Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Sosyal anksiyete bozukluğu yani halk arasında bilinen diğer adı ile sosyal fobi, kişinin sosyal ortamlar içerisinde kendini rahatsız hissetmesi, kontrol edilemez ve şiddetli şekilde rezil olacağı ve yargılanacağı korkusuna kapılması gibi duyguları içeren bir kaygı bozukluğudur. Durumun Sosyal Anksiyete Bozukluğu olarak tanımlanabilmesi için, yaşanan korkunun ve kaçınmanın 6 ay ve üzeri süre ile devam ediyor olması gerekmektedir. Bir diğer önemli nokta ise, kişinin her türlü sosyal ortamda aynı şiddette kaygıyı yaşıyor olmasıdır. Ayırt edici bir diğer nokta için ise, korkunun sadece toplum içinde bir konuşma yapılacağı ya da performans sergileneceği zaman ortaya çıkıp çıkmadığının kontrol edilmesi gerekmektedir.Eğer;Başkalarının sizin hakkında ne düşündüğüne çok fazla önem veriyorsanız ve bu düşünceler sürekli olarak zihninizi kurcalıyorsa,İnsanlarla iletişim kurarken sürekli olarak zihninizde yanlış bir şeyler söylememek için hazır şablonlar bulunduruyorsanız,Yabancılarla konuşmaktan, yeni ortamlara girmekten, sosyal ortamın içerisinde yer almaktan şiddetle kaçınıyor ve bu tarz ortamlara girmemek için elinizden geleni yapıyorsanız,Sosyal hayatın içinde yaptığınız ufak hataları sürekli olarak zihninizde yaşatıyorsanız,Sosyal ortamlara ya da etkinliklere karşı duyduğunuz korku çarpıntı, mide bulantısı, el ayak titremesi şeklinde fiziksel etkiler gösteriyorsa,Hayatınızın her anını sosyal ortamlardan kaçınarak yaşamaya çalışıyorsanız ya da korkunuz hayatınızı şekillendirmeye başladıysa,mutlaka bir uzmandan yardım almalısınız!Tüm bu belirtiler sosyal anksiyete bozukluğunun habercisi olabilir ve kontrol altına alınıp, tedavi edilmez ise ilerleyen dönemlerde hayatınızı kabusa çevirebilir. Sosyal Anksiyete Bozukluğu hem ilaç tedavisi hem de psikoterapi ile desteklendiği zaman kısa sürede çözülebilmektedir. Tedavi süresi ortalama olarak 8 ile 12 ay arasında sürmektedir.Sosyal Anksiyete Bozukluğu hakkında bilmeniz gerekenler:Sosyal fobi yaşayan bireyler, topluluk içinde konuşma yapmak, umumi tuvaletleri kullanmak, telefon konuşması yapmak, toplum içerisinde yemek-içmek, toplantılara ya da partilere katılmak, başkalarının önünde soru sormak, yazmak, çalışmak gibi tüm sosyal içerikli aktivitelerden / davranışlardan kaçınırlar.Sosyal ortamlara maruz kaldıkları durumlarda çoğunlukla, şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, el-ayak terlemesi/titremesi, terleme, yüz kızarması gibi fiziksel belirtiler yaşarlar.Sosyal anksiyete çoğu zaman tek başına görülen bir rahatsızlık değildir. Panik atak, depresyon gibi diğer zihinsel rahatsızlıklarla bağlantılı olarak ortaya çıkabilir.Sosyal Anksiyete’nin psikolojik, çevresel ve biyolojik nedenleri olabilmektedir.Rahatsızlığın görülme yaşı değişkenlik göstermek ile birlikte ağırlıklı olarak 10-18 yaş arasında daha sık rastlanmaktadır.Sosyal Anksiyete Bozukluğu ile ilgili olarak başa çıkma yöntemleri hakkında bilgi edinebilirsiniz. Örneğin, yararsız düşünce şekillerine karşı mücadele, nefes egzersizi, korkularla yüzleşme gibi yöntemlerle sosyal fobinizle yüzleşebilirsiniz.Kaygılarınızın üstesinden gelebilmenizin en etkili yolu, kaçınmak yerine korkularınızın üzerine giderek onlarla yüzleşmektir. Kaçınma devam ettiği sürece, korkularınız hayatınızı ele geçirecektir. Mükemmel olmaya çalışmadan, içinde bulunduğunuz ana odaklanmak ve kendinize güvenmeniz bu süreçte faydalı olacaktır.

Devamını Oku
Hemşirelik Hizmetleri

Hemşirelik Hizmetleri

Hemşirelik Hizmetleri Yönetmeliğinin belirlediği yöntem, hedef, nizam, yönetmelik ve ölçüler doğrultusunda hemşirelik bakımının sağlanması, geliştirilmesi hizmetlerinin yönetimi ve denetimini sağlayan kişidir.Hastanın bakımını yaparken, insanların teneffüs, beslenme, ifna gibi temel ihtiyaçlarını dikkate alır. İlaç teminini sağlamak, iğne yapıp serum takmak, bandajlama ve tansiyon ile vücut ısısını ölçmek Hemşirelik Hizmetleri vazifelerinin arasındadır.Hemşirelik Hizmetinin sorumluluk alanlarını 4 ana başlık altında toplamamız mümkündür.Birinci İşlevi: Bireye, aileye ya da topluma koruyucu, geliştirici, tedavi ve rehabilite edici amaçlar ile hizmetlerin götürülmesi ve bu hizmetlerin yönetiminin sağlanmasına yardımcı olmak.İkinci İşlevi:  Hastalar veya hizmet sunumu yapılanlar ile birlikte sağlık personelinin eğitiminin sağlanması.Üçüncü İşlevi: Görev alanında sağlık bakımı ekibi içerisin de etkin bir şekilde rol almak.Dördüncü İşlevi: Gerek eleştirel düşünce gerekse araştırmalar yolu ile hemşirelik uygulamalarının geliştirilmesinin sağlanması.Hemşirelik eğitimi alan kişiler hemşirelik hizmetini hasta, sağlıklı, yaşlı, genç, zengin, fakir tüm insanların bulunduğu her ortamda ve alanda hizmet verme zorunlulukları bulunmaktadır. Kişilerin ruhsal ve bedensel olarak bu mesleğe hazır olması sonrasında da hemşirelik eğitiminin gerekliliklerini yerine getirmesi, hem kendi gelişimi hem de hizmet vereceği hastalar için oldukça önemlidir.Hemşire, eğitim sırasında kendine gösterilen ve öğretilen bilgileri uygulama sırasında hatasız yapmak zorundadır. İnsan sağlığının ele alındığı bir alanda hemşirelik hizmeti veren personellerin sağlık durumlarının korunması açısından da oldukça önemlidir.İnsan kaynakları sektöründe 2006 yılından bu yana İstanbul’da hizmet veren ve bu hizmeti yeni markası altına taşıyan Kalite İnsan Kaynakları, siz değerli müşterilerimize İŞKUR güvencesiyle Hemşirelik Hizmetleri portföyündeki güvenilir, tecrübeli ve işinde uzman hemşirelerimiz ile hizmet vermekteyiz.

Devamını Oku
Evlenmeden Önce Konuşun

Evlenmeden Önce Konuşun

EVLENMEDEN ÖNCE PARTNERİNİZ İLE MUTLAKA KONUŞMANIZ GEREKEN 5 ÖNEMLİ KONUEvlilik, bir birini seven iki bireyin birleşmesinin yanı sıra beraber çıkılan yeni bir yolculuğun da başlangıcıdır aynı zamanda. Bu yolculuğa çıkmadan önce bireylerin bir birlerini tanımaları, ilerleyen dönemde hayatlarını etkileyecek önemli konuları önceden konuşmaları, bir birlerine karşı açık ve net olmaları oldukça önemlidir.Genelde sahip olunan yanlış algı çiftlerin yalnızca bir birleri ile aynı düşüncede, inançta olurlarsa anlaşabilecekleri yönündedir. Oysa her insanın biricik olduğunu düşündüğümüzde bu durum oldukça hayalî kalmaktadır. Partneriniz ile bire bir aynı olmanız mümkün değildir ki aynı olmamız aslında en doğru ve sağlıklı olandır. Ancak bazı durumlarda ortak paydada buluşabilmek, hemfikir olmak ve aynı zamanda karşılıklı olarak farklı düşüncelere de saygı duymak evliliğin olmazsa olmazları arasındadır. Bu noktada asıl önemli olan ise, belirli noktaları önceden konuşup fikir birliğine varmaktır. Karşınızdaki insanın düşüncelerini, huyunu, davranışlarını değiştirmek yerine olduğu gibi kabul edebiliyor ve belirli bir noktada buluşabiliyorsanız “evet” demelisiniz. Bu şekilde uzun ömürlü bir evliliğe adım atmak mümkün olacaktır.Evlenmeden önce konuşulması gereken 5 önemli konu şu şekildedir;PARA:Evlendikten sonraki dönemde her iki birey çalışıyor da olsa ortak bir bütçeye sahip olmaya başlayacaksınız. Bu noktada bir birinizin para harcama alışkanlıklarını gözden geçirmeli, sizin hedeflerinizle, talep ve beklentileriniz ile uyumlu olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Evinize giren paranın kontrolünü ortak bir şekilde yapmalısınız. İhtiyaçlarınızı, önceliklerinizi belirlemeli ve doğrultuda bir bütçe planlaması yapmalısınız. Bu durumları evlenmeden önce konuşmak ve ortak bir karar varmak sonradan doğabilecek maddi içerikli sorunların önüne geçecektir.AİLE:Evliliğin gerçekleşmesinden, yürümesinden tutun da bitmesine kadar ailenin etkisi oldukça fazladır. Evleneceğiniz kişinin aile bireylerini ve aile yapısını yakından inceleyip tanımaya çalışmalısınız. Bu hem evleneceğiniz kişi hakkında fikir sahibi olmanıza hem de ona dair detayları daha iyi bir şekilde anlamlandırmanıza olanak sağlayacaktır. Her iki tarafta evlendikleri zaman ailelerinden ayrılacak ve kendi yaşamlarını kuracaktır. Bu noktada ortak yaşam alanınız ve ortak bir aile birliğiniz kurulacaktır. Evlilik öncesinde ise, anne babalarınıza ziyaret sıklığı, anne babaların gelip kalması, onlara yakın oturmak vs. gibi konuların mutlaka konuşulması ve fikir birliğine sağlanması gerekmektedir.ÇOCUK:Evliliğin bir diğer önemli kilit noktası ise çocuktur. Çocuk sahibi olma isteğiniz, çocuk yetiştirme şekliniz gibi konuları mutlaka önceden konuşmalısınız. Evlilik öncesinde bu gibi düşünceler her ne kadar uzak gibi görünse de bu konuyla ilgili düşüncelerinizi açık ve net şekilde anlatmalısınız. Çoğu evlilikte krizlere neden olan sorunlardan birisi çocuk sahibi olma zamanıdır. Çiftlerden birisi hemen bir çocuk sahibi olmak isterken bir diğeri bir süre evliliğin tadını çıkarıp birkaç yıl sonra çocuk sahibi olmak isteyebilir. Ya da biri çocuk sahibi olmak isterken diğeri bunu hiç istemeyebilir. İleriki dönemlerde daha büyük krizlerle karşı karşıya kalmamak adına bu konular evlilik öncesinde konuşulmalı ve her iki tarafta açıkça fikrini ortaya koymalıdır.ÇALIŞMA:Evlenmeden önce netleştirilmesi gereken bir diğer konu ise çalışma durumudur. Halk arasında yaygın olan düşünceye göre erkek çalışan evine ekmek getiren kişiyken, kadın evinde oturan ve çocuklarına bakan kişidir. Oysa günümüzdeki yaşam şartları ve değişen durumlar her iki kişinin de çalışmasına imkan sağlarken bir yandan da geçim sıkıntıları çekmemek adına zorunlu kılmaktadır. Özellikle evlilik öncesinde kadının çalışmıyorsa, istediği zaman çalışmaya başlayabileceğini ya da çalışıyorsa çocukları olduktan bir süre sonra da çalışma hayatına yeniden dönebileceğini açık ve net bir şekilde belirtmelidir.İŞ BÖLÜMÜ VE PAYLAŞIM:Evlilik öncesi üzerinde konuşulması gereken bir diğer önemli nokta ise çiftler arasındaki iş bölüşümü ve paylaşımdır. Bu noktada ev içerisinde ve dışında genel olarak sorumluluklarınızı ve yapacaklarınızı belirlemeniz, bu sorumlulukları eşit şekilde paylaşmanız oldukça önemlidir. Adil bir şekilde gerçekleştirilen iş bölümü çiftlerin hem özel hem de evlilik hayatını oldukça kolaylaştıracak bir etkendir. Her iki tarafında bütün sorumluluğu tek başına yüklenmesindense bunun doğru şekilde dağıtılması önemlidir. Bu nedenle evlenmeden önce partneriz ile bu konu hakkında konuşmalı ve ortak bir noktada buluşmalısınız.Tüm bu noktalar sizler için önemsiz, konuşulması gereksiz gibi görünse de bir evlilikte pek çok krize neden olan en temel konulardır aslında. Büyük umutlar, heyecan ve aşkla çıktığınız bu yolculuğun hayal kırıklığı, mutsuzluk ile sonlanmaması adına bu konuları masaya yatırmak, üzerine düşünmek ve karar varmak en sağlıklı ve doğru yol olacaktır.

Devamını Oku
Mobbing Nedir

Mobbing Nedir

Mobbing, en basit haliyle kişilerin iş yerinde uğradıkları psikolojik taciz olarak adlandırılabilir. Günümüzde çalışanlar için en zorlu durumlardan biri olan mobbing, sözel taciz ve şiddet, aşağılama, dalga geçme, küçümseme, mutsuz etme, dışlama, özgüvene zarar verme, motivasyonu düşürme gibi davranışları içermektedir. İş yerinde bir veya birkaç kişinin bir araya gelerek kişinin üzerinde baskı yaratmaya çalışması ve yıldırmak için uğraşması şeklinde de tanımlanabilir. Burada yapılmak istenen kişinin özgüvenini kırarak ve aşağılayarak işi bırakmasını ve pes etmesini sağlamaktır.Mobbing hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Mobbing kişiye yapabileceğinden çok daha fazla iş yükü yüklemek, kişiyi şirket içindeki sosyal ortamdan dışlamak, mesleki yeterliliğini sorgulamasına neden olarak özgüven sorunları yaşatmak şeklinde görülebilir.Mobbing’in düşey, yatay ve dikey taciz şekilleri bulunmaktadır. Düşey mobbing, üst düzey çalışanların astlarına uyguladıkları taciz şeklidir. Yatay mobbing, benzer pozisyonlarda çalışan kişiler arasında gerçekleşen taciz şeklidir. Dikey mobbing ise, çalışanların yöneticilerine karşı uyguladıkları psikolojik tacizdir.Çalışma hayatının temel sorunlarından biri haline gelen mobbing, kişinin hayatını pek çok yönden etkilemektedir. Hem psikolojik hem fizyolojik hem de sosyal etkileri bulunmaktadır.Kişinin meslek bütünlüğünün ve başarısının zarar görmesine neden olacağı gibi depresyon, uykusuzluk, panik atak, yüksek tansiyon gibi fiziksel rahatsızlıklara da neden olabilir.Yapılan hukuksal yenilikler ile günümüzde mobbing ile ilgili önlemler almak ya da psikolojik tacize uğradığında bununla ilgili işlemler yapmak mümkün hale gelmiştir. Mobbing hem tespit edilebilir hem de şikayet edilerek yardım alınabilir bir durum halini almıştır.Hukuksal anlamda mobbing’e uğrayan kişinin sahip olduğu haklardan bazıları; kendisine psikolojik tacizde bulunan yöneticiyi ya da iş arkadaşını dava etme ve tazminat isteme hakkı, kötü niyet tazminatı isteme hakkı, iş sözleşmesini haklı nedene dayanarak feshedebilme hakkı şeklindedir.Mobbing’e uğradığınız zaman neler yapabilirsiniz?Çalıştığınız kurumun yetkilileri ile yaşadığınız durumu paylaşmanız öncelikli olarak yapılması gerekenler arasındadır. Onlara açık bir şekilde içinde bulunduğunuz durumu ve hissettiklerinizi anlatmalısınız.Psikolojik tacizi gerçekleştiren kişiye karşı açık ve net bir uyarıda bulunmalısınız. Yaptığı davranışı durdurması gerektiğini dile getirmeli ve konu ile ilgili bilgi sahibi olan bir tanık bulmalısınız.Yaşadığınız her olayı, sözel olarak yapılan her tacizi, verilen gereksiz her iş yükünü ve tacize dair önemli olan her noktayı yazılı olarak not almalısınız.Gerekli ve ilerlemiş durumlarda bir psikologdan ya da psikiyatri uzmanından durumdan etkilenmenizle ilgili olarak yazılı bir rapor istemeniz faydalı olacaktır.İş yerinde güvendiğiniz ya da yakın olduğunuz arkadaşlarınız ile içinde olduğunuz durumu paylaşabilirsiniz. Böylece aynı sorunu yaşayan kişiler var ise toplu halde şikayette bulunmak etkili olacaktır.Size mobbing uygulayan kişiyi mutlaka onun bir üstünde olan bir yetkiliye şikayet edin ve durumu anlatın. Örneğin, tacizi gerçekleştiren kişi yöneticiniz ise yönetim kuruluna ya da insan kaynaklarına şikayette bulunmanız doğru olacaktır.

Devamını Oku
Menopoz Dönemi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Menopoz Dönemi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Menopoz dönemi, kadın için en hassas aynı zamanda da kaygılarla, bilinmezliklerle ve doğru bilinen yanlışlarla dolu bir dönemdir. Toplumda bilgi kirliliğinin oluştuğu en önemli konulardan birisi de kadınların menopoz dönemidir.Öncelikle, Menopoz Dönemi Nedir?Menopoz, kadınlardaki yumurta üretiminin durması ve yumurtalık fonksiyonlarının kalıcı olarak kaybolması sonucu adet kanamalarının durması anlamına gelmektedir. Menopoz dönemine girmiş olmak için son adet görülmesinin üzerinden yaklaşık 1 yıl geçmiş olması gerekmektedir. Menopoz dönemine girildiğini işaret eden birkaç belirgin nokta;Ani gelen sıcak basmaları ve terlemelerGece derin uyku sürelerinin kısalmasıAni öfke patlamalarıRuhsal değişiklikler, mutsuzluk, isteksizlikşeklinde sıralanabilir.Menopoz Dönemi Hakkında Bilmeniz Gerekenler Nelerdir?Menopoz döneminin başlama yaşı ortalama 50 yaş ve üzeri olarak belirlenmiştir. Ancak genetik özellikler doğrultusunda ‘erken menopoz dönemine’ girmek de mümkündür.Erken menopoz dönemine girilmesinin üzerinde en büyük etki genetik iken, sigara kullanımı, yeme bozuklukları, psikolojik rahatsızlıklar gibi etkiler de bulunmaktadır.Menopoz dönemi yalnızca ruhsal olarak değil fiziksel olarakta bir takım rahatsızlıkların ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. Kemik erimesi, kalp yetmezliği, uyku bozuklukları gibi rahatsızların meydana çıkabileceği bu dönemde mutlaka bir uzman kontrolünde olmak önemlidir.Menopoz dönemi konusunda doğru bilgi sahibi olmak ve bilinçli olmak süreci en sağlıklı ve doğru şekilde geçirmeniz açısından önemlidir. Bu süreci ne kadar bilinçli atlatırsanız, yaşlılık döneminiz de okadar sağlıklı geçecektir.Menopoz dönemi içerisinde bulunan kadınların %80’ni kadınlıklarının ya da cinsel yaşamlarının bittiğini düşünür. Oysa bu dönemde düşen hormon seviyeleri sebebi ile cinsel istekte azalmalar görünür ancak bu cinsel yaşamın sonlandığı anlamına gelmez.Menopoz döneminde kadınlar için riskli olan durumlardan birisi de rahim kanseridir. Bu nedenle menopoz dönemine girildikten sonra her 6 ayda bir mutlaka jinekolojik muayene yaptırılması gerekmektedir.Bir çok kadın için oldukça zor olan bu dönemde, hormonlarda değişiklikler sebebi ile kişinin duygu durumunda ve ruh sağlığında da çeşitli değişiklikler meydana gelir. Bu dalgalanmaların normal olduğunun bilincinde olmak gerekir.Kadınlar için zorlu olan bu süreçte yaşam kalitesini arttırmak ve bunun için çabalamak faydalı olacaktır. Burda yaşam kalitesini arttırmakla kast edilen egzersiz yapmak, kişisel bakıma dikkat etmek, sağlıklı beslenmek, psikolojik destek almak olarak sıralanabilir.Bu süreçte önemli noktalardan birisi de kadın için eş ve yakınlarının desteğidir. Özellikle bu dönemde eşlerden beklenen, daha anlayışlı olmak, kadına günlük işlerinde yardımcı olmaktır. Aynı zamanda çocuklarının ve yakınlarının da anlayışla yaklaşması önemlidir.Bu dönemde kendinizi motive etmek için dikkatini yönlendirebileceğiniz yeni etkinlikler, aktiviteler bulmak süreci daha rahat geçirmeniz için faydalı olacaktır.

Devamını Oku
Serviks Kanser

Serviks Kanser

SERVİKS (RAHİM AĞZI) KANSERİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLERJinekolojik kanser türleri arasında yer alan serviks yani halk arasında bilinen adı ile rahim ağzı kanserinin günümüzde görülme sıklığı giderek artmaktadır. Yapılan bilinçlendirme kampanyalarına, erkan tarama tekniklerine rağmen hastaların yalnızca %45’ne erken teşhis konulabilmektedir. Bunun nedeni ise, çoğu kadının rahim ağzı kanser belirtilerini ciddiye almaması, gerekli aşılamaları ve kontrolleri yaptırmamasıdır.Rahim ağzı kanseri nedir?Serviks, rahim boynunun diğer ismidir. Rahim içinde yer alan bu güçlü kas doğum sırasında bebeğin dışarı çıkışını sağlar. Serviks’in iç bölgesinde hücre tipinde bir tabaka bulunmaktadır. Çoğunlukla HPV virüsü nedeni ile bu hücrelerde gerçekleşen bozulma sebebiyle rahim ağzı kanseri meydana gelmektedir.Rahim ağzı kanseri ile ilgili bilmeniz gerekenler:Serviks kanser erken teşhis ile önlenebilir ve tedavi edilebilir bir kanser türüdür.Hastalığa neden olan risk faktörleri arasında en yaygın olanı HPV virüsüdür. HPV cinsel yolla bulaşabilen, rahim içinde enfeksiyonlara, yaralara ve siğillere neden olan, ilerleyen dönemde ise kanser oluşmasına etki eden bir virüstür.Hastalığa neden olan diğer faktörler ise; sigara kullanmak, düşük bağışıklık sistemi, çok fazla sayıda doğum yapmak, uzun süreli doğum kontrol hapı kullanmak, erken yaşta cinsel deneyim yaşamaktır.Rahim ağzı kanseri oluşmadan önlenebilecek bir hastalıktır. Bu nedenle serviks taramalar yaptırmak, rahim içinden örnek alınarak düzenli olarak bu bölgedeki hücre yapısını kontrol ettirmek oldukça önemlidir.Son yıllarda HPV virüsünü ve rahim ağzı kanserini önleyen aşılar bulunmuştur. Yapılan bilinçlendirme kampanyaları ile bilinir hale getirilmeye çalışılan rahim ağzı kanser aşısı hastalığın önlenmesi açısından oldukça önemli bir yer tutmaktadır.Özellikle cinsel hayatı başlamış olan kadınların her yıl düzenli olarak rahim ağzı kanser taraması yaptırması gerekmektedir. Bu test rahim içerisindeki hücre yapılarını kontrol eder. Bir anormallik olması durumunda ya da ileride kanser olma riskiniz var ise erken dönem tedavisi ve koruması uygulanır. Bu da hastalığın ortaya çıkışını büyük ölçüde engellemektedir.Rahim ağzı kanser belirtileri şu şekildedir; adet döneminde bozulma ya da adet dönemi dışında kanamalar, cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında anormal olan kanamalar, kötü kokulu vajinal akıntı, cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında hissedilen şiddetli ağrı, menopoz döneminde kanama. Eğer bu belirtilerden bir ya da birkaçına sahipseniz mutlaka bir uzmana görünmelisiniz.Rahim ağzı kanserinde görülen belirtilerin bir çoğu vajinal başka rahatsızlıklarda da görülebilmektedir. Bu noktada önemli olan belirtileri fark ettiğiniz anda mutlaka bir uzmana danışmanız gerektiğidir.Hastalığın tedavisi rahim ağzı kanserinin bulunduğu evreye göre farklılık gösterebiliyor. Tedavi şekilleri, cerrahi ya da radyoterapi olarak 2 ana başlıkta toplanabilir. Erken evrede olan kanserde cerrahi müdahale tercih edilirken ileri dönemlerde ise radyoterapik müdahale tercih edilmektedir.Hastalıktan korunmak için HPV virüsü aşısı yaptırmak, düzenli olarak Smear testi ya da HPV virüs taraması yaptırmak, cinsel yönden aktif iseniz mutlaka korunarak ilişkiye girmeniz, cinsel ilişkide tek eşli olmanız oldukça önemlidir.

Devamını Oku
Somatizasyon Bozukluğu Nedir?

Somatizasyon Bozukluğu Nedir?

Somatizasyon bozukluğu, tıbbi olarak açıklanamayan fiziksel ya da bedensel yakınmaların görüldüğü psikiyatrik bir durumdur. Hastaların somatizasyon  tanısı alabilmesi için yaşadıkları fiziksel yakınmaların ev, iş, sosyal ortamlarda da devam ediyor ve bu alanlardaki aktivitelerine engel oluyor olması gerekmektedir.Somatizasyon semptomları şu şekildedir;Vücutta yanma hissiSürekli yer değiştiren şiddetli ağrılarEl ve bacaklarda kasılmaKarın, mide ağrılarıVücudun çeşitli bölgelerine giren kramplarYeme ve tat alma duyusunda bozulmalarCinsel işlev bozukluklarıMide bulantısı, kusma, ishalŞiddetli göğüs ağrısıÇoğu zaman somatizasyon bozukluğuna sahip hastalarda bu şikayetlerin ne zaman, ne şekilde ve nasıl başladığı bilinmez. Ancak somatizasyon bozukluğundan kaynaklanan acının, ağrının ve problemlerin gerçek olduğu bilinmektedir. Hastaların yaşadığı bu semptomlar pek çok başka hastalıkta da görüldüğünden öncelikli olarak detaylı bir tıbbi kontrolden geçerler. Yapılan testler sonucunda herhangi bir fiziksel rahatsızlık saptanmaz ise oklar yoğun bir şekilde somatizasyon bozukluğunu işaret eder. Bazı durumlarda ise, beyine acı, ağrı ve hoş olmayan hisleri ileten sinirlerde problem meydana gelmiş olabilir.Somatizasyon bozukluğunun nedenleri nelerdir?Geçmişte ya da son dönemde yaşanan travmatik olaylar somatizasyon bozukluğuna neden olabilir. Çözülmemiş travmatik olaylar beyinde yoğun bir stres birikimine neden olur. Ve bu birikmiş stres sonucunda ise ortaya böyle bir rahatsızlık çıkabilmektedir. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, somatizasyon tanısı almış kişilerinin %80’ninde çocukluk ya da ergenlik dönemine ait bir travma bulunmaktadır.Aşırı stres. Kişinin zihni stres faktörleri ile baş edemeyecek duruma geldiğinde bunu bedenin farklı noktalarına yönlendirir, bu durumda ortaya çıkan somatik rahatsızlıklar aslında beynimizin bizi strese karşı koruma yöntemi sayılabilir.Somatizasyon bozukluğu tanısı almış bireylerde yapılan psikiyatrik muayene sonucunda mutlaka altta yatan bir psikolojik rahatsızlığa rastlanır. Yani somatizasyon bozukluğu bir hastalık değil, başka bir rahatsızlığın semptomudur aslında.Kaygı bozukluğu. Somatizasyon bozukluğu yaşayan bireylerin beden duyumlarına normalden çok daha fazla kulak verdiğini görürüz. Kendi bedenine bu kadar çok odaklanmanın bir sonucu olarak ufak bir ağrıyı bile çok şiddetli bir şekilde hissetmelerine neden olur.Depresyon. Depresyon dönemindeki bir birey, sürekli içe kapanık ve kendini dinler durumda olacaktır. Bunun bir sonucu olarakta yeniden kendi bedenlerine olan hassasiyetleri artacak, beden duyumları artacak ve hissedilen ağrılar ile ilgili olarak şiddetli kaygılar hissedeceklerdir.Somatizasyon bozukluğu tedavisinde en önemli noktalardan birisi altta yatan ve bu bozukluğa neden olan etkenleri bulabilmektir. Temelde varolan sorunlar saptanmadığı sürece bir tedavi uygulanması mümkün olmayacaktır. Çoğu hastada altta yatan bir travma ya da psikolojik başka bir rahatsızlık ise, bunlar tedavi edildiğinde somatizasyonun da otomatik olarak ortadan kalktığı görülmüştür. Tedavi sürecinde amaçlanan, kişinin yaşam kalitesini arttırmak ve normal bir yaşam sürebilmesi için yardımcı olmaktır. Çoğu durumda ilaç tedavisi uygulanmasa da bazı durumlarda gerekli görülebilir. Ağırlıklı olarak uygulanan tedavi yöntemi ise, bilişsel-davranışçı psikoterapi yöntemidir. Bu yöntemle kişinin yaşadığı negatif düşünceler belirlenir ve bunların olumlular ile yer değiştirmesi sağlanır. Böylece yanlış düşünce kalıplarının yerini doğruları alır ve bu da hastanın yaşadığı somatik semptomların ortadan kalmasına yardımcı olur.

Devamını Oku
Gerçek Bir Aile Olabilmek

Gerçek Bir Aile Olabilmek

Aile tanım olarak, evlenme ve kan bağı ile meydana gelen, aralarında akrabalık ilişkisi bulunan, çoğunlukla aynı evde yaşayan fertlerden oluşan ve bu fertlerin sosyal, kültürel, fiziki ve ekonomik ihtiyaçlarının karşılandığı en temel toplum birimidir. Aile, hem toplumun hem de bireylerin gelişimi açısından oldukça önemlidir. Bir ailenin içerisinde yer almak özellikle kişinin temel duygusal ihtiyaçlarını karşılaması, güvende hissetmesi, gelişmesi ve tamamlanması açısından büyük önem taşır.Genel olarak aile yapılarına bakıldığında kimi mükemmel şekilde işlerken kimi de oldukça zorlu ve problemli bir şekilde işlemektedir. Temelde iyi bir aile olabilmek, hem ailenin hem de aile içerisinde yer alan bireylerin ihtiyaçlarının giderilebilmesi için bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Yani aileyi aile yapan bazı temel yapı taşları vardır, bu taşlar doğru şekilde yerleştirilmezse aile dağılmaya yatkın bir hal alır.Peki, iyi bir aile olabilmek nasıl mümkün olur?Sevgi. Bir ailenin temel yapı taşı sevgidir. Sevgi temelli kurulmuş bir ailenin farkını anlamak oldukça kolaydır. İlk başta bir araya gelen çiftler arasında sevgi olmalıdır ki aileye katılacak gelecek fertler de bu sevgi bağı ile büyüyüp gelişebilsinler. Bir birini seven ebeveynlerin bulunduğu bir aile içinde büyüyen çocuklar, en temel ihtiyaçlarını yani sevgi ihtiyaçlarını doyurmuş olacaklardır.Saygı ve Önemseme. Bir ailenin en önemli temellerinden bir diğeri de saygı ve önemsemedir. Bu aile içerisinde yer alan tüm bireylerin büyük-küçük fark etmeksizin bir birlerinin duygu, düşünce ve davranışlarına saygı duyması, bir birini anlamaya çalışması ve bir birine değer vermesi anlamına gelmektedir. Bir birinin beklenti ve isteklerini önemsemek, her aile bireyinin ihtiyaçlarını eşit düzeyde karşılamakta bir ailenin iyi bir yapıya sahip olabilmesi açısından önemlidir.Güven. İyi bir aile birliği sağlamak açısından aile fertleri arasında sağlam bir güven bağı oluşması oldukça önemlidir. Bireylerin bir birlerine koşulsuz ve derin bir şekilde güvenmeleri aile içerisinde meydana gelecek kaygı, endişe, şüphe gibi can sıkıcı durumları ortadan kaldıracaktır. Bu güven bağı yalnızca eşlerin ilişkisinde değil çocuklarla olan ilişkilerde de önemli bir yere sahiptir. Ebeveynleri tarafından güven duygusu kazanan çocuklar ileriki zamanlarda da daha kaliteli bir yaşama sahip olacaklardır.İletişim. Aile bireyleri arasındaki iletişimin sağlıklı, açık, net ve doğrudan olması önemlidir. Her aile ferdi kendi duygu ve düşüncelerini yargılanmayacağını bilerek açık ve dürüstçe ifade edebilmelidir. Açık iletişime sahip olan aileler çok daha sağlıklı ve doğru bir ilişki düzenine sahiptirler. Kapalı iletişim içerisinde olan aileler ise, daha çok savrulmaya ve dağılmaya meyilli olurlar.Değerler ve kurallar. Her ailenin kendine has bir değerler ve kurallar bütünü vardır. Sahip olan değerler anne-babanın önceki yaşantılarından getirdikleri ve kendilerince yeniden yorumladıkları bir düşünceler bütünüdür. Kurallar ise, çiftlerin kendi aile bütünlükleri içerisinde oluşturduğu şeylerdir. Bir ailenin her birey tarafından kabul görmüş kurallara ve değerlere sahip olması o ailenin devam edebilirliği açısından oldukça önemlidir. Bu kuralların her birey için geçerli olması ancak gerekli bazı durumlarda da esneklik sağlayabilmesi doğru olacaktır.Sorumluluk, paylaşım ve işbirliği. Evliliğin temel amaçlarından birisi de hayatı birlikte paylaşarak iyi-güzel her durumu bir arada yaşayabilmektir. Bir aile içerisindeki bireyler bir birleri ile ne kadar çok paylaşım içerisinde bulunuyorsa bir birlerine bağlılıkları da o kadar kuvvetli olacaktır. Tüm bu paylaşım içerisinde ise önemli olan karşılıklı sorumluluk alabilmek ve işbirliği içerisinde bulunabilmektir. Eşlerin eşit oranda sorumluluk alması, işbirliği içinde bulunması, evdeki çocukların yaşlarına uygun olarak sorumluluk alması bir ailenin iyi bir yapıya kavuşmasında oldukça büyük bir öneme sahiptir.

Devamını Oku
Hayır Diyen Çocukla Başa Çıkma Yöntemleri

Hayır Diyen Çocukla Başa Çıkma Yöntemleri

Yapılan araştırmaların sonucuna göre, insan beyninde 2 farklı dönemde nöron gelişimi anlamında büyük sıçramalar yaşandığı saptanmıştır. Bu dönemlerden ilki 2 yaş dönemi bir diğeri ise ergenlik dönemidir. Bu dönemlerde beyinde meydana gelen değişimler aynı zamanda kişilik gelişimini de büyük ölçüde etkilemektedir. Bu dönemler özellikle çocuklar için oldukça hassastır. Etraftan gelen her tepkiyi tehlike olarak algılayabilir. Mücadelesi kendini ve varlığını korumaktır. Bu sebeple ‘hayır’ kelimesine sıkı sıkıya bağlanırlar.2 yaşındaki çocuğunuzun sebepsiz ağlama krizlerine, sürekli her şeye hayır demesine, hızlı bir şekilde değişen ruh haline mutlaka tanık olmuşsunuzdur. 2 yaş bebeklik döneminin ergenliği olarak da bilinir. Bu dönemde her şeyi reddederek ve hayır diyerek kendilerini gösterme yani varlık çabası içindedirler aslında. Yani ebeveynler için oldukça zorlu olan bu süreç aslında çocuğun kişilik gelişimi açısından faydalı ve olması gerektiği gibidir.Peki, ebeveyn olarak siz bu süreçte neler yapabilirsiniz?Öncelikle bu davranışın temelinde yatan nedenler hakkında bilgi sahibi olmanız oldukça önemlidir. Çocuk bunu anne-babayı sinirlendirmek ya da sabırlarını denemek için değil kendi varlığını koruyabilmek adına yapar.Çocuk ‘yapabiliyorum’ duygusunu, özgüvenini kazanmak adına ebeveynlerine karşı direnç geliştirir. Böylece sözü geçen siz değil, o olur. Bu tarz çatışmalardan kaçınmak adına çocuğunuzu kendi kararlarını kendisi verebilmesi için destekleyin. Dışarı çıkarken giyeceği kıyafetten, yapacağınız aktivite seçimine kadar her konuda kendisinin fikrini almaya özen gösterin. Böylece kararlarına önem verildiğini hisseden çocuğun ebeveynlere karşı olan bu ‘hayır’ duvarı zayıflamaya başlayacaktır.Çocuğunuzdan ‘hayır’ cevabını aldığınız noktada ona seçenekler sunun. Bu durumun sınırlarını belirlemek şartı ile sunduğunuz seçeneklerden birini seçmekte ona özgür irade yetisini kazandıracaktır. Seçenekleri 2 ya da 3 şekilde olacak şekilde sınırlandırın. Örneğin, parka mı gitmek istiyorsun yoksa sinemaya mı? şeklinde belirgin seçenekler sunabilirsiniz. Cevap süresini de ‘1 dakika içerisinde bir seçim yapmazsan senin yerine ben bir seçim yapmak zorunda kalacağım.’ şeklinde bir sınırlama getirilmelidir.Çocuğunuzla hem aranızdaki iletişimi geliştirmek hem de hayır duvarını aşmak adına oyunlar oynayabilirsiniz. Örneğin, hayır kelimesini kullananın yanması ya da hayır yerine kullanılabilecek kelimeler ya da evet ile hayır arasında yer alan olabilir-belki gibi kelimelerin kullanımı şeklinde olabilir.Çocuklar bu dönemde özellikle ebeveynlerini rol model alırlar ve her konuda taklit etmeye çalışırlar. Yani bu dönem çocuğun görerek ve taklit ederek öğrendiği bir dönemdir. Bu nedenle ebeveynler olarak sizlerin de ‘hayır’ kelimesini az kullanmanız, hayır yerine başka alternatifler tercih etmeniz oldukça önemlidir.‘Hayır’ duvarını aşmak konusunda ebeveynlerin taviz vermeden, tutarlı bir şekilde davranmaları çok önemlidir. Doğru üslup ve iletişim yöntemleri ile bu sınırı korumanız size yardımcı olacaktır.

Devamını Oku
1 2 ... 21 22 23 24 25 26 27 ... 32 33
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al