Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü

Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü

Tüm dünyada ve ülkemizde her yıl 21 mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü olarak kabul edilmektedir. Toplumda Down Sendromu konusunda farkındalık yaratmak, bireylerin bilgilenmesini ve bilinçlendirilmesini sağlamak amacı ile bugünde çeşitli etkinlikler, aktiviteler ve seminerler yapılmaktadır.Peki, Down Sendromu nedir?Down Sendromu, temelde genetik farklılığın neden olduğu bir hastalıktır. Down Sendromu bir hastalıktan çok ‘Farklılık’ olarak tanımlanmaktadır. Dünya üzerinde bu farklılığa sahip yaklaşık 6 milyon insan bulunmaktadır. Down Sendromu, vücut hücrelerimizde fazladan bir kromozom bulunması ile ortaya çıkan genetik bir durumdur. Bu nedenle hastalıktan çok genetik bir farklılık olarak adlandırılır. Vücudumuzda bulunan 21. Kromozomun 2 tane olması gerekirken 3 tane olması ile meydana gelen bir sendromdur.Down Sendromu hakkında bilmeniz gerekenler:Down Sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır!Down Sendromu annenin hamileliği sırasında yapılan bazı taramalar ve testler ile önceden belirlenebilmektedir.Down Sendromu 3’e ayrılır; Trizomi 21, Translokasyon ve Mozaik.Bu genetik farklılığa sahip çocuklarda belirli ve ortak fiziksel özellikler görülmektedir. Örneğin, küçük ve çoğunlukla yuvarlar yüz, çekik gözler, kalın ense, küçük ve basık burun, küçük ağız gibi fiziksel görünüme sahiptirler.Down Sendromuna sahip çocuklar ortalama 20-85 arasında zeka puanına sahiptir.Bu genetik farklılığa sahip çoğu çocuk oldukça geç öğrenip, çabuk unutma eğilimindedir.Down Sendromu tedavi edilebilen bir hastalık değildir. Ancak genetik farklılığın neden olduğu başka semptomlar görülebilir. Örneğin, kalp rahatsızlıkları, sindirim hastalıkları gibi. Bu nedenle Down Sendromu tanısı konan her birey mutlaka kapsamlı olarak sağlık taramasından geçirilmelidir.Down Sendromlu çocuklar kilo almaya oldukça eğilimli olurlar. Bu nedenle tedavi planlaması içerisinde beslenme programına mutlaka yer verilmelidir.Bu farklılığa sahip özel çocukların çoğu genelde karşılıksız severler, taklit yetenekleri oldukça gelişmiş olur, doğayı ve hayvanları severler, güler yüzlüdürler.Down Sendromuna sahip çocukların ailelerine pek çok sorumluluk düşmektedir. Ailelerin öncelikle bunun bir hastalık değil genetik bir farklılık olduğunu kabullenmesi ve çocuklarına bu şekilde yaklaşması çok önemlidir.Bu farklılığın tıbbi bir tedavisi bulunmamaktadır ancak ailelerin maksimum düzeyde sevgi, ilgi ve şefkatle çocuklarının yanında olmaları ve onları desteklemeleri çocuğun gelişimi açısından çok önemlidir.Bunun dışında Down Sendromlu çocukların mutlaka özel eğitim alması gerekmektedir. Özel eğitim, dil eğitimi, fizik tedavi gibi programlarla toplumsal hayatın içerisinde oldukça rahat yer edinebilmektedirler.Down Sendromu bir hastalık ya da eksiklik değildir! Farkına varılması gereken en önemli nokta budur. Onlar bizden eksik değil hatta bir fazla olan çok özel çocuklardır. Bunun farkında olduğumuz, her birimizin üzerine düşeni bu konuda gerçekleştirdiği, Down Sendromlu çocuklarımızın hayatın içinde kolayca yer bulduğu, ayrıştırılmadığı güzel ve renkli bir dünya dileği ile…

Devamını Oku
Sınav Kaygısına Son

Sınav Kaygısına Son

SINAV KAYGISINDAN KURTULMANIZA YARDIMCI OLACAK 10 ADIMGünümüzde sürekli olarak değişen eğitim ve sınav sistemi ile gençlerin sınava dair algısı, stres düzeyi de değişmektedir. Çoğu genç sınav öncesinde ve sınav dönemlerinde oldukça streslidir. Bu dönem yalnızca sınava hazırlanan gençler için değil aynı zamanda onlara destek olan ebeveynleri için de oldukça stresli bir süreçtir.Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, doğru miktarda hissedilen kaygı ve yaşanan stres başarıya destek olmak ve motivasyonu arttırmak gibi bir işleve sahiptir. Bu nedenle hissedilen kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayacağı gibi, bunu işe yarar bir seviyeye indirmek ve bu noktada kalmasını sağlamak oldukça önemli ve işlevseldir. Dikkat edilecek ve üzerinde durulacak birkaç nokta ve yöntem ile bunu sağlamak aslında oldukça basittir. Bu süreçte dikkatini sınavdan daha çok sınavda yaşayacağı kaygı,endişe üzerine yoğunlaştıran bireylerin aslında bu kaygı durumunu yönetmek için neler yapabileceği üzerine yoğunlaşması oldukça fayda sağlayacaktır.Öncelikle gerçeklik seviyesi ve uygulanabilirliği yüksek bir çalışma programı hazırlanmalıdır. Burada gerçeklikle kastedilen çocuğun ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması ve buna uygun bir program hazırlanmasıdır. Örneğin, program içerisinde çocuğun sosyal aktivitelere ve dinlenme zamanlarına yer vermek gibi.Nefes aldırmayan, çocuğun ihtiyaçlarına karşılık vermeyen, baskıcı programlardan kesinlikle uzak durulmalıdır! Bu yapıcı bir etki yerine çocuğun üzerinde baskılayıcı ve kaygı düzeyini arttırıcı bir etkiye sahip olacaktır.Süreç içerisindeki en önemli nokta ise anne-babanın desteğini hissettirmesidir. Bu noktada aşırı kontrolcü ve mükemmeliyetçi olmakta çocuğa zarar verecektir. Bunun yerine anlayışlı, destekleyici bir tutum sergilemelisiniz.Ebeveynlerin çocuklarının motivasyonlarını destekleyici tavır ve tutumda olmaları önemlidir. Süreç içerisinde, motive edici konuşmalar yapmak, ödüllendirmeler yapmak etkili olacaktır.Gençlerin tüm süreç boyunca beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeleri önemlidir. Doğrudan bir etkisi yokmuş gibi görünse de beslenme sınav kaygısı üzerinde oldukça etkilidir. Örneğin, stresi azaltmak için meyve tüketmek gerektiği, sabahları mutlaka kahvaltı ederek güne başlanması, balık tüketiminin konsantrasyonu arttırdığı, baharatlı ve aşırı yağlı yiyeceklerin stres düzeyini arttırdığı yapılan araştırmalar ile ortaya konmuştur.Süreç içerisindeki önemli bir diğer nokta ise bireyi neyin heyecanlandırdığını ve endişelendirdiğini keşfetmesi ve bulmasıdır. Daha sonra zihinsel sürecini bu düşünce üzerinden şekillendirmelidir. Gençlerdeki kaygı durumu pek çok farklı sebepten ortaya çıkabilir. Örneğin, başarısız olma korkusu, etrafımdaki insanlar ne der korkusu, bildiği şeyi yapamayacağını ya da başaramayacağını düşünme korkusu gibi.Şiddetli kaygı hissedilen ve endişe duyulan anlarda zihni daha güvenli bir alana odaklamak bu kaygının azalmasına ve kontrol altında tutulmasına olanak sağlayacaktır. Örneğin, kaygı seviyesi yükseldiğinde kişinin daha önceden elde ettiği başarılara odaklanması onun zihnini daha iyi ve güvende hissettiği bir alana taşımasını sağlayacaktır.Süreç boyunca olumsuz içeriklerden çok olumlu içerikler belirlenmelidir. Hem genç hem de ebeveynleri iletişimlerini olumlu içerikler üzerinden ilerletmelidir. Olumsuz cümle kurumundan, olumsuz anlamlı kelimelerin kullanımına kadar dikkat edilmelidir.Ebeveynlerin bu süreçte kaygıyı tetikleyebilecek tüm davranışlardan uzak durması gerekmektedir. Aynı zamanda çocuğun hayatında spora, sanata ya da sevdiği herhangi bir sosyal aktiviteye yer açabilmesi için destek sağlamalıdır.Tüm bunların dışında ebeveynlerin çocuklarını profesyonel bir yardım alma konusunda da desteklemesi oldukça önemlidir. Bu şekilde çocuk stres yönetimi, kaygıyla baş etme yöntemleri gibi konularda profesyonel bir destek alarak daha donanımlı hale gelebilecektir.

Devamını Oku
Araç Tutmasına Karşı Önlemler

Araç Tutmasına Karşı Önlemler

Taşıt tutması yani halk arasında bilinen diğer adı ile araç tutması oldukça yaygın olmasına rağmen çoğu kişi tarafından hem nedeni hem de bir rahatsızlık türü olduğu bilinmemektedir. Taşıt tutması yaşayan kişiler için uzun yolculuklara çıkmak hatta kimi zaman kısa mesafeli yolculuklar bile kâbus haline dönüşmektedir.Taşıt tutması, yalnızca araba yolcuklarında değil gemi, uçak gibi taşıtlarla yapılan yolculuklarda da ortaya çıkabilir. Kendisini mide bulantısı, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, terleme, el-ayak titremesi şeklinde gösteren bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın nedeni ise vücudumuzdaki sinir sistemi içerisinde yer alan vagüs sinirinde meydana gelen dengesizlik durumudur. Günümüzde maalesef ki bu rahatsızlığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi bulunmamaktadır. Yolculuk öncesinde kullanılacak ilaçlar mevcut olduğu gibi alınması gereken bir takım önlemler de bulunmaktadır.Taşıt tutmasına karşı almanız gereken önlemler nelerdir?Öncelikle, yolculuğa çıkmadan önce kendinizi rahatlatmanız önemlidir. Örneğin, yolculukta gene tutma yaşayacağınızı, kötü geçeceğini düşünerek kaygı seviyenizi yükseltmek muhtemelen bunları gerçekten yaşamanıza neden olacaktır.Yolculuktan önceki gün düzenli beslenmeye dikkat edin. Özellikle yolculuğa sabah erken saatlerde çıkacaksanız, bir önceki akşam ağır yemekler yemekten kaçının.Yolculuk sabahında midenizi fazla yormayacak şekilde kahvaltınızı yapınız. Aç karına yolculuğa çıkmak, tutulma riskini arttıracaktır.Yolculuğunuz için tercih ettiğiniz taşıtın mümkün oldukça sallanmayan, sarsılmayan yerinde yer ayarlayarak yolculuğunuzu gerçekleştirin. Örneğin, otobüse biniyorsanız ters oturmayın ya da araba ile yolculuk yapacaksanız ön koltuğu tercih etmelisiniz.Taşıt içerisinde yolculuk yaparken kitap okumaktan, telefon ya da tablet ile oynamaktan kaçınmalısınız. Bu durum vagüs siniri üzerindeki uyarılmayı arttırarak sizin taşıt tutulması yaşamanıza neden olacaktır.Yolculuk boyunca başınızı aşağı, yana çok fazla eğmemeye özen gösterin. Mümkün oldukça minimal hareketler ile hareket edin.Mide bulantınız olduğunu hissettiğiniz anda gözünüzü kapatın, 20 saniye kadar kapalı bekledikten sonra uzak bir noktaya bakarak gözlerinizi yavaşça açın.Yolculuğunuz süresince kullandığınız taşıta göre araç içerisini mutlaka havalandırın. Örneğin kendi aracınız ile yolculuk yapıyorsanız 15 dakikada bir camı açarak içeriye temiz hava girmesini sağlayın.Taşıt tutmasını önlemenizin ve rahat bir yolculuk yapmanızın bir diğer önemli noktası ise su tüketmenizdir. Yolculuk süresince içerisine bir şeker attığınız suyu ufak yudumlar halinde, sık sık tüketmeye özen gösterin. Bu hem gerekli sıvıyı almanıza hem de kan şekerinizin aniden düşerek mide bulantısı, baş dönmesi yapmasının önüne geçecektir.Eğer kendi aracınız ile yolculuk yapıyorsanız her iki saatte bir beşer dakikalık molalar verip, açık havada yürüyebilir ve temiz hava alabilirsiniz. Bu vagüs siniri üzerindeki uyarılmayı azaltarak rahatlamanızı sağlayacaktır.

Devamını Oku
Güne Zinde Başlamak İçin Tavsiyeler

Güne Zinde Başlamak İçin Tavsiyeler

Kısalan günler, uzayan işler derken kış aylarının tam da ortasına gelmiş bulunmaktayız. Hep bir şeyleri yetiştirme telaşı, hep bir şeylerin acelesi, uzayan yapılacaklar listesi, ev işleri, toplantılar, trafik derken akıp giden zamanların tam da içindeyiz. Durum böyle iken en çok ihtiyacımız olan şey ise, güzel bir gece uykusu ve ardından güzel ve enerjik bir sabah uyanmak oluyor. Oysa bizler bunun tam aksine oldukça yorgun uyuyor ve dinlememiz gereken yerde çok daha yorgun bir şekilde uyanıyoruz.Gelişen yaşam şartları içinde stresten uzak durmak ya da koşturmadan kaçmak pek mümkün görünmese de aslında güzel bir uykunun ya da güne enerjik bir başlangıcın hayatınızda çok fark yaratabileceğini biliyor musunuz? Şehir insanları olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey belki de zinde olmak, bitmeyen bir enerji ile günlerimizi yaşamak. O halde güne zinde başlamak ve çok daha enerjik bir başlangıç yapmak için neler yapabilirsiniz?İşte, gününüzü güzelleştirecek 10 tavsiye:Güzel bir sabaha uyanabilmenin bir numaralı kuralı güzel bir uyku uyumaktır. Yapılan araştırmalar 6 ila 8 saat arasındaki uykunun yetişkin bir birey için yeterli olduğunu göstermektedir. Bu noktada sizlerde uyanma saatinize göre 6 ya da 8 saat evvelinden uykuya gidecek şekilde kendinizi ayarlamalısınız.Sabahları uyanır uyanmaz yataktan çıkmamalısınız. Özellikle çalışan kişiler için bu maddeyi gerçekleştirmek zor olabilir ancak gerekiyorsa alarmınızı bir 15 dakika erkene kurarak siz de bunu deneyebilirsiniz. Uyandıktan sonra yatakta 10-15 dakika beklemek hem vücudunuzu hem de metabolizmanızı uyanmaya hazır konuma getirmek için faydalı olacaktır.Yataktan kalkın ve pencerenizi açın. Odaya temiz havanın dolmasına ve odanın içerisindeki oksijen seviyesinin yükselmesine izin verin.Odanıza oksijen doladursun siz de yatağınızın kenarına oturun ve birkaç basit egzersiz hareketini yapın. Bu bütün gece hareketsiz kalan kaslarınızın ısınmasına ve güne hazırlanmasına yardımcı olacaktır. Örneğin, basit boyun, sırt ve kol egzersizleri yapabilirsiniz.Egzersizlerinizi yapmaya başlamadan önce mutlaka müzik açın. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki sabahları uyandığınızda dinlediğiniz şarkıların gün içerisindeki modunuzun üzerinde oldukça etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle geceden hareketli bir playlist hazırlayabilir ve sabah uyandığınızda bu listeyi dinleyebilirsiniz.Yataktan kalktıktan sonra banyoya gidip elinizi ve yüzünüzü mümkün olduğu kadar soğuk su ile yıkamakta size kendinizi iyi hissettirecektir.Bir bardak su için! Tüm gece hareketsiz kalan beden aynı zamanda da hareketsiz kalan metabolizma anlamına gelmektedir. Metabolizmanızı uyandırmak ve size gün içinde ihtiyacınız olan enerjiyi üretmeye başlamasını sağlamak için bir bardak su için ve gün içerisinde de sıvı tüketmeye devam edin.Güzel bir kahvaltı yapın! Güzel bir kahvaltı demek illa uzun uzun kurulacak sofralar ve hazırlanacak kahvaltılar demek değildir. İçerik bakımından oldukça zengin olan çok pratik kahvaltılar da bulunmaktadır örneğin, mısır gevreği, yulaf ezmeleri, meyveler gibi. Size en uygun kahvaltıyı belirleyin ve metabolizmayı ayağa kaldırmak için mutlaka kahvaltı yapın. Mümkün olduğunca bir gece önce ertesi gün için hazırlıklarınızı yapmaya ve tamamlamaya çalışın. Örneğin, ertesi gün toplantıda ne giyeceğinize karar vermek, yanınıza almanız gerekenleri masanın üzerine hazırlamak, sabah ki sandviçinizi geceden hazırlayıp dolaba koymak güne çok daha zinde ve hızlı başlamanızı sağlar.Zihninizde günün kısa bir kurgusunu ve provasını yapın. Bu şekilde gerçekleştireceğiniz zihinsel canlandırma sizi belirsizliklerden kurtaracak ve önünüzde yaşanmayı bekleyen gün ile ilgili olarak fikir sahibi olmanızı sağlayacaktır. Bu da sizin rahatlamanıza neden olacaktır.

Devamını Oku
Bebeğiniz Size Ne Anlatmak İstiyor

Bebeğiniz Size Ne Anlatmak İstiyor

Çoğu anne için çocuk yetiştirmenin en zorlu süreci bebek dünyaya geldikten sonra başlar. Hamilelik süresince ‘Ya çocuğum için iyi bir anne olamazsam?’ endişeleri yerini ‘Ya çocuğumun ne istediğini anlayamazsam?’ korkularına bırakır. Her anne çocuğunun ne istediğini, neyi sevip-sevmediğini, nelerden korktuğunu bilmek ister. Dil gelişimi başlayana dek bu yalnızca bebeğinizin mimiklerini, yüz ifadesini ve çıkardığı sesleri tanımlayabilmek ile mümkündür. Dil gelişimini tamamlayan çocuk ise kendi istek ve beklentilerini, duygularını açıkça ifade edebilecek duruma gelmektedir.Aslında bebekler çoğu duygularını (kızgın, üzgün, neşeli, korkmuş) yüz ifadeleri ve çıkardıkları seslerle ifade edebilmektedir. Bu ifadeler annelik içgüdüsü ile birleştiğinde arada sağlıklı bir ilişki kurmak aslında sanıldığı kadar da zor değildir. Örneğin, korktuğunda gözlerini kocaman açması, sıkıldığında elindeki nesneleri fırlatma refleksi göstermesi ya da acıktığında parmaklarını emmeye başlaması kendi ifade edebilmek adına seçtiği yollardan bazıları arasında yer alır.İşte, bebeğinizin başlıca duyguları ve bunları ifade etme şekli:Şaşkınlık :Bebeğiniz ağzı açık, kaşları kalkık bir şekilde bir nesneye ya da kişiye gözlerini dikerek bakıyorsa bu onun şaşırdığı anlamına gelmektedir. Bizler için sıradan görünen hatta çoğu zaman farkında bile olmadığımız nesneler bebekler için oldukça ilgi çekici görünmektedir. Bebeğinizin her şeyi ilk defa gördüğünü ve deneyimlediğini unutmamanız gerekmektedir. Onun için zararlı değil ise dokunmasına ve keşfetmesine izin verin.Üzüntü – Ağlama :Bebeğinizin ağız kenarları aşağı doğru sarkmışsa, gözleri dolmuşsa, çenesi ve elleri titriyorsa muhtemelen ağlamak üzeredir ve üzüntülü bir hal içindedir. Bu gibi belirtileri gördüğünüz zaman bebeğinizi kucağınıza almanız, mümkünse sessiz ve sakin bir ortama geçmeniz ve onu sakinleştirmeniz doğru olacaktır. Bebeğinizi kucağınıza alarak, sarılarak ya da sesinizle sakinleştirmeniz mümkün olacaktır.Kızgınlık :Gözlerinde ve yanaklarında kızarma, nefessiz kalacak şekilde ağlama, elleri ve ayakları ile itme refleksi sergileme gibi belirtiler bebeğinizin kızgın olduğunun işaretidir.  Bebekler acıktıklarında, yorulduklarında, uykuları geldiğinde ya da altları uzun süre değiştirilmediğinde kızabilir ve bu belirtileri sergileyebilirler. Bu noktada en hızlı ve doğru şekilde bebeğinizin ihtiyacını karşılamanız ve onu sakinleştirmeniz önemlidir.Korku :Bebeklerin en sık ve yoğun yaşadığı temel duygulardan biri de korkudur. Bizler için sıradan ya da normal gelen sesler, mimikler onlar için oldukça korkutucu olabilir. Örneğin, yoldan geçen bir ambulans sireni ya da evde çalıştırdığınız elektrik süpürgesi sesi gibi sesler onları korkutabilir. Bu durumda bebeğiniz gözlerini kocaman açarak donup kalabilir ya da şiddetli bir şekilde ağlayabilir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda en hızlı şekilde bebeğinizi kucağınıza alıp sarılmanız ve onu sakinleştirmeniz oldukça önemlidir.Mutluluk ve Neşeli Olma :Bebeğinizin suratında kocaman bir gülümseme görüyor hatta bazen içinizi titretecek kadar içten bir kahkaha sesi duyuyorsanız o an her ne yapıyorsanız yapmaya devam edin çünkü bebeğiniz çok mutlu! Böyle zamanlarda ona keyif veren, onu güldüren ve eğlendiren şeyleri sürdürmeniz ve tekrar etmeniz doğru olacaktır. Böylece bebeğiniz mutlu olacak ve kendini güvende hissedecektir. Bu durumda ona karşılık vermeniz, ona içten bir tebessümle bakmanız aranızdaki bağın güçlenmesini sağlayacaktır.

Devamını Oku
Bebeklerde Emzik Kullanımı

Bebeklerde Emzik Kullanımı

Günümüzde bebek bakımı ile ilgili olarak en çok tartışılan konulardan birisi de emzik kullanımı hakkındadır. Kimi uzmanlar tarafından faydalarının olduğu iddia edilirken kimi uzmanlar tarafından ise zararlarının var olduğu üzerine önemli görüşler sunulmaktadır. Uzmanlar arasında yaşanan bu kararsızlık durumu anneleri de bebekleri dünyaya geldikten sonra emzik verip vermeme konusunda bir kararsızlığa sürüklemektedir. Emzik kullanımının zararları, faydaları tartışılıyor olmasına rağmen yapılan araştırmalara göre annelerin ortalama %85’i emzik kullanmaktadır.Bebeklerin sakinleşmesi, emme reflekslerinin güçlenmesi gibi fayları bulunan emziğin kullanım zamanı, nedeni ve şekline dikkat ederek kullanmak asıl önemli olan noktadır. Bu noktada emzik kullanımı hakkında nelere dikkat etmeniz gerektiğine değinmek doğru olacaktır. Bebeklerde emzik kullanımı hakkında bilmeniz gerekenler:Emzik kullanımı ile ilgili bilinmesi ve dikkat edilmesi gerek en önemli nokta emzik kullanımını en doğru yaş aralığında başlatmak ve bitirmektir. Bebek 1 aylık olduktan sonraki süreçte başlayan emzik kullanımı ortalama 2 yaş civarında mutlaka bıraktırılmalıdır.2 yaş sonrasında emzik kullanımına devam eden çocuklarda dişlerde kayma, yer değiştirme, çene problemleri, kulak ve burun rahatsızlıkları gözlemlenebilir. Ebeveynler bu noktada dikkatli olmalıdır.Bazı bebekler oldukça güçlü bir emme refleksi ile dünyaya gelirler. Bu tarz bebekler sürekli olarak anneyi emmek isteyeceğinden ve durum bir süre sonra anne için oldukça can yakıcı olacağından bu noktada emzik kullanımı faydalı olacaktır.Emzik kullanımının faydaları arasında, bebeğin emme refleksini güçlendirmesi, emme refleksini tatmin etmesi, uykuya daha rahat dalması gibi durumlar bulunmaktadır.Emzik kullanımı bebeklerdeki parmak emme gibi alışkanlıkların ortaya çıkmasının da önüne geçmektedir.Emzik kullanımının bir diğer faydası ise bebeğin emziği eli ile tutması, düşürdüğünde aramaya ve alıp yeniden ağzına götürmeye çabalaması da bir gelişimsel artı olarak görülmektedir.Eğer emzik kullanmaya karar verdiyseniz doğru emzik seçimi de bu noktada oldukça büyük önem taşımaktadır. Bebeğinizin içinde bulunduğu aya bağlı olarak ihtiyacı olan büyüklükte, silikon ya da kauçuk emzik tercih etmelisiniz.Emzik kullanımının olumsuz noktalarından biri ise, emzik sürekli olarak dışarıya açık ancak bebeğinizin ağzıyla temas eden bir üründür. Temizliğine ve hijyenine dikkat edilmediği taktirde enfeksiyon yaratma riski yüksektir. Emzik kullanırken temizliğine önem vermeniz gerekmektedir.Uzmanlar tarafından önerilen emzik kullanımı sürekli olmak yerine bebeğin uykuya geçiş sürelerinde verilebileceği ve bunun bebeğe daha faydalı olacağı yönündedir.Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bir diğer nokta ise, emzik alışkanlığının bırakılması noktasında akılcı ve uzlaşmacı yollar seçilerek emzik bıraktırılmaya çalışılmalıdır.Yukarda da belirtilen faydalar ve zararlar göz önünde bulundurulduğunda en doğru kararı bebeğinizin ihtiyaçları doğrultusunda siz ebeveynler vereceksiniz. Annenin bebeğini emzirmesi, anne sütünün önemi, emzirmenin anne-bebek bağına etkisi gibi konuların önemi zaten bilinmektedir. Bunun yanında ise, emzik kullanımının en doğru ve sağlıklı şekilde gerçekleşmesi de oldukça önemlidir.

Devamını Oku
Pazartesi Sendromuna Çözüm İçin 5 Öneri

Pazartesi Sendromuna Çözüm İçin 5 Öneri

İş hayatında yer alan pek çok kişinin bildiği ve düzenli olarak yaşadığı ‘Pazartesi Stresi’ yani asıl bilinen adı ile ‘ Pazartesi Sendromu ‘ biraz abartılmış biraz mizaha vurulmuş olsa da çalışan bireylerin ruhsal ve fiziki sağlığını olumsuz etkilemektedir. Hafta sonu 1 ya da 2 günlük tatilin ardından yeni bir haftaya başlamak, yetişecek işlerin planlaması, yapılması gereken toplantılar derken oldukça stresli bir durum yaratıyor.İşlerinizi yaparken ortaya çıkan başarısız olma korkusu, üzerinizde hissettiğiniz baskı, sorumluluk duygusu altında hissettiğiniz stres, zaman yönetimi konusundaki endişeleriniz vb. tüm durumlar sizin iş yerinizde kaygılanmanıza neden olmaktadır. Bu durum aşırıya doğru kaçtığında ve kontrol edilemez bir hal aldığında pek çok ruhsal ve fiziksel sorunun da ortaya çıkmasına neden olur.Çalışan bireylerin çoğunda yüksek düzeyde strese maruz kaldıklarında uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, kendine güvenin azalması, sağlık problemlerinde artış, iş performansında düşüş, motivasyon kaybı, aile ve sosyal yaşamdaki ilişkilerde problemler, yetersizlik duygusunda artış, gelecek kaygısı gibi problemler meydana gelmektedir. Bu nedenle birazdan bahsedeceğim ufak yöntemler ile işyerinizdeki stresi azaltmayı amaçlayabilirsiniz.İş yerinde çalışan bireylerin stres düzeyleri yükseldiğinde kişilerde şunlar gözlemlenir;Sık sık bağ ağrısıYorgunlukSabahları zor uyanma / Geceleri zor uykuya dalmaSinirlilikÖfke patlamalarıİştahsızlık ya da aşırı yemeMide rahatsızlıklarıİş yerinde ani duygusal boşalmalar (ağlama krizi)Kalp çarpıntılarıPanik atak ve benzeri durumlarUyku bozukluklarıİşte, iş hayatınızı değiştirecek o 5 sihirli yol…HAYIR demeyi öğrenin. İş hayatınızda yaşadığınız stresi azaltmak ve yaşadığınız tüm sorunları çözümlemek istiyorsanız bunu mutlaka kendinize öğretmelisiniz. Yalnızca kendi yükümlü olduğunuz işler ile ilgilenmeli ve gereksiz / başkalarına ait yükleri üzerinize almamalısınız. Fazladan aldığınız her bir sorumluluk sizin kendinizi daha mutsuz ve daha stresli hissetmenize neden olacaktır.İş yerinizi kendi ihtiyaçlarınız doğrultusunda ve size hizmet edecek şekilde düzenleyin. Bu şekilde odanızda ya da masanızda kendi düzeninizi oluşturmak hem daha rahat hissetmenize neden olacaktır hem de kendinizi ait olarak hissederek çalışmanıza fırsat yaratacaktır.Kendinizi ve sağlığınızı boş vermeyin! İş hayatında yapılan hatalardan birisi de tüm yoğunluğun arasında kendini unutan bireyler olarak yaşar hale gelinmesidir. Her sabah işe giderken duş almaya, saçınızı yapmaya, özenli giyinmeye dikkat edin. Bu çalışırken kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Sağlığınıza önem verin, beslenmenize dikkat edin ve mümkün oldukça ofis içerisinde hareket etmeye çalışın.Kendinize zaman ayırın. Her ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın gün içerisinde 15 dakika ile 1 saat arasında bir zamanı mutlaka yalnızca kendinize ayırın. Bunu herkesten uzak ve sessiz bir ortamda gerçekleştirmeye özen gösterin. Bunun yanı sıra sizi mutlu edecek, zevk aldığınız aktiviteleri ve etkinlikleri yapmaktan kaçınmayın ve buna zaman ayırın.Kendinizi tanıyın ve yaşadığınız şeyi fark edin. Günümüz şartlarında stresi tamamen ortadan kaldırmak ya da onsuz yaşamak tabii ki mümkün değildir. Ancak kendinizi iyi tanıyarak, yaşadığınız olumsuzlukları birer tecrübe olarak kabullenerek ve yolunuza sağlam adımlarla devam ederek çok daha güçlü birer birey olmanız mümkündür.

Devamını Oku
Cüzzam Hastalığı

Cüzzam Hastalığı

Cüzzam hastalığı (Lepra) tarih süresince bilinen en eski hastalıklardan birisidir. Tam olarak kaynağı ve nedenleri anlaşılmadan önceki dönemlerde pek çok efsanevi hikâyeye de konu olmuştur. Öyle ki tarih boyunca en korkulan hastalıklardan birisidir. Aynı zamanda uzun yıllar boyunca, hastalığın yarattığı etkiler gözlemlendiğinde bunun kişinin günahlarının karşılığı olan ilahi bir ceza olduğu savunulmuştur.Peki, gerçekte cüzzam hastalığı nedir?1876 yılında Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından hastalığa neden olan cüzzam mikrobu bulunmuştur. Cüzzam, özellikle deride meydana gelen ve burada yayılan ve yaşamaya başlayan mikrop sayesinde de tüm vücudu etkileyen bir hastalıktır.Cüzzam hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Cüzzam hastalığı bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta ile gerçekleştirilen en ufak temasta sağlıklı bireyin mikrobu kapması muhtemeldir.Bir diğer taraftan da Cüzzam hastalığı genetik olarakta kabul edilebilir. Kimi bireylerin genetik kodlamasında bu mikroba karşı direnç ve bağışıklık bulunurken kimi hastalarda ise bu bağışıklık mevcut değildir.Cüzzam hastaları her ülkede mutlaka kayıt altında tutulmaktadır. Çoğu zaman bu kişiler gözlem altında tutulur ve toplumdaki bireyler ile bir arada yaşamaları mümkün olmaz.Yapılan araştırmalarda ülkemizde ortalama 2700 cüzzam hastasının bulunduğu saptanmıştır.Cüzzam hastalığının sık rastlanan belirtileri arasında şunlar bulunmaktadır; yüzde meydana gelen adi şişlik ve ödemler, ellerde/kollarda/dirsekler/ayaklarda ortaya çıkan yaralar ve morluklar, sık bir şekilde tekrarlayan burun tıkanıkları ve kanamaları, vücutta ortaya çıkan lekeler, kızarıklıklar ve şiddetli kaşıntılar.Cüzzam hastalığının iki çeşidi bulunmaktadır. Birincisi nodüler tip. Bu daha çok vücudun çeşitli bölgelerinde deri üzerinde nasırlı, düğme şeklinde kabartılı yaralardır. İlerleyen dönemlerde bu yaraların açılması ya da iltihaplanması söz konusu olabilir.İkinci çeşit ise, sinirsel tiptir. Bu tipte cüzzam mikrobu hastanın sinir uçlarına ve sinir sistemine etki eder. Hasta bir süre sonra hissiz bir hal alır. İlerleyen dönemde bu tipte de hastalık deri yüzeyinde de görülmeye başlar.Günümüzde cüzzam hastalığının tedavisi mevcuttur ancak her hastalıkta olduğu gibi cüzamda da erken teşhis oldukça önemlidir.Çoğunlukla erken teşhiste, farklı ilaç kullanımları ile hastalık ortadan kaldırılmaktadır. Ancak tedavi sürecinde dikkat edilen bir diğer nokta ise hastanın vücudunda meydana gelen yaraların iz bırakmaması ve sağlıklı bir şekilde kapanmasıdır.

Devamını Oku
Zirveye Ulaşmak İçin Sahip Olmanız Gereken Özellikler

Zirveye Ulaşmak İçin Sahip Olmanız Gereken Özellikler

Başarı, her bireyin kendi hayatı içerisinde öznel tanıma sahip bir olgudur. Her bireyin başarılı olmayı hedeflediği alan, başarı algısı ve ona ulaşma yolları bir birinden farklıdır. Günümüzde çoğu insanın başarı hedefleri kariyer odaklı olarak gerçekleşmektedir. Kişiler kariyerlerinin yolunda ilerlerken başarılı olmayı ama aynı zamanda da kendi kişilik özelliklerini ortaya koyabilmeyi arzularlar. Son dönemde üniversite mezunu sayısının artması, iş ve kariyer imkanlarının azalması nedeni ile başarılı bir özgeçmişin dışında çoğu kişinin önüne geçmenizi sağlayacak kişilik özelliklerinizi de ortaya koymak büyük önem taşımaktadır.Peki, şöyle bir baktığımızda çoğumuzun hayalini süsleyen o çok başarılı iş adamlarının ve iş kadınlarının ortak özellikleri neler olabilir? Onları kariyerlerinde zirveye taşıyan yalnızca kusursuz akademik başarıları mıdır? Tüm bu sorulara şöyle cevap verebiliriz, her birimizin örnek aldığı, hayranlık duyduğu çok başarılı kadınlar ya da adamlar aslında hedeflerine giden yolda tek yönlü olarak ilerlememekle birlikte pek çok etkeni bir araya getirmektedir. Başarılarla dolu bir akademik yaşamın yanı sıra bunu güçlü kişilik özellikleri ile desteklemek elde edeceğiniz kariyeri, başarıyı ve ulaşacağınız zirveyi daha kalıcı bir şekilde elinizde tutmanızı ve sağlam adımlar atmanızı sağlayacaktır. Yapılan araştırmalarda kariyer anlamında başarılı olarak bilinen kişilerin ortak özellikleri belirlenmiştir.İşte, zirveye ulaşmış başarılı kişilerin sahip oldukları ortak özellikler:Yaptıkları işi sevgi ve tutku ile bağlıdırlar.Günümüzde sahip olduğu mesleği severek yapanların sayısı giderek azalıyor olsa da iş hayatında bizi ileri götürecek en önemli etmenlerden birisi yaptığımız işi sevmek ve ona tutkuyla bağlanmaktır. Çünkü yaptığımız işi sevdiğimiz, benimsediğimiz noktada bu bizim motivasyonumuzu arttıracak önemli bir unsur haline gelecektir.İnançlarını asla kaybetmezler.Başarıya ulaşmış bireyler, bu yolda ilerlerken başarısız olma düşüncesinden tamamen arınmış ve başarıya odaklanmış şekilde yol alırlar. Ortaya attıkları fikirler ne kadar çılgınca görünürse görünsün ya da beklentileri ne kadar büyük olursa olsun başarılı olacaklarına dair inançları sürekli olarak kuvvetli bir şekilde aktiftir. Bu onlara yüksek özgüven sağladığı gibi çabuk pes etmelerinin de önüne geçmektedir.Risk almaktan asla korkmazlar.Risk almak ile plansız, savruk ve bilinçsiz adımlar atmak bir birinden oldukça farklıdır. Bu nedenle doğru oranda, gerekli hesaplamalar dahilinde risk almak sizi başarıya ulaştıracak önemli etkenlerden birisidir.Sağlam sosyal ilişkiler kurmayı amaçlarlar.İş hayatında ve özel hayatta sağlam ilişkiler kurmak, çevre edinmek kariyeriniz için oldukça önemlidir. Çünkü edindiğiniz sağlam ilişkiler, sosyal hayatın içerisinde aktif olarak var olmak aynı zamanda da sosyal ağınızın genişlemesine sebep olacaktır. Aktif bir sosyal yaşam motivasyonunuzu yükseltirken aynı zamanda ihtiyaç duyduğunuz yardıma da kolayca ulaşabilmenizi sağlayacaktır.Kendilerine özel bir alan ayırırlar.İmrenerek baktığımız ve hayalini kurduğumuz zirvedeki kişiler aslında hepimizin ihtiyaç duyduğu bir noktaya oldukça önem vermektedirler. Bu da onların kariyer yolunda emin adımlarla ilerlemelerine olanak sağlamaktadır. İş hayatının dışında kendilerine özel bir alan ve zaman ayırırlar. Yani sürekli ev-iş arasında mekik dokuyan, işten başka bir şey konuşamaz hale gelen bireylere dönüşmek yerine kendilerine vakit ayırarak sevdiği şeylere de hayatlarında yer açarlar.Dur demeyi bilirler!Başarıya ulaşmak için yoğun bir tempoda ve oldukça fazla özveride bulunarak çalışmak gerektiğini biliyoruz ancak kendi sınırlarımız dahilinde hayır demeyi ya da kendimize dur demeyi biliyor muyuz? İşte, başarıları ile bizi kendine hayran bırakan bu insanlar yapılacak işler listesinin uzayıp gittiğini, asla sonu olmadığını bilir ancak bunu bir takıntı haline getirmezler. Bunun yerine planlı bir şekilde potansiyellerinin en üst seviyesine çıkabilmeyi hedeflerler.Mükemmeliyetçi değildirler.Mükemmeliyetçi bir yaklaşım sanki başarıyı getirecek bir etkenmiş gibi görünse de aslında tam tersi bir etki yaratmaktadır. Her şeyin kusursuz ve sorunsuz olması için harcadığımız çaba ve zaman bizim pek çok şeye geç kalmamıza neden olacaktır. Bunun yerine hataların, sorunların, problemlerin varlığını kabullenmek ve durumlara çözüm odaklı yaklaşmak çok daha faydalı olacaktır.Başarısız olmak bir son değildir!Zirvede kendilerine çoktan yer bulmuş kişilerin en önemli özelliklerinden birisi de başarısızlığı asla bir son olarak görmüyor olmalarıdır. Onlar çoğu zaman yaptıkları hatalardan ders çıkartarak ilerlemeyi tercih ederler. Denemekten, çabalamaktan vazgeçmezler. Böylece deneme-yanılma yolu ile de olsa hem tecrübe kazanmış hem de başarı anlamında oldukça yol almış olurlar.Başarı bireysel farklılıkları, beklentileri, kişilik özelliklerini içeriyor olsa da yukarıdaki özelliklere sahip olmaya çalışmak ya da bu doğrultuda davranmak sizlerin de başarı yolunda hızla yol almanızı ve zirveye emin adımlarla ulaşmanızı sağlayacaktır.

Devamını Oku
1 2 ... 21 22 23 24 25 26 27 ... 31 32
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al