Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Osteoporoz Nedir?

Osteoporoz Nedir?

Günümüzde adını sık sık duymaya  başladığımız, düzensiz beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite nedeni ile giderek artan hem erkek hem kadınlarda görülebilen bu rahatsızlık bireylerin yaşam kalitelerini olumsuz etkilemektedir.Peki, Osteoporoz nedir?Osteoporoz, kemik yoğunluğunun ve kalitesinin bozulması anlamına gelmektedir. Halk arasında ‘kemik erimesi’ olarak da bilinen bu rahatsızlıkta vücudumuzu taşıyan ve destekleyen kemiklerin yapısında bozulmalar meydana gelmektedir. Bu bozulmaların meydana gelmesi ile birlikte ise şiddetli ağrılar, kemiklerde kırılmalar, çatlamalar oluşmaktadır.Osteoporoz hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Osteoporozun en önemli belirtileri arasında sırt ve omurga bölgesinde görülen şiddetli ağrılardır. Zayıflayan kemikte mikro kırıklar meydana gelmektedir. Ve bu mikro kırıklar sebebi ile şiddetli ağrılar görülmektedir.Osteoporoz çoğunlukla 50 yaş ve üzeri bireylerde görülmektedir. Görülme sıklığını incelediğimizde kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülmektedir.Kritik yaş dönemi içerisine giren yaşlı bireylerin mutlaka kendilerini düzenli beslenme ve fiziksel aktiviteler ile desteklemesi gerekmektedir.Bu dönem içerisinde olan kişilerin düşme, çarpma gibi kazalara karşı önlemini alması ve dikkatli olması gerekmektedir. Azalan kemik yoğunluğu nedeni ile ufak bir çarpma da ya da düşmede dahi kemiklerde kırıklar meydana gelebilir.İlk yaşlılık döneminde el bilekleri, kol kemikleri orta dönemde kalça kemikleri ve son dönemde ise kafa tası, omurga gibi kemikler kırılmaya karşı oldukça hassas duruma gelmektedir.Hastalığı önlemek ya da etkilerini azaltmak mümkündür. Ancak 50 yaş öncesine kadar olan dönemde beslenmeye dikkat etmek, düzenli spor yapmak, uyku düzenini sağlamak oldukça büyük önem taşımaktadır. Yani hastalık ortaya çıkmadan önce dikkat edilmesi gerekmektedir.Gençlik döneminde her birey mutlaka kemik ölçümü yaptırmalıdır. Bu sayede gelecekteki kemik yapısı ile ilgili olarak bilgi sahibi olabilir. Böylelikle kemik yapısında eksiklik ya da güçsüzlük varsa erken dönemde takviyelerle tedaviye başlanabilir.Hastalıkla ilgili olarak bilinmesi gereken önemli noktalardan bir diğeri ise, hastalık yalnızca yaşlılık döneminde görülmeyebiliyor. Özellikle ilaç kullanımına bağlı olarak örneğin kortizon gibi ilaçların kullanımı kemik yapısında erken dönemde bozulmalar meydana gelebiliyor.Hastalığın tedavisi koruyucu ve destekleyici ilaç tedavisini içermektedir. Verilen koruyucu ve destekleyici ilaçlarla kemik yapısının sağlamlaştırılması ve kütlesinin arttırılması amaçlanmaktadır.Eğer meydana gelmiş komplikasyonlar varsa kalça, bilek, omurga kırığı gibi uygulanan bir diğer tedavi de bu komplikasyonların ortadan kaldırılması ile ilgilidir.Hastalığın önlenmesi için yeterli düzeyde kalsiyum ve d vitamini alınması önemlidir.Hastalıktan korunmak adına alkol, sigara ve yoğun kafein içeren içeceklerden uzak durulmalıdır. Sağlıklı ve düzenli beslenmeye önem verilmelidir.Özellikle çocuklar, ileride bu tip sorunlarla karşılaşmamak adına düzenli bir spor aktivitesine yönlendirilmelidir.Osteoporoz rahatsızlığına yakalanmamak kişinin kendi elinde olan bir durumdur. Yaşam boyu dikkat etmek, gerekli takviyeleri almak, fiziksel aktiviteleri yapmak hastalığın oluşumunu engelleyecek ve yaşam kalitenizin artmasına neden olacaktır.

Devamını Oku
Çocuğunuzu Sanal Dünyadan Uzak Tutmanın Yolları

Çocuğunuzu Sanal Dünyadan Uzak Tutmanın Yolları

İçinde bulunduğumuz teknoloji çağında ve görselliğin ön planda olduğu bu dönemde çocukların kitap okumak, resim çizmek gibi eğitsel aktivitelere ilgi duymalarını sağlamak oldukça zorlu bir durum haline gelmiştir. Akıllı telefonlar, video oyunları, tabletler derken çocuklar sanal dünyanın içerisinde kaybolmaktadır.Bu durum günden güne artan ve fark edilmeyen pek çok tehlikeyi beraberinde getirmektedir. Çocukların zihinleri sürekli olarak video izlerken ya da oyun oynarken hareketli, renkli görsellerle meşgul olduğundan, daha durağan, dikkat ve odaklanma gerektiren durumlarda zorlanmaktadırlar. Örneğin, kitap okumak, resim çizmek, yazı yazmak, ödev yapmak, ders çalışmak gibi aktivitelere odaklanma da güçlük yaşarlar. Bu durum çocuğun yalnızca zihinsel değil, sosyal gelişimi de oldukça olumsuz etkilemektedir. İlerleyen dönemde asosyal kişilik bozukluğuna kadar uzanabilecek durumlara neden olabilir. Bunun yanı sıra son yıllarda dikkat eksikliği, öğrenme bozuklukları gibi rahatsızlıklarında hızla artış göstermesinin en önemli nedenlerinden birisi gene bu çocukların sanal dünyanın içinde kaybolması durumudur.Bu noktada ebeveynlerin giderek artan bu tehlike hakkında bilinçlenmesi ve gerekli önemleri alması oldukça önemlidir.Eğer siz de çocuğunuzu sanal dünyadan uzak tutmak istiyorsanız işte dikkat etmeniz gereken bazı şeyler şunlardır;Ebeveyn olarak çocuğunuzu iyi tanıyor olmanız gerekmektedir. Çocuğunuzun ilgi alanları, sevdiği şeyler hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Onu sevdiği şeyler doğrultusunda gerçek dünyaya yönlendirmeniz önemlidir.Çocuğun dünyası ve düzeni oyun temellidir. Çocuğun her alanda sağlıklı gelişim gösterebilmesi için oyun oynaması önemlidir. Bu noktada bahsedilen oyun, oyuncaklarla ve yaratıcılığını kullanarak oynadığı gerçek oyunlardır. Bu noktada çocuğunuza eğitsel ve gelişimsel oyuncaklar almak, birlikte oyuncak seçimi yapmak faydalı olacaktır.Çocuğunuzla birlikte kaliteli zaman geçirmeye çalışın. Anne- baba ile oyun oynamak, parka gitmek, sinemaya ya da tiyatroya gitmek gibi çeşitli aktiviteler çocuğunuzun sanal dünyadan uzak kalmasını sağlayacaktır.Çocuğunuza oyun oynayabileceği, kitap okuyabileceği yani evin içerisinde özgürce vakit geçirebileceği rahat bir ortam yaratın. Ona ait olan bir oyun alanı hazırlamak yararlı olacaktır.Çocuğunuza kitap okuma alışkanlığı kazandırın. Kitapların dünyasındaki büyüyü keşfeden çocukların sanal arayışının giderek azaldığı fark edeceksiniz. Birlikte kitapçıları gezin, ilgi alanı doğrultusunda kitaplar alın. Gün içerisinde belli zaman dilimlerini okumaya ayırmasını sağlayın.İlgi alanı doğrultusunda bir kursa ya da aktiviteye katılmasını sağlayın. Çocuğunuzun yetenekleri ve istekleri doğrultusunda onu yönlendirin. Örneğin, dans kursu, jimnastik, spor ile alakalı herhangi bir kurs, müzik aleti çalmayı öğrenmesi gibi sosyal aktiviteler onun gerçek dünyanın içerisinde kalmasını sağlayacaktır.Çocuğunuza sorumluluk verin. Yaşına ve gelişim düzeyine uygun olarak ev içinde ve dışında sorumluluklar verin. Böylece yapması gereken işleri tamamlaması gerektiğini öğrenecek, gerçek dünyadan kopup sanal dünyaya yönelmeyecektir.Çocuğunuzla ilgilendiğinizi ona karşı olan sevginizi mutlaka hissettirin. Böylece sizin ilginizin farkında olmak, sizinle vakit geçirmeyi sevmesini sağlayacaktır.Çocuklar ebeveynlerini rol model alarak gelişim gösterirler. Bu nedenle teknoloji kullanımı anlamında ona örnek olmanız gerekmektedir. Ailenizle vakit geçirdiğiniz zamanlarda televizyon, bilgisayar ve telefondan uzak durmak çocuğunuz için olumlu bir örnek oluşturacaktır.Günümüzde geldiğimiz noktada teknolojiden tamamen kopuk yaşamak tabii ki mümkün değildir. Çocuğunuzun belli bir düzen ve kısıtlama içerisinde telefon ya da tablet kullanmasına izin verin. Ancak bu konuda net kurallarınız olsun ve mutlaka kararlı bir şekilde bu kuralları uygulayın.Çocuğunuz bu kurallara uyma konusunda sıkıntı yaşarsa, tablet ya da telefonla ilgilenmediğinde agresifleşirse ona alternatifler sunun. Örneğin, bisiklet sürmeye gitmek, birlikte top oynamak, birlikte sinemaya gitmek gibi tekliflerde bulunun.Çocukları sanal dünyadan ve sanal dünyanın kötülüklerinden korumak ebeveynlerin sağlaması gereken en önemli görevlerden birisidir. Çoğu zaman çocuğun kulaklığını takıp video izlemesi, oyun oynaması ebeveynler için, kendine vakit ayırmak için iyi bir şeymiş gibi dursa da aslında çocuk için oldukça büyük tehlikeler taşımaktadır. Çocuğunuzu gerçek dünyada gerçek ilişkiler kurması konusunda desteklemeniz bu nedenle önemlidir.

Devamını Oku
İleri Yaş Depresyonu Hakkında Bilmeniz Gerekenler

İleri Yaş Depresyonu Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Özellikle son dönemde yaşlılarda sıkça görülen keyifsizlik, isteksizlik, aşırı uyku halinin altında saklı olan ileri yaş depresyonu olabilir. Bu belirtiler yaşlılarda gözlemlendiği zaman normal olarak algılansa da aslında derin bir depresyonun habercisi olabilir.Peki, ileri yaş depresyonu nedir?İnsan ömrü bebeklik, çocukluk, ergenlik, erişkinlik ve yaşlılık dönemlerinden oluşmaktadır. Yaşlılık dönemi yaşamın son evresini temsil ettiğinden yaşlı bireylerde büyük bir kaygı ve korkuya neden olabiliyor. Bu da ileri yaş depresyonuna sebep oluyor. Kişinin kendini yetersiz hissetmesi ve işe yaramaz olarak görmesi, tükenmiş hissediyor olması bu depresyon atağını tetikleyen önemli noktalardan bir kaçıdır.İleri yaş depresyonunun belirtileri nelerdir?Sık sık ağlamakSürekli ve belirgin bir şekilde hüzünlü olmakAni kilo kaybı ya da artışıUyku bozuklukları yaşamakHevessiz, isteksiz davranışlarda bulunmakAni öfke patlamaları, alınganlık, sinirlilik haliHuzursuzlukKişisel bakımını aksatma, kendine özen göstermemeŞiddetli fiziksel yakınmalar ( sırt, boyun, kol, bacak ağrısı gibi )Bu semptomlardan bir ya da daha fazlasını kendinizde / bir yakınınızda gözlemliyorsanız bu depresyon sürecinde olduğunun göstergesi olabilir. Mutlaka bir uzmana danışmalı ve yardım almalısınız.İleri yaş depresyonu hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?İleri yaş depresyonu diğer depresyon türlerinde olduğu gibi psikiyatrik ilaç kullanımı ve psikoterapiler ile tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.Depresyonun belirtileri arasında yer alan aşırı uyku hali, isteksizlik, sosyal ortamlardan uzak durma gibi semptomlar yaşlılık döneminde normal olarak algılandığı için ileri yaş depresyonu gözden kaçabiliyor. Bu noktada yaşlı bireylerin yakınlarının bu durumun farkında olması ve üzerinde durması oldukça önemlidir.Yukarıda belirtilen semptomları 15 gün ve üzeri süre ile yaşlı bir yakınınızda gözlemliyorsanız bir uzmandan yardım alması için mutlaka yönlendirmeniz gerekmektedir.Yaşlı bireyler çoğu zaman kendilerinin gereksiz, yetersiz ve bir işe yaramaz olduğu algısına kapılırlar. Bu gibi durumlarda çevresinde bulunan yakınlarının onlarla uzun uzun sohbetler etmeleri, yapabilecekleri işler konusunda yardım istemeleri kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olacaktır.İleri yaş depresyonu fark edilmediği ve üzerinde durulmadığı takdirde yaşlı bireylerde fiziksel bir takım rahatsızlıklara da neden olmaktadır. Depresyonun tetiklediği yüksek şeker, tansiyon, kalp rahatsızlıkları gibi hastalıklar ortaya çıkabilmektedir.Tüm depresyon rahatsızlıklarında olduğu gibi ileri yaş depresyonunda da kişinin kendini yalnız hissetmemesi, sevgi ve şefkat ile yakınları tarafından kucaklanması oldukça önemlidir.

Devamını Oku
Diyabet Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Diyabet Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Diyabet yani halk arasında bilinen adıyla şeker hastalığı günümüzde 20 yaş üstü bireylerde %15 oranında görülmekte ve bu oran giderek artmaktadır. Önceki dönemlerde belirli bir yaş üzerinde görülen bu hastalık değişen yaşam standartları ile birlikte çocuklarda dahi görülebilmektedir.Diyabet dünya üzerinde görülen en yaygın ve önemli hastalıklar arasında yer almaktadır. Hem kontrol edilmesindeki güçlük hem de yayılma hızındaki artış nedeni ile son zamanlarda uzmanlar tarafından önemle incelenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Diyabet, dünya üzerindeki salgın hastalıklar arasında yer almaktadır.Peki, Diyabet (Şeker Hastalığı) nedir?Diyabet en basit hali ile pankreasın yeterli düzeyde insülin hormonu üretememesi ya da üretilen hormonun yeterli ve doğru şekilde kullanılamamasıyla kandaki şeker oranının yükselmesi olarak açıklanabilir. Diyabetin iki türü bulunmaktadır;Tip 1 Diyabet : 30 yaşından önce meydana gelmektedir. Bu hastaların vücutlarında insülin üretimi bulunmamaktadır.Tip 2 Diyabet : Ortalama 40 yaş ve üzeri hastalarda görülür. Bu hastaların vücudunda insülin üretimi bulunmaktadır ancak yeterli düzeyde değildir. Diyabet hastalarının ortalama %70’ni tip 2 hastalar oluşturmaktadır.Diyabet hakkında bilmeniz gerekenler:Hastalığın gelişim süreci oldukça yavaş ilerler ve çoğu zaman herhangi bir belirti göstermez. İlk belirtiler ortaya çıktığında ise hastalık yaklaşık olarak 5-6 yıllıktır.Hastalık büyük oranda genetiktir. Bu nedenle aile geçmişinizde Diyabet tanısı konmuş bir yakınınız var ise mutlaka düzenli kan testi kontrollerinizi yaptırmalısınız. Böylece erken teşhis mümkün olacaktır.Diyabetin belirtileri arasında; çok sık idrara çıkma, iştah kaybı ya da aşırı kilo alımı, ağız kuruluğu, ayak altında yanma hissi, geceleri sık sık idrara çıkma gibi semptomlar yer almaktadır.Bir kişiye diyabet tanısının konabilmesi için pek çok farklı test yöntemi bulunmaktadır.Halk arasında sıkça kullanılan ve bilinen bir diğer terim ise ‘Gizli Şeker’dir. Bu bir şeker hastalığı değildir ancak hastaya yapılan şeker yüklemesi sonrasında çıkan değerlere bakılarak ileriki dönemde şeker hastası olma ya da olmama ihtimali saptanabilir.Diyabet ciddi anlamda kişinin yaşam kalitesini etkileyen bir rahatsızlıktır. Kontrol altında tutulmadığı zaman kişileri ölüme götürebilecek kadar ciddi bir rahatsızlıktır.Tüm dünyada ve ülkemizde Diyabet rahatsızlığına karşı çeşitli etkinlikler, faaliyetler ve bilinçlendirme kampanyaları yapılmaktadır.Diyabet önlenebilen bir rahatsızlıktır. Erken çocukluk döneminden itibaren yapılan testler ve gerekli kontrollerin sağlanması ile önlenebilir ya da kontrol altına alınabilir.Diyabet hastalığında kişinin diğer organları da zarar görebiliyor. Özellikle bu rahatsızlıkta kalp ve böbrekler işlevini yerine getirmekte zorlanabiliyor ve zarar görebiliyor.Diyabetin belirtilerinden bir ya da birkaçını bile kendinizde ya da bir yakınınızda gözlemlediğinizde mutlaka bir uzmana başvurmanız gerektiğini unutmayın.Hastalıktan korunmak için şeker tüketiminizi azaltın ve sağlıklı beslenme alışkanlığı edinin.Bol bol su için ve düzenli olarak hareket etmeye ya da spor yapmaya özen gösterin.Unutmayın ki, diyabet bir kader değil sizin önleyebileceğiniz bir rahatsızlıktır.

Devamını Oku
İyi Bir Baba Olmak İçin Neler Yapmalısınız?

İyi Bir Baba Olmak İçin Neler Yapmalısınız?

Çocuğun psikolojik, zihinsel ve sosyal gelişiminde annenin etkisi kadar babanın da rolü oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Sanılanın aksine baba çocuğun gelişiminde belirleyici bir yere ve öneme sahiptir. Özellikle güven, sadakat, güçlülük gibi imgeler çocuğun babayla kurduğu bağ ile öğrenilir ve gelişir. Hem kız hem erkek çocuk için babanın ilgili, sevgisini gösteren ve güven veren bir kişilik yapısı içerisinde olması oldukça büyük önem taşır.Çocuğun doğumundan itibaren anne ile kurduğu bağın yanı sıra baba ile de sağlıklı bir bağ kurması gerekmektedir. Bu sayede çocuk öncelikli olarak sevgi, güven, şefkat duygularını hissedecek ve anlayacaktır. Ayrıca ileriki yaşlarda çocuğun cinsel kimliğini kazanması anlamında da baba ile sağlıklı ve doğru bir ilişki kurması önemlidir. Erkek çocuklar kendi cinsel kimliklerini algılamak, öğrenmek için babalarını örnek alır ve taklit ederler. Kız çocuklar ise karşı cinsin cinsel kimlik özelliklerini öğrenmek ve anlamak için babalarına ihtiyaç duyar. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, babası ile sağlıklı ve doğru ilişki kuran çocuklar ileriki yaşamlarında özgüveni yüksek, uyumlu, akademik başarısı yüksek yetişkinler haline gelmektedir.İyi bir baba olmak için dikkat etmeniz gereken 10 madde:Öncelikle baba-çocuk ilişkisinin anne-çocuk ilişkisi kadar önemli olduğunun bilincinde olmalısınız. Bu ilişkinin çocuğun kişisel gelişiminde etkili ve diğer tüm gelişimsel süreçlerinde belirleyici olduğunu unutmayın!Geleneksel anlayışa göre babanın daima sert, otoriter, mesafeli olması gerektiği ön görülür. Ancak çocuk gelişiminde bu oldukça yıkıcı bir etkiye neden olabilir. Aşırı sert, kısıtlayıcı, cezalandırıcı babaların yetiştirdiği çocuklar ileriki dönemlerde pek çok sorunla karşılaşabiliyor. Bunların başında ise özgüven eksikliği geliyor. Bu nedenle sert ve kısıtlayıcı olmak yerine tutarlı ve dengeli bir baba figürü sergilemek doğru olacaktır.Erkek çocuklar babalarını rol model alır ve taklit ederler. İyi bir baba-oğul ilişkisi yakalamak için daima doğru örnek olmanız önemlidir. Kız çocuklar için ise hayatlarına giren ilk erkek babaları olduğundan bu ilişki daha hassas bir hal alır. Baba-kız ilişkisi karşı cinsin özelliklerini tanımak ve anlamak konusunda önemli olduğu gibi aynı zamanda kız çocuğun nasıl bir eş seçeceği konusunda da yol gösterici olur. Bu nedenle iyi bir baba olmak için burada sevgi, şefkat dolu bir tavır sergilemek önemlidir.Çocuklarınızın sizi rol model aldığını asla unutmamalısınız! Eğer sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak istiyorsanız önce kendiniz sağlıklı beslenmelisiniz. Kazandırmak istediğiniz her güzel alışkanlığa önce kendinizin sahip olması gerektiğini bilmelisiniz.Çocuğunuzla olan ilişkinizde açık ve net olun. Tutarsız davranışlardan kaçının.Eşinizle olan ilişkinize de özen gösterin, sevgi dolu ve şefkatli davranın. Çocuğunuz bunu da gözlemleyecek ve güven duygusu geliştirecektir.Çocuğunuz için ulaşılabilir olun. Korkuya ve cezaya dayalı bir ilişki geliştirmeniz aranızdaki bağın sağlıksız gelişmesine ve çocuğunuzun kişilik gelişiminde bozukluklar yaşamasına neden olacaktır.Çocuğunuza sevginizi göstermekten, sarılmaktan çekinmeyin hatta bunu sık sık göstermeye çalışın.Bir baba olarak çocuğunuzun daima yanında ve destekçisi olduğunuzu hissettirmeniz oldukça önemlidir. Bu sayede güven duygusu gelişecektir.İyi bir ebeveyn olmanın en önemli kurallarından birisi olan sabırlı olmak ve davranmak iyi bir baba olmanın da kurallarından biridir. Gelişimi boyunca sabırla ve anlayışla yaklaşmak çocuğunuzun sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesine yardımcı olacaktır.

Devamını Oku
Evliliğinizi Güzelleştirmek için 10 Adım

Evliliğinizi Güzelleştirmek için 10 Adım

EVLİLİĞİNİZİ GÜZELLEŞTİRMEK İÇİN ATMANIZ GEREKEN 10 ADIMGünümüzde yapılan araştırmalar gösteriyor ki, başarısız evliliklerin sayısı giderek artmaktadır. Bunun en temel sebebi ise, kişiyi benmerkezciliğe doğru iten, her birimizi bencil yaşamaya-düşünmeye zorlayan değişen yaşam şartlarıdır. Bireyselliğin arttığı ve ikili ilişkilerin giderek zorlaştığı bu yenidünyada tabii ki evlilikleri yürütmek, evlilikten keyif almak, eşlerle birlikte kaliteli ve doğru zaman geçirmekte her birimizin ulaşmayı istediği ancak ulaşmanın giderek zorlaştığı bir durum halini aldı.Bireylerin yaptığı en büyük hatalardan birisi giderek yoğunlaşan yaşam temposu içerisinde hem kendine hem de ilişkilerine yeteri vakti ayırmamak, ilgiyi göstermemektir. Aslında ilişkilerde tıpkı dünyaya yeni gelen bebekler gibi sürekli olarak ilgilenilmeye, ihtiyaçların giderilmesine, doyurulmaya, sahip çıkılmaya ve en önemlisi korunmaya muhtaçtır. Bizler yaşadığımız ilişkilere gerekli özeni göstermedikçe ilişki içerisinde var olan sorunlar büyümekte hatta ortaya sürekli olarak yeni sorunlar da çıkmaktadır. Bu durumun önüne geçebilmek adına hem ilişkilerinizde hem de evliliğinizde atmanız gereken ufak ancak etkili ve sağlam adımlar bulunmaktadır. Bu adımları atabilmekse sadece ilişkiye gereken zamanı ayırtmak, gereken ilgiyi ve özveriyi göstermekle mümkündür.Aşağıda belirteceğim birkaç adım aslında belki de siz farkında olmadan hayatınızı değiştirecek, evliliğine ufak ancak etkili dokunuşlar yapacak içeriklerden oluşmaktadır. Bu noktada çiftlerin dikkat etmesi gereken şey ise, evliliğinizdeki sorunlar giderek şiddetleniyor ve bununla baş edemez hale geldiyseniz mutlaka bir evlilik terapistinden yardım almalı ve size rehberlik etmesine izin vermelisiniz.Evliliğinizi güzelleştirmek için 10 adım!Öncelikli olarak, aranızdaki saygıyı korumaya çalışın. Uzun süreli ve doğru şekilde ilerleyen tüm evliliklerde saygının yitirilmediği ve uzun yıllar korunduğu görülmüştür. Bu nedenle her ne olursa olsun, ilişkinin en temel noktası birbirinize karşı duyduğunuz saygıyı korumaktır.İki aşık olduğunuzu hatırlayın! Evliliğin monotonluğu içerisinde yitip giden bir diğer önemli şey ise, bir birinize olan sevginizi ve aşkınızı yaşadığınız sorunların arasında hatırlamaktan kaçınmanızdır. Oysa, karşınızda sürekli olarak aşık olduğunuz adam/kadın olduğunu varsayarak konuşmak, bunu hatırlamak öfkenizi kontrol etmenizi ve üslubunuzu korumanızı sağlayacaktır.Ertelemeyin! Eğer ortada çözülmesi gereken bir sorun ya da konuşulması gereken bir konu varsa bunu mümkün olduğu kadar kısa bir sürede halletmeye çalışın. Tam olarak çözülmemiş sorunlar, suyun dibine oturmuş çamur gibidir. En ufak debelenmede içinde bulunduğunuz suyu yeniden bulandıracaktır.Randevu alın. Eşinizle üzerinde konuşmak istediğiniz bir konu ya da çözülmesi gereken bir konu olduğunda bu konuşmak için en doğru zamanı birlikte kararlaştırmalısınız. Örneğin, seninle bir konu hakkında konuşmak istiyorum akşam işten döndüğünde konuşabilir miyiz? Eğer olumsuz bir cevap alırsanız, saygı duyun ve yeni bir randevu ayarlayabilmek için onun fikrini alın.Bir birinden farklı bireyler olarak var olduğumuz doğru, giderek benmerkezci insanlar haline dönüştüğümüzde ancak bir evliliğin dinamiğini sağlayan en önemli unsurlardan birisi “biz” olabilmektir. Bu nedenle, ilişkinizde ben dilinden çok biz dilini kullanmaya özen gösterin. Bu aranızdaki bütünlüğün en önemli simgesidir.Anahtar kelimeleri sık sık kullanmaya özen gösterin! Evliliğin getirdiği monotonluk içerisinde kaybolan bir diğer değer ise, takdir edici, af dileyici, bağışlayıcı vb. kelimeleri lügatımızdan kaldırmaktır. Oysa ilişkinizde doğru yer ve zamanda “Teşekkür ederim, Özür dilerim, Beni affeder misin? Haklısın, Seni anlıyorum” gibi hislerimize işaret eden ifadeleri kullanmak oldukça faydalı olacaktır.Yaşanan kavgaların ya da tartışmaların şiddetini azaltmak, süresini kısaltmak istiyorsanız yalnızca bir dakikalığına sevdiğiniz insanı kaybettiğinizi düşünün. Tartışma sırasında biran bunu yapıp durulmak zor olabilir ancak oldukça etkili olacaktır. Karşınızdaki insanı sevdiğinizi ve kaybederseniz üzüleceğinizi hissettiğiniz o anda ortamdaki tansiyonun hızla düştüğünü de fark edeceksiniz.Cinsellikten uzlaşmayın! Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, cinsel ilişkinin olmadığı ya da sorunlu olduğu evlilikler daha büyük sorunlar taşımaktadır. Bu nedenle yoğun iş temposu, yorgunluk, uykusuzluk gibi bahaneler üretmeden düzenli bir cinsel yaşama sahip olmak oldukça önemlidir. Gerekirse bu durumu ajanda ederek bir düzen sağlayabilirsiniz.Evlilikte ki bütünlüğü ve uyumu yakalayabilmenin en önemli kurallarından bir diğeri ise, yatağa mutlaka birlikte gitmeniz gerekmektedir. Çiftlerden birinin uykusu gelmemiş dahi olsa yatağa aynı anda girmelisiniz. Örneğin, eşiniz uyurken siz de yatakta kitap okuyup uykunuzun gelmesini bekleyebilirsiniz.Affetmeyi öğrenin! İlişkiniz içerisinde zaman zaman kırgınlıklar, kızgınlıklar yaşanabilir ancak önemli olan bunları affederek ya da unutarak ilişkinizi devam ettirmek için yeni adımlar atabilmenizdir. Örneğin, bunun için yatağa küs girmemeyi öğrenip, ilişkinizin temel kuralları arasına ekleyebilirsiniz.

Devamını Oku
Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü

Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü

Tüm dünyada ve ülkemizde her yıl 21 mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü olarak kabul edilmektedir. Toplumda Down Sendromu konusunda farkındalık yaratmak, bireylerin bilgilenmesini ve bilinçlendirilmesini sağlamak amacı ile bugünde çeşitli etkinlikler, aktiviteler ve seminerler yapılmaktadır.Peki, Down Sendromu nedir?Down Sendromu, temelde genetik farklılığın neden olduğu bir hastalıktır. Down Sendromu bir hastalıktan çok ‘Farklılık’ olarak tanımlanmaktadır. Dünya üzerinde bu farklılığa sahip yaklaşık 6 milyon insan bulunmaktadır. Down Sendromu, vücut hücrelerimizde fazladan bir kromozom bulunması ile ortaya çıkan genetik bir durumdur. Bu nedenle hastalıktan çok genetik bir farklılık olarak adlandırılır. Vücudumuzda bulunan 21. Kromozomun 2 tane olması gerekirken 3 tane olması ile meydana gelen bir sendromdur.Down Sendromu hakkında bilmeniz gerekenler:Down Sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır!Down Sendromu annenin hamileliği sırasında yapılan bazı taramalar ve testler ile önceden belirlenebilmektedir.Down Sendromu 3’e ayrılır; Trizomi 21, Translokasyon ve Mozaik.Bu genetik farklılığa sahip çocuklarda belirli ve ortak fiziksel özellikler görülmektedir. Örneğin, küçük ve çoğunlukla yuvarlar yüz, çekik gözler, kalın ense, küçük ve basık burun, küçük ağız gibi fiziksel görünüme sahiptirler.Down Sendromuna sahip çocuklar ortalama 20-85 arasında zeka puanına sahiptir.Bu genetik farklılığa sahip çoğu çocuk oldukça geç öğrenip, çabuk unutma eğilimindedir.Down Sendromu tedavi edilebilen bir hastalık değildir. Ancak genetik farklılığın neden olduğu başka semptomlar görülebilir. Örneğin, kalp rahatsızlıkları, sindirim hastalıkları gibi. Bu nedenle Down Sendromu tanısı konan her birey mutlaka kapsamlı olarak sağlık taramasından geçirilmelidir.Down Sendromlu çocuklar kilo almaya oldukça eğilimli olurlar. Bu nedenle tedavi planlaması içerisinde beslenme programına mutlaka yer verilmelidir.Bu farklılığa sahip özel çocukların çoğu genelde karşılıksız severler, taklit yetenekleri oldukça gelişmiş olur, doğayı ve hayvanları severler, güler yüzlüdürler.Down Sendromuna sahip çocukların ailelerine pek çok sorumluluk düşmektedir. Ailelerin öncelikle bunun bir hastalık değil genetik bir farklılık olduğunu kabullenmesi ve çocuklarına bu şekilde yaklaşması çok önemlidir.Bu farklılığın tıbbi bir tedavisi bulunmamaktadır ancak ailelerin maksimum düzeyde sevgi, ilgi ve şefkatle çocuklarının yanında olmaları ve onları desteklemeleri çocuğun gelişimi açısından çok önemlidir.Bunun dışında Down Sendromlu çocukların mutlaka özel eğitim alması gerekmektedir. Özel eğitim, dil eğitimi, fizik tedavi gibi programlarla toplumsal hayatın içerisinde oldukça rahat yer edinebilmektedirler.Down Sendromu bir hastalık ya da eksiklik değildir! Farkına varılması gereken en önemli nokta budur. Onlar bizden eksik değil hatta bir fazla olan çok özel çocuklardır. Bunun farkında olduğumuz, her birimizin üzerine düşeni bu konuda gerçekleştirdiği, Down Sendromlu çocuklarımızın hayatın içinde kolayca yer bulduğu, ayrıştırılmadığı güzel ve renkli bir dünya dileği ile…

Devamını Oku
Sınav Kaygısına Son

Sınav Kaygısına Son

SINAV KAYGISINDAN KURTULMANIZA YARDIMCI OLACAK 10 ADIMGünümüzde sürekli olarak değişen eğitim ve sınav sistemi ile gençlerin sınava dair algısı, stres düzeyi de değişmektedir. Çoğu genç sınav öncesinde ve sınav dönemlerinde oldukça streslidir. Bu dönem yalnızca sınava hazırlanan gençler için değil aynı zamanda onlara destek olan ebeveynleri için de oldukça stresli bir süreçtir.Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, doğru miktarda hissedilen kaygı ve yaşanan stres başarıya destek olmak ve motivasyonu arttırmak gibi bir işleve sahiptir. Bu nedenle hissedilen kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayacağı gibi, bunu işe yarar bir seviyeye indirmek ve bu noktada kalmasını sağlamak oldukça önemli ve işlevseldir. Dikkat edilecek ve üzerinde durulacak birkaç nokta ve yöntem ile bunu sağlamak aslında oldukça basittir. Bu süreçte dikkatini sınavdan daha çok sınavda yaşayacağı kaygı,endişe üzerine yoğunlaştıran bireylerin aslında bu kaygı durumunu yönetmek için neler yapabileceği üzerine yoğunlaşması oldukça fayda sağlayacaktır.Öncelikle gerçeklik seviyesi ve uygulanabilirliği yüksek bir çalışma programı hazırlanmalıdır. Burada gerçeklikle kastedilen çocuğun ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması ve buna uygun bir program hazırlanmasıdır. Örneğin, program içerisinde çocuğun sosyal aktivitelere ve dinlenme zamanlarına yer vermek gibi.Nefes aldırmayan, çocuğun ihtiyaçlarına karşılık vermeyen, baskıcı programlardan kesinlikle uzak durulmalıdır! Bu yapıcı bir etki yerine çocuğun üzerinde baskılayıcı ve kaygı düzeyini arttırıcı bir etkiye sahip olacaktır.Süreç içerisindeki en önemli nokta ise anne-babanın desteğini hissettirmesidir. Bu noktada aşırı kontrolcü ve mükemmeliyetçi olmakta çocuğa zarar verecektir. Bunun yerine anlayışlı, destekleyici bir tutum sergilemelisiniz.Ebeveynlerin çocuklarının motivasyonlarını destekleyici tavır ve tutumda olmaları önemlidir. Süreç içerisinde, motive edici konuşmalar yapmak, ödüllendirmeler yapmak etkili olacaktır.Gençlerin tüm süreç boyunca beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeleri önemlidir. Doğrudan bir etkisi yokmuş gibi görünse de beslenme sınav kaygısı üzerinde oldukça etkilidir. Örneğin, stresi azaltmak için meyve tüketmek gerektiği, sabahları mutlaka kahvaltı ederek güne başlanması, balık tüketiminin konsantrasyonu arttırdığı, baharatlı ve aşırı yağlı yiyeceklerin stres düzeyini arttırdığı yapılan araştırmalar ile ortaya konmuştur.Süreç içerisindeki önemli bir diğer nokta ise bireyi neyin heyecanlandırdığını ve endişelendirdiğini keşfetmesi ve bulmasıdır. Daha sonra zihinsel sürecini bu düşünce üzerinden şekillendirmelidir. Gençlerdeki kaygı durumu pek çok farklı sebepten ortaya çıkabilir. Örneğin, başarısız olma korkusu, etrafımdaki insanlar ne der korkusu, bildiği şeyi yapamayacağını ya da başaramayacağını düşünme korkusu gibi.Şiddetli kaygı hissedilen ve endişe duyulan anlarda zihni daha güvenli bir alana odaklamak bu kaygının azalmasına ve kontrol altında tutulmasına olanak sağlayacaktır. Örneğin, kaygı seviyesi yükseldiğinde kişinin daha önceden elde ettiği başarılara odaklanması onun zihnini daha iyi ve güvende hissettiği bir alana taşımasını sağlayacaktır.Süreç boyunca olumsuz içeriklerden çok olumlu içerikler belirlenmelidir. Hem genç hem de ebeveynleri iletişimlerini olumlu içerikler üzerinden ilerletmelidir. Olumsuz cümle kurumundan, olumsuz anlamlı kelimelerin kullanımına kadar dikkat edilmelidir.Ebeveynlerin bu süreçte kaygıyı tetikleyebilecek tüm davranışlardan uzak durması gerekmektedir. Aynı zamanda çocuğun hayatında spora, sanata ya da sevdiği herhangi bir sosyal aktiviteye yer açabilmesi için destek sağlamalıdır.Tüm bunların dışında ebeveynlerin çocuklarını profesyonel bir yardım alma konusunda da desteklemesi oldukça önemlidir. Bu şekilde çocuk stres yönetimi, kaygıyla baş etme yöntemleri gibi konularda profesyonel bir destek alarak daha donanımlı hale gelebilecektir.

Devamını Oku
Araç Tutmasına Karşı Önlemler

Araç Tutmasına Karşı Önlemler

Taşıt tutması yani halk arasında bilinen diğer adı ile araç tutması oldukça yaygın olmasına rağmen çoğu kişi tarafından hem nedeni hem de bir rahatsızlık türü olduğu bilinmemektedir. Taşıt tutması yaşayan kişiler için uzun yolculuklara çıkmak hatta kimi zaman kısa mesafeli yolculuklar bile kâbus haline dönüşmektedir.Taşıt tutması, yalnızca araba yolcuklarında değil gemi, uçak gibi taşıtlarla yapılan yolculuklarda da ortaya çıkabilir. Kendisini mide bulantısı, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, terleme, el-ayak titremesi şeklinde gösteren bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın nedeni ise vücudumuzdaki sinir sistemi içerisinde yer alan vagüs sinirinde meydana gelen dengesizlik durumudur. Günümüzde maalesef ki bu rahatsızlığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi bulunmamaktadır. Yolculuk öncesinde kullanılacak ilaçlar mevcut olduğu gibi alınması gereken bir takım önlemler de bulunmaktadır.Taşıt tutmasına karşı almanız gereken önlemler nelerdir?Öncelikle, yolculuğa çıkmadan önce kendinizi rahatlatmanız önemlidir. Örneğin, yolculukta gene tutma yaşayacağınızı, kötü geçeceğini düşünerek kaygı seviyenizi yükseltmek muhtemelen bunları gerçekten yaşamanıza neden olacaktır.Yolculuktan önceki gün düzenli beslenmeye dikkat edin. Özellikle yolculuğa sabah erken saatlerde çıkacaksanız, bir önceki akşam ağır yemekler yemekten kaçının.Yolculuk sabahında midenizi fazla yormayacak şekilde kahvaltınızı yapınız. Aç karına yolculuğa çıkmak, tutulma riskini arttıracaktır.Yolculuğunuz için tercih ettiğiniz taşıtın mümkün oldukça sallanmayan, sarsılmayan yerinde yer ayarlayarak yolculuğunuzu gerçekleştirin. Örneğin, otobüse biniyorsanız ters oturmayın ya da araba ile yolculuk yapacaksanız ön koltuğu tercih etmelisiniz.Taşıt içerisinde yolculuk yaparken kitap okumaktan, telefon ya da tablet ile oynamaktan kaçınmalısınız. Bu durum vagüs siniri üzerindeki uyarılmayı arttırarak sizin taşıt tutulması yaşamanıza neden olacaktır.Yolculuk boyunca başınızı aşağı, yana çok fazla eğmemeye özen gösterin. Mümkün oldukça minimal hareketler ile hareket edin.Mide bulantınız olduğunu hissettiğiniz anda gözünüzü kapatın, 20 saniye kadar kapalı bekledikten sonra uzak bir noktaya bakarak gözlerinizi yavaşça açın.Yolculuğunuz süresince kullandığınız taşıta göre araç içerisini mutlaka havalandırın. Örneğin kendi aracınız ile yolculuk yapıyorsanız 15 dakikada bir camı açarak içeriye temiz hava girmesini sağlayın.Taşıt tutmasını önlemenizin ve rahat bir yolculuk yapmanızın bir diğer önemli noktası ise su tüketmenizdir. Yolculuk süresince içerisine bir şeker attığınız suyu ufak yudumlar halinde, sık sık tüketmeye özen gösterin. Bu hem gerekli sıvıyı almanıza hem de kan şekerinizin aniden düşerek mide bulantısı, baş dönmesi yapmasının önüne geçecektir.Eğer kendi aracınız ile yolculuk yapıyorsanız her iki saatte bir beşer dakikalık molalar verip, açık havada yürüyebilir ve temiz hava alabilirsiniz. Bu vagüs siniri üzerindeki uyarılmayı azaltarak rahatlamanızı sağlayacaktır.

Devamını Oku
1 2 ... 22 23 24 25 26 27 28 ... 32 33
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al