Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Kronik Yorgunluk Sendromu

Kronik Yorgunluk Sendromu

Günümüzde gelişen teknoloji, değişen yaşam şartları ve pek çok olumlu ilerlemenin yanı sıra bazı olumsuz yanlar da baş göstermektedir. Bunların başında ise hastalıkların artması ve değişik hastalıkların ortaya çıkmasıdır. Kronik Yorgunluk Sendromu da yeniçağın hastalığı olarak ortaya çıkmaktadır. Halk arasında hiç geçmeyen yorgunluk olarak ta bilinen bu rahatsızlığın temelinde tıbbi bir neden mi yoksa psikiyatrik bir neden mi olduğu ise hala araştırılmaktadır. Uzmanların çoğu bu durumun temel sebebinin ağırlıklı olarak psikolojik nedenlerden kaynaklandığını, strese ve yaşam şartlarına bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu rahatsızlık genellikle 30-55 yaş arasında görülmektedir. Görülme sıklığı olarak bakıldığında ise kadınlarda daha fazla rastlandığı gözlemlenmiştir.Peki, nedir bu Kronik Yorgunluk Sendromu?6 ay ve 6 aydan daha uzun süre devam eden, şiddetli yorgunluk hissi ile kendini gösteren ve buna kas-eklem ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, uyku bozukluğu, konsantrasyon bozuklukları, agresif hal ve tavırlar gibi semptomların eşlik ettiği bir rahatsızlıktır. Bireyin şikâyetleri arasında uyuduğu halde kendini hiç dinlenmiş hissedememek, sürekli yer değiştiren ağrıların görülmesi de vardır. Diğer belirtileri ise şu şekildedir;Gece düzensiz uyku, uykudan sürekli uyanmakAşırı üşümek ya da terlemekDepresyon belirtileriRuh halinde ani değişimlerAgresif tavırlarSürekli tekrar eden baş ağrılarıBaş dönmesiBoğaz ağrısıAşırı duyarlılık hali / Çeşitli alerjilerKas – eklem ağrılarıLenf bezlerinin şişmesiYukarda bahsi geçen bu belirtileri kendinizde 6 ay ve 6 aydan uzun bir süredir gözlemliyorsanız mutlaka bir profesyonele danışmalısınız. Bu noktada kişinin kendi bakımına dikkat etmesi, kendi semptomlarını takip etmesi oldukça önemlidir. Çünkü bu rahatsızlığın sebebi çoğunlukla psikolojik kökenlere dayansa da bazen biyolojik sebeplerle de ortaya çıkabilir. Genel olarak hastalığın nedenleri arasında; viral enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi ile ilgili sorunlar, stres, psikolojik rahatsızlıklar bulunur.Kronik Yorgunluk Sendromu ile nasıl baş edebilirsiniz?Uyku düzeninize dikkat etmeniz oldukça önemlidir. Uyku saatlerinizi düzenlemeli çok geç saatlerde yatmamalısınız. Güne erken başlamak daha enerjik hissetmenize sebep olacaktır.Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Çok yağlı ve ağır besinlerden uzak durun.Egzersiz yapın. Kendiniz için bir egzersiz programı çıkarın ve buna uymaya çalışın. Çok ağır programlar yapmak zorunda olmadığınızı, kendinize özel bir program oluşturabileceğinizi bilmelisiniz. Günde 7 dakika egzersiz yapmanın bile hayatınızda büyük değişikliklere sebep olabileceğini unutmayın!Günümüz şartlarında stresten uzak durmak pek mümkün değil. Ancak bizler bu noktada şunu önerebiliyoruz; stres nedenlerinizi ve kaynaklarınızı tanıyın. Stresle baş etme yöntemleri ile ilgili olarak gerekirse bir profesyonelden yardım alın. Bu bilinçlenme sizin kriz anlarında ayakta kalmanıza olanak sağlayacaktır.Kişinin en iyi bakıcısı kendisidir. Bunu aklınızda tutun ve sürekli olarak kendinizi gözlemleyin, daha iyi nasıl hissedersiniz bunu anlayabilmek adına iç sesinizi takip edin.Bulunduğunuz ev, iş ortamını yeniden düzenleyin. Çalışan biriyseniz vaktinizin çoğunu iş yerinizde eğer değilseniz de evinizde geçiriyor oluyorsunuz. Yaşam ortamlarınız aynı zamanda sizin yaşam kalitenizi de belirler.Sosyal aktivitelere katılın. Sosyal çevre ve arkadaş ortamları kişinin stres düzeyini azaltan ve keyifli vakit geçirmesine olanak sağlayan etkenlerdendir.

Devamını Oku
Panik Atak Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Panik Atak Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Panik Atak yani Panik Bozukluk, halk arasında yaygın olarak görülen ve bilinen bir rahatsızlıktır. Ani bir şekilde gerçekleşen terleme, yoğun kalp çarpıntısı, baş dönmesi gibi bedensel durumların aşırı şekilde hissedildiği aynı zamanda da bu fiziksel duruma ruhsal olarak ölüm korkusu, boğulma hissi gibi duygulanımların eşlik ettiği bir rahatsızlıktır. Atak süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 10-20 dakika arası sürer. Kimi ataklar ise daha kısa süreli ya da daha uzun süreli olabilir.Peki, sebebi nedir?Panik bozukluk, fiziksel ya da ruhsal rahatsızlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilir. Fobiler başta olmak üzere pek çok psikiyatrik rahatsızlığa bağlı olarak görülebilmektedir. Ancak ağırlıklı olarak sebebi psikolojikte olsa bazı fiziksel rahatsızlar da panik ataklar geçirmenize sebep olabilir. Bu yüzden bu rahatsızlıkta atakların kaynağını bulmak, fiziksel ya da ruhsal olduğunu ayrıştırmak ve bu doğrultuda bir tedavi uygulamak oldukça önemlidir. Panik atağın ortaya çıkışını tetikleyen en önemli etkenlerden birisi de strestir. Bunun dışında; sağlıksız beslenme, alkol/sigara/uyuşturucu madde kullanımı, çeşitli mide rahatsızlıkları, antidepresan ilaç kullanımı, fiziksel orta dereceli ve şiddetli ağrılar, çeşitli ilaçların kullanımı, bedensel engellilik durumları da panik atağın ortaya çıkmasına sebep olabilir.Belirtileri nelerdir?Şiddetli kalp çarpıntısı ve göğüste ağrı/baskı hissiNefes almada güçlük çekmek ve kendini boğuluyormuş gibi hissetmekTerleme – Bir anda tüm vücuttan soğuk ter boşalmasıEl, ayak ve vücudun diğer kısımlarında hissedilen titremeMidede ağrı, bulantı vb. hissetmeAni bir halsizlik halinin çökmesiSes, koku, ışığa aşırı ve ani duyarlılık oluşmasıAlgıda yaşanan bir takım bozulmalar  – kendini ve çevresini gerçek dışı algılamaAşırı düzeyde hissedilen ölüm korkusuDenge kaybı – Bayılacakmış gibi hissetmekKontrolünü kaybetme korkusu  – Deliriyormuş gibi hissetme haliYapılan araştırmalar neticesinde panik bozukluğun yetişkinlik döneminde ve özellikle kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha sık görüldüğü saptanmıştır. Panik atağın belirleyici olarak herhangi bir ortaya çıkış yaşı yoktur ancak 20’li yaşlardan itibaren görülmeye başlayabilir. Panik bozukluk, herhangi bir tetikleyici sebebi ile hayatınızın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir.Çocukluğumuzda ve geçmişimizde yaşadığımız çoğu durum ya da olayın yetişkinlik hayatımızda sayısızca etkisi bulunur. Bilinç dışımıza ittiğimiz çoğu olay ya da hisler ilerleyen dönemlerde hiç beklenmedik bir zamanda ortaya çıkarak bizim kaygı düzeyimizi arttırabilir ve panik ataklar geçirmemize sebep verebilir. Bu sebeple kendinizde yukarda saydığım belirtilerden en az 3-4 tanesini gözlemliyorsanız mutlaka bir profesyonele danışmalı ve yardım almalısınız. Bu noktada kişinin kendi ruhsal ve fiziksel bakımını gerçekleştirmesi, gözlemlemesi ve kontrol altında tutması oldukça önemlidir. Halk genelinde panik bozukluğun tedavisi yok gibi görülse de aslında tedavisi hem kolay hem de etkili çözümler sunan bir rahatsızlıktır. Önemli olan kaynağında yatan sebeplere ulaşmak ve bu doğrultuda her hastaya bireysel ve biricik olan doğru tedavi şeklini uygulamaktır.

Devamını Oku
Evli Mutlu Çocuklu Olmanın Formülünü Veriyoruz

Evli Mutlu Çocuklu Olmanın Formülünü Veriyoruz

Hayatınızın en heyecan verici dönemlerinden birini daha tamamladınız ve minik misafiriniz ile sonunda kavuştunuz. Bu sürecin hem çok keyifli hem de endişe verici kimi zaman korkutucu kimi zaman ise oldukça yorucu olduğunu biliyoruz. Bebek geldikten sonraki dönemde pek çok şeyin değişime uğradığı gibi aslında eşler arasındaki ilişki de değişime uğruyor. Anne-baba ilişkisinin ağır bastığı bu dönemde karı-koca ilişkisine yeniden dönmek bir hayli zorlayıcı olabiliyor. Hiçbir şey değişmemiş gibi devam etmek zor olsa da bebeğiniz geldikten sonra da “eş” olarak kalabilmeniz için dikkat etmeniz, uygulamanız gereken bazı noktalar bulunuyor. Bebeğinizin nasıl anne-baba sevgisine ihtiyacı varsa, siz ebeveynlerin de eş olarak birbirinizin sevgisini, ilgisini bu dönemde de hissetmeye ihtiyacınız vardır.O halde işte sizler için evli, mutlu, çocuklu olmanın formülü:Bu dönemde yaşanan en önemli sorunlardan biri iletişimde meydana gelen eksikliklerdir. Bebeğin, evin, ailenin, hayatın merkezi haline dönüşmesinin ardından çiftlerin kendi aralarında da sohbet edebildikleri, iletişim kurabildikleri tek konu bebekle ilgili oluyor. Bu durumu aşabilmek adına her gün eşinizle kendinize en az yarım saat ayırmalı ve bebeğiniz dışındaki konular hakkında sohbet etmelisiniz.Çocuğunuz gelmeden önce neler yaptığınızı, nelerden keyif aldığınızı ve nasıl birlikte zaman geçirdiğinizi birbirinize hatırlatın. Çocuktan önceki hayatınızın bir kısmının varlığını çocuktan sonra da devam ettirmeye özen gösterin.Evliliğin en önemli noktalarından birisi de cinselliktir. Eşler arasında doğum sonrasında sık rastlanan problemlerden biri de budur. Bu sebeple, cinsel hayatınızı, cinselliği kendinizden uzaklaştırmayın. Anne-baba oluşunuzun bu aranızdaki bağı kopartacak bir sebep olmadığının farkında olun.Eşinizle sorumluluklarınızı paylaşın. Özellikle anneler bu süreçte her durumun altından kendi başlarına kalkmaları gerektiğini, yalnız olduklarını düşünürler. Bu duruma bir de iyi anne olma kaygısı eklendiğinde ise durum oldukça yorucu ve baş edilmez bir hal alabilir. Bu noktada sorumluluklarınızı eşiniz ile bölüşün ve eşinizin de bebeğiniz ile ilgilenmesine izin verin.Anne-baba olmak sizin için heyecan verici ve keyifli sıfatlardan yalnız biridir. Sizin kim olduğunuzu belirleyen tek başına bir kimlik değildir. Bunu asla unutmayın ve mükemmel anne-baba olma kaygısının içerisinde boğulmayın!Her şeyi tek başınıza yapmaya çalışmayın. Bu noktada ailenizden ya da bu işi profesyonel anlamda yapan bebek bakıcılarından yardım almak size dışarıya çıkabilmek, bir süreliğine nefes alabilmek ve kendinize ait bir alan yaratabilmek adına oldukça faydalı olacaktır.Sosyal hayatınızdan, hobilerinizden, arkadaşlarınızdan, işinizden uzaklaşmayın. Tüm parçaların bir araya geldiğinde sizi tanımlayan şeyler haline dönüştüğünü hatırlayın ve anne olmuş dahi olsanız kendiniz olmaktan asla vazgeçmeyin.Hissettiğiniz her türlü duyguyu, endişeyi, korkuyu, üzüntüyü mutlaka eşiniz ile açık ve net bir biçimde paylaşın. Eşinizle bu paylaşımları yaptığınızda belki de aynı duyguları taşıdığınızı ve yalnız olmadığınızı hissedeceksiniz.Sevginizi hissettirmekten ve göstermekten asla çekinmeyin. Unutmayın, sizler öncelikli olarak birbirine sevgi ile bağlı olan eşler iken bu durumu taçlandırmak adına bir bebek dünyaya getirdiniz. Bebeği, sizi bir birinize uzaklaştıran bir etken olmaktan çok aranızdaki bu bağı daha da kuvvetlendiren mucizevi bir güç olarak düşünün.

Devamını Oku
Kendi Kendini Motive Etme Yöntemleri

Kendi Kendini Motive Etme Yöntemleri

Motivasyon, bireyleri harekete geçiren mutluluk, başarı, azim gibi hedeflerimize ulaşma konusunda bizleri etkileyen oldukça önemli bir konudur. Kişisel motivasyonu arttırmak üzerine yüzlerce yazılar, makaleler yazılmış, seminerler verilmiş, filmler çekilmiştir. Ancak motivasyonun asıl kaynağı dış faktörlerden değil iç dinamiklerimizden beslenir. Bu sebeple, kendimizi motive ederken bir uyaran beklemek yerine kendi içimizdeki enerjiyi fark edip dışarı çıkarmak çok daha önemlidir.Profesyoneller ve uzmanlar tarafından yapılan çoğu araştırmanın sonucuna göre bireysel motivasyonumuzu etkileyen, arttıran ve bunu sürdürülebilir hale getiren bazı yöntemler olduğu saptanmıştır. Ancak birazdan sizlere bahsedeceğim tüm bu yöntemler ancak içimizdeki enerjiyi fark edip, uygulamaya geçtiğimiz ve istikrarı sağlayabildiğimiz sürece geçerli olacaktır.Kendi Hikayemi Yazıyorum: Öncelikle zihninizde dağınık olan parçaları bir araya toplamalısınız. Kendi hikayenizi, şuan nerede olduğunuzu, geçmişte nerelerden geçtiğinizi ve gelecekte nerede olmak istediğinizi içerecek şekilde bir deftere yazın. Bu noktada hem kendinize hem de zihninize karşı dürüst olmak önemlidir.Sınırlarımı Keşfediyorum: Gelecekle ilgili planlar yaparken, hayaller kurarken kendi sınırlarınızın farkında olmanız büyük önem taşır. Kişiliğinize ya da mizacınıza aykırı bir hayal talep etmek, kendi sınırlarınız dahilinde buna asla ulaşamayacağınız anlamına gelir. Bu sebeple, öncelikli olarak kendi sınırlarınızın farkında olun. Ve gerçekçi hayaller kurun!Şimdi ve Burada: İçinde olduğunuz anın farkında olmak çok önemlidir. Sadece yaşadığınız olaylara, durumlara odaklanmak dışında o an ne hissettiğinizin de farkında olmanız, duygularınızı isimlendirebiliyor olmanız da kendi motivasyon takibiniz açısından oldukça önemlidir. Yanınızda taşıyabileceğiniz bir defter edinin ve gün içinde kendinize sık sık “şuan burada nasıl hissediyorum?” diye sorup cevabınızı not edin.Kendinize Bir Model Seçin: Sizin için anlamı olan, başarı hikayelerine sahip, yeni bir şeyler öğrenmenize ışık tutacak bir rol model edinin. Bu kişinin karakterine, yaşam tarzına ve bilgisine özenmek yerine onu ilham kaynağınız haline getirin.Hedef  Seçin: Rotasız bir gemi yoldan çıkmalara, girdapta kaybolmalara açıktır. Bu sebeple birey olarak kendinize bir hedef seçin. Bu hedefin spesifik olmasına özen gösterin. Seçtiğiniz hedefe ulaşmak için bir yol haritası çıkarın ve rotanızı belirleyin.Düşünmekten Korkmuyorum: Düşünmek, bir şeyler üzerinde kafa yormak korkutucu gelse de aslında bizi aydınlatan itici bir kuvvettir. Düzenli aralıklar ile sizin için uygun ve sessiz bir ortam sağladıktan sonra bir kağıt kalem alıp düşünün, düşünün ve düşünün. Aklınızda beliren her imgeyi, her düşünceyi not alın. Aldığınız notlar hedeflerinizle ya da sıkıntılarınızla ilgili olabilir. Önemli olan zihninizi en saf ve açık hali ile kağıda aktarabilmektir. Böylelikle aklınızda uçuşup duran ve sizi huzursuz eden her şeyi somutlaştırmış olacaksınız.Kendimi Ödüllendiriyorum: Ödüllendirme sistemi hem çocuklukta hem de yetişkinlikte en etkili yöntemlerden biridir. Siz de hedeflerinizin sonuna kendiniz için ufak hediyeler ya da ödüller koyun. Hedefinize ulaştığınızda ise mutlaka bu ödülü kendinize armağan edin. Çünkü, siz hedefiniz için adım attınız, başardınız ve bu ödülü hak ettiniz!Nasıl Mutlu Olurum? : Kendinize sizi mutlu eden büyük, küçük her şeyi içeren bir liste hazırlayın. Bu acil durumlarda yani kendinizi kötü,yetersiz ve eksik hissettiğinizde kaçış planınız ve kurtarıcınız olacaktır. Mutsuz hissettiğiniz anlarda bu listeyi açın ve o an yapabileceğiniz mutluluk maddesini gerçekleştirin.Tüm bu yöntemlerin sizin yalnızca içinizdeki istek ve kendilik enerjinizle gerçekleşebileceğini asla unutmayın. Defalarca denemiş ancak düşmüş, canınız yanmış ya da başaramamış olabilirsiniz. Her seferinde ayağa daha hızlı kalkmayı öğrenin. Hayatınızı ertelemeden yaşamaya çalışın. En önemlisi, etrafınızda enerjinizi alan “Yapamazsın, başaramazsın.” diyen tüm sesleri susturun ve yalnızca kendinizi dinleyin!

Devamını Oku
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu, erken çocukluk döneminde görülen ve çocuğun zihinsel, davranışsal, sosyal ve duygusal tüm süreçlerini olumsuz etkileyebilecek bir rahatsızlıktır. Günümüzde çocuklarda çok sık rastlanan bu rahatsızlık, anne-babaların bu konu hakkında bilinçsiz olmasından dolayı göz ardı edilmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar genellikle yaramaz, ebeveynleri tarafından iyi yetiştirilmemiş ve şımarık çocuklar olarak adlandırılırlar. Ancak bunun bir hastalık olduğunun ve ebeveynlerin yetiştirme tarzından çok genetik faktörlerle ilgili olduğunun bilincinde olmak gerekir.Bu noktada DEHB hakkında daha fazla bilgi edinmek, bilinçlenmek, belirtileri ve nedenleri hakkında bilgilenmek faydalı olacaktır. Anne-babalar için de oldukça zor olan bu süreçte belirtileri doğru takip etmek, bu rahatsızlığa sahip çocuklarına gerektiği tedaviyi uygulatmak çok önemlidir. Tedavi ile çocuk doğru davranış biçimine, sağlıklı iletişim şekline, başarılı akademik ilerlemeye vb. kavuşacaktır. Böylelikle hem çocuk hem de ebeveynler için sorunlar ortadan kalkacak, süreç normale dönecektir.Çocuğumun Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna sahip olup olmadığını nasıl anlarım?DEHB’e sahip çocukların en belirgin özellikleri dikkatlerinin kolayca dağılıyor olmasıdır.Özensiz, dikkatsiz ve unutkandırlar. Örneğin, derslerinde dikkatlerini sürdürememekten kaynaklı hatalar yaparlar.Çoğunlukla okulla ve ders çalışmakla ilgili sıkıntı yaşarlar. Ders çalışmak istemezler, ödevlerini yapmak için masa başında uzun süreli olarak oturamazlar. Ailelerine sık sık okuldan ve öğretmenlerinden şikayet gelir.Sürekli olarak hareket halindedirler. Uzun süreli olarak hareketsiz kalamazlar. Genellikle huzursuz ve kıpır kıpır bir hal içindedirler.Zamanla ilgili sıkıntı yaşarlar. Zaman kavramlarında yanılmalar yaşarlar. Ve zaman kısıtlamalarına uyma konusunda da oldukça sıkıntı yaşarlar.Konsantrasyon ve organizasyon gerektiren işlerden hoşlanmazlar ve kaçınırlar.Çok konuşurlar ve genellikle konudan konuya atlarlar. Sıra beklemekten hoşlanmazlar örneğin bir soru sorduğunda cevabını almadan konuşmaya devam ederler.Direkt olarak kendisine konuşulduğunda dahi dinlemiyormuş gibi görünür.Verilen görevleri layığı ile yerine getiremez ve sorumluluk alamazlar.Sürekli olarak kendine ait kişisel eşyalarını kaybeder-sahip çıkamazlar.Sessiz kalarak herhangi bir şey ile uğraşma konusunda sıkıntı yaşarlar.Oyunlarda ve arkadaşları ile olan ortamlarda sorunlar yaşarlar.Bu doğrultuda, çocuğunuza DEHB tanısı konabilmesi için yukarda ki belirtilerden en az 6 tanesinin varolması, 17 yaşından büyük bireyler için ise en az 5 belirtinin varolması gerekmektedir. Bu belirtilerin süreklilik göstermesi de tanının kesinleşmesinde önem taşımaktadır. Ara sıra ortaya çıkan belirtiler tanının konması için yeterli değildir. Farklı ortamlarda, farklı zaman ve durumlarda bu belirtilerin sık sık yaşanıyor olması ise kuvvetle DEHB’e işaret eder. Sizlerde eğer bu belirtileri çocuğunuzda gözlemliyorsanız, geç olmadan mutlaka bir profesyonelden yardım alın!

Devamını Oku
Neden Danışmanlık Hizmeti Almalıyım?

Neden Danışmanlık Hizmeti Almalıyım?

Kalite İnsan Kaynakları olarak sizler için bu yazımızda danışmanlık şirketleri neler yapar, size ve şirketinize ne gibi faydalar sağlar, danışmanlık hizmeti almak neden önemli bunlarla ilgili bilgi vereceğiz.İnsan kavramının önemi günden güne artarken, doğru işe doğru kişinin seçilmesi İnsan Kaynakları şirketlerinin öncelikli görevlerinden birisi arasındadır. İnsan Kaynakları firmasının temel amaçlarından biri de hem işverenin hem de işçinin ihtiyaçlarını karşılayarak her iki tarafında tatmin olmalarını ve birbirlerine bağlı kalmalarını sağlar.Bu kadar hızlı gelişen dünyada kurumlar tecrübesi az ya da hiç olmayan insanları almak ve yetiştirmek yerine; sektöründe tecrübeli, başarılı ve en hızlı şekilde kendilerine değer katacak adaylar ile birlikte çalışmak istiyorlar. Tüm bunların neticesinde insan kaynakları alanı daha büyük bir önem kazanmış, hatta bunun da ötesinde kendini iş dünyasında ayrı bir sektör haline gelmiştir.Aynı zamanda insan kaynakları işyerlerindeki ihtiyaç duyulan insan gücünü karşılamak ve verimli kullanmak için oluşturulmuş bir departmandır.İş gücü planlamasıKadrolamaİş değerlendirmeÖdüllendirmeYetiştirme-GeliştirmeEndüstriyel ilişkilerKorumaPerformans DeğerlendirmeÜcretlendirme ve Yan HaklarYapılan araştırmalara göre dışardan danışmanlık hizmeti almak hem ihtiyaçlarınızın daha hızlı giderilmesine hem doğru yönlendirmelerle arayışlarınıza nokta atışı şeklinde cevap vermeye ve tüm bunları sağlarken de finansal açıdan şirketiniz için maliyeti düşürmeye olanak sağlar.Bizler de Kalite İnsan Kaynakları olarak kurumsal bir şirket olmanın gerektirdiği özveri ile ihtiyaç duyabileceğiniz ev personelleri, yerli/yabancı bakıcılık hizmetlileri, iş yeriniz için her kademede personel ve geçici/kadrolu çalışan tedariği ve bordrolama hizmetleri konularında sizlere profesyonel hizmet sunuyoruz.İnsanın ve insana dair her şeyin önemini biliyoruz ve titizlikle çalışıyoruz. Biz biliyoruz ki kalite asla tesadüf değildir çünkü güvenin en büyük kalite olduğu bilinciyle hizmet veriyoruz.

Devamını Oku
Meme Kanserinde Erken Teşhis Neden Önemli?

Meme Kanserinde Erken Teşhis Neden Önemli?

Meme Kanseri Nedir?Meme kanseri kadınlarda daha fazla görülen fakat erkeklerde de görülebilen tedavi edilmez ve iyi bakım yapılmaz ise sonuçları ölümcül olabilecek bir hastalıktır.Meme Kanseri Nasıl Oluşur?Meme kanseri ya süt kanallarından yada süt bezelerinden kaynaklanır. Kanallardaki hücreler kötüye dönüşüp meme dokusunda yayılır. Daha sonra ilk olarak koltuk altı lenf bezlerine yayılır ve vücudu sarmaya devam eder. Kadınlarda kanser sıralamasında ilk sırada olan yaygın diyebileceğimiz bir kanser türüdür.Meme Kanserinde Erken Teşhisin Önemi?Meme kanserinde erken teşhis çok önemlidir. Tedaviye başlanmamış ve vücuda yayılmış ise ölümcül bir hastalık halini alabilir. Unutulmamıdır; 6 ayda bir yapılan meme kontrolleriyle bu hastalığı erken teşhis etmek ve hastalığı tamamen yok etmek mümkündür.Meme Kanserinin Tedavi Sürecinde Hastanın Psikolojisi Nasıldır?Hastalık döneminde kadınlar üzüntü ve sıkıntıya bağlı olarak çok ağır depresyonlar geçirebiliyor. Meme kanseri olduğunu öğrenen birçok hasta önce hastalığı reddediyor daha sonra ise neden ben diye öfke evresine giriyor. Kadınlar için bu hastalığın diğer kanser türlerinden farklı bir psikolojik etkisi vardır. Kadınlar bu hastalıkla hem annelik işlevlerini hem de dişilik güdülerini kaybedeceklerini düşünüyor.Meme Kanseri Önlenebilir Mi?Meme kanserinde önlenebilecek ve önlenemeyecek faktörler vardır. Mesela ailede meme kanseri öyküsü varsa genetik faktördür ve önlenemez bir risktir, sadece takip ve kontrollerle erken tanı ve tedavisinden yararlanılabilir.Meme Kanserinde Önlenebilecek Faktörler Nelerdir?30 yaşın altında doğum yapmak meme kanseri riskini azaltmaktadır.Gereksiz yere hormon ilaçları kullanmamalıyız.Sigara ve alkol tüketimini kesmeliyiz.Fazla kilolar her hastalığa olduğu gibi meme kanserine de davetiye çıkarmaktadır.Meme Kanseri Hasta Bakımı Nasıl Yapılır? Hasta Bakıcısının Görevleri Nelerdir?Bu dönemde kadının sürekli sosyal hayatını desteklemek psikolojisini ve moralini yüksek tutmak cerrahi tedavi kadar önem taşımaktadır. Hastaya bakacak hasta bakıcısı bu konuda mutlaka bilinçlendirilmeli, seçilen bakıcının mutlaka güler yüzlü, sabırlı olmasına özen gösterilmelidir.

Devamını Oku
1 2 3 4 5 6
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al