Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Gerçek Bir Aile Olabilmek

Gerçek Bir Aile Olabilmek

Aile tanım olarak, evlenme ve kan bağı ile meydana gelen, aralarında akrabalık ilişkisi bulunan, çoğunlukla aynı evde yaşayan fertlerden oluşan ve bu fertlerin sosyal, kültürel, fiziki ve ekonomik ihtiyaçlarının karşılandığı en temel toplum birimidir. Aile, hem toplumun hem de bireylerin gelişimi açısından oldukça önemlidir. Bir ailenin içerisinde yer almak özellikle kişinin temel duygusal ihtiyaçlarını karşılaması, güvende hissetmesi, gelişmesi ve tamamlanması açısından büyük önem taşır.Genel olarak aile yapılarına bakıldığında kimi mükemmel şekilde işlerken kimi de oldukça zorlu ve problemli bir şekilde işlemektedir. Temelde iyi bir aile olabilmek, hem ailenin hem de aile içerisinde yer alan bireylerin ihtiyaçlarının giderilebilmesi için bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Yani aileyi aile yapan bazı temel yapı taşları vardır, bu taşlar doğru şekilde yerleştirilmezse aile dağılmaya yatkın bir hal alır.Peki, iyi bir aile olabilmek nasıl mümkün olur?Sevgi. Bir ailenin temel yapı taşı sevgidir. Sevgi temelli kurulmuş bir ailenin farkını anlamak oldukça kolaydır. İlk başta bir araya gelen çiftler arasında sevgi olmalıdır ki aileye katılacak gelecek fertler de bu sevgi bağı ile büyüyüp gelişebilsinler. Bir birini seven ebeveynlerin bulunduğu bir aile içinde büyüyen çocuklar, en temel ihtiyaçlarını yani sevgi ihtiyaçlarını doyurmuş olacaklardır.Saygı ve Önemseme. Bir ailenin en önemli temellerinden bir diğeri de saygı ve önemsemedir. Bu aile içerisinde yer alan tüm bireylerin büyük-küçük fark etmeksizin bir birlerinin duygu, düşünce ve davranışlarına saygı duyması, bir birini anlamaya çalışması ve bir birine değer vermesi anlamına gelmektedir. Bir birinin beklenti ve isteklerini önemsemek, her aile bireyinin ihtiyaçlarını eşit düzeyde karşılamakta bir ailenin iyi bir yapıya sahip olabilmesi açısından önemlidir.Güven. İyi bir aile birliği sağlamak açısından aile fertleri arasında sağlam bir güven bağı oluşması oldukça önemlidir. Bireylerin bir birlerine koşulsuz ve derin bir şekilde güvenmeleri aile içerisinde meydana gelecek kaygı, endişe, şüphe gibi can sıkıcı durumları ortadan kaldıracaktır. Bu güven bağı yalnızca eşlerin ilişkisinde değil çocuklarla olan ilişkilerde de önemli bir yere sahiptir. Ebeveynleri tarafından güven duygusu kazanan çocuklar ileriki zamanlarda da daha kaliteli bir yaşama sahip olacaklardır.İletişim. Aile bireyleri arasındaki iletişimin sağlıklı, açık, net ve doğrudan olması önemlidir. Her aile ferdi kendi duygu ve düşüncelerini yargılanmayacağını bilerek açık ve dürüstçe ifade edebilmelidir. Açık iletişime sahip olan aileler çok daha sağlıklı ve doğru bir ilişki düzenine sahiptirler. Kapalı iletişim içerisinde olan aileler ise, daha çok savrulmaya ve dağılmaya meyilli olurlar.Değerler ve kurallar. Her ailenin kendine has bir değerler ve kurallar bütünü vardır. Sahip olan değerler anne-babanın önceki yaşantılarından getirdikleri ve kendilerince yeniden yorumladıkları bir düşünceler bütünüdür. Kurallar ise, çiftlerin kendi aile bütünlükleri içerisinde oluşturduğu şeylerdir. Bir ailenin her birey tarafından kabul görmüş kurallara ve değerlere sahip olması o ailenin devam edebilirliği açısından oldukça önemlidir. Bu kuralların her birey için geçerli olması ancak gerekli bazı durumlarda da esneklik sağlayabilmesi doğru olacaktır.Sorumluluk, paylaşım ve işbirliği. Evliliğin temel amaçlarından birisi de hayatı birlikte paylaşarak iyi-güzel her durumu bir arada yaşayabilmektir. Bir aile içerisindeki bireyler bir birleri ile ne kadar çok paylaşım içerisinde bulunuyorsa bir birlerine bağlılıkları da o kadar kuvvetli olacaktır. Tüm bu paylaşım içerisinde ise önemli olan karşılıklı sorumluluk alabilmek ve işbirliği içerisinde bulunabilmektir. Eşlerin eşit oranda sorumluluk alması, işbirliği içinde bulunması, evdeki çocukların yaşlarına uygun olarak sorumluluk alması bir ailenin iyi bir yapıya kavuşmasında oldukça büyük bir öneme sahiptir.

Devamını Oku
Osteoporoz Nedir?

Osteoporoz Nedir?

Günümüzde adını sık sık duymaya  başladığımız, düzensiz beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite nedeni ile giderek artan hem erkek hem kadınlarda görülebilen bu rahatsızlık bireylerin yaşam kalitelerini olumsuz etkilemektedir.Peki, Osteoporoz nedir?Osteoporoz, kemik yoğunluğunun ve kalitesinin bozulması anlamına gelmektedir. Halk arasında ‘kemik erimesi’ olarak da bilinen bu rahatsızlıkta vücudumuzu taşıyan ve destekleyen kemiklerin yapısında bozulmalar meydana gelmektedir. Bu bozulmaların meydana gelmesi ile birlikte ise şiddetli ağrılar, kemiklerde kırılmalar, çatlamalar oluşmaktadır.Osteoporoz hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Osteoporozun en önemli belirtileri arasında sırt ve omurga bölgesinde görülen şiddetli ağrılardır. Zayıflayan kemikte mikro kırıklar meydana gelmektedir. Ve bu mikro kırıklar sebebi ile şiddetli ağrılar görülmektedir.Osteoporoz çoğunlukla 50 yaş ve üzeri bireylerde görülmektedir. Görülme sıklığını incelediğimizde kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülmektedir.Kritik yaş dönemi içerisine giren yaşlı bireylerin mutlaka kendilerini düzenli beslenme ve fiziksel aktiviteler ile desteklemesi gerekmektedir.Bu dönem içerisinde olan kişilerin düşme, çarpma gibi kazalara karşı önlemini alması ve dikkatli olması gerekmektedir. Azalan kemik yoğunluğu nedeni ile ufak bir çarpma da ya da düşmede dahi kemiklerde kırıklar meydana gelebilir.İlk yaşlılık döneminde el bilekleri, kol kemikleri orta dönemde kalça kemikleri ve son dönemde ise kafa tası, omurga gibi kemikler kırılmaya karşı oldukça hassas duruma gelmektedir.Hastalığı önlemek ya da etkilerini azaltmak mümkündür. Ancak 50 yaş öncesine kadar olan dönemde beslenmeye dikkat etmek, düzenli spor yapmak, uyku düzenini sağlamak oldukça büyük önem taşımaktadır. Yani hastalık ortaya çıkmadan önce dikkat edilmesi gerekmektedir.Gençlik döneminde her birey mutlaka kemik ölçümü yaptırmalıdır. Bu sayede gelecekteki kemik yapısı ile ilgili olarak bilgi sahibi olabilir. Böylelikle kemik yapısında eksiklik ya da güçsüzlük varsa erken dönemde takviyelerle tedaviye başlanabilir.Hastalıkla ilgili olarak bilinmesi gereken önemli noktalardan bir diğeri ise, hastalık yalnızca yaşlılık döneminde görülmeyebiliyor. Özellikle ilaç kullanımına bağlı olarak örneğin kortizon gibi ilaçların kullanımı kemik yapısında erken dönemde bozulmalar meydana gelebiliyor.Hastalığın tedavisi koruyucu ve destekleyici ilaç tedavisini içermektedir. Verilen koruyucu ve destekleyici ilaçlarla kemik yapısının sağlamlaştırılması ve kütlesinin arttırılması amaçlanmaktadır.Eğer meydana gelmiş komplikasyonlar varsa kalça, bilek, omurga kırığı gibi uygulanan bir diğer tedavi de bu komplikasyonların ortadan kaldırılması ile ilgilidir.Hastalığın önlenmesi için yeterli düzeyde kalsiyum ve d vitamini alınması önemlidir.Hastalıktan korunmak adına alkol, sigara ve yoğun kafein içeren içeceklerden uzak durulmalıdır. Sağlıklı ve düzenli beslenmeye önem verilmelidir.Özellikle çocuklar, ileride bu tip sorunlarla karşılaşmamak adına düzenli bir spor aktivitesine yönlendirilmelidir.Osteoporoz rahatsızlığına yakalanmamak kişinin kendi elinde olan bir durumdur. Yaşam boyu dikkat etmek, gerekli takviyeleri almak, fiziksel aktiviteleri yapmak hastalığın oluşumunu engelleyecek ve yaşam kalitenizin artmasına neden olacaktır.

Devamını Oku
Evliliğinizi Güzelleştirmek için 10 Adım

Evliliğinizi Güzelleştirmek için 10 Adım

EVLİLİĞİNİZİ GÜZELLEŞTİRMEK İÇİN ATMANIZ GEREKEN 10 ADIMGünümüzde yapılan araştırmalar gösteriyor ki, başarısız evliliklerin sayısı giderek artmaktadır. Bunun en temel sebebi ise, kişiyi benmerkezciliğe doğru iten, her birimizi bencil yaşamaya-düşünmeye zorlayan değişen yaşam şartlarıdır. Bireyselliğin arttığı ve ikili ilişkilerin giderek zorlaştığı bu yenidünyada tabii ki evlilikleri yürütmek, evlilikten keyif almak, eşlerle birlikte kaliteli ve doğru zaman geçirmekte her birimizin ulaşmayı istediği ancak ulaşmanın giderek zorlaştığı bir durum halini aldı.Bireylerin yaptığı en büyük hatalardan birisi giderek yoğunlaşan yaşam temposu içerisinde hem kendine hem de ilişkilerine yeteri vakti ayırmamak, ilgiyi göstermemektir. Aslında ilişkilerde tıpkı dünyaya yeni gelen bebekler gibi sürekli olarak ilgilenilmeye, ihtiyaçların giderilmesine, doyurulmaya, sahip çıkılmaya ve en önemlisi korunmaya muhtaçtır. Bizler yaşadığımız ilişkilere gerekli özeni göstermedikçe ilişki içerisinde var olan sorunlar büyümekte hatta ortaya sürekli olarak yeni sorunlar da çıkmaktadır. Bu durumun önüne geçebilmek adına hem ilişkilerinizde hem de evliliğinizde atmanız gereken ufak ancak etkili ve sağlam adımlar bulunmaktadır. Bu adımları atabilmekse sadece ilişkiye gereken zamanı ayırtmak, gereken ilgiyi ve özveriyi göstermekle mümkündür.Aşağıda belirteceğim birkaç adım aslında belki de siz farkında olmadan hayatınızı değiştirecek, evliliğine ufak ancak etkili dokunuşlar yapacak içeriklerden oluşmaktadır. Bu noktada çiftlerin dikkat etmesi gereken şey ise, evliliğinizdeki sorunlar giderek şiddetleniyor ve bununla baş edemez hale geldiyseniz mutlaka bir evlilik terapistinden yardım almalı ve size rehberlik etmesine izin vermelisiniz.Evliliğinizi güzelleştirmek için 10 adım!Öncelikli olarak, aranızdaki saygıyı korumaya çalışın. Uzun süreli ve doğru şekilde ilerleyen tüm evliliklerde saygının yitirilmediği ve uzun yıllar korunduğu görülmüştür. Bu nedenle her ne olursa olsun, ilişkinin en temel noktası birbirinize karşı duyduğunuz saygıyı korumaktır.İki aşık olduğunuzu hatırlayın! Evliliğin monotonluğu içerisinde yitip giden bir diğer önemli şey ise, bir birinize olan sevginizi ve aşkınızı yaşadığınız sorunların arasında hatırlamaktan kaçınmanızdır. Oysa, karşınızda sürekli olarak aşık olduğunuz adam/kadın olduğunu varsayarak konuşmak, bunu hatırlamak öfkenizi kontrol etmenizi ve üslubunuzu korumanızı sağlayacaktır.Ertelemeyin! Eğer ortada çözülmesi gereken bir sorun ya da konuşulması gereken bir konu varsa bunu mümkün olduğu kadar kısa bir sürede halletmeye çalışın. Tam olarak çözülmemiş sorunlar, suyun dibine oturmuş çamur gibidir. En ufak debelenmede içinde bulunduğunuz suyu yeniden bulandıracaktır.Randevu alın. Eşinizle üzerinde konuşmak istediğiniz bir konu ya da çözülmesi gereken bir konu olduğunda bu konuşmak için en doğru zamanı birlikte kararlaştırmalısınız. Örneğin, seninle bir konu hakkında konuşmak istiyorum akşam işten döndüğünde konuşabilir miyiz? Eğer olumsuz bir cevap alırsanız, saygı duyun ve yeni bir randevu ayarlayabilmek için onun fikrini alın.Bir birinden farklı bireyler olarak var olduğumuz doğru, giderek benmerkezci insanlar haline dönüştüğümüzde ancak bir evliliğin dinamiğini sağlayan en önemli unsurlardan birisi “biz” olabilmektir. Bu nedenle, ilişkinizde ben dilinden çok biz dilini kullanmaya özen gösterin. Bu aranızdaki bütünlüğün en önemli simgesidir.Anahtar kelimeleri sık sık kullanmaya özen gösterin! Evliliğin getirdiği monotonluk içerisinde kaybolan bir diğer değer ise, takdir edici, af dileyici, bağışlayıcı vb. kelimeleri lügatımızdan kaldırmaktır. Oysa ilişkinizde doğru yer ve zamanda “Teşekkür ederim, Özür dilerim, Beni affeder misin? Haklısın, Seni anlıyorum” gibi hislerimize işaret eden ifadeleri kullanmak oldukça faydalı olacaktır.Yaşanan kavgaların ya da tartışmaların şiddetini azaltmak, süresini kısaltmak istiyorsanız yalnızca bir dakikalığına sevdiğiniz insanı kaybettiğinizi düşünün. Tartışma sırasında biran bunu yapıp durulmak zor olabilir ancak oldukça etkili olacaktır. Karşınızdaki insanı sevdiğinizi ve kaybederseniz üzüleceğinizi hissettiğiniz o anda ortamdaki tansiyonun hızla düştüğünü de fark edeceksiniz.Cinsellikten uzlaşmayın! Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, cinsel ilişkinin olmadığı ya da sorunlu olduğu evlilikler daha büyük sorunlar taşımaktadır. Bu nedenle yoğun iş temposu, yorgunluk, uykusuzluk gibi bahaneler üretmeden düzenli bir cinsel yaşama sahip olmak oldukça önemlidir. Gerekirse bu durumu ajanda ederek bir düzen sağlayabilirsiniz.Evlilikte ki bütünlüğü ve uyumu yakalayabilmenin en önemli kurallarından bir diğeri ise, yatağa mutlaka birlikte gitmeniz gerekmektedir. Çiftlerden birinin uykusu gelmemiş dahi olsa yatağa aynı anda girmelisiniz. Örneğin, eşiniz uyurken siz de yatakta kitap okuyup uykunuzun gelmesini bekleyebilirsiniz.Affetmeyi öğrenin! İlişkiniz içerisinde zaman zaman kırgınlıklar, kızgınlıklar yaşanabilir ancak önemli olan bunları affederek ya da unutarak ilişkinizi devam ettirmek için yeni adımlar atabilmenizdir. Örneğin, bunun için yatağa küs girmemeyi öğrenip, ilişkinizin temel kuralları arasına ekleyebilirsiniz.

Devamını Oku
Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü

Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü

Tüm dünyada ve ülkemizde her yıl 21 mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü olarak kabul edilmektedir. Toplumda Down Sendromu konusunda farkındalık yaratmak, bireylerin bilgilenmesini ve bilinçlendirilmesini sağlamak amacı ile bugünde çeşitli etkinlikler, aktiviteler ve seminerler yapılmaktadır.Peki, Down Sendromu nedir?Down Sendromu, temelde genetik farklılığın neden olduğu bir hastalıktır. Down Sendromu bir hastalıktan çok ‘Farklılık’ olarak tanımlanmaktadır. Dünya üzerinde bu farklılığa sahip yaklaşık 6 milyon insan bulunmaktadır. Down Sendromu, vücut hücrelerimizde fazladan bir kromozom bulunması ile ortaya çıkan genetik bir durumdur. Bu nedenle hastalıktan çok genetik bir farklılık olarak adlandırılır. Vücudumuzda bulunan 21. Kromozomun 2 tane olması gerekirken 3 tane olması ile meydana gelen bir sendromdur.Down Sendromu hakkında bilmeniz gerekenler:Down Sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır!Down Sendromu annenin hamileliği sırasında yapılan bazı taramalar ve testler ile önceden belirlenebilmektedir.Down Sendromu 3’e ayrılır; Trizomi 21, Translokasyon ve Mozaik.Bu genetik farklılığa sahip çocuklarda belirli ve ortak fiziksel özellikler görülmektedir. Örneğin, küçük ve çoğunlukla yuvarlar yüz, çekik gözler, kalın ense, küçük ve basık burun, küçük ağız gibi fiziksel görünüme sahiptirler.Down Sendromuna sahip çocuklar ortalama 20-85 arasında zeka puanına sahiptir.Bu genetik farklılığa sahip çoğu çocuk oldukça geç öğrenip, çabuk unutma eğilimindedir.Down Sendromu tedavi edilebilen bir hastalık değildir. Ancak genetik farklılığın neden olduğu başka semptomlar görülebilir. Örneğin, kalp rahatsızlıkları, sindirim hastalıkları gibi. Bu nedenle Down Sendromu tanısı konan her birey mutlaka kapsamlı olarak sağlık taramasından geçirilmelidir.Down Sendromlu çocuklar kilo almaya oldukça eğilimli olurlar. Bu nedenle tedavi planlaması içerisinde beslenme programına mutlaka yer verilmelidir.Bu farklılığa sahip özel çocukların çoğu genelde karşılıksız severler, taklit yetenekleri oldukça gelişmiş olur, doğayı ve hayvanları severler, güler yüzlüdürler.Down Sendromuna sahip çocukların ailelerine pek çok sorumluluk düşmektedir. Ailelerin öncelikle bunun bir hastalık değil genetik bir farklılık olduğunu kabullenmesi ve çocuklarına bu şekilde yaklaşması çok önemlidir.Bu farklılığın tıbbi bir tedavisi bulunmamaktadır ancak ailelerin maksimum düzeyde sevgi, ilgi ve şefkatle çocuklarının yanında olmaları ve onları desteklemeleri çocuğun gelişimi açısından çok önemlidir.Bunun dışında Down Sendromlu çocukların mutlaka özel eğitim alması gerekmektedir. Özel eğitim, dil eğitimi, fizik tedavi gibi programlarla toplumsal hayatın içerisinde oldukça rahat yer edinebilmektedirler.Down Sendromu bir hastalık ya da eksiklik değildir! Farkına varılması gereken en önemli nokta budur. Onlar bizden eksik değil hatta bir fazla olan çok özel çocuklardır. Bunun farkında olduğumuz, her birimizin üzerine düşeni bu konuda gerçekleştirdiği, Down Sendromlu çocuklarımızın hayatın içinde kolayca yer bulduğu, ayrıştırılmadığı güzel ve renkli bir dünya dileği ile…

Devamını Oku
Sınav Kaygısına Son

Sınav Kaygısına Son

SINAV KAYGISINDAN KURTULMANIZA YARDIMCI OLACAK 10 ADIMGünümüzde sürekli olarak değişen eğitim ve sınav sistemi ile gençlerin sınava dair algısı, stres düzeyi de değişmektedir. Çoğu genç sınav öncesinde ve sınav dönemlerinde oldukça streslidir. Bu dönem yalnızca sınava hazırlanan gençler için değil aynı zamanda onlara destek olan ebeveynleri için de oldukça stresli bir süreçtir.Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, doğru miktarda hissedilen kaygı ve yaşanan stres başarıya destek olmak ve motivasyonu arttırmak gibi bir işleve sahiptir. Bu nedenle hissedilen kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayacağı gibi, bunu işe yarar bir seviyeye indirmek ve bu noktada kalmasını sağlamak oldukça önemli ve işlevseldir. Dikkat edilecek ve üzerinde durulacak birkaç nokta ve yöntem ile bunu sağlamak aslında oldukça basittir. Bu süreçte dikkatini sınavdan daha çok sınavda yaşayacağı kaygı,endişe üzerine yoğunlaştıran bireylerin aslında bu kaygı durumunu yönetmek için neler yapabileceği üzerine yoğunlaşması oldukça fayda sağlayacaktır.Öncelikle gerçeklik seviyesi ve uygulanabilirliği yüksek bir çalışma programı hazırlanmalıdır. Burada gerçeklikle kastedilen çocuğun ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması ve buna uygun bir program hazırlanmasıdır. Örneğin, program içerisinde çocuğun sosyal aktivitelere ve dinlenme zamanlarına yer vermek gibi.Nefes aldırmayan, çocuğun ihtiyaçlarına karşılık vermeyen, baskıcı programlardan kesinlikle uzak durulmalıdır! Bu yapıcı bir etki yerine çocuğun üzerinde baskılayıcı ve kaygı düzeyini arttırıcı bir etkiye sahip olacaktır.Süreç içerisindeki en önemli nokta ise anne-babanın desteğini hissettirmesidir. Bu noktada aşırı kontrolcü ve mükemmeliyetçi olmakta çocuğa zarar verecektir. Bunun yerine anlayışlı, destekleyici bir tutum sergilemelisiniz.Ebeveynlerin çocuklarının motivasyonlarını destekleyici tavır ve tutumda olmaları önemlidir. Süreç içerisinde, motive edici konuşmalar yapmak, ödüllendirmeler yapmak etkili olacaktır.Gençlerin tüm süreç boyunca beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeleri önemlidir. Doğrudan bir etkisi yokmuş gibi görünse de beslenme sınav kaygısı üzerinde oldukça etkilidir. Örneğin, stresi azaltmak için meyve tüketmek gerektiği, sabahları mutlaka kahvaltı ederek güne başlanması, balık tüketiminin konsantrasyonu arttırdığı, baharatlı ve aşırı yağlı yiyeceklerin stres düzeyini arttırdığı yapılan araştırmalar ile ortaya konmuştur.Süreç içerisindeki önemli bir diğer nokta ise bireyi neyin heyecanlandırdığını ve endişelendirdiğini keşfetmesi ve bulmasıdır. Daha sonra zihinsel sürecini bu düşünce üzerinden şekillendirmelidir. Gençlerdeki kaygı durumu pek çok farklı sebepten ortaya çıkabilir. Örneğin, başarısız olma korkusu, etrafımdaki insanlar ne der korkusu, bildiği şeyi yapamayacağını ya da başaramayacağını düşünme korkusu gibi.Şiddetli kaygı hissedilen ve endişe duyulan anlarda zihni daha güvenli bir alana odaklamak bu kaygının azalmasına ve kontrol altında tutulmasına olanak sağlayacaktır. Örneğin, kaygı seviyesi yükseldiğinde kişinin daha önceden elde ettiği başarılara odaklanması onun zihnini daha iyi ve güvende hissettiği bir alana taşımasını sağlayacaktır.Süreç boyunca olumsuz içeriklerden çok olumlu içerikler belirlenmelidir. Hem genç hem de ebeveynleri iletişimlerini olumlu içerikler üzerinden ilerletmelidir. Olumsuz cümle kurumundan, olumsuz anlamlı kelimelerin kullanımına kadar dikkat edilmelidir.Ebeveynlerin bu süreçte kaygıyı tetikleyebilecek tüm davranışlardan uzak durması gerekmektedir. Aynı zamanda çocuğun hayatında spora, sanata ya da sevdiği herhangi bir sosyal aktiviteye yer açabilmesi için destek sağlamalıdır.Tüm bunların dışında ebeveynlerin çocuklarını profesyonel bir yardım alma konusunda da desteklemesi oldukça önemlidir. Bu şekilde çocuk stres yönetimi, kaygıyla baş etme yöntemleri gibi konularda profesyonel bir destek alarak daha donanımlı hale gelebilecektir.

Devamını Oku
Araç Tutmasına Karşı Önlemler

Araç Tutmasına Karşı Önlemler

Taşıt tutması yani halk arasında bilinen diğer adı ile araç tutması oldukça yaygın olmasına rağmen çoğu kişi tarafından hem nedeni hem de bir rahatsızlık türü olduğu bilinmemektedir. Taşıt tutması yaşayan kişiler için uzun yolculuklara çıkmak hatta kimi zaman kısa mesafeli yolculuklar bile kâbus haline dönüşmektedir.Taşıt tutması, yalnızca araba yolcuklarında değil gemi, uçak gibi taşıtlarla yapılan yolculuklarda da ortaya çıkabilir. Kendisini mide bulantısı, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, terleme, el-ayak titremesi şeklinde gösteren bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın nedeni ise vücudumuzdaki sinir sistemi içerisinde yer alan vagüs sinirinde meydana gelen dengesizlik durumudur. Günümüzde maalesef ki bu rahatsızlığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi bulunmamaktadır. Yolculuk öncesinde kullanılacak ilaçlar mevcut olduğu gibi alınması gereken bir takım önlemler de bulunmaktadır.Taşıt tutmasına karşı almanız gereken önlemler nelerdir?Öncelikle, yolculuğa çıkmadan önce kendinizi rahatlatmanız önemlidir. Örneğin, yolculukta gene tutma yaşayacağınızı, kötü geçeceğini düşünerek kaygı seviyenizi yükseltmek muhtemelen bunları gerçekten yaşamanıza neden olacaktır.Yolculuktan önceki gün düzenli beslenmeye dikkat edin. Özellikle yolculuğa sabah erken saatlerde çıkacaksanız, bir önceki akşam ağır yemekler yemekten kaçının.Yolculuk sabahında midenizi fazla yormayacak şekilde kahvaltınızı yapınız. Aç karına yolculuğa çıkmak, tutulma riskini arttıracaktır.Yolculuğunuz için tercih ettiğiniz taşıtın mümkün oldukça sallanmayan, sarsılmayan yerinde yer ayarlayarak yolculuğunuzu gerçekleştirin. Örneğin, otobüse biniyorsanız ters oturmayın ya da araba ile yolculuk yapacaksanız ön koltuğu tercih etmelisiniz.Taşıt içerisinde yolculuk yaparken kitap okumaktan, telefon ya da tablet ile oynamaktan kaçınmalısınız. Bu durum vagüs siniri üzerindeki uyarılmayı arttırarak sizin taşıt tutulması yaşamanıza neden olacaktır.Yolculuk boyunca başınızı aşağı, yana çok fazla eğmemeye özen gösterin. Mümkün oldukça minimal hareketler ile hareket edin.Mide bulantınız olduğunu hissettiğiniz anda gözünüzü kapatın, 20 saniye kadar kapalı bekledikten sonra uzak bir noktaya bakarak gözlerinizi yavaşça açın.Yolculuğunuz süresince kullandığınız taşıta göre araç içerisini mutlaka havalandırın. Örneğin kendi aracınız ile yolculuk yapıyorsanız 15 dakikada bir camı açarak içeriye temiz hava girmesini sağlayın.Taşıt tutmasını önlemenizin ve rahat bir yolculuk yapmanızın bir diğer önemli noktası ise su tüketmenizdir. Yolculuk süresince içerisine bir şeker attığınız suyu ufak yudumlar halinde, sık sık tüketmeye özen gösterin. Bu hem gerekli sıvıyı almanıza hem de kan şekerinizin aniden düşerek mide bulantısı, baş dönmesi yapmasının önüne geçecektir.Eğer kendi aracınız ile yolculuk yapıyorsanız her iki saatte bir beşer dakikalık molalar verip, açık havada yürüyebilir ve temiz hava alabilirsiniz. Bu vagüs siniri üzerindeki uyarılmayı azaltarak rahatlamanızı sağlayacaktır.

Devamını Oku
Güne Zinde Başlamak İçin Tavsiyeler

Güne Zinde Başlamak İçin Tavsiyeler

Kısalan günler, uzayan işler derken kış aylarının tam da ortasına gelmiş bulunmaktayız. Hep bir şeyleri yetiştirme telaşı, hep bir şeylerin acelesi, uzayan yapılacaklar listesi, ev işleri, toplantılar, trafik derken akıp giden zamanların tam da içindeyiz. Durum böyle iken en çok ihtiyacımız olan şey ise, güzel bir gece uykusu ve ardından güzel ve enerjik bir sabah uyanmak oluyor. Oysa bizler bunun tam aksine oldukça yorgun uyuyor ve dinlememiz gereken yerde çok daha yorgun bir şekilde uyanıyoruz.Gelişen yaşam şartları içinde stresten uzak durmak ya da koşturmadan kaçmak pek mümkün görünmese de aslında güzel bir uykunun ya da güne enerjik bir başlangıcın hayatınızda çok fark yaratabileceğini biliyor musunuz? Şehir insanları olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey belki de zinde olmak, bitmeyen bir enerji ile günlerimizi yaşamak. O halde güne zinde başlamak ve çok daha enerjik bir başlangıç yapmak için neler yapabilirsiniz?İşte, gününüzü güzelleştirecek 10 tavsiye:Güzel bir sabaha uyanabilmenin bir numaralı kuralı güzel bir uyku uyumaktır. Yapılan araştırmalar 6 ila 8 saat arasındaki uykunun yetişkin bir birey için yeterli olduğunu göstermektedir. Bu noktada sizlerde uyanma saatinize göre 6 ya da 8 saat evvelinden uykuya gidecek şekilde kendinizi ayarlamalısınız.Sabahları uyanır uyanmaz yataktan çıkmamalısınız. Özellikle çalışan kişiler için bu maddeyi gerçekleştirmek zor olabilir ancak gerekiyorsa alarmınızı bir 15 dakika erkene kurarak siz de bunu deneyebilirsiniz. Uyandıktan sonra yatakta 10-15 dakika beklemek hem vücudunuzu hem de metabolizmanızı uyanmaya hazır konuma getirmek için faydalı olacaktır.Yataktan kalkın ve pencerenizi açın. Odaya temiz havanın dolmasına ve odanın içerisindeki oksijen seviyesinin yükselmesine izin verin.Odanıza oksijen doladursun siz de yatağınızın kenarına oturun ve birkaç basit egzersiz hareketini yapın. Bu bütün gece hareketsiz kalan kaslarınızın ısınmasına ve güne hazırlanmasına yardımcı olacaktır. Örneğin, basit boyun, sırt ve kol egzersizleri yapabilirsiniz.Egzersizlerinizi yapmaya başlamadan önce mutlaka müzik açın. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki sabahları uyandığınızda dinlediğiniz şarkıların gün içerisindeki modunuzun üzerinde oldukça etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle geceden hareketli bir playlist hazırlayabilir ve sabah uyandığınızda bu listeyi dinleyebilirsiniz.Yataktan kalktıktan sonra banyoya gidip elinizi ve yüzünüzü mümkün olduğu kadar soğuk su ile yıkamakta size kendinizi iyi hissettirecektir.Bir bardak su için! Tüm gece hareketsiz kalan beden aynı zamanda da hareketsiz kalan metabolizma anlamına gelmektedir. Metabolizmanızı uyandırmak ve size gün içinde ihtiyacınız olan enerjiyi üretmeye başlamasını sağlamak için bir bardak su için ve gün içerisinde de sıvı tüketmeye devam edin.Güzel bir kahvaltı yapın! Güzel bir kahvaltı demek illa uzun uzun kurulacak sofralar ve hazırlanacak kahvaltılar demek değildir. İçerik bakımından oldukça zengin olan çok pratik kahvaltılar da bulunmaktadır örneğin, mısır gevreği, yulaf ezmeleri, meyveler gibi. Size en uygun kahvaltıyı belirleyin ve metabolizmayı ayağa kaldırmak için mutlaka kahvaltı yapın. Mümkün olduğunca bir gece önce ertesi gün için hazırlıklarınızı yapmaya ve tamamlamaya çalışın. Örneğin, ertesi gün toplantıda ne giyeceğinize karar vermek, yanınıza almanız gerekenleri masanın üzerine hazırlamak, sabah ki sandviçinizi geceden hazırlayıp dolaba koymak güne çok daha zinde ve hızlı başlamanızı sağlar.Zihninizde günün kısa bir kurgusunu ve provasını yapın. Bu şekilde gerçekleştireceğiniz zihinsel canlandırma sizi belirsizliklerden kurtaracak ve önünüzde yaşanmayı bekleyen gün ile ilgili olarak fikir sahibi olmanızı sağlayacaktır. Bu da sizin rahatlamanıza neden olacaktır.

Devamını Oku
Pazartesi Sendromuna Çözüm İçin 5 Öneri

Pazartesi Sendromuna Çözüm İçin 5 Öneri

İş hayatında yer alan pek çok kişinin bildiği ve düzenli olarak yaşadığı ‘Pazartesi Stresi’ yani asıl bilinen adı ile ‘ Pazartesi Sendromu ‘ biraz abartılmış biraz mizaha vurulmuş olsa da çalışan bireylerin ruhsal ve fiziki sağlığını olumsuz etkilemektedir. Hafta sonu 1 ya da 2 günlük tatilin ardından yeni bir haftaya başlamak, yetişecek işlerin planlaması, yapılması gereken toplantılar derken oldukça stresli bir durum yaratıyor.İşlerinizi yaparken ortaya çıkan başarısız olma korkusu, üzerinizde hissettiğiniz baskı, sorumluluk duygusu altında hissettiğiniz stres, zaman yönetimi konusundaki endişeleriniz vb. tüm durumlar sizin iş yerinizde kaygılanmanıza neden olmaktadır. Bu durum aşırıya doğru kaçtığında ve kontrol edilemez bir hal aldığında pek çok ruhsal ve fiziksel sorunun da ortaya çıkmasına neden olur.Çalışan bireylerin çoğunda yüksek düzeyde strese maruz kaldıklarında uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, kendine güvenin azalması, sağlık problemlerinde artış, iş performansında düşüş, motivasyon kaybı, aile ve sosyal yaşamdaki ilişkilerde problemler, yetersizlik duygusunda artış, gelecek kaygısı gibi problemler meydana gelmektedir. Bu nedenle birazdan bahsedeceğim ufak yöntemler ile işyerinizdeki stresi azaltmayı amaçlayabilirsiniz.İş yerinde çalışan bireylerin stres düzeyleri yükseldiğinde kişilerde şunlar gözlemlenir;Sık sık bağ ağrısıYorgunlukSabahları zor uyanma / Geceleri zor uykuya dalmaSinirlilikÖfke patlamalarıİştahsızlık ya da aşırı yemeMide rahatsızlıklarıİş yerinde ani duygusal boşalmalar (ağlama krizi)Kalp çarpıntılarıPanik atak ve benzeri durumlarUyku bozukluklarıİşte, iş hayatınızı değiştirecek o 5 sihirli yol…HAYIR demeyi öğrenin. İş hayatınızda yaşadığınız stresi azaltmak ve yaşadığınız tüm sorunları çözümlemek istiyorsanız bunu mutlaka kendinize öğretmelisiniz. Yalnızca kendi yükümlü olduğunuz işler ile ilgilenmeli ve gereksiz / başkalarına ait yükleri üzerinize almamalısınız. Fazladan aldığınız her bir sorumluluk sizin kendinizi daha mutsuz ve daha stresli hissetmenize neden olacaktır.İş yerinizi kendi ihtiyaçlarınız doğrultusunda ve size hizmet edecek şekilde düzenleyin. Bu şekilde odanızda ya da masanızda kendi düzeninizi oluşturmak hem daha rahat hissetmenize neden olacaktır hem de kendinizi ait olarak hissederek çalışmanıza fırsat yaratacaktır.Kendinizi ve sağlığınızı boş vermeyin! İş hayatında yapılan hatalardan birisi de tüm yoğunluğun arasında kendini unutan bireyler olarak yaşar hale gelinmesidir. Her sabah işe giderken duş almaya, saçınızı yapmaya, özenli giyinmeye dikkat edin. Bu çalışırken kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Sağlığınıza önem verin, beslenmenize dikkat edin ve mümkün oldukça ofis içerisinde hareket etmeye çalışın.Kendinize zaman ayırın. Her ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın gün içerisinde 15 dakika ile 1 saat arasında bir zamanı mutlaka yalnızca kendinize ayırın. Bunu herkesten uzak ve sessiz bir ortamda gerçekleştirmeye özen gösterin. Bunun yanı sıra sizi mutlu edecek, zevk aldığınız aktiviteleri ve etkinlikleri yapmaktan kaçınmayın ve buna zaman ayırın.Kendinizi tanıyın ve yaşadığınız şeyi fark edin. Günümüz şartlarında stresi tamamen ortadan kaldırmak ya da onsuz yaşamak tabii ki mümkün değildir. Ancak kendinizi iyi tanıyarak, yaşadığınız olumsuzlukları birer tecrübe olarak kabullenerek ve yolunuza sağlam adımlarla devam ederek çok daha güçlü birer birey olmanız mümkündür.

Devamını Oku
Zirveye Ulaşmak İçin Sahip Olmanız Gereken Özellikler

Zirveye Ulaşmak İçin Sahip Olmanız Gereken Özellikler

Başarı, her bireyin kendi hayatı içerisinde öznel tanıma sahip bir olgudur. Her bireyin başarılı olmayı hedeflediği alan, başarı algısı ve ona ulaşma yolları bir birinden farklıdır. Günümüzde çoğu insanın başarı hedefleri kariyer odaklı olarak gerçekleşmektedir. Kişiler kariyerlerinin yolunda ilerlerken başarılı olmayı ama aynı zamanda da kendi kişilik özelliklerini ortaya koyabilmeyi arzularlar. Son dönemde üniversite mezunu sayısının artması, iş ve kariyer imkanlarının azalması nedeni ile başarılı bir özgeçmişin dışında çoğu kişinin önüne geçmenizi sağlayacak kişilik özelliklerinizi de ortaya koymak büyük önem taşımaktadır.Peki, şöyle bir baktığımızda çoğumuzun hayalini süsleyen o çok başarılı iş adamlarının ve iş kadınlarının ortak özellikleri neler olabilir? Onları kariyerlerinde zirveye taşıyan yalnızca kusursuz akademik başarıları mıdır? Tüm bu sorulara şöyle cevap verebiliriz, her birimizin örnek aldığı, hayranlık duyduğu çok başarılı kadınlar ya da adamlar aslında hedeflerine giden yolda tek yönlü olarak ilerlememekle birlikte pek çok etkeni bir araya getirmektedir. Başarılarla dolu bir akademik yaşamın yanı sıra bunu güçlü kişilik özellikleri ile desteklemek elde edeceğiniz kariyeri, başarıyı ve ulaşacağınız zirveyi daha kalıcı bir şekilde elinizde tutmanızı ve sağlam adımlar atmanızı sağlayacaktır. Yapılan araştırmalarda kariyer anlamında başarılı olarak bilinen kişilerin ortak özellikleri belirlenmiştir.İşte, zirveye ulaşmış başarılı kişilerin sahip oldukları ortak özellikler:Yaptıkları işi sevgi ve tutku ile bağlıdırlar.Günümüzde sahip olduğu mesleği severek yapanların sayısı giderek azalıyor olsa da iş hayatında bizi ileri götürecek en önemli etmenlerden birisi yaptığımız işi sevmek ve ona tutkuyla bağlanmaktır. Çünkü yaptığımız işi sevdiğimiz, benimsediğimiz noktada bu bizim motivasyonumuzu arttıracak önemli bir unsur haline gelecektir.İnançlarını asla kaybetmezler.Başarıya ulaşmış bireyler, bu yolda ilerlerken başarısız olma düşüncesinden tamamen arınmış ve başarıya odaklanmış şekilde yol alırlar. Ortaya attıkları fikirler ne kadar çılgınca görünürse görünsün ya da beklentileri ne kadar büyük olursa olsun başarılı olacaklarına dair inançları sürekli olarak kuvvetli bir şekilde aktiftir. Bu onlara yüksek özgüven sağladığı gibi çabuk pes etmelerinin de önüne geçmektedir.Risk almaktan asla korkmazlar.Risk almak ile plansız, savruk ve bilinçsiz adımlar atmak bir birinden oldukça farklıdır. Bu nedenle doğru oranda, gerekli hesaplamalar dahilinde risk almak sizi başarıya ulaştıracak önemli etkenlerden birisidir.Sağlam sosyal ilişkiler kurmayı amaçlarlar.İş hayatında ve özel hayatta sağlam ilişkiler kurmak, çevre edinmek kariyeriniz için oldukça önemlidir. Çünkü edindiğiniz sağlam ilişkiler, sosyal hayatın içerisinde aktif olarak var olmak aynı zamanda da sosyal ağınızın genişlemesine sebep olacaktır. Aktif bir sosyal yaşam motivasyonunuzu yükseltirken aynı zamanda ihtiyaç duyduğunuz yardıma da kolayca ulaşabilmenizi sağlayacaktır.Kendilerine özel bir alan ayırırlar.İmrenerek baktığımız ve hayalini kurduğumuz zirvedeki kişiler aslında hepimizin ihtiyaç duyduğu bir noktaya oldukça önem vermektedirler. Bu da onların kariyer yolunda emin adımlarla ilerlemelerine olanak sağlamaktadır. İş hayatının dışında kendilerine özel bir alan ve zaman ayırırlar. Yani sürekli ev-iş arasında mekik dokuyan, işten başka bir şey konuşamaz hale gelen bireylere dönüşmek yerine kendilerine vakit ayırarak sevdiği şeylere de hayatlarında yer açarlar.Dur demeyi bilirler!Başarıya ulaşmak için yoğun bir tempoda ve oldukça fazla özveride bulunarak çalışmak gerektiğini biliyoruz ancak kendi sınırlarımız dahilinde hayır demeyi ya da kendimize dur demeyi biliyor muyuz? İşte, başarıları ile bizi kendine hayran bırakan bu insanlar yapılacak işler listesinin uzayıp gittiğini, asla sonu olmadığını bilir ancak bunu bir takıntı haline getirmezler. Bunun yerine planlı bir şekilde potansiyellerinin en üst seviyesine çıkabilmeyi hedeflerler.Mükemmeliyetçi değildirler.Mükemmeliyetçi bir yaklaşım sanki başarıyı getirecek bir etkenmiş gibi görünse de aslında tam tersi bir etki yaratmaktadır. Her şeyin kusursuz ve sorunsuz olması için harcadığımız çaba ve zaman bizim pek çok şeye geç kalmamıza neden olacaktır. Bunun yerine hataların, sorunların, problemlerin varlığını kabullenmek ve durumlara çözüm odaklı yaklaşmak çok daha faydalı olacaktır.Başarısız olmak bir son değildir!Zirvede kendilerine çoktan yer bulmuş kişilerin en önemli özelliklerinden birisi de başarısızlığı asla bir son olarak görmüyor olmalarıdır. Onlar çoğu zaman yaptıkları hatalardan ders çıkartarak ilerlemeyi tercih ederler. Denemekten, çabalamaktan vazgeçmezler. Böylece deneme-yanılma yolu ile de olsa hem tecrübe kazanmış hem de başarı anlamında oldukça yol almış olurlar.Başarı bireysel farklılıkları, beklentileri, kişilik özelliklerini içeriyor olsa da yukarıdaki özelliklere sahip olmaya çalışmak ya da bu doğrultuda davranmak sizlerin de başarı yolunda hızla yol almanızı ve zirveye emin adımlarla ulaşmanızı sağlayacaktır.

Devamını Oku
1 2 3 4 5 6
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al