çocuklarına bakan kişidir. Oysa günümüzdeki yaşam şartları ve değişen durumlar her iki kişinin de çalışmasına imkan sağlarken bir yandan da geçim sıkıntıları çekmemek adına zorunlu kılmaktadır. Özellikle evlilik öncesinde kadının çalışmıyorsa, istediği zaman çalışmaya başlayabileceğini ya da çalışıyorsa çocukları olduktan bir süre sonra da çalışma hayatına yeniden dönebileceğini açık ve net bir şekilde belirtmelidir.İŞ BÖLÜMÜ VE PAYLAŞIM:Evlilik öncesi üzerinde konuşulması gereken bir diğer önemli nokta ise çiftler arasındaki iş bölüşümü ve paylaşımdır. Bu noktada ev içerisinde ve dışında genel olarak sorumluluklarınızı ve yapacaklarınızı belirlemeniz, bu sorumlulukları eşit şekilde paylaşmanız oldukça önemlidir. Adil bir şekilde gerçekleştirilen iş bölümü çiftlerin hem özel hem de evlilik hayatını oldukça kolaylaştıracak bir etkendir. Her iki tarafında bütün sorumluluğu tek başına yüklenmesindense bunun doğru şekilde dağıtılması önemlidir. Bu nedenle evlenmeden önce partneriz ile bu konu hakkında konuşmalı ve ortak bir noktada buluşmalısınız.Tüm bu noktalar sizler için önemsiz, konuşulması gereksiz gibi görünse de bir evlilikte pek çok krize neden olan en temel konulardır aslında. Büyük umutlar, heyecan ve aşkla çıktığınız bu yolculuğun hayal kırıklığı, mutsuzluk ile sonlanmaması adına bu konuları masaya yatırmak, üzerine düşünmek ve karar varmak en sağlıklı ve doğru yol olacaktır.

Devamını Oku
Mobbing Nedir

Mobbing Nedir

Mobbing, en basit haliyle kişilerin iş yerinde uğradıkları psikolojik taciz olarak adlandırılabilir. Günümüzde çalışanlar için en zorlu durumlardan biri olan mobbing, sözel taciz ve şiddet, aşağılama, dalga geçme, küçümseme, mutsuz etme, dışlama, özgüvene zarar verme, motivasyonu düşürme gibi davranışları içermektedir. İş yerinde bir veya birkaç kişinin bir araya gelerek kişinin üzerinde baskı yaratmaya çalışması ve yıldırmak için uğraşması şeklinde de tanımlanabilir. Burada yapılmak istenen kişinin özgüvenini kırarak ve aşağılayarak işi bırakmasını ve pes etmesini sağlamaktır.Mobbing hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Mobbing kişiye yapabileceğinden çok daha fazla iş yükü yüklemek, kişiyi şirket içindeki sosyal ortamdan dışlamak, mesleki yeterliliğini sorgulamasına neden olarak özgüven sorunları yaşatmak şeklinde görülebilir.Mobbing’in düşey, yatay ve dikey taciz şekilleri bulunmaktadır. Düşey mobbing, üst düzey çalışanların astlarına uyguladıkları taciz şeklidir. Yatay mobbing, benzer pozisyonlarda çalışan kişiler arasında gerçekleşen taciz şeklidir. Dikey mobbing ise, çalışanların yöneticilerine karşı uyguladıkları psikolojik tacizdir.Çalışma hayatının temel sorunlarından biri haline gelen mobbing, kişinin hayatını pek çok yönden etkilemektedir. Hem psikolojik hem fizyolojik hem de sosyal etkileri bulunmaktadır.Kişinin meslek bütünlüğünün ve başarısının zarar görmesine neden olacağı gibi depresyon, uykusuzluk, panik atak, yüksek tansiyon gibi fiziksel rahatsızlıklara da neden olabilir.Yapılan hukuksal yenilikler ile günümüzde mobbing ile ilgili önlemler almak ya da psikolojik tacize uğradığında bununla ilgili işlemler yapmak mümkün hale gelmiştir. Mobbing hem tespit edilebilir hem de şikayet edilerek yardım alınabilir bir durum halini almıştır.Hukuksal anlamda mobbing’e uğrayan kişinin sahip olduğu haklardan bazıları; kendisine psikolojik tacizde bulunan yöneticiyi ya da iş arkadaşını dava etme ve tazminat isteme hakkı, kötü niyet tazminatı isteme hakkı, iş sözleşmesini haklı nedene dayanarak feshedebilme hakkı şeklindedir.Mobbing’e uğradığınız zaman neler yapabilirsiniz?Çalıştığınız kurumun yetkilileri ile yaşadığınız durumu paylaşmanız öncelikli olarak yapılması gerekenler arasındadır. Onlara açık bir şekilde içinde bulunduğunuz durumu ve hissettiklerinizi anlatmalısınız.Psikolojik tacizi gerçekleştiren kişiye karşı açık ve net bir uyarıda bulunmalısınız. Yaptığı davranışı durdurması gerektiğini dile getirmeli ve konu ile ilgili bilgi sahibi olan bir tanık bulmalısınız.Yaşadığınız her olayı, sözel olarak yapılan her tacizi, verilen gereksiz her iş yükünü ve tacize dair önemli olan her noktayı yazılı olarak not almalısınız.Gerekli ve ilerlemiş durumlarda bir psikologdan ya da psikiyatri uzmanından durumdan etkilenmenizle ilgili olarak yazılı bir rapor istemeniz faydalı olacaktır.İş yerinde güvendiğiniz ya da yakın olduğunuz arkadaşlarınız ile içinde olduğunuz durumu paylaşabilirsiniz. Böylece aynı sorunu yaşayan kişiler var ise toplu halde şikayette bulunmak etkili olacaktır.Size mobbing uygulayan kişiyi mutlaka onun bir üstünde olan bir yetkiliye şikayet edin ve durumu anlatın. Örneğin, tacizi gerçekleştiren kişi yöneticiniz ise yönetim kuruluna ya da insan kaynaklarına şikayette bulunmanız doğru olacaktır.

Devamını Oku
Menopoz Dönemi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Menopoz Dönemi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Menopoz dönemi, kadın için en hassas aynı zamanda da kaygılarla, bilinmezliklerle ve doğru bilinen yanlışlarla dolu bir dönemdir. Toplumda bilgi kirliliğinin oluştuğu en önemli konulardan birisi de kadınların menopoz dönemidir.Öncelikle, Menopoz Dönemi Nedir?Menopoz, kadınlardaki yumurta üretiminin durması ve yumurtalık fonksiyonlarının kalıcı olarak kaybolması sonucu adet kanamalarının durması anlamına gelmektedir. Menopoz dönemine girmiş olmak için son adet görülmesinin üzerinden yaklaşık 1 yıl geçmiş olması gerekmektedir. Menopoz dönemine girildiğini işaret eden birkaç belirgin nokta;Ani gelen sıcak basmaları ve terlemelerGece derin uyku sürelerinin kısalmasıAni öfke patlamalarıRuhsal değişiklikler, mutsuzluk, isteksizlikşeklinde sıralanabilir.Menopoz Dönemi Hakkında Bilmeniz Gerekenler Nelerdir?Menopoz döneminin başlama yaşı ortalama 50 yaş ve üzeri olarak belirlenmiştir. Ancak genetik özellikler doğrultusunda ‘erken menopoz dönemine’ girmek de mümkündür.Erken menopoz dönemine girilmesinin üzerinde en büyük etki genetik iken, sigara kullanımı, yeme bozuklukları, psikolojik rahatsızlıklar gibi etkiler de bulunmaktadır.Menopoz dönemi yalnızca ruhsal olarak değil fiziksel olarakta bir takım rahatsızlıkların ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. Kemik erimesi, kalp yetmezliği, uyku bozuklukları gibi rahatsızların meydana çıkabileceği bu dönemde mutlaka bir uzman kontrolünde olmak önemlidir.Menopoz dönemi konusunda doğru bilgi sahibi olmak ve bilinçli olmak süreci en sağlıklı ve doğru şekilde geçirmeniz açısından önemlidir. Bu süreci ne kadar bilinçli atlatırsanız, yaşlılık döneminiz de okadar sağlıklı geçecektir.Menopoz dönemi içerisinde bulunan kadınların %80’ni kadınlıklarının ya da cinsel yaşamlarının bittiğini düşünür. Oysa bu dönemde düşen hormon seviyeleri sebebi ile cinsel istekte azalmalar görünür ancak bu cinsel yaşamın sonlandığı anlamına gelmez.Menopoz döneminde kadınlar için riskli olan durumlardan birisi de rahim kanseridir. Bu nedenle menopoz dönemine girildikten sonra her 6 ayda bir mutlaka jinekolojik muayene yaptırılması gerekmektedir.Bir çok kadın için oldukça zor olan bu dönemde, hormonlarda değişiklikler sebebi ile kişinin duygu durumunda ve ruh sağlığında da çeşitli değişiklikler meydana gelir. Bu dalgalanmaların normal olduğunun bilincinde olmak gerekir.Kadınlar için zorlu olan bu süreçte yaşam kalitesini arttırmak ve bunun için çabalamak faydalı olacaktır. Burda yaşam kalitesini arttırmakla kast edilen egzersiz yapmak, kişisel bakıma dikkat etmek, sağlıklı beslenmek, psikolojik destek almak olarak sıralanabilir.Bu süreçte önemli noktalardan birisi de kadın için eş ve yakınlarının desteğidir. Özellikle bu dönemde eşlerden beklenen, daha anlayışlı olmak, kadına günlük işlerinde yardımcı olmaktır. Aynı zamanda çocuklarının ve yakınlarının da anlayışla yaklaşması önemlidir.Bu dönemde kendinizi motive etmek için dikkatini yönlendirebileceğiniz yeni etkinlikler, aktiviteler bulmak süreci daha rahat geçirmeniz için faydalı olacaktır.

Devamını Oku
1 2 3 4 5 6
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al