Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Bebeğinizi Emzirirken Dikkat Etmeniz Gerekenler

Bebeğinizi Emzirirken Dikkat Etmeniz Gerekenler

Günümüzde anne sütünün önemi sürekli olarak vurgulanmakta, toplumu bilinçlendirmek adına seminerler, kampanyalar düzenlenmektedir. Uzmanların ortak görüşü yeni doğan bebeği ilk 6 ay süre ile yalnızca anne sütü ile beslemek gerektiği şeklindedir. Anne sütünün içerisinde bulunan protein, yağ, mineraller ve vitaminler bebeğin ihtiyacı olan tüm besin maddelerini karşılamaktadır. Anne sütünün bebeğe olduğu kadar emzirmenin de anneye faydaları oldukça fazladır. Örneğin, anne sütü ile beslenen bebeklerde alerji, kanser, obezite gibi rahatsızlar çok daha az görüldüğü gibi emziren annelerde de, göğüs kanseri, rahim kanseri, yumurtalık kanseri, kansızlık gibi rahatsızlıklar daha az görülmektedir.Peki, bebeğinizi emzirirken nelere dikkat etmeniz gerekiyor?Öncelikle, bebeğin ilk memeyi alması oldukça önemlidir. Bebekler oldukça güçlü bir emme refleksi ile dünyaya gelseler bile bazı bebekler ilk seferde memeyi tutamayabilirler. Böyle bir durumla karşılaşıldığında annenin kesinlikle pes etmeden denemeye devam etmesi gerekmektedir.Emzirme sürecinde annelerin yaşadığı problemlerden biri meme ucunun acıması ve yara olmasıdır. Bu nedenle hamilelik döneminizden başlayarak göğüs ucunu hazırlayan ve koruyan kremlerden kullanmanız bu durumu önlemenizi sağlayacaktır.Emzirme sürecinizde gerekli göğüs ucu kremlerini, göğüs pedlerini kullanmanız bu süreçte göğsünüzü koruyacak ve göğüs ucu yaralarının oluşmasını önleyecektir.Emzirme zamanlarınızı programlayın. Emzirmeye başladığınız andan itibaren belirli saat aralıkları ile düzenli bir şekilde emzirmeniz gerekmektedir. Emzirme konusundaki bu düzeni sağlamanız bebeğinizin gece uykularının da düzene girmesine yardımcı olacaktır.Bebeğinizi emzirmeye başlamadan önce ellerinizi yıkayın, meme ucunu ve çevresini temiz su ile temizleyin.Emzirmeye başlamadan önce size en rahat ve kolay gelen duruşu belirleyin.Ortalama bir emzirme yaklaşık 15–20 dakika kadar sürer. Bebekler ihtiyaçları olan besinin %50lik kısmını 1–2 dakika içerisinde alırken kalan diğer zamanda da kalan besin ihtiyaçlarını karşılarlar.Bebeğinizi emzirirken önce bir göğsünüzde 8–10 dakika sonra da diğer göğsünüzde aynı şekilde emzirmeniz doğru olandır.Emzirme süresinde hem bebek hem de anne rahat olmalı ve mutlaka göz temasında bulunmalıdır. Bu durum anne ile bebek arasında kurulan bağın güçlenmesine yardımcı olur.Emzirme esnasında meme çevresinin büyük çoğunluğunun bebeğin ağzının içinde ve çenesinin de göğse dayalı olduğundan emin olunmalıdır. Çünkü, bebek yalnızca meme ucunu emerse bu durum göğüste yaraların oluşmasına ve annenin canının yanmasına neden olur.Emzirmek için pek çok farklı pozisyon bulunmaktadır. Bu durumda anne hepsini araştırarak ya da deneyerek kendi ve bebeği için en doğru, rahat olanını tercih etmelidir.Emzirme sırasında bebeğinizin rahat nefes alabildiğinden emin olmalısınız.Emzirme sırasında bebekler oldukça fazla şekilde hava yutarlar ve bu da midelerinde gaz oluşmasına neden olur. Bu nedenle her emzirme sonrasında mutlaka bebeğin gazı çıkartılmalıdır.Emziren annelerin mutlaka beslenme şekillerine dikkat etmesi gerekmektedir. Özellikle doktorunuza danışarak hangi besinleri tüketip tüketmemeniz gerektiğini öğrenmelisiniz. Bebeğinizin emdiği süt tamamen sizin yiyip içtiklerinizden oluşmaktadır. Örneğin, siz lahana gibi gaz yapan bir yiyecek tükettiğinizde bebeğinizde de muhtemelen gaz oluşacaktır. Bu nedenle emzirme süresince beslenmenize dikkat edin.Emzirmenin anne ile bebek arasındaki sağlıklı bağlanmayı olumlu bir şekilde etkilediği gözlenmiştir. Bu nedenle kimi zaman zorlayıcı, bunaltıcı bir süreç dahi olsa bebeğinizi mutlaka anne sütü ile besleyin, emzirin ve aranızdaki bağı güçlendirin!

Devamını Oku
İş Hayatında Başarılı Olmak

İş Hayatında Başarılı Olmak

Her birimiz aldığımız eğitimler, okuduğumuz üniversitelerden sonra iş hayatına atılacağımız o günü iple çeker vaziyette bekliyoruz. Tüm çabalarımızın, eğitimlerimizin sonucunda hak ettiğimiz noktada olabilmek, istediğimiz işe kavuşabilmek için zamanımızı, paramızı, çabamızı ve bolca emeğimizi harcıyoruz. Tüm bunların neticesinde ise peşinde olduğumuz tek bir şey var, o da iş hayatında başarıyı yakalamak! Bu yazımda size bu başarıya ulaşabilmeniz adına atmanız gereken bazı önemli adımlardan bahsedeceğim.Hedefleriniz olsun!İstediğiniz üniversiteyi ve bölümü kazandınız. Okudunuz, mezun oldunuz. Üzerine çeşitli eğitimler aldınız, sertifikalar edindiniz. Ve sonunda sahip olmak istediğiniz pozisyonda ve iyi bir şirkette çalışıyorsunuz. Bu noktaya gelene dek aslında ismi konulmasa da hep bir hedef sahibi oldunuz. Üniversiteyi kazanmak, istediğiniz bölümü tutturmak, mülakattan başarı ile geçmek ve işi almak gibi. Tüm bunları elde ettiğinizde ise tüm hedeflerinize ulaşmış ve artık yapmanız gereken bir şey yokmuş gibi hissedebilirsiniz. Oysa başarının önündeki en büyük engel kendini tamamlanmış olarak görmek ve hedefsiz kalmaktır. Çünkü bireyleri kamçılayan ve ilerleme kaydetmemizi sağlayan asıl şey önümüzdeki hedeflerdir. Ne istediğinizi, nereye gittiğinizi ve daha fazla neler başarabileceğinizi sorgulayın ve bulun.Hayal gücünüzü besleyin.Her ne olursa olsun asla hayal gücünüzü öldürmeyin ve onu yaşatmak, canlı tutmak için elinizden geleni yapın. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kişi ne kadar yaratıcı, hayal gücü yüksek ise o kadar üretken bir kişiliğe ve aynı zamanda da pozitif bir ruh haline sahiptir.Hatalarınızdan korkmayın!Aldığınız onca eğitime ve sahip olduğunuz donanıma rağmen hata yapabilirsiniz. Asıl önemli olan kısım ise, yaptığınız hatalardan korkmamanızdır. Hatalar, aslında bize doğruları öğreten ve doğruya ulaşmamızı sağlayan yolu gösteren şeylerdir. Yaptığınız yanlışları reddetmek yerine onları profesyonel bir şekilde kabullenmek, doğrusunu öğrenmek adına çaba sarf etmek size başarıya götüren yolda bir adım daha ileri taşıyacaktır.Stres ve Öfke yönetiminizi sağlayın.Stres, hepimizin bildiği gibi yalnızca iş hayatında değil aynı zamanda gündelik yaşantımızda da sürekli olarak maruz kaldığımız ve başarımızı, sağlığımızı, kişiliğimizi etkileyen önemli faktörlerden biridir. Stresin tüm olumsuz yanlarının dışında, aynı zamanda belirli bir düzeyde maruz kaldığınızda motive edici bir yönü de bulunmaktadır. Ancak fazlasına maruz kaldığınızda ya da bununla nasıl başa çıkmanız gerektiğini bilmediğinizde ise oldukça yıkıcı bir etkiye sahiptir. Aynı şekilde öfke duygusu da strese bağlı olarak ortaya çıkan, kimi zaman kontrol altına alınması oldukça zor olan kuvvetli bir duygudur. Bu durumda yapmamız gereken en önemli şey, stres ile başa çıkma yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak, bunları uygulamaya çalışmaktır. Bu sayede stresten en az düzeyde etkilenecek, öfkemizi kontrol altında tutacak ve çok daha sakin bir yapı ile başarı merdivenlerini tırmanacaksınız.Esneklik sağlayın.Prensip sahibi olmak, katı kurallara sahip olmak, disiplinli çalışmak, keskin çizgileri olmak ve bunun gibi özelliklere sahip olmak çalışma anlamında size oldukça verim ve başarı kazandıracak etkenlerdir. Ancak bu kadar keskin hatlara sahip olmak, hiçbir konuda esneklik sağlayamamak bazen de oldukça yıpratıcı ve yorucu olabilir. İş yerinde yaşadığınız olaylara ve kişilere bağlı olarak, bazen esneklik sağlamak sizin için kolaylaştırıcı olacaktır. Bu sayede her ne yaşanırsa yaşansın içinde bulunduğunuz şartlara adaptasyonunuz daha hızlı olacak bu da sizi başarıya giden yolda bir adım daha ileri taşıyacaktır.

Devamını Oku
Otizm İle Yaşamak

Otizm İle Yaşamak

Otizm, dünya üzerinde en sık rastlanan gelişimsel bozukluklar arasında yerini alan ve yaşam boyu devam eden bir rahatsızlıktır. Halk arasında bu hastalıkla ilgili doğru bilinen yanlışların en başında hastalığın psikolojik olduğudur. Otizm, nörolojik kökenli bir hastalıktır. Günümüzde neden ve nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemekle birlikte araştırılmaya devam edilmektedir.Otizm, bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklanan ve bireyin dış uyaranları tam olarak anlamlandırmasına, edindiği bilgileri düzenlemesine ve kullanmasına engel olan, tekrarlayan davranışlara neden olan bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla hastalığın belirtileri 0-3 yaş arasında ortaya çıkıyor ve yaşam boyu devam ediyor.Peki, Otizm belirtileri nelerdir?Çocuğun başkaları ile göz teması kuramamasıİsmi ile seslenildiği zaman bakmamasıOyuncakları ile oynamıyor olmasıTekrarlayan sesler çıkarması ve hareketler yapmasıÇoğunlukla duymuyor gibi davranmasıDuygusal tepkiler vermemesiDavranış ya da ses taklidi yapamıyor olmasıKaba ve ince motor gelişiminde yavaş olması ya da hiç yapamamasıTüm bu belirtileri gözlemleyebilmek, hastalığın varlığını anlamak ve kesin tanı konulabilmesi için bebeğin ortalama 15 ile 18 aylık olması gerekmektedir. Bundan önceki dönemde çocuğun otizmli olup olmadığını anlamak pek mümkün olmamaktadır. Aynı zamanda ebeveynlerin bu belirtileri gözlemlemesi ve dikkatlerini çekmesi oldukça güçtür.Otizmli çocukla yaşamak ve bilmeniz gerekenler:Otizmli çocuklar çoğunlukla söylediğin bir kelimeyi ya da etraftan duydukları belirli bir kelimeyi sürekli olarak tekrar ederler.Otizmli çocuklar değişime karşı oldukça dirençlidirler. Kendilerinde ki ya da çevrelerindeki değişime karşı mutlaka tepki gösterirler. Alıştıkları durumların dışına çıkılmasından hoşlanmazlar.Otizmli çocukların bağ kurdukları bazı nesneler vardır ve bu nesneler onlar için oldukça önemlidir. Çoğunlukla bağ kurdukları nesneler ile sakinleşir ve kaybolduğunda oldukça huzursuz olurlar.Parlak renkli ya da hareketli olan nesneleri izlemeyi çok severler ve bu davranışı uzunca bir süre devam ettirebilirler.Otizmli çocuklar genellikle araba ile dolaşmaktan ve camdan dışarıyı – hareket eden nesneleri- izlemekten hoşlanırlar. Bu durum onların sakinleşmesine yardımcı olur.Otizmli çocuklar çoğunlukla acıya, ağrıya, aşırı sıcağa ve soğuğa duyarsızlardır. Bunun nedeni ise, vücutlarındaki bazı proteinlerin yeterince sindirilmeden kanlarına karışması ve morfin etkisi yaratmasıdır.Otizm hastalığında erken teşhis için herhangi bir laboratuar testi ya da yöntemi bulunmamaktadır. Bunun yerine bebeklik dönemindeki bazı anormallikleri iyi gözlemlemek takip etmek önemlidir. Örneğin, kucağa alındığında bebeğin sakinleşmemesi, bebeğin hiçbir nesne ile ilgilenmemesi, uzun süren ağlama krizleri, seslere tepki vermemesi, kucağa alınmamak için direnmesi gibi durumlar erken teşhis için önemli ipuçları oluşturabilir.Otizm tedavisinin en etkili olduğu kritik dönem 1-5 yaş arasıdır.Otizm tedavisinde sürekli ve yoğun bir şekilde eğitim oldukça büyük öneme sahiptir. Eğitimin sürekliliğinden kasıt hayatının her alanında evde,okulda,yolda olmalı ve etkili olabilmesi için yoğun bir şekilde gerçekleştirilmelidir.Uzman kişilerce belirli bir plan program yapılmalı ve bu program izlenerek çocuğun tedavisine ve eğitimine devam edilmelidir.Otizm hastalığını ortadan kaldıracak bir tedavi şekli maalesef yoktur. Ancak uzman kişilerce çocuğa özel hazırlanan tedavi ve eğitim programları sayesinde çocuk pek çok zorluğun üstesinden gelebilir, sosyal hayata adapte olabilir.

Devamını Oku
Saç Koparma Hastalığı – Trikotillomani

Saç Koparma Hastalığı – Trikotillomani

Belki de birçoğunuzun ilk defa duyduğu bu hastalık tıpkı alkolizm, uyuşturucu ya da sigara gibi bağımlılık kökenli bir rahatsızlıktır. Hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkin olduğu Saç Koparma Hastalığı psikolojik bir rahatsızlıktır. Bu hastalıkta kişi başından saç koparma, sakalından ya da vücudunun farklı bir noktasından kıl koparma dürtüsünü oldukça yoğun hisseder ve bunu gerçekleştirmeden rahatlayamaz. Kişi hastalığının farkındadır, bundan kurtulmak ister ancak bu dürtüye çoğu zaman engel olamaz.Trikotillomani Hakkında Bilmeniz Gerekenler:Hastalığın gözlendiği belirli bir grup bulunmamaktadır. Bu rahatsızlık her cinsiyette, yaşta ve ırkta gözlemlenebilmektedir.Hastalık hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir.Çocukluk döneminde görülen vakaların çoğunda kız-erkek sayısı eşitken, yetişkinlik döneminde görülen vakaların %90 kadarı kadındır.Çoğu kişi bu durumun bir hastalık olduğunu ya da bu hastalığa sahip olduğunu bilmemektedir. Az bir kesim ise bu rahatsızlığın bilincinde olarak uzmana başvurdukları gözlenmiştir.Türkiye’de yaklaşık durumun farkında olan ve olmayan 1,5 milyon hasta bulunmaktadır.Yapılan araştımalar sonucunda hastalığın ortaya çıkış noktasının çoğu zaman hayatınızın en stresli dönemine ya da en büyük acı ve üzüntüleri yaşadığınız dönemine geldiği gözlenmiştir.Çocuklarda görülen saç koparma davranışı bir süre sonra çoğunlukla kendiliğinden sönerden yetişkinlerde bu durum kronik bir hal almakta ve tedavi edilmezse de ömür boyu sürmektedir.Çoğu hasta ile yapılan görüşmelerde saç ya da kıl koparmanın ağrılı olup olmadığı araştırılmıştır. Kimisi koparma kaynaklı saç derisi ya da kıl kökü iltihaplanmasına bağlı olarak aşırı ağrı çekerken kimisi de tam tersi bir rahatlama yaşadığından bahsetmektedir. Hastalar ağırlıklı olarak kılın koparılması ile birlikte bir rahatlama hissettiklerinden ve bu nedenle bu dürtüyü engellemede güçlük çektiklerinden bahsederler.Trikotillomani hakkında bilinen en büyük yanlışlardan birisi ise, bu hastalığın obsesif bozukluklar yani takıntı rahatsızlığı ile karıştırılması ve öyle zannedilmesidir. Ancak saç koparma hastalığı daha çok dürtü kontrol bozuklukları arasında sayılmaktadır.Bu rahatsızlık farklı semptomlar göz önüne alındığında kombin bir hastalık olarak adlandırılabilir. Koparma dürtüsünü bastıramamak dürtü bozukluğu iken, davranışı yapmak için karşı konulamaz istek duyması ve engelleyememesi obsesif bozukluğu ve farkında olmazsızın saçı koparması ise tik bozukluğuna işaret etmektedir.Hastalığın ilerleyen evrelerinde veya süreç içerisinde eşlik eden diğer semptomlar ise, koparılan saçın yutulması, ağza alınması ya da emilmesidir. Bu durumda ilerleyen dönemde kişinin sağlığı açısından oldukça büyük risk taşımaktadır. Bağırsakta biriken saç yumakları, bağırsakları tıkayarak kişinin ölümüne bile sebebiyet verebilmektedir.Genel olarak bakıldığında fark edilmesi ve hastalık olarak adlandırılması zor olan Trikotillomani aslında kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığı açısından oldukça büyük bir risk taşıyan rahatsızlıktır. Bu nedenle kendinizin farkında olmak, eğer böyle bir durumla karşı karşıya iseniz bir profesyonelden yardım almak çok önemlidir.

Devamını Oku
Reflü Hastalığı

Reflü Hastalığı

Reflü nedir?Reflü, halk arasında bilinen ve sık sık rastlanılan bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Yemekten sonra ortaya çıkan şişkinlik, midenin yanması, ekşime, yemeklerin ağza geri gelmesi gibi durumlarla kendini gösterir. Bu durum çoğu kişide fazla yemeye bağlı olarak geçici olmakla birlikte kimi bireylerde ise kronik bir hal almıştır. Bu kişilerdeki belirtiler sürekli tekrar etmekte ve durum hastalık halini almaktadır. Uzmanlar ise, bu hastalığı Gastroözofageal reflü olarak adlandırmaktadır.Reflünün belirtileri nelerdir?Reflünün en sık gözlenen belirtilerinden birisi göğüste ağrı, batma hissidir. Kimi hastalar bunu yalnızca göğüslerinde değil, boyun, omuz hatta kollarda bile hissedebilir.Reflünün bazı belirtileri kalp hastalığında ortaya çıkan göğüs ağrısı, kol ağrısı, sırtta batma gibi belirtilerle benzerlik gösterebilir.Ağza acı su gelmesi şeklinde tanımlanan bir diğer belirtisi de bulunmaktadır. Kimi zaman yemek sırasında kimi zaman da yemek sonrasında oluşur. Başlangıçta yenilen yemek geri gelirken, bir süre sonra kötü bir tat bırakan acı bir su ağza dolar.Çoğu hastada ağza acı su gelmesi durumu özellikle yatarken ya da eğilirken daha fazla hissedilir.Karında şişlik ve hazımsızlıkMidede şiddetli ağrı ve yanmaSürekli olarak gelişen geğirtiAralarda tutan uzun süreli hıçkırıkİlerleyen dönemlerde kronik öksürük, boğazda gıcık hissiSes tellerinde asitin sebebiyet verdiği hasara bağlı ses kısıklığıAğız kokusu ve diş eti hastalıklarıReflü hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Reflü sırasında yemek borusundan geriye taşan asit yemek borusunda geçici ancak önlemleri alınmazsa kalıcı hasarlara neden olabilir.Reflü rahatsızlığı günümüzde zamanında teşhis konulduğunda ve önlemler alındığında tedavisi mümkün bir hastalıktır.İlaç tedavileri ve önlem tedavilerinin yanı sıra ameliyat yani cerrahi tedavisi de bulunmaktadır.Ameliyat tedavisi, yaşa, yemek borusunda asitin sebep olduğu hasara, belirtilerin şiddetine ve hastanın rahatsızlık durumuna göre belirlenmektedir.Çoğu reflü hastasına öncelikli olarak uzun süreli ilaç tedavileri uygulanmaktadır.Reflüyü önlemek için neler yapabilirsiniz?Aşırı miktarda yiyecek tüketiminden uzak durmalısınız.Yağlı, sağlıksız yiyecekleri tüketmemelisiniz.Düzenli bir şekilde, az az ancak sık sık beslenmelisiniz.Yemek yerken, lokmalarınızı yavaş bir şekilde çiğnemeye ve yutmaya özen göstermelisiniz.Reflü için özel olarak geliştirilen yastıklardan ve yataklardan faydalanmalısınız.Alkol, kahve ve asitli içeceklerden uzak durmalı ya da kararında tüketmelisiniz.Baharatlı yiyecekler, sirke, turşu gibi asit oranı yüksek besinleri tüketmekten kaçınmalısınız.Yemek yedikten sonra en az 1 saat süre ile uzanmamalı ya da yatmamalısınız.Sıvı tüketiminize dikkat etmeli ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirmelisiniz.Kilo kontrolünüzü sağlamalı, kilo almaktan kaçınmalısınız.Özellikle yemek yedikten sonra çok dar giysiler yerine rahat kıyafetleri tercih etmelisiniz.Sigara tüketiminden kaçınmalısınız.Stresten olabildiğince uzak durmalısınız.

Devamını Oku
Kolay Doğum Tavsiyeleri

Kolay Doğum Tavsiyeleri

Hamile kaldığını öğrenen anne adayları, hem heyecanlı hem de pek çok soru işareti ile dolu bir döneme de giriş yapmış bulunmaktadırlar. Ortalama 40 haftalık sürecek hamilelik yolculuğu başladığında genelde ilk ve öncelikli olarak düşünülen doğum sürecidir. Anne adayı bu süreci en sağlıklı şekilde atlatabilmesi için öncesinde mutlaka fizyolojik ve psikolojik olarak hazırlıklı olmalıdır.Anne-babalar için oldukça heyecanlı olan bu süreçte, hem daha rahat olabilmek, hem kötü deneyimler yaşamamak adına mutlaka hazırlıklar önceden yapılmalıdır. Her anlamda kolay ve rahat bir doğum gerçekleştirilmesi için anne adayının güçlü olması, kararlarını net bir şekilde vermesi ve sürece hazırlıklı olması gerekmektedir.İşte anne adaylarının çok daha rahat ve kolay bir doğum süreci geçirmesini sağlayacak 15 tavsiye:Sürecin en önemli başlangıç noktası hamile olduğunuzu öğrendikten sonra kendinizi hem fiziksel hem de ruhsal anlamda anne olmaya hazırlamanızdır. Bu noktada gerçekten çocuk sahibi olup olmak istemediğinizi, çocuk yetiştirmek için gerekli olan sabra ve özveriye sahip olup olmadığınızı net bir şekilde değerlendirmelisiniz. Yolculuğun bu kısmında yaşayacağınız en ufak tereddüt hem doğumda hem ileriki dönemlerde oldukça büyük sıkıntılar ve sorunlar yaşamanıza neden olacaktır.Yapılması gereken ikinci adım ise, gideceğiniz hastane ve doktora karar vermektir. Özellikle evinize yakın bir hastane tercih etmeniz bu süreçte işinizi kolaylaştıracaktır.Hamile kaldığınızı öğrendikten ve doktorunuza karar verdikten sonra hemen bir muayene görüşmesi ayarlamalısınız. Ve böylelikle hamilelik maceranız resmen başlamış olacaktır.Nasıl beslenmeniz gerektiğini, nelere dikkat etmeniz gerektiğini ve ek gıda ya da vitamin takviyeleri gibi konularda doktorunuzdan mutlaka bilgi almalısınız.Doktor kontrolünde ve ondan aldığınız bilgiler doğrultusunda mutlaka belirli egzersiz ve yürüyüş programları hazırlayın.Kendinize bir hamilelik ajandası oluşturun. Bu ajandayı beslenme saatlerinizi, egzersizlerinizi, duygu durumlarınızı not etmek için kullanabilirsiniz. Böylelikle hem her şey gözünüzün önünde olmuş hem de ileriki dönemler için güzel bir anı defteri kalmış olacaktır.Eşinizle birlikte maddi konuları netleştirmeye çalışın. Eğer çalışıyor iseniz hamileliğinizin son dönemlerinde çalışamıyor duruma geleceğinizi de göz önünde bulundurarak maddi bir planlama yapmanız işleri kolaylaştıracaktır. Bu noktada hastanenizden doğum ücret bilgisini almayı unutmayın.Doğum şekli tercihiniz hakkında düşünmeye başlayın. Hamilelik döneminin en zorlu ve karmaşık süreçlerinden birisi de anne adayının normal doğum ya da sezaryen doğum için karar verme sürecidir. Bu noktada önemli olan doktorunuzun verdiği bilgiler ışığında kendiniz ve bebeğiniz için en doğru kararı verebilmektir.Doğum öncesi hazırlık kursları, hamile yoga grupları, hamile egzersiz grupları gibi çeşitli aktiviteleri araştırın ve katılmaya çalışın.Hamileliğiniz süresince bol bol su tüketmeyi unutmayın!Bebek odasının hazırlıklarına ortalama 5. aydan sonra başlayın. Odanın hem bebeğiniz hem de sizin için konforlu bir alan olması gerektiğini unutmayın.Hamileliğiniz süresince doğum hakkında doğru kaynaklardan bilgi edinmeye, okumaya ve araştırmaya özen gösterin. Bu süreçte farklı doğum hikayeleri dinlemekten ya da bilgi kirliliğinden kaçının.Doğumla ilgili zihninizden var olan her türlü kaygıyı, korkuyu ve soru işaretini mutlaka doktorunuzla paylaşın. Bu süreç içerisinde psikolojik bir destek almanız gerektiğini hissettiğiniz noktada mutlaka bir uzmana başvurun.Eşinizin doğuma girip girmeyeceğini şimdiden netleştirin.Eşinizle hamileliğiniz ve hissettikleriniz hakkında konuşun. Hamilelik sürecinde onu kendinizden uzaklaştırmak yerine bu yolu sizinle yürümesine izin verin.Ve en önemlisi her ne olursa olsun, hamilelik sürecinizin tatlı heyecanını, mutluluğunu gereksiz kaygı ve korkuların gölgelemesine izin vermeyin. Bunun yerine derin bir nefes alın ve bu sürecin tadını çıkarmaya bakın…

Devamını Oku
Sepsis Hastalığı Nedir?

Sepsis Hastalığı Nedir?

Sepsis Hastalığı nedir?Sepsis kan zehirlenmesi olarakta bilinen, bir mikrobun kanda çoğalması ardından da vücuttaki doku ve organlara zarar vermesi ile vücutta oldukça büyük oranda hasara neden olan bir hastalıktır. Oldukça büyük oranda ölüm riski oluşturan bu hastalık, vücudun enfekte olması ve belirli dokuların, organların zarar görmesi anlamına da gelmektedir. Kana çeşitli bakteri, mikrop ya da toksinlerin karışması ile ortaya çıkar. Özellikle yoğun bakımlarda “yoğun bakım enfeksiyonu” olarakta bilinen ölümlerin başlıca sebebi arasında Sepsis hastalığı bulunmaktadır.Sepsis Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gerekenler:Öncelikle Sepsis’e neden olan bakteriyi, mikrobu ya da enfeksiyonu kapmanın pek çok nedeni bulunmaktadır. Vücudunuzda bulunan açık bir yara, diş etinizde meydana gelen bir iltihap, parmağınızdaki ufak bir kesik, boğaz enfeksiyonu bile Sepsis’e neden olabilmektedir.Sepsis vakalarında ağırlıklı olarak başlangıçta görülen enfeksiyon çeşitleri arasında idrar yolu enfeksiyonu, bağırsak enfeksiyonu, akciğer enfeksiyonu gibi rahatsızlıklar bulunmaktadır. Enfeksiyon bu bölgelerde başlayarak diğer organlara ve dokulara yayılmaktadır.Özellikle ağır ameliyatlar geçiren, kanser olan ve kanser tedavisi gören, bağışıklık sistemi düşük olan, vücut direnci yetersiz kalan bireylerde görülmektedir. Bunun nedeni ise bağışıklığı zayıf kişilerde kandaki mikrobun enfeksiyona sebebiyet vermesi ve enfeksiyonun yayılma hızının kolayca artmasından kaynaklanmaktadır.Sepsis’in başlangıç dönemi belirtileri; yüksek ateş, üşüme, vücudun bazı bölgelerinde ortaya çıkan ağrılar, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, yorgunluk şeklindedir.İlerleyen dönem belirtileri arasında ise, asabiyet hali, ani ruhsal değişimler, bilincin gidip-gelmesi, idrara çıkmada ağrı ya da çıkamama, solunum güçlüğü, düzensiz kalp atışı gibi belirtiler bulunmaktadır.Bu hastalığın son aşaması ise “Septik Şok” dediğimiz dönemdir. Bu evrede hastanın kan basıncında oldukça büyük bir düşüş görülür. Enfeksiyon vücuttaki tüm ince damarlara dahi ulaşır ve bu damarların tıkanmasına neden olur. Bu durum tüm vücuda yayıldığında ise organ yetmezliği, kangren gibi ciddi durumlar ortaya çıkar.Sepsis hastalığının tanısı kan değerlerine, lökosit sayısına bakılarak konur.Yapılan araştırmalar sonucunda Sepsis’in bilinen çoğu hastalıktan hatta kanserden bile fazla sayıda ölüme sebebiyet verdiği saptanmıştır.Sepsis’i önlemek için nelere dikkat edebiliriz?Sepsis hastalığındaki en önemli nokta bireyin bağışıklık sistemi ve vücut direncidir. Bu noktada hastalığı önlemenin birincil kuralı bağışıklık sisteminizi güçlendirici ve koruyucu önlemler almanızdır.Bağışıklık sisteminin korunması ve güçlenmesi ise, sağlıklı beslenme, temiz yaşam, düzenli bir uyku, egzersiz ve stresten uzak durmak anlamına gelmektedir. Bu noktalara dikkat ederek yaşadığınızda bağışıklık sisteminiz kendini koruyacak ve giderek güçlenecektir.Kişisel bakımınıza ve temizliğinize özen göstermelisiniz. Ellerinizi sık sık yıkamak, dişlerinizi fırçalamak, duş almak, temiz kıyafetler giymek gibi. Bunun haricinde toplumsal temizlik kurallarına da önem vermelisiniz.Vücudunuzda ufakta olsa açık yaralar bulunuyorsa bunların bakımına, pansumanına dikkat etmeli, ortamla temas halinde bulunmasından kaçınmalısınız.Temiz beslenmeye özen göstermelisiniz. Sağlıklı gıdalar tüketmenin yanı sıra yediğiniz meyve-sebzeleri iyice yıkamak, içtiğiniz suyun temiz olması gibi etkenler de oldukça etkilidir.Özellikle hastane ortamlarında, tedavi ya da muayene sırasında, doğumda mutlaka içinde bulunduğunuz ortamın hijyenik ve steril olmasına dikkat etmelisiniz.

Devamını Oku
Çocukları İstismardan Korumak

Çocukları İstismardan Korumak

Günümüzde çocuğa karşı ihmal ya da istismar durumları giderek üzücü bir şekilde artış göstermektedir. Hem kız çocukları hem de erkek çocukları için giderek artan bu üzücü durum aslında gerekli bilinçlendirmeler ve eğitimlerle en azından çocuk için yıkıcı boyutlara ulaşmadan önlenebilecek bir durumdur.İşte, ebeveyn olarak bilmeniz ve dikkat etmeniz gerekenler:İstismar; fiziksel, duygusal ya da cinsel olarak gerçekleşebilir. Özellikle cinsel istismardan söz etmek için yalnızca cinsel birleşmenin olmuş olması gerekmez. Kötü niyetli bir dokunuş, bir bakış, yüz yüze ya da internet üzerinden cinsel içerikli konuşmaya zorlama, teşhircilikte bulunma, zorla pornografik içerik izlettirme ya da bunlar için çocuğu kullanma vb. durumların hepsi cinsel istismar olarak tanımlanmaktadır.İhmal; fiziksel ve duygusal olarak gerçekleşmektedir. Çoğunlukla çocuğun ebeveyni ya da ona bakım veren kişi tarafından gerçekleştirilir. Ebeveynlerin çocuğun temel ihtiyaçlarını (fiziksel) karşılamaması ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaması şeklinde ortaya çıkar. İhmal, istismar kadar olmasa da çocuğu psikolojik anlamda etkileyen, derinden izler bırakan çocuğa kötü davranışlarda bulunmanın en yaygın şekillerinden birisidir.Bir çocuğun ihmal edildiğini şu durumlar söz konusu ise tahmin edebilir ya da anlayabilirsiniz; çocuk sürekli kirli geziyor, kötü kokuyor ise, okula devamsızlığı çok fazlaysa, alkol-uyuşturucu-sigara gibi bağımlılıkları var ise, kendine zarar veriyorsa, güçsüz ve zayıf görünüyorsa, yemek yiyemiyor ve çoğu zaman bunun için dileniyorsa.Bir çocuğun istismar edildiğini işaret eden pek çok belirti olabilir. Bu durum fiziksel ve cinsel istismarda farklılık göstermekle birlikte oldukça fazla sayıda ortak belirtileri de bulunmaktadır. Eğer aşağıdaki durumları gözlemliyorsanız lütfen dikkatli olun!Çocuğunuzun vücudunda açıklanamayan ve sürekli tekrar eden yara ya da yanık izleri. Görünen ya da görünmeyen bölgelerinde ısırık, morluk, kızarıklık, kesik vs. gibi izlerin bulunması.Genital bölgede meydana gelen şişlik, kızarıklık, ağrı, morluklar.İdrarını yaparken yanma ya da acı çekmesi.Yırtılmış, kirlenmiş ya da kan lekeli iç çamaşırları.Aşırı korku duymaİletişim problemleri yaşamaEbeveynlerden uzaklaşma ve kaçınmaFiziksel temastan kaçınmaAni fiziksel değişiklikler örneğin birden zayıflama ya da kilo almaÖfke patlamaları yaşamaParmak emme, tırnak yeme, sallanma gibi aniden ortaya çıkan davranış bozukluklarıİçe kapanıklıkÖğrenme güçlüğü, akademik başarıda düşüşUzaklaşma ve depresyona yatkınlıkBeklenmedik ve ileri düzey yaşına uygun olmayan şekilde cinsel bilgi sahibi olmaSürekli cinsel içerikli oyunlar oynamaBelirli kişilerden ya da belirli yerlerden korkma, tanıdık bir bireyden özellikle korkma, kaçınma.Uyku bozuklukları, kabus ya da uyurgezerlik gibi uyku problemleriEbeveynler olarak çocuğunuzla doğru şekilde bir bağ kurmanız önemlidir. En sağlıklı bağ çocuk ile aranızda kuracağınız güvenli bağdır. Ebeveynleri ile arasında güvenli bağ gelişmiş çocuk yaşadığı hiçbir durumu ailesinden gizlemeyecektir.İstismarı önleyebilmeniz için dikkat etmeniz gereken bir diğer önemli konu ise, çocuğunuza yaşına uygun cinsel eğitimi vermenizdir. Bu doğrultuda çocuğunuza özel bölgelerini öğretmek, iyi-kötü dokunuşlar hakkında bilgi vermek onun bu konu hakkında bilinçlenmesine ve gelecek zararlara karşı farkındalık kazanmasına yardımcı olacaktır.Geçmiş zamanlarda çocuklara verilen nasihatler çoğunlukla, yabancılarla konuşmama, görüşmeme, yabancılardan bir şey istememe şeklindeydi. Ancak günümüzde geldiğimiz noktada istismarların %80’i çocuğu tanıyan hatta çoğu zaman aile içerisindeki bireyler tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu noktada çocuğa özel bölgelerini, iyi-kötü dokunuşu anlatıp her kim olursa olsun bu sınırı geçerse gelip sizinle paylaşması gerektiğini ona anlatmalısınız.Çocuğunuzla güven temelli, sevgiyle desteklenen açık ve net bir iletişim şekli geliştirmelisiniz. Çocuğunuza karşı aşırı tepkiler veren, yargılayıcı, azarlayıcı ebeveynler olmanız onların yaşadığı şeyleri sizlere anlatmasını imkânsız hale getirecektir. Bu nedenle çocuğunuz böyle bir durumla karşılaştığında, sizinle paylaşabileceğini bilmeli ve kendisini yalnız hissetmemelidir.İstismara uğrayan çocukların hissettiği en büyük ve en korkutucu duygu “suçluluk” duygusudur. Çoğu zaman kendilerini suçlarlar, bu durumdan utanç duyması gerekenin kendileri olduklarını sanırlar. Kendilerini sevilmeye, değer verilmeye layık görmezler ve çoğu zaman kendilerine karşı aşırı bir öfke duyarlar.Çocukları bu suçluluk duygusundan kurtarabilmek için yapılacaklar konusundaki en büyük sorumluluk ise ebeveynlere düşmektedir. Asıl sorumlunun ve suçlunun kendileri olmadıkları anlatılmalı. Duygusal destek sağlanmalı ve güven duygusu verilmeli. Sonrasında ise, en hızlı şekilde gerekli şikâyetlerde bulunup, resmi işlemler başlatılmalıdır.Şikâyet süreci oldukça uzun ve zorlu olduğundan, çoğu aile bunun çocuğu için daha yıpratıcı olduğunu düşünmektedir. Ancak ebeveynler olarak duruma sessiz kalmanız, üstünü kapatıp devam etmeye çalışmanız çocuğunuza daha fazla zarar verecek ve daha fazla suçluluk ve utanç duymasına sebep olacaktır.Çocuklara kimsenin el uzatmadığı ve onların tüm kötülüklerden uzak kaldığı güzel günler diliyorum…

Devamını Oku
Koah Hastalığı

Koah Hastalığı

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı yani halk arasında kısaltması ile bildiğimiz KOAH hastalığı, öksürük, balgam, hırıltılı nefes alma, nefes alma güçlüğü şeklinde seyreden ve giderek ağırlaşan bir tablo izleyen akciğer rahatsızlığıdır. KOAH hastalığının ortaya çıkmasında etkin olan iki neden bulunmaktadır. Bunlardan birincisi kalıtım yani genetik faktörler iken bir diğeri ise çevre faktörüdür. Çoğu zaman ağırlıklı olarak hastalığın ortaya çıkmasına, tetiklenmesine ve gelişmesine neden olan durum çevresel faktörlerden kaynaklanmaktadır. Özellikle tütün ve tütün ürünleri kullanımı, alkol kullanımı, çeşitli zehirli gazlara maruz kalmak, hava kirliliği gibi nedenler çevresel faktörler tarafından ortaya çıkmaktadır ve hastalığın oluşumuna neden olmaktadır.Peki, KOAH hastalığı ile ilgili bilmeniz gereken başlıca şeyler nelerdir?Hastalık hakkında en çok merak edilen ve tartışılan nokta sigara içen ve içmeyen bireylerde görülme olasılığı farkıdır. Yapılan araştırmalara göre, sigara kullanan bireylerde hastalığın görülme oranı kullanmayanlara göre 25 kat daha fazladır.Türkiye’de ortalama 3,5 milyon KOAH hastası bulunmaktadır.Hastalığın erken teşhisi için belirtilerinin bilinmesi de oldukça önemlidir. Hastalık uzun süreli devam eden öksürük, balgam çıkarma, nefes darlığı, hırıltılı nefes alma, çabuk yorulma, sürekli halsiz ve güçsüz hissetme gibi belirtiler ile ortaya çıkmaktadır.Dünya üzerinde yapılan araştırmalarda ölüme sebebiyet veren hastalıklar sıralamasında 4. sırada olmasına rağmen KOAH hastalığının fark edilmesi ve erken teşhisi çoğu zaman zor olmaktadır. Bunun nedeni ise, belirtilerin başka hastalıklarla (örneğin, kronik bronşit) karıştırılması ya da sigara kullanan bireylerin bunun sigara kullanımına bağlı doğal semptomlar olduğunu düşünmesidir.Hastalığın şiddeti ve ilerlemesi belirtilerin şiddetinden ve değişkenlik göstermesinden anlaşılabilir. Örneğin, ileri düzeye geldiği durumlarda tamamen fiziksel aktivite yapamaz hale gelme, el ve ayaklarda şişme-morarma ya da ani kilo kaybı gibi belirtiler de ortaya çıkmaya başlar.KOAH hastalığı 4 farklı evrede gözlenebilir. Birincisi, hafif KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalarda genelde basit fiziksel aktivitelerde nefes darlığı yaşadıkları görülür. Örneğin, merdiven çıkarken ya da yokuş yukarı yürürken nefes almakta güçlük çekerler.İkincisi, Orta KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalar normalden daha yorucu işlerde nefes darlığı çekmenin yanı sıra artık günlük işlerini yaparken de nefes darlığı çekebilirler. Ancak bunun dışında çok şiddetli öksürük ya da gece uyku sorunu gibi belirtiler gözlenmez.Üçüncüsü, Ağır KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalar günlük işlerinde nefes darlığı çekmenin yanı sıra artık günlük aktivitelerini tamamlayamayacak duruma gelirler. Çoğu zaman kendilerini aşırı halsiz ve yorgun hissedeler. Nefes darlığı sebebi ile geceleri uyuyamazlar.Dördüncüsü, Çok ağır KOAH. Bu düzeydeki hastalar tüm semptomları oldukça şiddetli bir şekilde yaşarlar. Öksürük nöbetleri, yoğun bir şekilde balgam çıkarma kimi zaman bu balgam kanlı olabilir, evin içerisinde dahi yürümekte zorlanma, çok şiddetli sırt ve vücut ağrıları gibi belirtileri yaşadıkları gözlenmiştir.KOAH hastalığı ilerledikçe ve şiddeti arttıkça ona eşlik eden yeni hastalıklar ve belirtiler de ortaya çıkmaktadır. Bunlar, kalp yetmezliği, çeşitli mide rahatsızlıkları, psikolojik rahatsızlıklar, zihinsel faaliyetlerde duraksama, morarmalar, şiddetli ağrılar, aşırı terleme olarak belirtilebilir.KOAH hastalığının erken teşhisini sağlamak amacı ile akciğer fonksiyonlarını ölçen çeşitli testler yapılmakta ve bu testlerin sonucuna göre teşhis konulmaktadır.Bu noktada erken teşhiste bulunmak hastalığı daha düşük evrelerde yakalamaya olanak sağlamaktadır. Hastalığı tam anlamı ile tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olmamakla birlikte, erken teşhis sayesinde uygulanacak tedaviler ile ilerleme süreci durdurulabilmektedir.Bu süreçte eğer sigara ve diğer tütün ürünleri kullanılıyorsa mutlaka bırakılması gerekmektedir. Sigarayı ve hastalığa neden olan diğer çevresel faktörleri ortadan kaldırmak hastalığın ilerlemesini durdurmak için oldukça faydalı olacaktır.KOAH hastaları, hastalık süresinde iki farklı dönemden geçerler. Birincisi, stabil dönem. Hastalığın semptomlarının var olduğu ancak çok şiddetli olmadığı dönemdir. Bu dönemde, hastaya içiyorsa sigara kullanımı bıraktırılır. Genel anlamda yaşam kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılır. İkincisi ise, alevlenme dönemidir. Bu dönemde ise, hastanın şikayetleri artar, semptomlar şiddetlenmeye başlar.  Tedavinin hastayı rahatlatmayı amaçlandığı ve genel sağlık durumuna etkin müdahalede bulunulan kritik dönemdir.

Devamını Oku
1 2 ... 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al