Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Doğru Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?

Doğru Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?

Bugün size birkaç çeşit ebeveyn tipinden ve farklı farklı tutumlardan bahsedeceğim. Bu tutumları belki farkında olarak belki de farkında olmadan sergiliyorsunuzdur. E tabi sergilediğiniz tutum ve davranışa göre de çocuğunuzun ahlaki ve dünya değerleri değişecektir. Ona göre kendinde bir kimlik ve karakter oluşturacaktır.Eğer çocuğunuzu büyütmekte zorlanıyorsanız belki tutumlarınızda bir sorun vardır.İsterseniz başlayalım bakalım siz hangisisiniz?Çocuk eğitiminde 2 ana madde vardır. Birincisi duygusal destek ikincisi kontrol etme yani kurallar.Eğer çocuğunuza aşırı duygusal destek veriyor aynı zamanda da kontrol yetkiniz çok düşükse yani çok özgür bırakılan ve hep pohpohlanan bir çocuk var ise siz AŞIRI İZİN VERİCİ EBEVEYN kategorisine giriyorsunuz.Eğer düşük düzeyde kontrolünüz varsa ve aynı zamanda da duygusal desteğiniz de düşükse yani çocuğunuzun bütün gün ne yaptığından bihaber olmakla beraber onu sarıp sarmalama konusunda da eksikseniz siz İHMAL EDEN EBEVEYN kategorisine giriyorsunuz.Eğer düşük düzeyde duygusal destekle beraber yüksek düzeyde kontrolünüz varsa yani sürekli onu yönetip emirler görevler verip, duygusal manada da tatmin etmiyorsanız siz OTORİTER EBEVEYN kategorisine giriyorsunuz.Eğer yüksek düzeyde duygusal destek verip yüksek düzeyde de kontrol ediyorsanız yani neyi neden istediğinizi onu sevip sayarak ifade ediyor ve olması gereken kuralları beraber mantık ve muhakeme çerçevesinde ifade ediyorsanız o zaman siz YETKİN EBEVEYN kategorisine giriyorsunuz.İstediğimiz ve olması gereken yetkin ebeveyn modeli. İnceleyin bakalım siz hangi kategoridesiniz.Eğer;– Yanlış giden şeyleri fark ettiyseniz ve değişmek istiyorsanız psikolojik destek için,– Yardıma ihtiyacınız varsa ve tek başınıza halledemeyeceğinizi düşündüğünüz durumlarda da her türlü bakıcılık ve evde hizmetler için yanınızda olduğumuzu unutmayın.

Devamını Oku
Demanslı Hastalara Nasıl Davranmalıyız ?

Demanslı Hastalara Nasıl Davranmalıyız ?

Demanslı hasta bakımında öncelikle demansın derecesi önemlidir. Hastanın yaşı, öyküsü, fiziksel, biyolojik ve psikolojik durumunun da önemli olduğu gibi. Ama bunların yanında takip etmeyi atlamamanız gereken en önemli şey demansın derecesi ve boyutudur.Aşağıda demanslı bireylere nasıl yaklaşmanızla alakalı birkaç bilgi sunacağız:Özellikle hafif ve orta dereceli demanslarda hastanın bakımı mutlaka evde yapılmalıdır. Çünkü bir yaşlıyı sürekli olarak hastaneye yatırmak ya da yaşlı evinde yatmasını sağlamak hastalığının artmasına ve var olan yetilerin hızla kaybolmasına sebebiyet verecektir.Mümkünse bilindik ve sürekliliği olan bir çevrede yaşamını sürdürmelidir. Çünkü yaşam dönemindeki çevresel değişikliklere adapte olmada zorluk yaşayacaklarından hastalıkla alakalı olumsuzluklara sebebiyet verebilir.Hastanın bakımını yapacak olan kişi hastanın yaşadığı ortamda güvenli çevre koşulları oluşturmalıdır. Bu hastalar yerinde duramayabilir kazaya sebebiyet verecek durumlar ortadan kaldırılmalıdır.Hasta konuşmakta ve kendini ifade etmekte zorlanabilir bu yüzden sürekli yanlış kullandığı kelimeleri düzeltmeye çalışılmamalı bu kendisini kötü hissetmesinden başka bir işe yaramayacaktır.Çatışmalardan kaçının. Hatta çatışmaya yol açacak durumlarda dikkati başka yöne çekmeye çalışın ve özenli bir biçimde yapın bunu. Çünkü mantıklı anlaşmaları anlayamayacaklardır.Tüm bu eksikliklerine rağmen saygılı ve onurlu davranma ve erişkin olarak ciddiye alınma hakları olduğunu da unutmayalım.Son olarak onların dünyasına girmeyi deneyin. Çünkü hiçbir demanslı hayatta yaptıkları hatalar ya da kendi seçimlerinden dolayı demanslı olmadı. Ve hiç kimsenin demanslı olmayacağının garantisi yok. Bu yüzden birçoğunun yaşlı ve hasta olduğu demanslı bireylerin bakımlarını yaparken psikolojik ve ruhi hassasiyetlerini ve doyumlarını da göz ardı etmemenizi tavsiye ederim.

Devamını Oku
Sosyal Medya ve Aile Hayatımıza Olan Etkisi

Sosyal Medya ve Aile Hayatımıza Olan Etkisi

Teknoloji ve sosyal medyanın hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını ve birçok faydası olduğunu biliyoruz. Saymakla da bitiremeyiz. Ama bilmediğimiz ya da bilsek de umursamadığımız önemli bir nokta var ki o da akıp giden hayatımızda kaçırdıklarımız ve kaybettiklerimiz.BUNLARDAN EN ÖNEMLİLERİÇocuklarımızın dönemsel evreleri. Sürekli çocuğumuzu ekrandan izliyoruz. Yanımızda canlı canlı anını yaşayabilme ve yaşadığımız andan keyif alma imkanımızı elimizle itip hemen çocuğumuzu çekelim, insanlara gösterelim diye 5 inç ekranlardan izliyoruz yanıbaşımızdakini.Çocuğumuzun bizimle olan iletişim çabasını görmezden geliyoruz. Eteğimizi çekiştiren anne bak diye seslenen çocuğumuza, bir dakika çocuğum işim var diyoruz. Bu arada da sosyal medyada başka çocukların videolarını beğenerek kendi çocuğumuzu ihmal ediyoruz.Bir anı sırf deneyimlemek için, zevk almak için yaşamak yerine, sosyal medyaya uzun zamandır hikâye atmadım şuraya gidelim de bir hikâye atalım diye yaşıyoruz. Ve sonra istemeden ve farkında olmadan gösterişe önem veren, insanların bakış açılarını kendimize çekme ve beğenilme duygularının esiri oluyoruz.Var olanla yetinemiyoruz. Eşimizden, çocuğumuzdan hatta kendimizden var olan durumu aşan, problemlerin doğmasına sebebiyet veren olur olmaz şeyler istiyoruz, hatta diretiyoruz.Toplumun akışına kendini kaptıran, sormadan, sorgulamadan, süzgeçten geçirmeden her akımın içine kendini atma çabası içinde yaşıyoruz.Eşsiz, herkesten farklı bir aile olmak, parmakla gösterilen, bu çağda bu kadar organik kalmayı becerebilen bir aile olarak yaşamak varken, sıradan bir aileye dönüşme çabası neden?Teknolojiyi kullanalım, sosyal medyanın avantajlarını da kullanalım ama değerlerimizi, sevdiklerimizi, sorumluluklarımızı bu yola heba etmeyelim.

Devamını Oku
Subliminal Mesajlar ve Çocuğunuz

Subliminal Mesajlar ve Çocuğunuz

25.kare olarak da bilinen subliminal mesajlar genellikle kitle iletişim araçları kullanılarak hayatımıza belli hedefler doğrultusunda sızdırılmış ve yerleştirilmiştir. Bazı ticari firmalar masumane amaçlar için kullansalar da birçok kurum, kuruluş ve yapıt incelendiğinde birçoğunun ahlaki değer ve psikolojiyi bozma amaçlı yapıldığını görmekteyiz.Örneğin bazı içecek firmalarının sinema karelerine gözle görülüp fark edilemeyecek kadar hızlı yerleştirilen patlamış mısır ye kola iç yazıları beyinde bu yiyecek ve içeceklere karşı bir istendik komut oluşturur ve bu komut ancak onların tedarik edilmesiyle durur. Burada amaç o yiyecek ve içeceklerin satışlarının artırılmasıdır.Ama, çocuklarınızın tehlike altında olduğunu söylemek zorunda olduğumuz bir konu var ki o da subliminal mesajların çizgi filmler, bilgisayar oyunları gibi bilinçaltına siber saldırıyla maruz bırakılması durumudur. Bu durum hipnotik bir süreç içerisinde çok hızlı yansıtmalarla bilinçaltına yerleştirilme olarak açıklanabilir.Ortaya çıkan kötü etkileri ise;SaldırganlıkKorkuŞiddete eğilimCinsel dürtülerin artmasıKötü alışkanlıklara meyilBağımlılıkBunlar sadece en yaygın etkileri, intihara kadar giden hatta dini inançları yok etme ya da sapık inanışlara yönlendirme amaçlı şarkılar ve programlar da mevcut.Bu yüzden çocuk eğitiminde çocuklarınızı yalnız bırakmayın. Onların teknoloji adına kullandıkları her aleti bilmeli, deşarj olma adına geçirdikleri her teknolojik dakikayı kontrol altında tutmalı, aynı zamanda da onda olumsuz etkilerin farkında olup en kısa sürede bu etkiyi ortadan kaldırmalısınız.Bu kadar yoğun ilgi ve alakayı gösterecek vaktiniz yoksa, mutlaka yardım almalısınız. Bu bebek bakıcısı, çocuklarınıza yardımcı abla ya da evde bakım hizmetlerini yapacak yardımcı bir bayan olabilir. Güvendiğiniz birine bu hassasiyeti kazandırarak çocuğunuzu sevgiyle takip etmesini sağlamalısınız.

Devamını Oku
Huzurevi ve Hüzünevi

Huzurevi ve Hüzünevi

Huzurevi kavramı, yaşlıların bakıma muhtaç hale gelmelerinden kaynaklı, aile ve arkadaş çevrelerinde yaşanan sosyal sorunlarını çözmek amacıyla oluşturulmuştur. Aile içinde yaşanan çatışmalar, bakım ve hastalıklarla alakalı maddi-manevi yetersiz olmaları onları bu alternatife itmiştir. Böylece kentsel yaşamın bir gereği haline gelmiştir. İlgili bakanlıklarca açılan huzurevlerinin esas amacı yaşlıların geri kalan yaşamlarını huzurlu ve mutlu geçirmeyi sağlamaktır.Ancak bakıma muhtaç teyze ve amcalarımızla diyaloğa girdiğimizde huzurevinin onlar için hüzünevine dönüşebildiğini görüyoruz. İlk zamanlar oraya ümitle gidiyorlar. Yaşadıkları sıkıntılardan kurtulacaklarını güzel arkadaşlıklar edinebileceklerini ve hayata tekrar bağlanacaklarını ümit ediyorlar ama bir süre sonra kendilerini eksik hissetmeye başlıyorlar. Torunlarını özlüyor, dışarda vakit geçirmek istiyor, kalabalık ve mutlu aile sofralarının içinde hayal ediyorlar kendilerini.Birçok Avrupa ülkesiyle kıyasladığımızda bizim huzurevlerimizde çalışan personellerimizin örf adetlerimiz, büyüğe saygı, sevgi ve hürmet duygularıyla yetişmiş olması açısından çok yüksek farklar olduğunu biliyoruz. Teknik olarak bakıldığında kendi bakımını sağlayamayan günlük yaşamını sürdürmekte zorlanan yaşlılarımız için huzurevi bir alternatif olarak düşünülse de vicdani olarak buna çok da normal bakamayacağımı belirtmek isterim.Çünkü huzurevine bıraktığımız yaşlılarımız bir zamanlar yanlarından ayrılmadığımız eteğine yapıştığımız anne babalarımız.Onlar bir ömürlerini bizim ayağımızın altına sererken, bizim için yaşarken bakıma muhtaç haline gelen yaşlılarımıza bakmak bize yükümlülük olarak gelmemeli.Evet bizi aşan ağır durumlar olabilir ama onları bir binada yaşamaya bırakmak ve sınırlı insanlarla iletişim kuracakları bir ortamda yaşamak zorunda bırakmak yerine ona sevgi, saygı ve hürmetle bakabilecek, tecrübeli ve deneyimli birçok bakım hizmeti veren emin ellere emanet etmek çok daha iyi olacaktır.Böylelikle yanlızlığa terkedilmiş duygusunu hissetmeyecek ve sizinle, aile ortamından, hayattan dışlanmadan, soyutlanmadan fiziksel, biyolojik ve psikolojik yaşadığı birçok hastalıkla başa çıkabilmeyi çok daha rahat başaracaktır.

Devamını Oku
Yaşlılarda Ölüm Korkusu

Yaşlılarda Ölüm Korkusu

YAŞLILARDA ÖLÜM KORKUSUNUN NEDENLERİ VE GETİRDİKLERİÖlüm, hayatın acı gerçeği olarak bilinse de birçok durumda ölümü ister hale gelinebildiğine de şahit olanlarımız vardır. Küçükten büyüğe herkes ölümü duyar, bilir, kullanır ama hiç kimse tam anlamıyla kendine yakıştıramaz.Yaşımız ilerledikçe ise yavaş yavaş yolun sonuna doğru gidiyor olmak, sona yaklaştıkça bizde bazı korkulara sebebiyet verir. Bu işin sırasının olmadığını herkes bilir ama artık 70’li yaşlar, 80’ler, 90’lar derken kaçınılmaz sona geldiği duygusu ortaya çıkarır bu korkuyu. İnsan hep bilmediğinden korkar ya. Ölüm de öyledir işte bilmediği için korkar insan.Genç insanlarla yaşlı insanların ölüm korkusu kaygı düzeyleri aynı değildir. Çünkü gençler aktiftir, yapacakları çok şey vardır. Hayalleri onları hayata bağlar. Ama yaşlılar birçok şeyi yapmıştır. Birçok adrenalinin tadına bakmış ya da ulaşmak istediği çoğu şeye giden yolu onlarca kez denemiştir. Hayattan beklentisinin kalmaması tetikleyici sebep olmakla beraber ölüm korkusunu tetikleyen en büyük sebepler şunlar olmuştur;Çocukların büyümesi, hayatlarını kurması, evden tek tek gitmesi, hatta üstüne de eşlerden birinin vefat etmiş olması, yaşanan mutsuzluklar ve YANLIZLAŞMA.Aslında çoğu psikolojik hastalık ve rahatsızlıkların altında hep yalnız kalınmışlık vardır. Hayat sizi bir şekilde yanlızlığa itiyorsa, sizi bu durumda bırakmak istemeyen evde yaşlı bakım hizmetleri veren, yaşlılara değer veren anlayışla çalışan yerlerden yaşlı bakım desteği alabilirsiniz.Böylelikle evde bir ses, bir hareket size hayatın hala devam ettiğini hatırlatacak ve sizin yalnız olmadığınızı size gösterecektir.Çünkü bazen dışardan bir el sıcacık gelir ve hayatınızda donan bütün duygularınızı bir anda ısıtabilir.Önemli olan ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımızdır. O yüzden kaliteli insanlarla, kaliteli zamanlar geçirmeniz dileğiyle.

Devamını Oku
Yeni Doğanlar İçin Önemli 5 Madde

Yeni Doğanlar İçin Önemli 5 Madde

İlk bebeğini kucağına almayı bekleyen annelerin içini rahatlatıp işini kolaylaştıracak 5 bilgi paylaşacağız. Bu bilgilerle bebeğinizin bakımını daha rahat yapacak ve emin adımlarla onu büyüteceksiniz.1. BEBEĞİNİZ AĞLADIĞINDA PANİK OLMAYINBebeğinizin her ağlaması sizde eyvah şimdi ne yapmam gerekiyor sinyalleri uyandırmamalı. Normal ve sağlıklı bir bebek 4 durumda ağlar. Ya karnı acıkmıştır emmek ister ya altı pistir temizlensin ister ya canı sıkılmıştır pozisyonunun değişmesini ister ya da uykusu gelmiştir uyku moduna geçmek için sizi ister.2. MUTLAKA GÖRÜNTÜLÜ BİR BEBEK TELSİZİ ALINBebek telsizi bence bebek bakımını kolaylaştıran en önemli aletlerden biri. Çünkü bir annenin özgür olduğu tek an bebeğinin uyuduğu andır. Anne bu süre zarfında başka odada uyuyabilir, arkadaşlarıyla çay kahve içebilir, mutfakta yemek yapabilir ya da kendine vakit ayırır. Ama aklında hep ya üstünü açtıysa ya tükürüğü boğazına kaçarsa ya uyanır da ben duymazsam gibi sorular döner durur. O yüzden görüntülü bir telsiz çok işinize yarayacaktır.3. AŞIRI KORUMACI OLMAYINBazı anneler bebeklerini dışarı çıkarmaz, insanlara çıkarmaz, babasına bile müdahale eder. Bu tarz annelerden olmayın. 40’ı çıktıktan sonra siz de dışarı çıkın. Bunu deneyimlemiş ve Kasım’da doğan oğlumu Aralık ayında dışarı çıkarmaya başlamış bir anne olarak yazıyorum. Havanın durumu sizi çok endişelendirmesin. Oksijen almasını sağlayın. Hijyene dikkat ettikten sonra çocuğunuzu heryere götürebilirsiniz. Siz ne kadar korumacı olursanız o kadar kısıtlayıcı olursunuz. Ve çocuğunuz büyüdükçe kısıtlamalarınızdan kurtulmak için sizden uzaklaşmak isteyebilir. Bu yüzden doz önemli.4. BEBEĞİNİZİ PROGRAMLAMAYINŞu saatte emzirmeliyim, daha 2 saat olmadı şu an emziremem. Eyvah uyku saati geldi hemen uyumalı gibi sürekli bir yönetici gibi daha dünyaya yeni gelmiş minik yavrunuza yoğun iş planı uygulamayın lütfen. Bırakın acıkınca emsin, uykusu gelince uyusun. Sakin olun zamanla hepsi düzene girecektir. Düzene girmesi gereken zaman da gelecektir. Sabrınızı dağıtmayın çünkü ilerde çok ihtiyacınız olacak.5. İÇGÜDÜLERİNİZİ DİNLEYİNEtrafınızda bebeğinizin bakımıyla alakalı size ne yapmanız ya da yapmamanız gerektiğini söyleyecek onlarca insan olacak. Hepsine kulaklarınızı kapatın ve çıkmaza girdiğinizde alın bebeğinizi kucağınıza ve ona bakın. O an içinizden hangisi doğru geliyorsa onu yapın. Çünkü anne yüreği her şeyin en doğrusuna karar verecektir.Bebeğinizi sağlıkla büyütmenizi diler, bakıcı ihtiyaçlarınız için her daim burada olduğumuzu unutmamanızı isteriz.

Devamını Oku
Ergenlik Dönemi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Ergenlik Dönemi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

ERGENİM KİŞİLİĞİMİ ARIYORUMErgenlik döneminin, birçok ailenin kâbusu haline dönüştüğüne hepimiz şahit oluyoruz. Aileler melek gibi yavrularının bir anda hırçın, asi, vurdumduymaz ve tuhaf varlıklara dönüştüğünü gördükçe paniğe kapılıyorlar, nasıl davranacaklarını bilmiyorlar ve olanlar bu panik durumundan sonra oluyor.Aile içi çatışmalar, çocuklarda özgüven eksiklikleri, aile bağlarından kopma, evde güç ve otorite savaşı, aileye karşı güven problemi, derslerde başarısızlık, aileye tepki, isyan, madde kullanımı, sigaraya başlama derken felaket…PEKİ NE YAPACAĞIZ, NASIL DAVRANMALIYIZ?Öncelikle çocuğunuzla yaşadığınız olay ne kadar zor olursa olsun, üstesinden gelemeyeceğinizi ve ne yapacağınızı bilmediğinizi hissettirmeyin.Çocuğunuz her öfkelendiğinde siz de ona öfkeyle tepki vermeyin, çünkü bu sadece güç savaşına dönmekten başka hiçbir işe yaramaz. Bırakın bağırsın çağırsın, kırsın döksün, sakinleşsin sonra güzel bir üslupla önce tartışma konusuyla alakalı duruma açıklık getirin, sonra verdiği tepkiyle ve öfkelendiğinde kendisini nasıl kontrol etmesiyle alakalı öğütler verin.Giyim, kuşam ve tarz konusunda çok değişik imajlar oluşturacaktır. ‘’Şu hale bak palyaço gibi olmuşsun ‘’gibi eleştirilerde bulunmayın çünkü sizin palyaço dediğiniz değişim arkadaş ortamında ‘’ooo çok tarz olmuşsun’’a dönüşüyor. Ve çocuk sizi değil arkadaşlarını dikkate almayı tercih ediyor. Ve aranızda güvensizlik oluşuyor. Aile yapınıza ve kendi değerlerinize zıt giden bir durum değilse çok müdahale etmeyin çünkü geçici bir durum ama diğer türlüyse mutlaka üslubunuza dikkat etmeli ve probleminizi çocuğunuzla başbaşa çözmeyi denemelisiniz aile içinde ortalıkta çözmek yerine.Son olarak ergenlerde sık karşılaştığımız bir sakarlık durumu var. Vücutlarındaki organlar hızla büyümeye başladıkları için, bedenlerini tam anlamıyla kontrol etmeyi yeni yeni öğreniyorlar ve bu değişime yeni yeni alışıyorlar. Bu yüzden farkında olmadan çokça sakarlık yapıyorlar. Ergenlerin bu dönemde en hassas oldukları duygu rezil olma korkusudur. Bu sakarlıklar onları kendi dünyalarında rezil oldukları düşüncesine iter. Ve aileler her sakarlık sonrası o durumu’ ’Bir şeyi de düşürme’’, ‘’Kaç yaşına geldin bi yürümeyi öğrenemedin’’ gibi cümlelerle pekiştirirse bu çocuğunuzda aynı zamanda özgüven eksikliğine sebebiyet verecektir.Bu yüzden çocuğunuzun hangi aşamalardan geçtiğinin farkında olun. Delikanlılık dönemi dediğimiz dönemdeki kanı deli olma dönemi bu dönem. O yüzden biraz sabır, biraz metanet, biraz da soğukkanlılık.

Devamını Oku
Çocuğum mu Başarısız Ben mi?

Çocuğum mu Başarısız Ben mi?

Hemen hemen hepimizin evinde yaş farklılıkları olsa da okul çağında en az bir çocuk var. Kimi çocuklar başarılı, kimileri anne-babalarının iteklemeleri ile başarılı, kimileri de ne yaparsanız yapın başarısız.Başarıyı etkileyen etmenler var tabiki bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir;Teknik Sıkıntılar:Mental eksikliklerDikkat dağınıklıklarıÖğrenme bozukluklarıSosyal Sıkıntılar:Sosyal beceri kuramamışlıktan kaynaklı derse odaklanamama durumuUlaşımın uzak olmasından doğan yorgunluk ve halsizlikYeme bozuklukları ( çok aç olma ya da çok tok olma)Rahat kıyafetler yerine sıkışık veya gereğinden fazla giyinmeBu tarz sıkıntılar kolay bir şekilde giderilebilir ve başarısızlık eğer bu nedenlerden oluşuyorsa çok rahat başarıya dönüştürülebilir. Teknik sıkıntıları psikologlarla gerekli uygulamaları yaparak, sosyal sıkıntıları da tespit ettikten sonra gerekeni yaparak giderebilirsiniz. Yalnız; yukarıda yazmayan sıkıntıların haricinde başarısızlık sebeplerinden belki de en önemlisini belirtmek isteriz.Lise son sınıf öğrencilerde gördüğümüz çok acı bir durum var. Bu çocukların %90’ı ailelerine yük olduklarını ve bi an önce para kazanmaları gerektiğini düşünüyorlar. Evet, %90 çok büyük bir oran. Bu çocukların böyle düşünmelerinin sebebi tabi ki biz ailelerin cümlelerimizi süzgeçlerimizden geçirmeden çıkardığımız sitemlerimiz yüzünden.“Bu yıl ne yap ne et kazan!”“O kadar dershaneye gidiyorsun, koleje gidiyorsun”“Bak baban gecelere kadar ter döküyor senin için”“Seneye benden sana yardım yok, yazın çalışır paranı kazanır dersanene gidersin”Buna benzer size birebir şahit olduğumuz onlarca cümle yazabiliriz. Bi düşünsenize bu yaş grubu ortalama 18 yaşında ve tam ergenlik döneminde. Ve hayatının en önemli dönüm noktasında yaşadığı birçok gel-gitleri var. Vücudu çok hızlı bir değişime giriyor biyolojik olarak ona ayak uydurmak istiyor ama SINAV VAR. Aile içinde kabul görülmek, değer verilmek, söz sahibi olmak istiyor ama karşılaştığı hep aynı cümle SENİN SINAVIN VAR BUNLARA KAFA YORMA. Vücudunda anlam veremediği enerjiyi dışa vurmak istiyor ve spora yüzmeye gitmek istiyor ama aldığı cevap SINAV VAR BU YIL OLMAZ!Evet, sınav var ama sınav çocuğunuzun zihnindeki sizden önemli değil. Sınav bir şekilde kazanılır ama o yıl çocuğunuza verdiğiniz zararı bir daha toparlamanız çok zor olacaktır. Çocuklarımıza da hata yapma payı vermeliyiz ve bu süreci birçok kaygıyla, tehditle, korkuyla ya da şantajla geçirmeleri yerine onlara verdiğimiz sevgiyle, onları rahatlatmak için kurduğumuz cümlelerle, sosyalleşmesi ve arkadaşlarıyla KALİTELİ zaman geçirmesine olanak tanımanızla, anlayışla, arada onu alıp doğayla küçük kaçamaklar yaptırarak geçirmeliyiz.Unutmayın ki, tehdit, sitem, acıtasyon başarı getirmez inat getirir. Başarıyı sadece empati ve çocuğunuzun derdiyle dertlenme, onun yanında onunla el ele, omuz omuza olma getirir.

Devamını Oku
1 2 ... 19 20 21 22 23 24 25 ... 32 33
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al