Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Hayır Demeyi Öğreniyorum

Hayır Demeyi Öğreniyorum

Bir çoğumuzun farkında olmadan kapıldığı, bazen içinde boğulduğumuz bunalma hissinin temelinde yatan ve en önemlisi kendimizi yorgun, bitkin, güçsüz hissetmemizin neredeyse en önemli sebeplerinden biridir “hayır” diyememek. Konu hakkındaki farkındalığımız çok fazla olmasa da aslında hayır diyememekte psikolojik ve de sosyal etkileri bulunan bir hastalıktır. Hatta çoğu zaman fiziksel rahatsızlıklara bile sebebiyet verebilir.Birisi sizden bir şey istediğinde hayır demekte zorlanıyor musunuz?Aslında hiç istemediğiniz halde karşınızdakini üzmemek için ne isterse yapıyor musunuz?Kendi istek, beklenti ve ihtiyaçlarınızı göz ardı edip sürekli başkaları için mi endişe duyuyorsunuz?Kendi işlerinizi erteleyip önceliği başkalarının işlerine mi veriyorsunuz?Sürekli kendinden bir şeyler veren, çabalayan taraf olarak kendinizi mi görüyorsunuz?Yukarıdaki sorulara “EVET” cevabını veriyorsanız siz de “HAYIR” diyememe hastalığına yakalanmış olabilirsiniz!Kişilik gelişimindeki sorunların ve psikolojik rahatsızlıklarının temelinde yatan çoğu problemin sebeplerinden birisi “sınır problemi”dir. Sınırlarını belirlememiş veya belirlemiş ancak koruyamayan her birey aslında mutlaka hayatının bir noktasında tıkanma yaşayacak ve bu tıkanma sebebi ile de bunalmış, yorgun hissedecek hatta çoğu zaman depresif duygular ağır basacaktır. Yaşadığımız çoğu depresif halin, bizi olduğumuzdan yılgın, güçsüz hissettiren duygunun temelinde yatan şeyin sebebi almamız gerekenden çok daha fazla yük almamızdır. Sosyal ilişkilerinizde sınırlarınızı belirleyemediğinizde ya da koruyamadığınızda kişisel alanlarınız; sürekli olarak ihlal edilen, yabancıların diledikleri gibi ayak bastıkları, kendi duygularınızı koruyamadığınız güvensiz bir yer haline gelir.Peki, istemediğiniz halde neden evet diyorsunuz bunu hiç düşündünüz mü? Çünkü genelde hayır diyemeyen kişilerin hissettiği temel duygular ve taşıdıkları kaygılar şunlardır; dışlanma korkusu, kaybetme korkusu, aşağılanma korkusu, yalnız kalma korkusu. Aslında durum şu şekilde, hayır dediğiniz zaman karşınızdaki kişinin kırılacağı, artık sizi sevmeyeceği ve onu kaybedeceğiniz gibi yanlış bir algıya kapıldığınız için çoğu zaman istemediğiniz halde evet diyor, kişisel sınırlarınızda insanların rahatça dolaşmalarına izin veriyorsunuz. Bu durumu değiştirmek tamamen sizin elinizde ve sandığınızdan çok daha kolay. Üstelik hayır deme becerisini kazandığınız zaman, hayatınızın ne kadar çok değiştiğine ve kolaylaştığına oldukça şaşıracaksınız.“Hayır” diyebilmek için neler yapmalı?Öncelikli olarak ufak şeylere “hayır” diyerek başlamak sizin için daha kolay olacaktır.Sınırlarınızı belirleyin! Birey olarak belirli limitlere sahip olmamız, sosyal ilişkiler sırasında aslında her iki tarafı da koruyucu bir bariyer görevi görür. Sınırlarınızı belirledikten sonra davranışlarınızı bu sınırları korumaya yönelik olarak oluşturmaya çalışmalısınız.Kendinizi çok fazla açıklamaktan sakının. Örneğin, bir iş arkadaşınız sizden bir şeyi yapmanızı rica etti ancak o anda çok meşgulsünüz ve yapamayacak durumdasınız. Karşınızdakine “hayır” şuan bu işi yapamam dedikten sonra kendinizi suçlu hissedip gereksiz açıklamalarda bulunmamalısınız.Bir karar vermeniz gerektiği zaman kendinize bunu gerçekten isteyip istemediğinizi sorun. Eğer istemediğiniz bir durum varsa bunu doğru üslupla reddedin. Sadece gerçekten istediğiniz, ihtiyacınız olan şeylere “evet” deyin.Ne istediğinizi açık ve net bir şekilde dile getirmekten çekinmeyin. Siz ne istediğinizi söylemeden karşınızdakinin sizin neye ihtiyacınız olduğunu anlaması pekte mümkün olmayacaktır.Dengeyi sağlamak için çabalayın! Hayır demeyi denemeye başlayan her birey genelde önüne gelen her şeye “hayır” deme eğiliminde olur ve bu noktada aslında istediği şeyleri de kaçırmış olur.Hayır diyebilen bir insan olmak, kırıcı, kavgacı ve umursamaz bir insan olmak demek değildir bunu asla unutmayın. Bu noktada ne kavgacı olmalısınız ne de çok sessiz kalmalısınız.Size gerçekten değer veren, ne hissettiğinizi ve düşündüğünüzü önemseyen insanları hayatınızda tutmaya özen gösterin. Böylece, karşınızdakini kaybetme korkunuzu en aza indirmiş olacaksınız.Paulo Coehlo’nun da dediği gibi; başkalarına “evet” derken, kendinize “hayır” demediğinizden emin olmalısınız.

Devamını Oku
Çocuk Eğitiminde Ödül ve Ceza

Çocuk Eğitiminde Ödül ve Ceza

Ebeveynler için çocuğunu hayata en iyi şekilde hazırlamak ve ona en doğru şekilde iyi bir eğitim vermek oldukça büyük bir önem taşır. Bu süreçte anne ve babanın çocuklarına karşı sergiledikleri davranış ve tutumlar çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimini, kişilik özelliklerini, eğitim performansını etkiler. Anne-baba ve çocuk arasındaki bu kuvvetli etkileşim ağı yaşam boyu devam eder.Ebeveynlerin çocuklarına kazandırmak istediği davranışlar, alışkanlıklar ve vermek istedikleri eğitim doğrultusunda bir yol izlemeleri gerekmektedir. Bu noktada bilinmelidir ki disiplin çocuk eğitiminin en önemli yapı taşlarından birisidir. Disiplin denildiğinde akla ilk gelen şeylerin cezalar ve ağır yaptırımlar olması doğru değildir. Aile içerisindeki düzenin ve dengenin sağlanabilmesi ve geliştirilebilmesi için disiplinin varlığı büyük önem taşır. Çocuğun eğitiminde cezanın ve ödülün etkili bir yeri olduğu yapılan araştırmalar doğrultusunda kanıtlanmış dahi olsa, doğru bir şekilde dikkatlice kullanılması gerekmektedir. Ödül ve cezanın yanlış ya da fazla kullanımı çocuğun duygusal, sosyal, zihinsel gelişimini olumsuz etkileyecek ve bazı ileriye dönük problemlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır.Peki, doğru ödül ve ceza kullanımı nasıl olmalıdır?Ödül, her hangi bir davranışı-tutumu kazandırmak için ya da doğru davranışların pekiştirilmesi, motivasyonun arttırılması için çocuğun doyuma ve mutluluğa ulaşmasını hedef alan bir araçtır.Ceza, ortadan kaldırılmak istenen davranışı hedef alarak çocuğun yaptığı hatanın farkına varmasını sağlamak için kullanılan bir araçtır.Ödül ve cezanın yanlış ve aşırı bir şekilde kullanılması çocuğun farklı alanlardaki gelişimini etkileyerek geri döndürülemez problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle ebeveynler olarak bu süreci iyi değerlendirmek önemlidir.Ödülün motivasyonu ve istenen davranışı arttırıcı etkisi her yaşta etkin bir şekilde devam etmektedir. Çocuğa öğretilmek veya kazandırılmak istenen davranış oldukça net ve açık bir ifade ile çocuğa anlatılmalıdır.Ödül sisteminin oturmasını ve doğru işlemesini sağlayan en önemli nokta ise, ödülün davranışın hemen ardından verilmesidir. Bu şekilde ödül, davranışın pekiştirilmesi için etkin bir rol oynayacaktır.Ödül seçerken, manevi içerikli ve maddi anlamda çok büyük ya da ağır olmayan ödüller seçmeye özen göstermelisiniz. Beklenen davranışın açıklaması yapılırken, beklenen davranış sonrası verilecek ödüle çocuk ile birlikte karar vermekse daha doğru bir seçim olacaktır.Ebeveynlerin unutmaması ve dikkat etmesi gereken bir diğer nokta ise, maddi içerikli ödüller başlangıçta davranışın hızlıca gerçekleşmesini sağlarken manevi içerikli ödüller ise o davranışın çok daha kalıcı olmasını sağlayacaktır.Ceza da ise en önemli nokta çocuğun yaptığı hatanın,yanlışın ve ya doğru olmayan davranışın farkında olmasını sağlamaktır.Nedeni tam olarak ifade edilmeyen ve amaçsız gerçekleştirilen her ceza uygulaması çocukta onarılamaz büyük yaralar açılmasına neden olacaktır. Anne-baba olarak ceza uygulamalarında çok daha dikkatli ve özverili olunmalıdır.Seçtiğiniz cezalar mutlaka uygulanabilir olmalıdır ve asla tehdit, küfür, şiddet içermemelidir.Ebeveynlerin kendi aralarında ve çocuğa karşı tutarlı davranmaları bu süreçte çok önemlidir. Sözle belirtilen bir cezanın uygulama anlamında gerçekleşmemesi çocukta ters etki yaratabilir ve onun anne-baba otoritesinin zayıf olduğu algısına kapılmasına neden olabilir.Ceza, istenmeyen davranışı ortadan kaldırmak için kullanılan yöntemlerden yalnızca birisidir. Tek başına kullanımı doğru değildir. Gerekli adımları tamamladıktan sonra etkili bir sonuç alınamazsa ceza yöntemine başvurulmalıdır.Çocuk hatalı ya da istenmeyen davranışı gerçekleştirdiğin öncelikle görmezden gelinmelidir. Ardından ikaz edilmelidir. Tüm bu adımlar etkili olmadığında ise ceza uygulamasına geçilmelidir.Ceza uygulamasında, çocuğun bu cezayı neden aldığını bilmesi önemlidir. Ceza verilmeden önce çocuk hatalı davranışı hakkında ikaz edilmelidir ve neden cezayı aldığı net bir şekilde açıklanmalıdır.Ceza, olumsuz pekiştireç şeklinde gerçekleştirilmelidir. Yani çocuk sevdiği ve istediği bir şeyden mahrum bırakılarak ceza uygulaması yapılmalıdır. Örneğin, odasını toplamadığı için o günkü parka gitme hakkını kaybetmesi gibi.Ebeveynler ödül ve ceza seçimlerini aile yapılarına ve çocuklarının kişilik özelliklerine göre yapmalıdır.Ödül ve ceza mutlaka çocuğun yaşına ve çocuktan beklenen davranışın yapısına uygun olmalıdır.Ödülde ve cezada aşırıya kaçılmamaya dikkat edilmelidir. Ödülde aşırılık, ödülü değersizleştirir ve çocuğun her şeyi ödül için yapmasına neden olur. Ödülde cimrilik ise, ödülü fazla değerleştirir ve gereksiz bir aşırılığa, hırsa neden olabilir. Ceza da aşırılık ise çocuğun özgüvenini kaybetmesine, kendini küçük hissetmesine ve onarılmaz yaralar almasına neden olabilir.

Devamını Oku
Duyu Bütünleme Bozukluğu

Duyu Bütünleme Bozukluğu

Duyu bütünleme bozukluğu (SPD), duyular tarafından algılanan sinyallerin sinir sistemi tarafından doğru yorumlanamaması şeklinde ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Çocuklarda görülen bu rahatsızlık, çocuğun koku, tat, dokunma, duyma, görme duyularından gelen sinyallerin sinir sistemi tarafından farklı yorumlanması ile ortaya çıkar. Örneğin, Duyu Bütünleme Bozukluğu olan bir çocuğun eline hafifçe dokunduğunuzda o bunu kendisine sertçe vurulmuş olarak algılayabilir, korkup ağlamaya başlayabilir.Duyu Bütünleme Bozukluğu Hakkında Bilmeniz GerekenlerDuyu Bütünleme Bozukluğu çoğunlukla otizm, dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi rahatsızlıklar ile karıştırılmakta ve bu nedenle kimi zaman teşhisi oldukça güç olmaktadır.Hastalığın teşhisinin kolaylaşması açısından ebeveynlerin bu rahatsızlığın semptomlarını doğru şekilde öğrenmesi ve çocuklarını dikkatlice gözlemlemesi oldukça önemlidir.Duyu Bütünleme Bozukluğunun tedavisi terapi yolu ile mümkündür. Ancak çocuğun terapiye uygun duruma gelmesi için yaklaşık 4–5 yaşlarına kadar tedavi uygulanamaz.Duyu Bütünleme Bozukluğu olan çocuklarda çoğunlukla aynı anda iki duyuda problemler yaşanır.Duyu Bütünleme Bozukluğunun tedavisi uzmanlar tarafından çocuğa özel terapiler ile gerçekleştirilmektedir. Bu terapiler hem çocuğun hem de ailenin katılımını sağlaması gereken şekilde düzenlenmektedir.Duyu bütünleme terapilerinde çocuk ile doğru iletişim ve oyun oynama yöntemleri ile duyularının geliştirilmesi sağlanmaktadır.Duyu Bütünleme Bozukluğunun yaş gruplarına göre başlıca belirtileri şu şekildedir;1-3 yaş arasındaki çocuklarda; agresif davranışların sık olması, yemek yeme sorunları, acıyı hissetmeme ve geç tepki verme, kolay şekilde korkma, denge bozukluğu, sürekli düşme-çarpma, sessiz olma, yabancılardan korkma gibi belirtiler gözlemlenir.3-5 yaş arası çocuklarda ise; tuvalet eğitiminde geç kalma, dokunulduğunda ya da dürtüldüğünde tepki vermeme, sürekli hareket halinde olma, ellerini boşta kaldığında nereye koyacağını bilememe, ani ruh hali değişiklikleri, arkadaş edinmede güçlük çekme, sakinleşmede zorluk yaşama, sürekli heyecanlı olma gibi belirtiler gözlemlenir.5 yaş ve sonrası çocuklarda; okul ortamında uyum problemi yaşama, sınıf içerisindeki düzene uymada güçlük çekme, dikkatin çabuk dağılması, motor beceri gerektiren şeyleri yapamama, öğrenme güçlüğü, sakar davranışlarda bulunma, pasif ve içe kapanık olma, konuşma problemleri yaşama gibi belirtiler gözlemlenir.Sizler de yukarda belirtilen yaş gruplarına ait olan belirtilerden bir ya da bir kaçını çocuğunuzda gözlemliyorsanız mutlaka bir uzmana danışmalı ve yardım almalısınız. Her hastalığın teşhisinde olduğu gibi, Duyu Bütünleme Bozukluğunda da erken teşhis oldukça önemlidir. Çocuğa teşhis konulduktan sonraki süreçte hızlı bir şekilde terapi ve tedavi desteği alması, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi açısından oldukça büyük bir fayda sağlayacaktır.

Devamını Oku
Bebeğinizi Emzirirken Dikkat Etmeniz Gerekenler

Bebeğinizi Emzirirken Dikkat Etmeniz Gerekenler

Günümüzde anne sütünün önemi sürekli olarak vurgulanmakta, toplumu bilinçlendirmek adına seminerler, kampanyalar düzenlenmektedir. Uzmanların ortak görüşü yeni doğan bebeği ilk 6 ay süre ile yalnızca anne sütü ile beslemek gerektiği şeklindedir. Anne sütünün içerisinde bulunan protein, yağ, mineraller ve vitaminler bebeğin ihtiyacı olan tüm besin maddelerini karşılamaktadır. Anne sütünün bebeğe olduğu kadar emzirmenin de anneye faydaları oldukça fazladır. Örneğin, anne sütü ile beslenen bebeklerde alerji, kanser, obezite gibi rahatsızlar çok daha az görüldüğü gibi emziren annelerde de, göğüs kanseri, rahim kanseri, yumurtalık kanseri, kansızlık gibi rahatsızlıklar daha az görülmektedir.Peki, bebeğinizi emzirirken nelere dikkat etmeniz gerekiyor?Öncelikle, bebeğin ilk memeyi alması oldukça önemlidir. Bebekler oldukça güçlü bir emme refleksi ile dünyaya gelseler bile bazı bebekler ilk seferde memeyi tutamayabilirler. Böyle bir durumla karşılaşıldığında annenin kesinlikle pes etmeden denemeye devam etmesi gerekmektedir.Emzirme sürecinde annelerin yaşadığı problemlerden biri meme ucunun acıması ve yara olmasıdır. Bu nedenle hamilelik döneminizden başlayarak göğüs ucunu hazırlayan ve koruyan kremlerden kullanmanız bu durumu önlemenizi sağlayacaktır.Emzirme sürecinizde gerekli göğüs ucu kremlerini, göğüs pedlerini kullanmanız bu süreçte göğsünüzü koruyacak ve göğüs ucu yaralarının oluşmasını önleyecektir.Emzirme zamanlarınızı programlayın. Emzirmeye başladığınız andan itibaren belirli saat aralıkları ile düzenli bir şekilde emzirmeniz gerekmektedir. Emzirme konusundaki bu düzeni sağlamanız bebeğinizin gece uykularının da düzene girmesine yardımcı olacaktır.Bebeğinizi emzirmeye başlamadan önce ellerinizi yıkayın, meme ucunu ve çevresini temiz su ile temizleyin.Emzirmeye başlamadan önce size en rahat ve kolay gelen duruşu belirleyin.Ortalama bir emzirme yaklaşık 15–20 dakika kadar sürer. Bebekler ihtiyaçları olan besinin %50lik kısmını 1–2 dakika içerisinde alırken kalan diğer zamanda da kalan besin ihtiyaçlarını karşılarlar.Bebeğinizi emzirirken önce bir göğsünüzde 8–10 dakika sonra da diğer göğsünüzde aynı şekilde emzirmeniz doğru olandır.Emzirme süresinde hem bebek hem de anne rahat olmalı ve mutlaka göz temasında bulunmalıdır. Bu durum anne ile bebek arasında kurulan bağın güçlenmesine yardımcı olur.Emzirme esnasında meme çevresinin büyük çoğunluğunun bebeğin ağzının içinde ve çenesinin de göğse dayalı olduğundan emin olunmalıdır. Çünkü, bebek yalnızca meme ucunu emerse bu durum göğüste yaraların oluşmasına ve annenin canının yanmasına neden olur.Emzirmek için pek çok farklı pozisyon bulunmaktadır. Bu durumda anne hepsini araştırarak ya da deneyerek kendi ve bebeği için en doğru, rahat olanını tercih etmelidir.Emzirme sırasında bebeğinizin rahat nefes alabildiğinden emin olmalısınız.Emzirme sırasında bebekler oldukça fazla şekilde hava yutarlar ve bu da midelerinde gaz oluşmasına neden olur. Bu nedenle her emzirme sonrasında mutlaka bebeğin gazı çıkartılmalıdır.Emziren annelerin mutlaka beslenme şekillerine dikkat etmesi gerekmektedir. Özellikle doktorunuza danışarak hangi besinleri tüketip tüketmemeniz gerektiğini öğrenmelisiniz. Bebeğinizin emdiği süt tamamen sizin yiyip içtiklerinizden oluşmaktadır. Örneğin, siz lahana gibi gaz yapan bir yiyecek tükettiğinizde bebeğinizde de muhtemelen gaz oluşacaktır. Bu nedenle emzirme süresince beslenmenize dikkat edin.Emzirmenin anne ile bebek arasındaki sağlıklı bağlanmayı olumlu bir şekilde etkilediği gözlenmiştir. Bu nedenle kimi zaman zorlayıcı, bunaltıcı bir süreç dahi olsa bebeğinizi mutlaka anne sütü ile besleyin, emzirin ve aranızdaki bağı güçlendirin!

Devamını Oku
İş Hayatında Başarılı Olmak

İş Hayatında Başarılı Olmak

Her birimiz aldığımız eğitimler, okuduğumuz üniversitelerden sonra iş hayatına atılacağımız o günü iple çeker vaziyette bekliyoruz. Tüm çabalarımızın, eğitimlerimizin sonucunda hak ettiğimiz noktada olabilmek, istediğimiz işe kavuşabilmek için zamanımızı, paramızı, çabamızı ve bolca emeğimizi harcıyoruz. Tüm bunların neticesinde ise peşinde olduğumuz tek bir şey var, o da iş hayatında başarıyı yakalamak! Bu yazımda size bu başarıya ulaşabilmeniz adına atmanız gereken bazı önemli adımlardan bahsedeceğim.Hedefleriniz olsun!İstediğiniz üniversiteyi ve bölümü kazandınız. Okudunuz, mezun oldunuz. Üzerine çeşitli eğitimler aldınız, sertifikalar edindiniz. Ve sonunda sahip olmak istediğiniz pozisyonda ve iyi bir şirkette çalışıyorsunuz. Bu noktaya gelene dek aslında ismi konulmasa da hep bir hedef sahibi oldunuz. Üniversiteyi kazanmak, istediğiniz bölümü tutturmak, mülakattan başarı ile geçmek ve işi almak gibi. Tüm bunları elde ettiğinizde ise tüm hedeflerinize ulaşmış ve artık yapmanız gereken bir şey yokmuş gibi hissedebilirsiniz. Oysa başarının önündeki en büyük engel kendini tamamlanmış olarak görmek ve hedefsiz kalmaktır. Çünkü bireyleri kamçılayan ve ilerleme kaydetmemizi sağlayan asıl şey önümüzdeki hedeflerdir. Ne istediğinizi, nereye gittiğinizi ve daha fazla neler başarabileceğinizi sorgulayın ve bulun.Hayal gücünüzü besleyin.Her ne olursa olsun asla hayal gücünüzü öldürmeyin ve onu yaşatmak, canlı tutmak için elinizden geleni yapın. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kişi ne kadar yaratıcı, hayal gücü yüksek ise o kadar üretken bir kişiliğe ve aynı zamanda da pozitif bir ruh haline sahiptir.Hatalarınızdan korkmayın!Aldığınız onca eğitime ve sahip olduğunuz donanıma rağmen hata yapabilirsiniz. Asıl önemli olan kısım ise, yaptığınız hatalardan korkmamanızdır. Hatalar, aslında bize doğruları öğreten ve doğruya ulaşmamızı sağlayan yolu gösteren şeylerdir. Yaptığınız yanlışları reddetmek yerine onları profesyonel bir şekilde kabullenmek, doğrusunu öğrenmek adına çaba sarf etmek size başarıya götüren yolda bir adım daha ileri taşıyacaktır.Stres ve Öfke yönetiminizi sağlayın.Stres, hepimizin bildiği gibi yalnızca iş hayatında değil aynı zamanda gündelik yaşantımızda da sürekli olarak maruz kaldığımız ve başarımızı, sağlığımızı, kişiliğimizi etkileyen önemli faktörlerden biridir. Stresin tüm olumsuz yanlarının dışında, aynı zamanda belirli bir düzeyde maruz kaldığınızda motive edici bir yönü de bulunmaktadır. Ancak fazlasına maruz kaldığınızda ya da bununla nasıl başa çıkmanız gerektiğini bilmediğinizde ise oldukça yıkıcı bir etkiye sahiptir. Aynı şekilde öfke duygusu da strese bağlı olarak ortaya çıkan, kimi zaman kontrol altına alınması oldukça zor olan kuvvetli bir duygudur. Bu durumda yapmamız gereken en önemli şey, stres ile başa çıkma yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak, bunları uygulamaya çalışmaktır. Bu sayede stresten en az düzeyde etkilenecek, öfkemizi kontrol altında tutacak ve çok daha sakin bir yapı ile başarı merdivenlerini tırmanacaksınız.Esneklik sağlayın.Prensip sahibi olmak, katı kurallara sahip olmak, disiplinli çalışmak, keskin çizgileri olmak ve bunun gibi özelliklere sahip olmak çalışma anlamında size oldukça verim ve başarı kazandıracak etkenlerdir. Ancak bu kadar keskin hatlara sahip olmak, hiçbir konuda esneklik sağlayamamak bazen de oldukça yıpratıcı ve yorucu olabilir. İş yerinde yaşadığınız olaylara ve kişilere bağlı olarak, bazen esneklik sağlamak sizin için kolaylaştırıcı olacaktır. Bu sayede her ne yaşanırsa yaşansın içinde bulunduğunuz şartlara adaptasyonunuz daha hızlı olacak bu da sizi başarıya giden yolda bir adım daha ileri taşıyacaktır.

Devamını Oku
Otizm İle Yaşamak

Otizm İle Yaşamak

Otizm, dünya üzerinde en sık rastlanan gelişimsel bozukluklar arasında yerini alan ve yaşam boyu devam eden bir rahatsızlıktır. Halk arasında bu hastalıkla ilgili doğru bilinen yanlışların en başında hastalığın psikolojik olduğudur. Otizm, nörolojik kökenli bir hastalıktır. Günümüzde neden ve nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemekle birlikte araştırılmaya devam edilmektedir.Otizm, bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklanan ve bireyin dış uyaranları tam olarak anlamlandırmasına, edindiği bilgileri düzenlemesine ve kullanmasına engel olan, tekrarlayan davranışlara neden olan bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla hastalığın belirtileri 0-3 yaş arasında ortaya çıkıyor ve yaşam boyu devam ediyor.Peki, Otizm belirtileri nelerdir?Çocuğun başkaları ile göz teması kuramamasıİsmi ile seslenildiği zaman bakmamasıOyuncakları ile oynamıyor olmasıTekrarlayan sesler çıkarması ve hareketler yapmasıÇoğunlukla duymuyor gibi davranmasıDuygusal tepkiler vermemesiDavranış ya da ses taklidi yapamıyor olmasıKaba ve ince motor gelişiminde yavaş olması ya da hiç yapamamasıTüm bu belirtileri gözlemleyebilmek, hastalığın varlığını anlamak ve kesin tanı konulabilmesi için bebeğin ortalama 15 ile 18 aylık olması gerekmektedir. Bundan önceki dönemde çocuğun otizmli olup olmadığını anlamak pek mümkün olmamaktadır. Aynı zamanda ebeveynlerin bu belirtileri gözlemlemesi ve dikkatlerini çekmesi oldukça güçtür.Otizmli çocukla yaşamak ve bilmeniz gerekenler:Otizmli çocuklar çoğunlukla söylediğin bir kelimeyi ya da etraftan duydukları belirli bir kelimeyi sürekli olarak tekrar ederler.Otizmli çocuklar değişime karşı oldukça dirençlidirler. Kendilerinde ki ya da çevrelerindeki değişime karşı mutlaka tepki gösterirler. Alıştıkları durumların dışına çıkılmasından hoşlanmazlar.Otizmli çocukların bağ kurdukları bazı nesneler vardır ve bu nesneler onlar için oldukça önemlidir. Çoğunlukla bağ kurdukları nesneler ile sakinleşir ve kaybolduğunda oldukça huzursuz olurlar.Parlak renkli ya da hareketli olan nesneleri izlemeyi çok severler ve bu davranışı uzunca bir süre devam ettirebilirler.Otizmli çocuklar genellikle araba ile dolaşmaktan ve camdan dışarıyı – hareket eden nesneleri- izlemekten hoşlanırlar. Bu durum onların sakinleşmesine yardımcı olur.Otizmli çocuklar çoğunlukla acıya, ağrıya, aşırı sıcağa ve soğuğa duyarsızlardır. Bunun nedeni ise, vücutlarındaki bazı proteinlerin yeterince sindirilmeden kanlarına karışması ve morfin etkisi yaratmasıdır.Otizm hastalığında erken teşhis için herhangi bir laboratuar testi ya da yöntemi bulunmamaktadır. Bunun yerine bebeklik dönemindeki bazı anormallikleri iyi gözlemlemek takip etmek önemlidir. Örneğin, kucağa alındığında bebeğin sakinleşmemesi, bebeğin hiçbir nesne ile ilgilenmemesi, uzun süren ağlama krizleri, seslere tepki vermemesi, kucağa alınmamak için direnmesi gibi durumlar erken teşhis için önemli ipuçları oluşturabilir.Otizm tedavisinin en etkili olduğu kritik dönem 1-5 yaş arasıdır.Otizm tedavisinde sürekli ve yoğun bir şekilde eğitim oldukça büyük öneme sahiptir. Eğitimin sürekliliğinden kasıt hayatının her alanında evde,okulda,yolda olmalı ve etkili olabilmesi için yoğun bir şekilde gerçekleştirilmelidir.Uzman kişilerce belirli bir plan program yapılmalı ve bu program izlenerek çocuğun tedavisine ve eğitimine devam edilmelidir.Otizm hastalığını ortadan kaldıracak bir tedavi şekli maalesef yoktur. Ancak uzman kişilerce çocuğa özel hazırlanan tedavi ve eğitim programları sayesinde çocuk pek çok zorluğun üstesinden gelebilir, sosyal hayata adapte olabilir.

Devamını Oku
Saç Koparma Hastalığı – Trikotillomani

Saç Koparma Hastalığı – Trikotillomani

Belki de birçoğunuzun ilk defa duyduğu bu hastalık tıpkı alkolizm, uyuşturucu ya da sigara gibi bağımlılık kökenli bir rahatsızlıktır. Hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkin olduğu Saç Koparma Hastalığı psikolojik bir rahatsızlıktır. Bu hastalıkta kişi başından saç koparma, sakalından ya da vücudunun farklı bir noktasından kıl koparma dürtüsünü oldukça yoğun hisseder ve bunu gerçekleştirmeden rahatlayamaz. Kişi hastalığının farkındadır, bundan kurtulmak ister ancak bu dürtüye çoğu zaman engel olamaz.Trikotillomani Hakkında Bilmeniz Gerekenler:Hastalığın gözlendiği belirli bir grup bulunmamaktadır. Bu rahatsızlık her cinsiyette, yaşta ve ırkta gözlemlenebilmektedir.Hastalık hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir.Çocukluk döneminde görülen vakaların çoğunda kız-erkek sayısı eşitken, yetişkinlik döneminde görülen vakaların %90 kadarı kadındır.Çoğu kişi bu durumun bir hastalık olduğunu ya da bu hastalığa sahip olduğunu bilmemektedir. Az bir kesim ise bu rahatsızlığın bilincinde olarak uzmana başvurdukları gözlenmiştir.Türkiye’de yaklaşık durumun farkında olan ve olmayan 1,5 milyon hasta bulunmaktadır.Yapılan araştımalar sonucunda hastalığın ortaya çıkış noktasının çoğu zaman hayatınızın en stresli dönemine ya da en büyük acı ve üzüntüleri yaşadığınız dönemine geldiği gözlenmiştir.Çocuklarda görülen saç koparma davranışı bir süre sonra çoğunlukla kendiliğinden sönerden yetişkinlerde bu durum kronik bir hal almakta ve tedavi edilmezse de ömür boyu sürmektedir.Çoğu hasta ile yapılan görüşmelerde saç ya da kıl koparmanın ağrılı olup olmadığı araştırılmıştır. Kimisi koparma kaynaklı saç derisi ya da kıl kökü iltihaplanmasına bağlı olarak aşırı ağrı çekerken kimisi de tam tersi bir rahatlama yaşadığından bahsetmektedir. Hastalar ağırlıklı olarak kılın koparılması ile birlikte bir rahatlama hissettiklerinden ve bu nedenle bu dürtüyü engellemede güçlük çektiklerinden bahsederler.Trikotillomani hakkında bilinen en büyük yanlışlardan birisi ise, bu hastalığın obsesif bozukluklar yani takıntı rahatsızlığı ile karıştırılması ve öyle zannedilmesidir. Ancak saç koparma hastalığı daha çok dürtü kontrol bozuklukları arasında sayılmaktadır.Bu rahatsızlık farklı semptomlar göz önüne alındığında kombin bir hastalık olarak adlandırılabilir. Koparma dürtüsünü bastıramamak dürtü bozukluğu iken, davranışı yapmak için karşı konulamaz istek duyması ve engelleyememesi obsesif bozukluğu ve farkında olmazsızın saçı koparması ise tik bozukluğuna işaret etmektedir.Hastalığın ilerleyen evrelerinde veya süreç içerisinde eşlik eden diğer semptomlar ise, koparılan saçın yutulması, ağza alınması ya da emilmesidir. Bu durumda ilerleyen dönemde kişinin sağlığı açısından oldukça büyük risk taşımaktadır. Bağırsakta biriken saç yumakları, bağırsakları tıkayarak kişinin ölümüne bile sebebiyet verebilmektedir.Genel olarak bakıldığında fark edilmesi ve hastalık olarak adlandırılması zor olan Trikotillomani aslında kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığı açısından oldukça büyük bir risk taşıyan rahatsızlıktır. Bu nedenle kendinizin farkında olmak, eğer böyle bir durumla karşı karşıya iseniz bir profesyonelden yardım almak çok önemlidir.

Devamını Oku
Reflü Hastalığı

Reflü Hastalığı

Reflü nedir?Reflü, halk arasında bilinen ve sık sık rastlanılan bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Yemekten sonra ortaya çıkan şişkinlik, midenin yanması, ekşime, yemeklerin ağza geri gelmesi gibi durumlarla kendini gösterir. Bu durum çoğu kişide fazla yemeye bağlı olarak geçici olmakla birlikte kimi bireylerde ise kronik bir hal almıştır. Bu kişilerdeki belirtiler sürekli tekrar etmekte ve durum hastalık halini almaktadır. Uzmanlar ise, bu hastalığı Gastroözofageal reflü olarak adlandırmaktadır.Reflünün belirtileri nelerdir?Reflünün en sık gözlenen belirtilerinden birisi göğüste ağrı, batma hissidir. Kimi hastalar bunu yalnızca göğüslerinde değil, boyun, omuz hatta kollarda bile hissedebilir.Reflünün bazı belirtileri kalp hastalığında ortaya çıkan göğüs ağrısı, kol ağrısı, sırtta batma gibi belirtilerle benzerlik gösterebilir.Ağza acı su gelmesi şeklinde tanımlanan bir diğer belirtisi de bulunmaktadır. Kimi zaman yemek sırasında kimi zaman da yemek sonrasında oluşur. Başlangıçta yenilen yemek geri gelirken, bir süre sonra kötü bir tat bırakan acı bir su ağza dolar.Çoğu hastada ağza acı su gelmesi durumu özellikle yatarken ya da eğilirken daha fazla hissedilir.Karında şişlik ve hazımsızlıkMidede şiddetli ağrı ve yanmaSürekli olarak gelişen geğirtiAralarda tutan uzun süreli hıçkırıkİlerleyen dönemlerde kronik öksürük, boğazda gıcık hissiSes tellerinde asitin sebebiyet verdiği hasara bağlı ses kısıklığıAğız kokusu ve diş eti hastalıklarıReflü hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Reflü sırasında yemek borusundan geriye taşan asit yemek borusunda geçici ancak önlemleri alınmazsa kalıcı hasarlara neden olabilir.Reflü rahatsızlığı günümüzde zamanında teşhis konulduğunda ve önlemler alındığında tedavisi mümkün bir hastalıktır.İlaç tedavileri ve önlem tedavilerinin yanı sıra ameliyat yani cerrahi tedavisi de bulunmaktadır.Ameliyat tedavisi, yaşa, yemek borusunda asitin sebep olduğu hasara, belirtilerin şiddetine ve hastanın rahatsızlık durumuna göre belirlenmektedir.Çoğu reflü hastasına öncelikli olarak uzun süreli ilaç tedavileri uygulanmaktadır.Reflüyü önlemek için neler yapabilirsiniz?Aşırı miktarda yiyecek tüketiminden uzak durmalısınız.Yağlı, sağlıksız yiyecekleri tüketmemelisiniz.Düzenli bir şekilde, az az ancak sık sık beslenmelisiniz.Yemek yerken, lokmalarınızı yavaş bir şekilde çiğnemeye ve yutmaya özen göstermelisiniz.Reflü için özel olarak geliştirilen yastıklardan ve yataklardan faydalanmalısınız.Alkol, kahve ve asitli içeceklerden uzak durmalı ya da kararında tüketmelisiniz.Baharatlı yiyecekler, sirke, turşu gibi asit oranı yüksek besinleri tüketmekten kaçınmalısınız.Yemek yedikten sonra en az 1 saat süre ile uzanmamalı ya da yatmamalısınız.Sıvı tüketiminize dikkat etmeli ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirmelisiniz.Kilo kontrolünüzü sağlamalı, kilo almaktan kaçınmalısınız.Özellikle yemek yedikten sonra çok dar giysiler yerine rahat kıyafetleri tercih etmelisiniz.Sigara tüketiminden kaçınmalısınız.Stresten olabildiğince uzak durmalısınız.

Devamını Oku
Kolay Doğum Tavsiyeleri

Kolay Doğum Tavsiyeleri

Hamile kaldığını öğrenen anne adayları, hem heyecanlı hem de pek çok soru işareti ile dolu bir döneme de giriş yapmış bulunmaktadırlar. Ortalama 40 haftalık sürecek hamilelik yolculuğu başladığında genelde ilk ve öncelikli olarak düşünülen doğum sürecidir. Anne adayı bu süreci en sağlıklı şekilde atlatabilmesi için öncesinde mutlaka fizyolojik ve psikolojik olarak hazırlıklı olmalıdır.Anne-babalar için oldukça heyecanlı olan bu süreçte, hem daha rahat olabilmek, hem kötü deneyimler yaşamamak adına mutlaka hazırlıklar önceden yapılmalıdır. Her anlamda kolay ve rahat bir doğum gerçekleştirilmesi için anne adayının güçlü olması, kararlarını net bir şekilde vermesi ve sürece hazırlıklı olması gerekmektedir.İşte anne adaylarının çok daha rahat ve kolay bir doğum süreci geçirmesini sağlayacak 15 tavsiye:Sürecin en önemli başlangıç noktası hamile olduğunuzu öğrendikten sonra kendinizi hem fiziksel hem de ruhsal anlamda anne olmaya hazırlamanızdır. Bu noktada gerçekten çocuk sahibi olup olmak istemediğinizi, çocuk yetiştirmek için gerekli olan sabra ve özveriye sahip olup olmadığınızı net bir şekilde değerlendirmelisiniz. Yolculuğun bu kısmında yaşayacağınız en ufak tereddüt hem doğumda hem ileriki dönemlerde oldukça büyük sıkıntılar ve sorunlar yaşamanıza neden olacaktır.Yapılması gereken ikinci adım ise, gideceğiniz hastane ve doktora karar vermektir. Özellikle evinize yakın bir hastane tercih etmeniz bu süreçte işinizi kolaylaştıracaktır.Hamile kaldığınızı öğrendikten ve doktorunuza karar verdikten sonra hemen bir muayene görüşmesi ayarlamalısınız. Ve böylelikle hamilelik maceranız resmen başlamış olacaktır.Nasıl beslenmeniz gerektiğini, nelere dikkat etmeniz gerektiğini ve ek gıda ya da vitamin takviyeleri gibi konularda doktorunuzdan mutlaka bilgi almalısınız.Doktor kontrolünde ve ondan aldığınız bilgiler doğrultusunda mutlaka belirli egzersiz ve yürüyüş programları hazırlayın.Kendinize bir hamilelik ajandası oluşturun. Bu ajandayı beslenme saatlerinizi, egzersizlerinizi, duygu durumlarınızı not etmek için kullanabilirsiniz. Böylelikle hem her şey gözünüzün önünde olmuş hem de ileriki dönemler için güzel bir anı defteri kalmış olacaktır.Eşinizle birlikte maddi konuları netleştirmeye çalışın. Eğer çalışıyor iseniz hamileliğinizin son dönemlerinde çalışamıyor duruma geleceğinizi de göz önünde bulundurarak maddi bir planlama yapmanız işleri kolaylaştıracaktır. Bu noktada hastanenizden doğum ücret bilgisini almayı unutmayın.Doğum şekli tercihiniz hakkında düşünmeye başlayın. Hamilelik döneminin en zorlu ve karmaşık süreçlerinden birisi de anne adayının normal doğum ya da sezaryen doğum için karar verme sürecidir. Bu noktada önemli olan doktorunuzun verdiği bilgiler ışığında kendiniz ve bebeğiniz için en doğru kararı verebilmektir.Doğum öncesi hazırlık kursları, hamile yoga grupları, hamile egzersiz grupları gibi çeşitli aktiviteleri araştırın ve katılmaya çalışın.Hamileliğiniz süresince bol bol su tüketmeyi unutmayın!Bebek odasının hazırlıklarına ortalama 5. aydan sonra başlayın. Odanın hem bebeğiniz hem de sizin için konforlu bir alan olması gerektiğini unutmayın.Hamileliğiniz süresince doğum hakkında doğru kaynaklardan bilgi edinmeye, okumaya ve araştırmaya özen gösterin. Bu süreçte farklı doğum hikayeleri dinlemekten ya da bilgi kirliliğinden kaçının.Doğumla ilgili zihninizden var olan her türlü kaygıyı, korkuyu ve soru işaretini mutlaka doktorunuzla paylaşın. Bu süreç içerisinde psikolojik bir destek almanız gerektiğini hissettiğiniz noktada mutlaka bir uzmana başvurun.Eşinizin doğuma girip girmeyeceğini şimdiden netleştirin.Eşinizle hamileliğiniz ve hissettikleriniz hakkında konuşun. Hamilelik sürecinde onu kendinizden uzaklaştırmak yerine bu yolu sizinle yürümesine izin verin.Ve en önemlisi her ne olursa olsun, hamilelik sürecinizin tatlı heyecanını, mutluluğunu gereksiz kaygı ve korkuların gölgelemesine izin vermeyin. Bunun yerine derin bir nefes alın ve bu sürecin tadını çıkarmaya bakın…

Devamını Oku
1 2 ... 22 23 24 25 26 27 28 ... 31 32
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al