Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Kitap Okumanın Önemi

Kitap Okumanın Önemi

Kitaplar her biri farklı dünyalardır. İçinde bazen kaybolur bazen kendinizi bulur bazen de sadece kapısını aralayıp tekrar kapatırsınız. Ama bu dünyaların tadına vardığınızda artık kopamazsınız bu sadık dostlardan. Çünkü kendi monoton hayatımıza bu dünyalar sayesinde renk, heyecan gelmiştir. Bir insanın maksimum 80 yılda deneyimleyemeyeceği tecrübeleri, heyecanları bu dostlarımız bize birkaç sayfada sunar. Belki bundan bin yıl önceki bir filozofla dost olur, belki de aynı yılda ama sizden binlerce kilometre uzakta olan birinin duygularında kendi duygularınızın aynalandığını görürsünüz. Kimilerinin yıllarca emek vererek derin düşünceler ve sorgulamalar veya tamamen hayatın kendisinden edindiği deneyimlerle elde ettiğini siz sadece o dünyanın kapağını açıp okuyarak elde edebiliyorsunuz. Bu dünyaların benzersizliği ve katkılarının tadını alan birinin nasıl kitap kurdu olduğunu anlamak zor olmasa gerek.Maalesef ki Türkiye’deki yıllık kitap okuma oranlarına baktığımızda bu sayının bir kişinin yılda okuduğu ortalama kitap sayısının 10 olduğunu görüyoruz. Bu aslında bizim toplum olarak bu farklı dünyaların heyecanlarından eksik olduğumuzu göstermenin yanı sıra neler kaybetmekte olduğumuzu ya da neler kazanabileceğimizi de fark etmediğimizi de göstermektedir.Neler kaybettiğimize ya da başka bir açıdan bakarsak neler kazanabileceğimize gelin şöyle bir göz atalım, kitap okumak;Öncelikle beyninizi güçlendirir ve tabi ki hafızanızı da kuvvetlendirirKelime dağarcığınızı artırarak konuşmalarınıza daha derinlik katarken kendinizi doğru kelimelerle daha iyi ifade etmenizi sağlar.Kitap okurken kendinizi ister istemez kitaptaki karakterin yerine koyarsınız bu da empati yeteneğinizi artırır. İnsanları anlamak daha kolaylaşır bunun beraberinde insanlarla iletişiminiz daha güçlü hala gelir.Kitap okudukça beyniniz sürekli uyaranlar ile karşılaştığı için beyninizin bilişsel aktivitesi güçlenir.Özellikle kurgu kitaplar okumak depresyondaki kişileri kendi dünyalarından uzaklaştırdıkları için depresyonun seyrinin hafifletilmesine yardımcı olur.Ve son olarak sanırım bu yüzyılda en önemli sorunumuz olan stresi azaltması diyebiliriz. ( 2009, ABD )

Devamını Oku
Çocuğum Neden Ders Çalışmıyor?

Çocuğum Neden Ders Çalışmıyor?

Daha önce bu soruyu muhtemelen kendi kendinize çok kez sormuşsunuzdur ardından “ çocuğum tembel, çalışmayı sevmiyor “ diyerek kulak ardı etmiş olabilirisiniz fakat bu şekilde kulak ardı edilmemeli ve bunun altında yatan etmenler, nedenler irdelenmelidir. Ve bu etmenleri irdelerken sadece çocuk açısından değil ayrıca kendi açınızdan ve okul ortamı açısından da sorgulamanız gerekmektedir çünkü bir çocuğun başarısız olmasında biyolojik, sosyal ve psikolojik olarak üç farklı etmen bulunmaktadır.Bunların ilki olan biyolojik etmenler;Özel öğrenme güçlüğü (Disleksi, Diskalkuli, Disgrafi )Yaygın gelişimsel bozukluklarDikkat Eksikliği ve Hiperaktivite BozukluğuZeka GeriliğiYetersiz Duyma veya Yetersiz GörmeYetersiz Beslenme – Yetersiz UykuDiğer Hastalıklarİkinci Etmen olan Sosyal Etmenler;Sınıf ortamına adapte olamamaÖğretmenin ilgisizliği veya yetersiz akademik beceriye sahip olmasıUygun çalışma ortamının olmamasıOlumsuz anne-baba modelleriDüşük Sosyal Ekonomik DüzeyÜçüncü Etmen Olan Psikolojik Etmenler;Düşük benlik algısı (motivasyon eksikliğine neden olur özellikle)Düşük veya çok yüksek kaygı (ailenin beklentisinin yüksek olması çocukta yüksek stres ve kaygıya neden olur.)Çocukta motivasyon eksikliği olması.İlgi ve dikkat çekme isteğiDiğer Psikolojik EtmenlerEğer çocuğumuzun başarısız olduğunu düşünüyor ve altındaki etmenleri irdelerken bunlardan herhangi biri ile karşılaştıysanız ne gibi yollar izlemeniz gerektiği hakkında kısaca birkaç şeye değineceğim; Örneğin ilk etmen olan biyolojik etmenlerden herhangi birinden şüphe bile duysanız ki burada özellikle annelerin en ufak şüphelenmelerine bile ciddi gözle bakılmalıdır çünkü her an çocuğunuzu sizin kadar izleyen bir başkası olmadığı için herhangi bir farklılığı ilk siz fark edersiniz. Bundan dolayı farklılık olduğunu düşündüğünüz gibi bir çocuk psikiyatrına/doktoruna gitmenizi tavsiye ederim.Bir diğer etmen olan sosyal etmenlerde herhangi bir sorun olduğunu düşünürseniz aile içinde gerekli tedbirleri aldıktan sonra okul ile de iletişime geçerek sınıf öğretmeninden sınıf ortamı ve çocuğunuzun akranları ile olan ilişkisi ile ilgili destek alabilirsiniz.Son ve en kritik olan etmen psikolojik etmende ise durum biraz daha farklı çünkü genellikle çocuktaki benlik algısı tam olarak 6-7 yaşlarında geliştiği için eğer çocuk bu yaşlardan daha küçük olduğu halde psikolojik sorunları varsa bu sorunlar muhtemelen evden veya akran ilişkilerinden kaynaklı olabilir bu durumda öncelikle okul psikolojik danışmanına başvurmanızı ve birlikte yol almanızın öneririm. Bunun dışında çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini her zaman ifade edebilmesini teşvik etmelisiniz. Ayrıca çocuklarda eğitim başarısı ceza veya kıyaslama ile değil takdir ile geliştirilebilir. Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamak yerine onun güçlü olan yönlerine dikkat çekerek, güçlü yönlerinin yardımıyla geliştirilmesi gereken yönlerini destekleyebilirsiniz. Ve şunu da unutmayalım ki çocuğunuz başarılı olsun veya olmasın ona olan sevgi ve ilginiz buna bağlı olmamalıdır.

Devamını Oku
Anne, Baba, Çocuk ve Aile Kavramı

Anne, Baba, Çocuk ve Aile Kavramı

Aile; evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik. Bu tanım Türk Dil Kurumu’nun (TDK) aile tanımlaması biz de bu tanım çerçevesinden bakarsak belki sadece oradaki kan bağı ifadesini fark ederiz fakat kan bağının yanı sıra tanımdaki “ilişki” ifadesine de dikkatinizi çekmek istiyorum. Çünkü aile içindeki ilişkilerin dinamiği başta bireyin sonrasında da bireylerin oluştuğu toplumun temelini oluşturmaktadır. Peki, bu ilişkiler nasıl olmalıdır, ilişkilerin dinamiği nedir gibi soruların cevabını vermemiz gerekir sanıyorum. İlişki dinamikleri içinde ele aldığımız ilişkiler ise ayrı ayrı olarak; anne – baba ilişkisi, anne – çocuk ilişkisi, baba-çocuk ilişkisi ve anne-baba-çocuk ilişkisidir. Bunların her biri ayrı bağlamda ele alınmalı gibi görünse de birbirini etkileyen bir fabrikanın çarkları gibidir herhangi birinde aksaklık olması diğer alanlarda da aksaklığa neden olur. Örneğin; anne – baba arasında sağlıklı bir iletişim olmaması çocukta kaygı ve anksiyete yaratmanın yanı sıra anneye veya babaya olan güven duygusunu da olumsuz yönde etkilemektedir. Fakat anne – baba arasındaki ilişki dinamiği karşılıklı hoş görü ve anlayışa dayanıyorsa çocuk da ailede sosyal öğrenme yoluyla bu insani değerleri öğrenir ve bunu sosyal ortamında davranış olarak geliştirir, çevresindeki bireyler tarafından da öğrenilir ve bu şekilde bu etki yayılarak ilerler ve sağlıklı toplum inşa edilmeye başlanır. Başta da değindiğim gibi sağlıklı toplumun temelleri aile içindeki ilişkilerin dinamiği ile atılır. Bir diğer ilişki olan anne – çocuk ilişkisini ele alacak olursak; öncelikle bu ilişki dinamiğinin en önemlisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü bu ilişki dinamiğinde bireyin hayatının temel taşı olan “güvenli bağlanma” gerçekleşir veya gerçekleşemez. Peki, nedir bu güvenli bağlanma, güvenli bağlanma; temelde bebeğin annesinin onun fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacağına güvenmesinin yanı sıra sevgi ve ilgi ihtiyacının da anne tarafından karşılanacağına güvenmesidir. Güvenli bağlanmanın gerçekleşmesi durumunda oldukça sağlıklı bir psikolojiye ve benlik algısına sahip ayrıca sosyal hayata katılmaktan korkmayan bir bireyin gelişimini sağlarken güvenli bağlanmanın gerçekleşemediği durumlarda ise; üç sağlıksız bağlanma biçimi karşımıza çıkar bunlarKaçıngan BağlanmaBu bağlanma türünde genellikle anne çocukların ihtiyaçlarına ilgisiz kalır. Bu nedenle çocuk da ebeveynin varlığına tepki vermez. Bu tarz bağlanma stili geliştiren bireylerin benlik algıları kendilerine karşı olumlu iken genellikle başkalarına karşı olumsuzdur. Başkalarına güvenmenin ve onlarla bağ kurmanın gereksiz olduğuna inanırlar. Ve başkalarına yakınlık kurmaktan kaçınırlar.Kaygılı BağlanmaBu bağlanma türünde ise bebeğin ihtiyaçları bazen karşılanırken bazen karşılanmamıştır. Bu nedenle bebek annenin dikkatini çekebilmek ve ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak için savaşmak zorunda kalmıştır. Bu durum da bebekte yoğun kaygıya ve yetersiz benlik algısına neden oluşturur.  Kendine kaşı olumsuz benlik algıları olan bu bireylerin başkalarına karşı benlik algıları yüksektir. Bu bireylerin yakınlık ihtiyaçları ve birine bağlanma gereksinimleri yüksektir. Bu kişiler hem partneri hem ailesi hem de toplum tarafından reddedileceğine dair yoğun korku duyarlar.Görüldüğü üzere aile; bireyin dolayısıyla da toplumun sağlıklı bir ruh sağlığına sahip olabilmesi için kişilik ve duygusal karakterinin temellerinin atıldığı yerdir.Özetlemek gerekirse elbette ailelerden beklenilen mükemmellik değildir fakat bir bireyin ilk yıllardaki aile içindeki deneyimlerinin sonrasındaki bütün hayatını nasıl etkilediğini sanıyorum fark ettiniz. Bunun dışında güvenli bağlanma gerçekleşmemiş bireylerde ileride suça ve sosyapatiye daha meyilli olduğu araştırmalar tarafından ortaya konulmuştur. Tüm bunlardan dolayı aile kurumuna gereken değer verilmeli ve koşulları iyileştirilmeye çalışılmalıdır. Eskiler boşuna dememiş iyi aile iyi toplum diye 🙂

Devamını Oku
Çocuklarda Oyun Oynamanın Önemi

Çocuklarda Oyun Oynamanın Önemi

“Çocukların oyunu oyun değil, onların en gerçek uğraşıdır.” MontaigneYüzyıllar önce ünlü İngiliz denemecisinin söylediği bu sözü anlamaya çalışan pedagoglar, psikologlar bu sözün doğruluğunu her geçen gün daha da kanıtlayan bilimsel sonuçlar elde edilmiştir. Bu sonuçlar gösteriyor ki çocuklar için oyun sandığımız gibi bir hobi, zaman geçirme aracı değil gerçek bir uğraş ve ihtiyaçtır.Çünkü çocuklar duygu ve düşüncelerini oyun aracılığıyla ifade edebiliyor. Ayrıca oyun çocukların bedensel, ruhsal, dilsel ve sosyal gelişimlerinin olmazsa olmaz aracıdır. Çocuklar oyun sırasında özellikle grup oyunlarında; paylaşmayı, sosyalleşmeyi, diğergamlığı, başkalarına kendini ifade edebilmeyi, bir diğeri ile empati kurabilmeyi, yaşadığı problemleri çözebilmeyi öğrenir. Aynı zamanda oyun oynamak gerçek dünyanın küçük bir benzetmesi olduğu için sosyal normları, toplumsallaşmayı da öğrenirler.Tüm bunların yanı sıra çocukları fiziksel gelişim açısından da destekler; oyun yolu ile hem kaba motor beceriler (yürüme, koşma gibi beceriler) hem ince motor beceriler ( el-parmak kullanma becerileri) gelişir. Çocuk biriken fiziksel enerjisini de oyun yolu ile atarak daha sağlıklı ve zinde bir bedene sahip olmanın yanı sıra dikkat dağınıklığı da azalacaktır.Bu araştırmaların sonuçları gösteriyor ki; oyun çocuğun olmazsa olmaz ihtiyacı ve gelişim kaynağıdır. Bu nedenle çocuk oynamak istediği zaman çocuğa uygun bir ortam ve imkan tanınmalıdır fakat bu imkan çok fazla oyuncak alma ile değildir aksine çocuklara sade ve az sayıda oyuncaklar alınarak çocukların bu oyuncakları çok yönlü, işlevsel olarak kullanmasını ve hayal güçlerinin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Çocuklar oyun oynarken siz de onlara eşlik ederek doğru yönlendirmelerle çocuğun yaratıcılık, zeka ve öğrenme kapasitesini geliştirebilirsiniz. Duygusal olarak da çocuklarınızla oyun oynayarak onların oyunlarında vermeye çalıştığı mesajları, duygu ve düşüncelerini daha somut bir şekilde anlayabilirsiniz.Haydi oyuna o zaman 🙂

Devamını Oku
Engellerimizden Kurtulalım

Engellerimizden Kurtulalım

Aslında kendi engellerimizi çoğu zaman fark etmeden kendimiz koyuyoruz. Onları kaldırmak da bizim elimizde. İnsanların nasıl göründüğünden çok bizlerin onları nasıl gördüğü önemli olan. Bazılarımız doğuştan ya da bir kaza, hastalık sonrası engelli kalabiliyoruz. Bu engellerle yaşama tutunup devam etmeye çalışıyoruz. Bu süreçte de bence en önemli koşullardan biri yanınızda kimin olduğu ve çevrenin size davranışları.Sosyal ÇevreBulunduğunuz sosyal çevrenin bakış açısı hayatınızdaki her adım için siz fark etmeden de olsa yer edinir. Evet toplum baskısından kaçabiliriz, evet kendi kararlarımızı alabiliriz ama bilinç altımızda bir noktada sosyal çevrenin ve toplum baskılarının izlerini taşırız. Bedensel olarak problemi olan insanlar için de bu faktör bazen daha sivrilir. Çünkü dışarı her çıktıklarında, topluma her karıştıklarında onlara dikilen gözler vardır.Bedenlerine Değil Gözlerine BakınYolda yürürken ya da bir yerde otururken, bedensel engeli olan biri yanımıza geldiğinde ya da karşılaştığımızda önce onu inceler, sonra üzgün bir ifadeyle devam ederiz, en azından toplumun çoğunluğu için böyle. Aslında yapmamız gereken tek şey gözlerine bakıp iletişim kurmaktır. Onlar bedenlerine dikilen gözleri değil, gözlerinin içine normal bakan, saygılı gözleri istiyor.Destek?Destek almaları gerekir mi? Bu kişinin bedensel ve psikolojik durumuna göre değişiklik gösterir. Ancak bazı kişiler evde ya da dışarıda bir yardımcıya ihtiyaç duyarlar. Ellerinden tutacak birinin olması, evde onlara bir el olması önemlidir. Böyle durumlarda profesyonel ve duruma hâkim birini titizlikle seçmek gerekir.Hepimiz Aynıyız!Her şeyden önce hepimizin aynı olduğu bilincine varmalıyız. Irk, renk, din, dil ve bedensel özellikler fark etmeksizin. Çünkü kimse mükemmel değil, her insanın kusurları vardır. Yalnızca aradaki tek fark, bazılarımızın kusurları örtülebilir şekilde, bazılarımızınki örtülemez şekildedir. Şimdi biraz düşünelim, sizce hangisi acınası?

Devamını Oku
Özgüven Başarının Anahtarı

Özgüven Başarının Anahtarı

ÖzgüvenKişinin kendine duyduğu güveni ifade eder ve kişinin kendini ne kadar rahat ifade ettiğiyle doğru orantılıdır. Özgüveni yüksek olan bireylerin iletişim problemleri fazla olmaz ve girdikleri her ortamda kendilerini kolayca ifade edebilirler. Potansiyellerinin farkındadırlar ve aldıkları sorumlulukları yerine getirirken daha rahat davranırlar. Hayatın her aşamasında önemli bir etken olarak karşımıza çıkar özgüven.Temeli Atmak ÖnemliTemeller çocuklukta atılmaya başlar aslında çoğu şeyde olduğu gibi. Çocuklarımızın özgürce kendilerini ifade etmesine izin vermek ve onların istedikleri şekilde oyunlarını kurmalarına göz yummak önemli. Tabii ki belli bir kontrol altında ve çizgiyi aşmadan yapılmalı bu. Çocukların daha gelişim çağında kendilerinin fakına varması gerekir. Kendi potansiyellerini fark etmelerine, yapabileceklerini görmelerine yardımcı olmalıyız. “Yapamazsın, bu senin yapabileceğin bir şey değil.” cümleleri yerine “deneyebilirsin, şu yaşa geldiğinde bunu yapabileceksin” gibi hem onun cesaretini kırmayan hem de onu ileriye dönük teşvik eden ifadeler kullanılabilir.Arkadaş ÇevresiTabii ki arkadaş çevresi de önemli bir etken çünkü zor kurulan özgüvenin desteklenmesine ya da tam tersi yıkılmasına da neden olabilirler. Çocuklarımızın arkadaşlarının, yaptıkları şeylere olan tepkisi ya da görüşlerini ifade ederken bakış açıları çok önemlidir. Farklı durumlara ve görüşlere saygı duyan arkadaş gruplarının olması erken yaşta özgüven inşasına yardımcı olur ya da atılan temelin kuvvetlenmesine neden olur. Tabii bu biraz daha ilerleyen yaşlarda etkisini gösterecek bir sosyal durum.Kendine Güven!Her şeyden önce kendimizi sevmeliyiz. Biz kendimizi sevmiyorken insanlardan nasıl sevgi bekleyebiliriz? Önce biz kendimize güvenmeliyiz kendi potansiyelimizi bilmeliyiz ki insanlar da bizim potansiyelimizi görsünler, bize güvensinler. Biz görünür olmak istediğimiz kadar görünürüz. Kendimize inanmak çok önemli. İnanmak başarmanın yarısıdır sözü de bu yüzden zaten. Hayatın her aşamasında kendine güven ve başar!

Devamını Oku
İndigo Çocuk Nedir?

İndigo Çocuk Nedir?

İndigo çocuk, yaşına göre ya da kendi yaşıtlarına kıyasla özel yetenekleri olan yeni çağ çocuklarına verilen isimdir. Davranışlarındaki büyük farklılıklar ve zekâ seviyelerinin yüksekliğiyle fark edilirler. Bu teşhisi koymak için yalnızca dışarıdan görülen kadarının değerlendirilmesi ya da genel yargılar tabii ki yeterli değildir, bunun yanında tıbbi olarak da testlerin yapılıp tanı konulması gerekmektedir.Zekanın çok çeşitli kategorileri vardır. Sosyal zekâ, duygusal zekâ, sözel ya da matematiksel zekâ gibi. Algı çeşitlilikleri, kendini ifadedeki değişiklikler ve derine inersek daha bir çok farklı durum. O nedenle de yalnızca bir duruma bakıp çocuğunuzun üstün zekalı ya da indigo çocuk olduğuna karar vermek doğru değildir, mutlaka bunun için uygulanan özel testlere yönelmek gerekir. Ama öncesinde gözlemlerken size yardımcı olabilecek, indigo çocuklarda bulunan bazı özellikleri sıralayabiliriz;Fikren ve ruhen daha farklı ve aydın olmaları, yaş gruplarına göre farkındalık seviyesinin daha yüksek olması.Kendilerinden ve çevrelerinden beklentilerinin çok yüksek olması.Güçlü ve yüksek öngörülerinin olması.Kendini ve toplumu sürekli sorgulama hali.Çok duyarlı ve hassas olmaları.Yaratıcılık seviyelerinin çok yüksek olması, sanata ve müziğe bakış açılarının farklılığı.Liderlik duygularının olması, sorunlara çözüm yaratan, değişiklikleri yapan ve uygulayan kişi özelliklerine sahip olmaları. Toplumun, ekonominin ve sosyal yapının eksikliklerinin farkında olmaları ve buna çözüm üretmeye çalışmaları.Kaybolmuş hissetmeleri, kendilerini bu topluma ait hissetmemeleri.Sabırlı ve odaklı olmaları.Empati, telepati gibi duygularının çok gelişmiş olması.Bizi Onlar Yönetse Ne Olur?İndigo çocuklar dünyaya farklı bir gözle bakarlar, sanatı, insanı, var olan her şeyi farklı bir gözle görürler. Farkındalıkları yüksektir ve öngörüleri ve sezileriyle oluşmadan problemleri fark edebilirler. Eğer dünyayı yönetselerdi, belki de hiçbir problem ortaya çıkmaz, hepimiz daha huzurlu hissederdik. Sosyal, ekonomik sorunlara çözüm odaklı yaklaşırlardı. Ya da kendilerinden bekledikleri kadar bizden de beklerler miydi? Bilmiyoruz…

Devamını Oku
Hamile Kadınlarda Stres Bebeğe Nasıl Yansıyor?

Hamile Kadınlarda Stres Bebeğe Nasıl Yansıyor?

Stres ve HamilelikHamilelik boyunca stres yaygın bir his ve durumdur. Fiziksel rahatsızlıklar ve günlük hayattaki diğer değişiklikler bu dönem boyunca strese neden olabilir. Uzun süre yüksek stres halinde olmak, yüksek kan basıncı ya da kalp ritim bozuklukları gibi ciddi sağlık problemlerine neden olabilir. Stresinizi nasıl yöneteceğinize dair yollar öğrenmek, doktorunuzla sürekli iletişim halinde olmak ve eşinizden, dostlarınızdan destek almak size iyi gelebilir.Hamilelikte Strese Neden Olabilecek DurumlarHormon değişiklikleri hızlı mod değişikliklerine neden olur. Ve bu duygu değişimleri stresle baş etmeyi zorlaştırır. Stresin nedenleri her annede farklıdır ama çoğunlukta görülen bazı yaygın nedenler vardır;Yorgunluk, bulantılar ve sırt ağrıları gibi durumlarDoğum kaygısı, çocuğunuza nasıl bir anne olacağınızın düşünceleriEğer çalışıyorsanız, işlerinizle duygu durumlarınızı aynı anda yönetmenin zorluğuBeslenme alışkanlıklarınız ve bunların bebeğinizi nasıl etkilediği ve daha birçok neden hamilelikte strese neden olabilir.Stresin Hangi Türleri Hamileliği Kötü Etkiler?Boşanma, aile içinde ciddi hastalıklar ya da ölüm, evinizi ya da işinizi kaybetmek gibi durumlarDepremler, terör atakları, doğal afetler gibi durumlarDepresyon veya kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklarUzun süreli stresYaşadığınız mahallede ya da apartmanda yaşanan huzursuzluklarDüşük yapma, bebeğin sağlığı gibi durumlardan endişe duymakIrkçılık gibi durumlar hamileliği kötü etkiler. Yapılan araştırmalara göre Afrikalı Amerikalı kadınlarda prematüre bebek doğum oranının daha yüksek olduğu görülmüştür.Yüksek Stres Bebeğinizin Sağlığını İleride Etkiler Mi?Bazı çalışmalar hamilelik boyunca yüksek stresin çocuklukta; dikkat bozukluğu, korku durumu gibi ciddi problemlere yol açabildiğini gösteriyor. Stresin aynı zamanda bebeğin beyin gelişimini ve bağışıklık sistemini etkilemesi de mümkün.Stresten Nasıl Kaçabiliriz?Kendinize dikkat edip iyi bakmak stresten kaçmak için en önemli yol olabilir. Sağlıklı yiyecekler tüketin, düzenli ve yeterli uyumaya çalışın, doktorunuzun onayıyla yapacağınız egzersizler de stresinizi azaltmaya yönelik size iyi gelecektir.Yapmanızın şart olmadığı aktiviteleri yapmayı bırakın.Toplu eğitimlere ya da kurslara katılıp doğum öncesi bilgi almak, nefes egzersizleri yapmak bir seçenek olabilir.Çalışıyorsanız iş ortamınızda size daha konforlu bir alan yaratılması ve iş yükünüzün durumunuza göre azaltılması size yardımcı olacaktır.Her şeyden önce stresinize neden olan şeyi bulup onu çözmeye yönelmelisiniz. Çevrenizde bulunan herkesin, eşiniz ve dostlarınızın rolü de çok önemli. Her türlü psikolojik desteği almaktan çekinmeyin ve kendinizi stres kaynaklarından uzak tutun. Depresyon ya da kaygı bozukluğu gibi durumlarda dahi erken fark etmek ve tedavi sürecini başlatmak hem sizin hem de bebeğinizin sağlığı için önemlidir.Hamilelik yogası ya da meditasyon gibi rahatlatıcı aktivitelere yönelin. Bunlar sizi daha rahat bir hamileliğe ve doğuma yönlendirecektir.Minimum stres ve rahat hamilelik de sizi buna bağlı sağlık sorunlarından koruyacak ve daha rahat bir anneliğe hazırlanma süreci yaratacaktır.

Devamını Oku
Parkinson Hastalığı

Parkinson Hastalığı

Nedir?Parkinson hastalığı; titreme, tutukluk, yürüme, denge ve koordine zorluğu çekme gibi durumlara yol açan bir beyin rahatsızlığıdır. Parkinson hastalığının semptomları yavaş yavaş başlar ancak zamanla kötüleşir. İnsanlar hastalığın ilerleyişine göre yürümede ve konuşmada zorluk çekebilirler. Ayrıca uyku problemleri, depresyon, hafızanın zayıflaması, yorgunluk gibi bazı mental ve davranışsal değişiklikler de görülebilir.Ne Zaman?Kadınlarda da erkeklerde de görülen bir rahatsızlıktır. Ancak, hastalık erkekleri kadınlara göre yaklaşık %50 daha fazla etkilemektedir. Parkinson için en belirgin risk faktörü yaştır. Çoğu Parkinson hastasının ilk belirtilerinin 60 yaşlarında oluşmaya başlamasına rağmen yüzde 5 ila 10 arası bir grup hasta 50 yaşlarından önce de belirti gösterebilmektedir. Ancak bu çok nadir karşılaşılan bir durumdur.Hastalığa Ne Yol Açar?Parkinson, beynin hareketleri kontrol eden bölümündeki sinir hücrelerinin ya da nöronların yıpranması ya da ölmesiyle ortaya çıkar. Normalde, bu nöronlar dopamin olarak bilinen beyin kimyasal maddesini üretirler. Nöronlar öldüğünde ya da yıpranmaya başladığında daha az dopamin üretirler, bu da Parkinson un hareket problemlerine neden olur. Bilim insanları hala dopamin üreten hücrelerin neden olduğunu kesin olarak bilmemekte. Parkinsonlu insanlar aynı zamanda Noradrenalin üreten sinirleri de kaybeder.  Otomatik sinir sistemi, kalp atışı ve kan basıncı gibi sistemleri kontrol eder. Noradrenalin kaybı hareketsizlik, yorgunluk, düzensiz kan basıncı, oturur ya da uzanır pozisyondan ayağa kalkıldığında kan basıncının ani düşmesi gibi durumların nedenidir. Bazı Parkinson vakaları kalıtsal olmasına rağmen az bir kısmı spesifik genetik mutasyonlardan oluşabilir. Çoğu bilim adamı şu anda hastalığın genetik faktörlerin kombinasyonundan ve toksinlere maruz kalmaktan oluştuğuna inanıyor.Hastalığın SemptomlarıParkinson hastalığının 4 ana semptomu vardır;Elde, kolda, ayakta ya da kafada titremeKol ve bacaklardaki hareketsizlik ya da uyuşukluk durumuHareketlerdeki yavaşlamaBazen düşmelere neden olabilen denge ve koordinasyon bozukluğuDiğer semptomlar arasında duygusal değişimler, depresyon, yutmakta, çiğnemede ve konuşmada zorluk çekme, uyku bozuklukları sayılabilir. Bu zorlu dönemde hastaların yardıma ihtiyaçları olacaktır. Siz de hem bu konuda daha çok bilinçlenmek hem de onlara profesyonel anlamda yardım sağlayabilmek adına iyi araştırmalar yapmalısınız. Her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da bilinçli yaklaşım ve güzel bir bakım, hastalığın daha yavaş seyrine neden olacak, hastaya da bakana da yardımcı olacaktır.

Devamını Oku
1 2 ... 13 14 15 16 17 18 19 ... 31 32
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al