Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Sepsis Hastalığı Nedir?

Sepsis Hastalığı Nedir?

Sepsis Hastalığı nedir?Sepsis kan zehirlenmesi olarakta bilinen, bir mikrobun kanda çoğalması ardından da vücuttaki doku ve organlara zarar vermesi ile vücutta oldukça büyük oranda hasara neden olan bir hastalıktır. Oldukça büyük oranda ölüm riski oluşturan bu hastalık, vücudun enfekte olması ve belirli dokuların, organların zarar görmesi anlamına da gelmektedir. Kana çeşitli bakteri, mikrop ya da toksinlerin karışması ile ortaya çıkar. Özellikle yoğun bakımlarda “yoğun bakım enfeksiyonu” olarakta bilinen ölümlerin başlıca sebebi arasında Sepsis hastalığı bulunmaktadır.Sepsis Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gerekenler:Öncelikle Sepsis’e neden olan bakteriyi, mikrobu ya da enfeksiyonu kapmanın pek çok nedeni bulunmaktadır. Vücudunuzda bulunan açık bir yara, diş etinizde meydana gelen bir iltihap, parmağınızdaki ufak bir kesik, boğaz enfeksiyonu bile Sepsis’e neden olabilmektedir.Sepsis vakalarında ağırlıklı olarak başlangıçta görülen enfeksiyon çeşitleri arasında idrar yolu enfeksiyonu, bağırsak enfeksiyonu, akciğer enfeksiyonu gibi rahatsızlıklar bulunmaktadır. Enfeksiyon bu bölgelerde başlayarak diğer organlara ve dokulara yayılmaktadır.Özellikle ağır ameliyatlar geçiren, kanser olan ve kanser tedavisi gören, bağışıklık sistemi düşük olan, vücut direnci yetersiz kalan bireylerde görülmektedir. Bunun nedeni ise bağışıklığı zayıf kişilerde kandaki mikrobun enfeksiyona sebebiyet vermesi ve enfeksiyonun yayılma hızının kolayca artmasından kaynaklanmaktadır.Sepsis’in başlangıç dönemi belirtileri; yüksek ateş, üşüme, vücudun bazı bölgelerinde ortaya çıkan ağrılar, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, yorgunluk şeklindedir.İlerleyen dönem belirtileri arasında ise, asabiyet hali, ani ruhsal değişimler, bilincin gidip-gelmesi, idrara çıkmada ağrı ya da çıkamama, solunum güçlüğü, düzensiz kalp atışı gibi belirtiler bulunmaktadır.Bu hastalığın son aşaması ise “Septik Şok” dediğimiz dönemdir. Bu evrede hastanın kan basıncında oldukça büyük bir düşüş görülür. Enfeksiyon vücuttaki tüm ince damarlara dahi ulaşır ve bu damarların tıkanmasına neden olur. Bu durum tüm vücuda yayıldığında ise organ yetmezliği, kangren gibi ciddi durumlar ortaya çıkar.Sepsis hastalığının tanısı kan değerlerine, lökosit sayısına bakılarak konur.Yapılan araştırmalar sonucunda Sepsis’in bilinen çoğu hastalıktan hatta kanserden bile fazla sayıda ölüme sebebiyet verdiği saptanmıştır.Sepsis’i önlemek için nelere dikkat edebiliriz?Sepsis hastalığındaki en önemli nokta bireyin bağışıklık sistemi ve vücut direncidir. Bu noktada hastalığı önlemenin birincil kuralı bağışıklık sisteminizi güçlendirici ve koruyucu önlemler almanızdır.Bağışıklık sisteminin korunması ve güçlenmesi ise, sağlıklı beslenme, temiz yaşam, düzenli bir uyku, egzersiz ve stresten uzak durmak anlamına gelmektedir. Bu noktalara dikkat ederek yaşadığınızda bağışıklık sisteminiz kendini koruyacak ve giderek güçlenecektir.Kişisel bakımınıza ve temizliğinize özen göstermelisiniz. Ellerinizi sık sık yıkamak, dişlerinizi fırçalamak, duş almak, temiz kıyafetler giymek gibi. Bunun haricinde toplumsal temizlik kurallarına da önem vermelisiniz.Vücudunuzda ufakta olsa açık yaralar bulunuyorsa bunların bakımına, pansumanına dikkat etmeli, ortamla temas halinde bulunmasından kaçınmalısınız.Temiz beslenmeye özen göstermelisiniz. Sağlıklı gıdalar tüketmenin yanı sıra yediğiniz meyve-sebzeleri iyice yıkamak, içtiğiniz suyun temiz olması gibi etkenler de oldukça etkilidir.Özellikle hastane ortamlarında, tedavi ya da muayene sırasında, doğumda mutlaka içinde bulunduğunuz ortamın hijyenik ve steril olmasına dikkat etmelisiniz.

Devamını Oku
Çocukları İstismardan Korumak

Çocukları İstismardan Korumak

Günümüzde çocuğa karşı ihmal ya da istismar durumları giderek üzücü bir şekilde artış göstermektedir. Hem kız çocukları hem de erkek çocukları için giderek artan bu üzücü durum aslında gerekli bilinçlendirmeler ve eğitimlerle en azından çocuk için yıkıcı boyutlara ulaşmadan önlenebilecek bir durumdur.İşte, ebeveyn olarak bilmeniz ve dikkat etmeniz gerekenler:İstismar; fiziksel, duygusal ya da cinsel olarak gerçekleşebilir. Özellikle cinsel istismardan söz etmek için yalnızca cinsel birleşmenin olmuş olması gerekmez. Kötü niyetli bir dokunuş, bir bakış, yüz yüze ya da internet üzerinden cinsel içerikli konuşmaya zorlama, teşhircilikte bulunma, zorla pornografik içerik izlettirme ya da bunlar için çocuğu kullanma vb. durumların hepsi cinsel istismar olarak tanımlanmaktadır.İhmal; fiziksel ve duygusal olarak gerçekleşmektedir. Çoğunlukla çocuğun ebeveyni ya da ona bakım veren kişi tarafından gerçekleştirilir. Ebeveynlerin çocuğun temel ihtiyaçlarını (fiziksel) karşılamaması ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaması şeklinde ortaya çıkar. İhmal, istismar kadar olmasa da çocuğu psikolojik anlamda etkileyen, derinden izler bırakan çocuğa kötü davranışlarda bulunmanın en yaygın şekillerinden birisidir.Bir çocuğun ihmal edildiğini şu durumlar söz konusu ise tahmin edebilir ya da anlayabilirsiniz; çocuk sürekli kirli geziyor, kötü kokuyor ise, okula devamsızlığı çok fazlaysa, alkol-uyuşturucu-sigara gibi bağımlılıkları var ise, kendine zarar veriyorsa, güçsüz ve zayıf görünüyorsa, yemek yiyemiyor ve çoğu zaman bunun için dileniyorsa.Bir çocuğun istismar edildiğini işaret eden pek çok belirti olabilir. Bu durum fiziksel ve cinsel istismarda farklılık göstermekle birlikte oldukça fazla sayıda ortak belirtileri de bulunmaktadır. Eğer aşağıdaki durumları gözlemliyorsanız lütfen dikkatli olun!Çocuğunuzun vücudunda açıklanamayan ve sürekli tekrar eden yara ya da yanık izleri. Görünen ya da görünmeyen bölgelerinde ısırık, morluk, kızarıklık, kesik vs. gibi izlerin bulunması.Genital bölgede meydana gelen şişlik, kızarıklık, ağrı, morluklar.İdrarını yaparken yanma ya da acı çekmesi.Yırtılmış, kirlenmiş ya da kan lekeli iç çamaşırları.Aşırı korku duymaİletişim problemleri yaşamaEbeveynlerden uzaklaşma ve kaçınmaFiziksel temastan kaçınmaAni fiziksel değişiklikler örneğin birden zayıflama ya da kilo almaÖfke patlamaları yaşamaParmak emme, tırnak yeme, sallanma gibi aniden ortaya çıkan davranış bozukluklarıİçe kapanıklıkÖğrenme güçlüğü, akademik başarıda düşüşUzaklaşma ve depresyona yatkınlıkBeklenmedik ve ileri düzey yaşına uygun olmayan şekilde cinsel bilgi sahibi olmaSürekli cinsel içerikli oyunlar oynamaBelirli kişilerden ya da belirli yerlerden korkma, tanıdık bir bireyden özellikle korkma, kaçınma.Uyku bozuklukları, kabus ya da uyurgezerlik gibi uyku problemleriEbeveynler olarak çocuğunuzla doğru şekilde bir bağ kurmanız önemlidir. En sağlıklı bağ çocuk ile aranızda kuracağınız güvenli bağdır. Ebeveynleri ile arasında güvenli bağ gelişmiş çocuk yaşadığı hiçbir durumu ailesinden gizlemeyecektir.İstismarı önleyebilmeniz için dikkat etmeniz gereken bir diğer önemli konu ise, çocuğunuza yaşına uygun cinsel eğitimi vermenizdir. Bu doğrultuda çocuğunuza özel bölgelerini öğretmek, iyi-kötü dokunuşlar hakkında bilgi vermek onun bu konu hakkında bilinçlenmesine ve gelecek zararlara karşı farkındalık kazanmasına yardımcı olacaktır.Geçmiş zamanlarda çocuklara verilen nasihatler çoğunlukla, yabancılarla konuşmama, görüşmeme, yabancılardan bir şey istememe şeklindeydi. Ancak günümüzde geldiğimiz noktada istismarların %80’i çocuğu tanıyan hatta çoğu zaman aile içerisindeki bireyler tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu noktada çocuğa özel bölgelerini, iyi-kötü dokunuşu anlatıp her kim olursa olsun bu sınırı geçerse gelip sizinle paylaşması gerektiğini ona anlatmalısınız.Çocuğunuzla güven temelli, sevgiyle desteklenen açık ve net bir iletişim şekli geliştirmelisiniz. Çocuğunuza karşı aşırı tepkiler veren, yargılayıcı, azarlayıcı ebeveynler olmanız onların yaşadığı şeyleri sizlere anlatmasını imkânsız hale getirecektir. Bu nedenle çocuğunuz böyle bir durumla karşılaştığında, sizinle paylaşabileceğini bilmeli ve kendisini yalnız hissetmemelidir.İstismara uğrayan çocukların hissettiği en büyük ve en korkutucu duygu “suçluluk” duygusudur. Çoğu zaman kendilerini suçlarlar, bu durumdan utanç duyması gerekenin kendileri olduklarını sanırlar. Kendilerini sevilmeye, değer verilmeye layık görmezler ve çoğu zaman kendilerine karşı aşırı bir öfke duyarlar.Çocukları bu suçluluk duygusundan kurtarabilmek için yapılacaklar konusundaki en büyük sorumluluk ise ebeveynlere düşmektedir. Asıl sorumlunun ve suçlunun kendileri olmadıkları anlatılmalı. Duygusal destek sağlanmalı ve güven duygusu verilmeli. Sonrasında ise, en hızlı şekilde gerekli şikâyetlerde bulunup, resmi işlemler başlatılmalıdır.Şikâyet süreci oldukça uzun ve zorlu olduğundan, çoğu aile bunun çocuğu için daha yıpratıcı olduğunu düşünmektedir. Ancak ebeveynler olarak duruma sessiz kalmanız, üstünü kapatıp devam etmeye çalışmanız çocuğunuza daha fazla zarar verecek ve daha fazla suçluluk ve utanç duymasına sebep olacaktır.Çocuklara kimsenin el uzatmadığı ve onların tüm kötülüklerden uzak kaldığı güzel günler diliyorum…

Devamını Oku
Koah Hastalığı

Koah Hastalığı

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı yani halk arasında kısaltması ile bildiğimiz KOAH hastalığı, öksürük, balgam, hırıltılı nefes alma, nefes alma güçlüğü şeklinde seyreden ve giderek ağırlaşan bir tablo izleyen akciğer rahatsızlığıdır. KOAH hastalığının ortaya çıkmasında etkin olan iki neden bulunmaktadır. Bunlardan birincisi kalıtım yani genetik faktörler iken bir diğeri ise çevre faktörüdür. Çoğu zaman ağırlıklı olarak hastalığın ortaya çıkmasına, tetiklenmesine ve gelişmesine neden olan durum çevresel faktörlerden kaynaklanmaktadır. Özellikle tütün ve tütün ürünleri kullanımı, alkol kullanımı, çeşitli zehirli gazlara maruz kalmak, hava kirliliği gibi nedenler çevresel faktörler tarafından ortaya çıkmaktadır ve hastalığın oluşumuna neden olmaktadır.Peki, KOAH hastalığı ile ilgili bilmeniz gereken başlıca şeyler nelerdir?Hastalık hakkında en çok merak edilen ve tartışılan nokta sigara içen ve içmeyen bireylerde görülme olasılığı farkıdır. Yapılan araştırmalara göre, sigara kullanan bireylerde hastalığın görülme oranı kullanmayanlara göre 25 kat daha fazladır.Türkiye’de ortalama 3,5 milyon KOAH hastası bulunmaktadır.Hastalığın erken teşhisi için belirtilerinin bilinmesi de oldukça önemlidir. Hastalık uzun süreli devam eden öksürük, balgam çıkarma, nefes darlığı, hırıltılı nefes alma, çabuk yorulma, sürekli halsiz ve güçsüz hissetme gibi belirtiler ile ortaya çıkmaktadır.Dünya üzerinde yapılan araştırmalarda ölüme sebebiyet veren hastalıklar sıralamasında 4. sırada olmasına rağmen KOAH hastalığının fark edilmesi ve erken teşhisi çoğu zaman zor olmaktadır. Bunun nedeni ise, belirtilerin başka hastalıklarla (örneğin, kronik bronşit) karıştırılması ya da sigara kullanan bireylerin bunun sigara kullanımına bağlı doğal semptomlar olduğunu düşünmesidir.Hastalığın şiddeti ve ilerlemesi belirtilerin şiddetinden ve değişkenlik göstermesinden anlaşılabilir. Örneğin, ileri düzeye geldiği durumlarda tamamen fiziksel aktivite yapamaz hale gelme, el ve ayaklarda şişme-morarma ya da ani kilo kaybı gibi belirtiler de ortaya çıkmaya başlar.KOAH hastalığı 4 farklı evrede gözlenebilir. Birincisi, hafif KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalarda genelde basit fiziksel aktivitelerde nefes darlığı yaşadıkları görülür. Örneğin, merdiven çıkarken ya da yokuş yukarı yürürken nefes almakta güçlük çekerler.İkincisi, Orta KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalar normalden daha yorucu işlerde nefes darlığı çekmenin yanı sıra artık günlük işlerini yaparken de nefes darlığı çekebilirler. Ancak bunun dışında çok şiddetli öksürük ya da gece uyku sorunu gibi belirtiler gözlenmez.Üçüncüsü, Ağır KOAH. Bu düzeyde bulunan hastalar günlük işlerinde nefes darlığı çekmenin yanı sıra artık günlük aktivitelerini tamamlayamayacak duruma gelirler. Çoğu zaman kendilerini aşırı halsiz ve yorgun hissedeler. Nefes darlığı sebebi ile geceleri uyuyamazlar.Dördüncüsü, Çok ağır KOAH. Bu düzeydeki hastalar tüm semptomları oldukça şiddetli bir şekilde yaşarlar. Öksürük nöbetleri, yoğun bir şekilde balgam çıkarma kimi zaman bu balgam kanlı olabilir, evin içerisinde dahi yürümekte zorlanma, çok şiddetli sırt ve vücut ağrıları gibi belirtileri yaşadıkları gözlenmiştir.KOAH hastalığı ilerledikçe ve şiddeti arttıkça ona eşlik eden yeni hastalıklar ve belirtiler de ortaya çıkmaktadır. Bunlar, kalp yetmezliği, çeşitli mide rahatsızlıkları, psikolojik rahatsızlıklar, zihinsel faaliyetlerde duraksama, morarmalar, şiddetli ağrılar, aşırı terleme olarak belirtilebilir.KOAH hastalığının erken teşhisini sağlamak amacı ile akciğer fonksiyonlarını ölçen çeşitli testler yapılmakta ve bu testlerin sonucuna göre teşhis konulmaktadır.Bu noktada erken teşhiste bulunmak hastalığı daha düşük evrelerde yakalamaya olanak sağlamaktadır. Hastalığı tam anlamı ile tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olmamakla birlikte, erken teşhis sayesinde uygulanacak tedaviler ile ilerleme süreci durdurulabilmektedir.Bu süreçte eğer sigara ve diğer tütün ürünleri kullanılıyorsa mutlaka bırakılması gerekmektedir. Sigarayı ve hastalığa neden olan diğer çevresel faktörleri ortadan kaldırmak hastalığın ilerlemesini durdurmak için oldukça faydalı olacaktır.KOAH hastaları, hastalık süresinde iki farklı dönemden geçerler. Birincisi, stabil dönem. Hastalığın semptomlarının var olduğu ancak çok şiddetli olmadığı dönemdir. Bu dönemde, hastaya içiyorsa sigara kullanımı bıraktırılır. Genel anlamda yaşam kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılır. İkincisi ise, alevlenme dönemidir. Bu dönemde ise, hastanın şikayetleri artar, semptomlar şiddetlenmeye başlar.  Tedavinin hastayı rahatlatmayı amaçlandığı ve genel sağlık durumuna etkin müdahalede bulunulan kritik dönemdir.

Devamını Oku
Anksiyete Nedir?

Anksiyete Nedir?

Günümüzde gittikçe popüler bir kavram haline gelen anksiyete bir kısmımızın oldukça iyi bildiği bir kısmımızın ise belki de ilk defa duyduğu bir kavram. Anksiyete bozukluğu yani belki de birçoğumuzun “Kaygı Bozukluğu” olarak bildiği bir psikolojik rahatsızlıktır. Bireyin kontrol edemediği, sürekli ve oldukça şiddetli kaygı hali yaşamasına sebebiyet veren bir rahatsızlıktır. Anksiyete çoğunlukla ataklar şeklinde kendini gösterir. Ataklar, aniden gelen terleme, hızlı kalp çarpıntısı, vücutta meydana gelen uyuşmalar, kötü bir şey gerçekleşecekmiş gibi hissetme, daralma, bunalma, sıkışıp kalmış ve çaresiz hissetmeler şeklinde gerçekleşir.Anksiyete bozukluğunun temelinde yatan esas bir psikolojik temel olsa da genelde bu rahatsızlık aşırı strese maruz kalmaktan kaynaklı olarak ortaya çıkar. Bu ataklar bir şekilde aslında vücudunuzun size sinyal verme şeklidir. Yani çoğunlukla halk arasında rahatsızlık olarak çokta bilinmeyen ancak çoğumuzun zaman zaman yaşadığı bu ataklar aslında psikolojik alt faktörler tarafından beslenmektedir. Bu sebeple eğer aşağıdaki belirtileri içeren atakları daha önce yaşadıysanız ya da yaşamaya devam ediyorsanız mutlaka bir profesyonelden yardım almalısınız.Bu belirtilerin başlıcaları şunlardır;Sürekli gergin ve tedirgin hissetmekKonsantrasyon güçlüğü yaşamakHep kötü bir şeyler olacakmış gibi hissetmekRisk almayı gerektiren durumlardan kaçınmakKendisi ve yakın çevresi için kötü senaryolar kurgulamakAgresif davranışlar sergilemekAniden gelen öfke patlamalarıKalbin çok hızlı çarpmasıTerlemeMide ile ilgili rahatsızlıklar yaşamakŞiddetli ve devamlı baş ağrılarıUykusuzlukSürekli yorgun hissetmekVücudun belli noktalarında meydana gelen kasılmalarSebepsiz el ayak titremeleriBireyin bu rahatsızlıkla kendi başına mücadele etmesi kimi zaman oldukça yorucu olabilir. Aşırı stres altında kalan kişi bir süre sonra bu durumu kaldıramaz duruma gelir ve bedeni bazı tepkiler geliştirmeye başlar. Aslında kendi bedeninize daha fazla yükleme yapmanızın önüne geçmek adına mekanizmanızın devreye girme ve sizi korumaya alma şeklidir bu. Bu noktada profesyonel yardım almak tabii ki oldukça önemlidir ancak hayatınızda yapacağınız birkaç değişiklik ve uygulamanız gereken birkaç yöntemle de anksiyete ile etkili bir şekilde kendi başınıza savaşabilirsiniz.İşte, atak geldiği sırada yapmanız gerekenler hakkında birkaç tavsiye;Öncelikle, atak geldiği anda ayağa kalkın ve vücudunuzu dik bir konuma getirin. Ağırlıklı olarak korku ve kaygının yaşandığı anlarda içe doğru kapanma söz konusudur. Bu da kişinin nefes almasını zorlaştırır. Böyle bir durumda ayağa kalkıp, dik durmak daha rahat nefes almanıza olanak sağlar.Kendinizi sakinleştirin. Daha önceden kendiniz için sakinleşme yöntem ve taktikleri belirleyin. Atağın başladığı anlarda bu yöntemlerden faydalanın.İçinde yaşadığınız anın, bulunduğunuz mekânın ve zamanın farkına varın. Yoğun bir kaygı saldırısı altındayken şimdi ve burada yöntemi ile ana odaklanmanız zihninizi kemiren düşünceleri sizden uzaklaştıracaktır.Nefes egzersizleri öğrenin ve atak anında bu yöntemler yolu ile hem farkındalığınızı arttırın hem de vücudunuza doğru oranda giren oksijen sayesinde sakinlik kazanın.Kendinizi meşgul edecek bir şeyler bulun. Atağın geleceğini hissettiğiniz ya da atak geldiği anda hem fiziksel hem de zihinsel olarak kendinizi meşgul edecek bir uğraş bulmalısınız. Bu komik bir video açıp izlemek, size kendinizi iyi hissettiren bir şarkıyı son ses dinlemek, yürüyüşe ya da koşuya çıkmak, bir yakınınızı aramak olabilir.

Devamını Oku
Yenidoğan Bebeğiniz Nerede Nasıl Uyumalı

Yenidoğan Bebeğiniz Nerede Nasıl Uyumalı

Yeni doğan bebeğin dünyaya gelmesi ile birlikte hem heyecanlı, mutlu, huzurlu hem de endişelerle, kaygılarla, korkularla ve sayısız sorularla dolu bir yolculuk ebeveynler için başlamış oluyor. Yeni doğan bebeğin nasıl emzirilmesi gerektiğinden, ne kadar ve nasıl uyuması gerektiğine kadar hatta alt değiştirmeden, kıyafetlerinin nasıl yıkanması gerektiğine kadar pek çok soru çıkıyor ebeveynlerin karşısına.Günümüzde gelinen noktada bilgiye ulaşmanın kolaylığı ve bilginin fazlalığı aynı zamanda da bilgi kirliliğine ve kafa karışıklığına neden olabiliyor. Bu noktada öncelikli olan her bebeğin biricik olduğunun farkında olmaktır. Bir bebeğe iyi gelen şey muhtemelen diğerine gelmeyecektir. Temel bilgileri edindikten sonra ebeveynlerin içgüdüleri ile bebeklerinin ihtiyaçlarına uygun şekilde davranmaları süreci çok daha rahat bir şekilde atlatmalarına olanak sağlayacaktır.Bebeğin nasıl ve nerede uyuması gerektiği de ebeveynler tarafından en çok merak edilen, uzmanlar tarafından ise en çok tartışılan konular arasında yer almaktadır. Genel olarak bakıldığında tartışılan çok fazla görüş olmakla birlikte bunların içinden ebeveynlerin ve bebeğin ihtiyaçlarına göre en doğru olanını seçmek faydalı olacaktır. Bu yazımda ise, çocuğun gelişimsel süreçlerini dikkate alarak, hem fiziksel hem de psikolojik gelişimini de destekleyerek en doğru şekilde uyku düzeni için yapılması gereken noktalara değineceğim.Öncelikle 0–2 yaş, bebeklerin bakım verenleri ile (çoğunlukla anne) aralarındaki bağlanmayı gerçekleştirdiği dönemdir. Bu yüzden bu hasas dönem içerisinde, bebeğin ihtiyaçlarına en doğru ve hızlı şekilde cevap vermek sağlıklı bir bağlanma için oldukça önemlidir.Yeni doğan bebekler ortalama olarak günde 16–17 saat arasında uyurlar. Bu süreyi kesintisiz bir biçimde değil yaklaşık 2–3 saat uykuda kalarak tamamlarlar.Yeni doğan bebekler gece-gündüz ayrımını henüz yapamamaktadır. Bu ayrımı yapmasını ve uykusunu düzenlemesini yalnızca emzirme aralıklarınızı kontrollü tutarak sağlayabilirsiniz.Bebeğinize gece-gündüz ayrımını kazandırmak için her günün sonunda belli rutinler oluşturarak onu uykuya hazırlamanız oldukça önemlidir. Örneğin, her akşam aynı saatte banyo yaptırmak.İlk 6 ay boyunca bebeğinizin anne sütü ile beslenmesi oldukça önemlidir. Bu süreç içerisinde emzirme aralıklarınızı düzenli tutmalı, gün içerisinde daha sık iken geceleri daha seyrek aralıklar ile emzirmeyi gerçekleştirmelisiniz.Bebeğinizin kendine ait yatağı olması gerekmektedir. Bebeğinizin beşiğini kendi odanızda tutabilirsiniz.Bebeğinizi emzirdikten sonra kendi yatağına sırt üstü yatırarak uykuyu orada uyumasını sağlamanız en doğru olan yaklaşım şekillerinden birisidir.Bağlanma sürecinde olan bebeğin ihtiyaçlarına en hızlı ve doğru şekilde cevap verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bebeğiniz başucunuzdaki beşikte uyuduğunda hem kendine ait bir alanı olduğunu, bireyselliğini hissedecek hem de siz ağladığında buna hemen cevap verebilecek kadar yakın olacaksınız.Bebeğiniz başlangıçta koynunuzdan ayrılmakta zorluk yaşayabilirler. Her bebek bir olmadığı gibi eğer kaygısı yüksek bir bebeğe sahip iseniz uykuya dalana kadar koynunuzda kendi kokunuz ile tutmanız, yanınızda uyutmanız ancak bebek uykuya daldıktan sonra kendi yatağına almanız doğru olacaktır.Sürecin devamında ise yaklaşık 6 ile 8 aylık olduğu dönemde, bebeğinizin hazır oluş durumu göz önünde bulundurularak odasını ayırmanız sağlıklı ruhsal gelişim için doğru olacaktır.Odasını ayırdıktan sonra ki dönemde de ihtiyaçlarına en hızlı şekilde karşılık vermek, sık sık onun odasında vakit geçirmek, uykuya dalmasını onunla birlikte odasında beklemek bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılması için yardımcı olacaktır.En önemli nokta, bu dönemde bebeğin en çok ihtiyacı olan şey güven ve sevgidir. Ebeveynlerin önceliği bebeğe bu güveni ve sevgiyi hissettirmektir. Bu nedenle asla keskin kurallarla değil her bebeğe biricik olarak bakılarak yaklaşılmalıdır.

Devamını Oku
Çocuklarda Endişelenme ve Stres

Çocuklarda Endişelenme ve Stres

Çağımızın hastalığı, stres! Gelişen yaşam şartları ve değişen dünyada her bireyi etkisi altına alan, pek çok fiziksel ve ruhsal sorunun nedeni olan şeydir stres. Çoğumuz bu durumu yalnızca yetişkin bireylerin yaşadığını ve deneyimlediğini düşünebiliriz ancak sanılanın aksine çocuklarda endişelenebilir ve stres yaşayabilir. Üstelik biz yetişkinlerin bile baş etmekte oldukça zorlandığı stres konusunda onlar tamamen deneyimsiz ve desteksiz kalıyor. Çocuklarda stresi deneyimle aslında bebeklik dönemlerinden başlıyor ve her yaş döneminde farklı şekillerde ve şiddetlerde ortaya çıkıyor. Bebeklik döneminde anneden ayrılma kaygısı, hayatta kalma isteği gibi sebepler strese neden olurken çocuğun yaşı ilerledikçe stresin kaynakları da farklılık gösteriyor.Peki, başlıca stres kaynakları neler olabilir?Aile içerisinde yaşanan stres – Anne ve baba arasında yaşanan kavgalar, tartışmalar ya da şiddet.Kardeş kıskançlığı – Aileye yeni bir bireyin katılması, anne-babanın ilgi ve sevgisinin dağılması çocuğu oldukça büyük bir stres durumu içerisine sokabilir.Okul problemleri – Ders zorluğu, ödev fazlalığı, okul başarısızlığı gibi durumlar olabilir.Sınav stresi – Çocukların belirli bir yaştan itibaren sürekli olarak sınavlara girmeleri, geleceklerini belirleyecek olduğunu düşündürtmek bu noktada çocuğun aşırı kaygı duymasına ve stres yapmasına neden olur.Paylaşılmayan korku ve kaygılar – Çocuğun aile ile paylaşmaktan çekindiği konular olabilir. Bu noktada yaşanan durumun kendisi kadar aileden saklanmaya çalışılması da çocuk için oldukça stresli bir durumdur. Örneğin, çocuğunuz okulda büyük sınıflardan bir çocuk tarafından şiddet görüyor olabilir fakat bunu sizden saklamaya çalışıyor, böylelikle vücudundaki morlukları gizlemeye çalışıyor olabilir. Burada yaşanan olayın zorluğu kadar aileden saklamak için yaşadığı streste oldukça yıpratıcı olabilir.Ebeveyn olarak çocuğunuzun yaşadığı stresi en aza indirgemek için neler yapabilirsiniz?Çocuğunuzun yaşadığı stresi, kaygıyı ve endişeyi en aza indirmek ya da önlemek tamamen ebeveynlerin elinde olan bir durumdur. Bu noktada yapmanız gerekenler şu şekildedir;Öncelikli olarak yapılması gereken ilk adım çocuğunuzu stres, kaygı ya da endişeye sebep olan durumla yüzleşmesi için cesaretlendirmenizdir. Bu yüzleşmeyi sizin yapmanız, korkusunun üzerine gitmesi için onu zorlamanız kesinlikle doğru değildir. Yapılması gereken şey, çocuğunuzu korkusu ile yüzleşecek duruma gelene kadar yani kendisini hazır hissedene kadar desteklemenizdir.Çocuklar genelde karşılaştırılma, kıyaslanma, başarı gibi kavramların arasında kaybolurlar ve bu durum onların kaygılanmalarına neden olur. Ebeveynlerinin gözünde iyi bir çocuk olmanın yolunun her şeyi hatasız ve kusursuz yapmaktan, mükemmel olmaktan, çok başarılı olmaktan geçtiğini sanarlar. Anne-baba olarak yapmanız gereken hayatta hatalara ve yanlışlara da yer olduğunu, kimsenin mükemmel olmak zorunda olmadığını anlatmalısınız.Çocuğunuzla birlikte kaliteli vakit geçirmek, onu rahatlatıcı ve eğlendirici etkinlikler planlamak bu süreci atlatmanızı oldukça kolaylaştıracaktır. Çocuk, bu süreçte hem onun yanında olduğunuzu hissedecek hem de eğlenceli aktiviteler ile uğraşırken strese neden olan konuyu zihninden uzak tutacaktır.Çocuğunuzla olan ilişkinizde takdir ve teşekkürü eksik etmeyin. Bu süreç içerisinde yaptığı davranışlarda ya da gösterdiği değişimlerde, kat ettiği ilerlemelerde onu mutlaka ödüllendirin ve tebrik edin. Bu şekilde onu süreçle ilgili olarak yüreklendirmiş olacaksınız.Ebeveynler olarak sakinliğinizi koruyun ve problemi çözme aşamasında çocuğunuza destek olmak için elinizden geleni yaptığınızdan emin olun. Şuanda yaşamakta olduğu bu durumla kendi başına mücadele edebilmesine izin verin. Problem çözme aşamasında, problemi onun yerine çözmek yerine ona destek olun ve kendi başına başarabilmesi için yardımcı olun. Böylece yaşadığı bu stresli durum ona yeni bir deneyim ve beceri kazandırmış olacaktır. Bu da çocuğunuzun daha güçlü bir kişilik yapısına sahip olmasına olanak tanır.Çocuklar çoğunlukla ebeveynlerini kendilerine örnek alır ve taklit ederler. Siz de anne babalar olarak stresle nasıl baş ettiğinizi, bir problemi nasıl çözdüğünüzü çocuğunuza anlatın ve gösterin. Böylelikle çocuğunuz sizin baş etme yöntemlerinden yola çıkarak bu sorunun üstesinden gelebilmek için kendine has yeni methodlar geliştirmeyi deneyebilir. Ya da sizin başarabildiğinizi gördüğünde kendisinin de başarabileceğine inanmaya başlar.

Devamını Oku
Çocuklarda Konuşma Bozuklukları

Çocuklarda Konuşma Bozuklukları

Çocuklarda konuşma bozuklukları, çocuğun dil gelişiminin yaşına ve gelişim özelliklerine uygun şekilde ilerlememesi ya da bazı eksikliklerin olması durumudur. Aynı zaman da çocuğun sosyal ve ilişkisel anlamdaki gelişimi de önemli ölçüde etkileyen rahatsızlıklardan biridir. Çoğunlukla ailelerin fark etmede güçlük çektiği bu durum, doğumdan itibaren ya da sonradan ortaya çıkabilir. Bu noktada önemli olan ise, ailelerin çocuğun gelişim düzeyine göre hangi dil yeterliliklerine sahip olması gerektiği konusunda bilinçli olması ve herhangi bir anormallik sezdikleri anda bunu takip edip, bir uzmana danışmaları gerekmektedir.Çocuklardaki dil gelişimi süreci şu şekildedir;Dil gelişimi her çocukta ufak farklılıklar gösterebilir ancak mutlak şekilde belli bir gelişim düzeyine göre sıra içerisinde ilerler. Çocuk doğduğu andan itibaren aslında konuşmaya başlar. Düzgün cümleler kurup, dil gelişimini sağlamaya başlayana kadar kullandığı en etkili iletişim aracı ağlamaktır. Çocuğun 6 aya kadar ki sürecinin tepkisel geri dönüşü ağlama ya da gülümseme üzerinden sağlanır. Aynı zamana 6 aya kadar olan süreçte ilk heceler, duyduğu cümleleri anlamlandırmaya çalışma, sesleri çözümle süreçleri hakimdir. Ortalama olarak 1 yaş civarında çocuk ilk anlamlı kelimelerini kurmaya başlar ve devam eden süreçte ise 2–3 yaş aralığında anlamlı kelimelerden oluşan cümleler kurmaya başlar.Kimi çocuklarda ise süreç normal seğirin dışında ilerler ve bu da çocuktaki konuşma bozukluğunun habercisi olabilir. Konuşma bozukluğunun sebebi, fizyolojik etmenlerden kaynaklanabileceği gibi ( işitme bozukluğu, zekâ geriliği, otizm vb.) psikolojik etmenlerden de kaynaklanabilir. Aileler özellikle, 0–3 yaş arasında çocuklarındaki hem fiziksel hem de dilsel gelişimi dikkatle takip etmelidir. Konuşma bozukluklarının geç fark edilme sebeplerinden biri de halk arasında oldukça normal karşılanması ve çeşitli yanlış genellemelerin mevcut olmasıdır. (Okula başlayınca düzelir, Zaten annesi de geç konuşmuştu vb.)Çocuklarda karşılaşılabilecek konuşma bozuklukları; kekemelik, geç kalmış konuşma, telaffuz ve dizilim problemleri, dili anlama ve kendini ifade etme problemleri şeklinde olabilir. Ebeveynlerin bu problemlerden birini ya da birkaçını fark ettikleri zaman mutlaka bir uzmana danışmaları gerekmektedir.Çocuğunuzun fizyolojik ya da genetik bir rahatsızlık dolayısı ile konuşma bozukluğu yok ise bu süreçte şunlara dikkat ederek onun dil gelişimine katkıda bulunabilirsiniz:Anne-babanın çocukla doğduğu andan itibaren iletişim halinde olması gerekmektedir. Çocuğunuzun sizi anlamadığını ya da dinlemediğini düşünseniz dahi sürekli olarak onunla konuşmalısınız.Çocuklar en çok anne babalarını rol model alırlar ve onların gelişiminin en büyük kısmı modelleme ile öğrenmek oluşturur. Bu sebeple konuştuğunuz dile, kelime seçimlerinize, ses tonunuza ve mimiklerinize önem vermelisiniz. Çocuk bu noktada öncelikli olarak sizi taklit edecektir.Çocuğunuzu cesaretlendirin! Farklı sosyal ortamlarda ve ev içerisinde çocuğunuzu konuşması için teşvik edin. Yaptığı yanlışlara dikkat çekmekten çok doğru söylediği kelimelere, yeni öğrendiği kelimelere odaklanın ve onu sürekli olarak tebrik ederek destekleyin.Konuşmaya teşvik edebilmek adına ona ilgisini çekecek sorular sorabilir, değişik hikâyeler anlattırabilirsiniz.Çocuğunuzu asla dinler gibi yapmayın! Onu gerçekten dinleyin. Çocuklar siz anlamadıklarını düşünseniz de, gerçekten dinlenmedikleri zaman bunu anlayabilirler. Bu hem konuşma anlamındaki hevesini kıracaktır hem de size olan güvenini.Çocuğunuzla iletişim kurarken cümlelerinizin kısa,net ve anlaşılır olmasına özen gösterin. Gelişim düzeyi ile orantılı cümleler kurmalı ve karmaşık anlatımlardan kaçınmalısınız.Peki, bir uzmandan yardım almanız gerektiğini nasıl anlayabilirsiniz?0–3 yaş arasındaki bebeğiniz seslere herhangi bir tepki vermiyorsa,6 ay ve üzerindeki bebeğiniz basit hecelemeleri gerçekleştirmiyorsa,11–12 aylık bebeğiniz anne-babayı ve onların çıkardığı sesleri taklit etmiyorsa, basit kelimeleri kullanmaya başlamadıysa,18–24 ay arasında etrafındakileri tanıyamıyor, tepkisel davranışlar göstermiyor, ebeveynlerin basit düzeyde kullandığı kelimeleri anlamıyor ve tekrar etmiyorsa,3 yaş ve sonrasında ise, cümle kuramıyor, taklit edemiyor, neden-sonuç ilişkilerini anlamlandıramıyor ve ebeveynlerinden aldığı yönlendirmeleri / komutları anlamlandıramıyorsa,Mutlaka bir uzmana danışmalı ve yardım almalısınız!

Devamını Oku
ALS Hastalığı

ALS Hastalığı

Amiyotrofik lateral skleroz yani halk arasında kısaltma adı ile bilinen ALS hastalığı motor ve merkezi sinir sistemine etki eden bir hastalıktır. Çoğumuzun hastalığa sahip ünlü kişiler sayesinde duyduğu ancak çokta bilgi sahibi olmadığımız bu hastalık, günümüzde artık her yüz bin kişiden ortalama 4 ile 5 kişide gözlemleniyor. Hastalık her ne kadar sinirlerdeki bozulma ile ilgili olsa da aslında tamamen vücudun kas sistemini etkilemektedir. Motor sinirlere etki eden bu hastalık, kas hareketlerini engelliyor. Belirtileri ise her hastada farklılık gösterse de bu hastalık öncelikli olarak el ya da kollarda güçsüzlük ile başlayıp tüm vücuda etki ediyor.Peki, ALS hastalığının belirtileri nelerdir?Kol ve bacaklarda meydana gelen güç kaybıKaslarda meydana gelen ani kasılmalar ve kramplarSürekli olarak takılmak, ayak sürümek, yürüme güçlüğü çekmekYutkunma, konuşma ve yeme zorluğu yaşamakŞiddetli kas ağrılarıÇok basit aktivitelerde bile örneğin düğme iliklemek, çatal-bıçak tutmak, kalem tutmak vb. zorlanmak, güçsüz hissetmekAni bir şekilde ortaya çıkan ve kontrol edilemeyen duygu değişimleri, gülme ve ağlama halleriYukarıdaki bir ya da birkaç belirtiyi kendinizde gözlemliyorsanız mutlaka bir uzmana danışmalı ve durumunuzu takip etmelisiniz. ALS hastalığı genel olarak dünyanın her yerinde gözlemlenebilen rahatsızlıktır. Ancak yapılan araştırmalar göstermektedir ki, özellikle 50 yaş ve üzeri bireylerde hastalık başlangıcı görülmektedir.ALS hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler ve merak ettikleriniz:ALS hastalığı genel olarak bakıldığında ve yapılan araştırmalar doğrultusunda yalnız %10’luk bir ilişki genetikle bağlantılı bulunmuştur. Yani ALS kalıtımsal bir rahatsızlık değildir.ALS hastalığına sebep olan pek çok faktör bulunmaktadır. Bunlar çevresel, biyolojik, fiziksel alt yapılara sahiptir.Motor sinirlerdeki yıpranmada maruz kalınan kimyasalların da etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Örneğin, kullandığınız diş macunundan tutunda sıktığınız deodoranta kadar pek çok kimyasal madde içeren ürün sinir sistemi deformasyonu için risk taşımaktadır.Hastalık kesinlikle bulaşıcı değildir.Hastalığın seyri sırasında öncelikle kollarda ve bacaklarda güç kaybı yaşanıyor. Daha sonra yeme ve konuşma zorluğu, yürüme güçlükleri şeklinde tüm vücut kaslarına yayılıyor. Ancak incelenen çoğu vakada hastalığın duyu ile ilgili olan sistemini, bağırsak kontrolünü ve zekayı etkilemediği görülmüştür.ALS hastalığı ile ilgili olarak ortaya konan herhangi bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Fakat günümüzde geldiğimiz noktada, ALS hastalarına uygulanan destek tedaviler bulunmaktadır. Bu tedaviler, hastanın yaşam kalitesini arttırmaktadır.Hastalık sürecinde, diğer tüm hastalıklarda da olduğu gibi erken teşhis büyük önem taşımaktadır. Erken teşhis, destek tedavisine de erken başlamayı mümkün kıldığı için hastanın bundan maksimum fayda almasını da sağlıyor.ALS hastalarına biçilen yaşam süresi ortalama olarak 5–6 yıl olarak belirlenmiş olsa da günümüzdeki hastaların çoğu destek tedavileri iyi bir şekilde sağlandığında 10 yıl ve üzerinde yaşamlarını devam ettirebiliyor.ALS hastalığının etki ettiği ve etmediği kaslar incelenmiştir. Göz kasları, kalp kası, cilt işlevleri hastalığın seyrinden etkilenmez.ALS hastalarına evde bakım ve destek ortamı sağlandığı takdirde hem sosyal hayattan kopmadan hem de sağlık anlamında riskleri ortadan kaldırarak yaşamlarını sürdürmeleri mümkün hale geliyor. Bu anlamda evde bakım hizmeti sağlayan profesyonel hemşirelerden ve hasta bakıcılardan destek almak hem sizin hem de bakımını sağladığınız hasta yakınınızın hayatını oldukça kolaylaştıracaktır.Hepinize sağlık dolu günler dilerim…

Devamını Oku
Ergenlik Dönemi

Ergenlik Dönemi

HER EBEVEYNİN KORKULU RÜYASI: ERGENLİK DÖNEMİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLERAileler çocuklarını yetiştirirken maddi ve manevi anlamda pek çok zorlukla karşı karşıya kalıyor. Çocuğun her gelişim evresinde farklı problemlerle baş edilmesi gerekse de aslında en zorlu süreçlerden birisi ergenlik dönemidir. Ergenlik, çocuğun fiziksel ve ruhsal anlamda oldukça hızlı bir değişime girdiği dönemdir. Bu süreç içerisinde meydana gelen fiziksel ve ruhsal değişimler hem çocuğu hem de aileyi oldukça etkilemektedir. Ergenlik döneminin gergin, sıkıntılı ve sarsıcı geçmesinin temelinde aslında çocuğun çocukluk döneminden çıkarak artık yetişkin dünyasına girişidir. Bu noktada belki de ergenlik çocuk için yeni bir dünyaya yeniden doğumu temsil ettiği için oldukça sancılı geçmektedir. Çocuk, fiziksel, zihinsel ve seksüel anlamda hızlı bir değişim sürecinin içerisinde yer alır ve bu sürece uyum sağlama çabasındadır.Ailelerin çocukları ile en fazla çatışma yaşadığı, sıkıntılarla boğuştu, kaygılandığı ve endişelendiği dönem ergenlik dönemidir. Temelde ergen dönemi hakkında bilgiye sahip olmak, bilinçlenmek ve konu hakkında sergilenmesi gereken davranış ve tutumları öğrenmek ailelerin ve çocukların bu dönemi en doğru ve sağlıklı şekilde atlatması için faydalı olacaktır.Peki, ergenlik dönemi hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?Ergenlik dönemi kız çocuklarında 9–13 yaş arasında, erkek çocuklarında ise 10–14 yaş arasında başlar. Ortalama olarak bir kız çocuğu 8–9 yaşlarında ergenliğin ilk belirtilerini gösterirken bir erkek çocuğunda ise bu 9–10 yaş civarındadır.Ergenliğin erken dönem belirtileri öncelikli olarak fiziksel değişim ağırlıklıdır. Cinsel organlardaki büyüme ve gelişmeler, vücuttaki kıllanma artışı, ses tonundaki değişikler vb.Her çocuğun gelişim süreci bireysel farklılıklar gösterebilir. Bu sebeple, çocuğunuzun ergenlik dönemine girişi, fiziksel-zihinsel değişikler göstermesi farklı yaş aralıklarında da gerçekleşebilir.Ergenlik dönemi kendi içinde 3 farklı evreden oluşur. Bunlar başlangıç, orta ve son dönem şeklindedir. Her dönem kendi içerisinde bazı gelişim özelliklerini ve süreçleri barındırır.İlk dönem yani başlangıç dönemi, ağırlıklı olarak fiziksel değişim ve gelişim evresidir. Kızlarda göğüslerde büyüme, bölgesel kıllanmalar görülürken erkeklerde ise, cinsel organın büyümesi, hormonsal artışlar, sesin kalınlaşması gibi değişimler gözlenir.Orta dönem, aslında ergenliğin en kızgınlaştığı dönemdir. Bu dönemde ağırlıklı olarak psikolojik dalgalanmalar, depresyon, ruhsal buhran gözlemlenir. Aynı zamanda bu süreç aileler için de en zorlayı ergenlik dönemi olabilir.Çocuğunuz muhtemelen sizin sahip olunabilecek en kötü aile olduğunuzu düşünür, kendini tek ve kimsesiz hisseder, algısı-ilgisi tamamen arkadaşlarına ve dışarıdaki sosyal çevreye kaymış durumdadır.Yoğun kaygıları, endişeleri, korkuları vardır. Aynı zamanda kendisini kuşatmış bir çaresizlik çemberi içindedir. Sürekli olarak ikilemde kalır ve karar verme yetisi oldukça bozuktur.Ani öfke patlamalarına, yükselen ses tonuna, konuşmadaki aşağılayıcı tavırlara ve mimiklerdeki tiksinen ifadelere bu dönem içerisinde ebeveynler olarak hazır olmalısınız!Son dönem ise, çocuğun artık kendini bulmaya, kendini sorgulamaya yani sosyal çevreden çok kendine yoğunlaştığı bir dönemdir. Orta döneme göre biraz daha sakin bir dönem olan son dönemde, çocuğun yetişkin dünyasına dair farkındalığı artar.Artık tamamıyla yetişkin dünyasına geçtiğini fark eden çocuğun aynı zamanda da kaygıları ve korkuları da artış gösterir. Bu noktada nereye gideceğini bilememek ve belirsizlik duygusu kendini gösterir.Ergenlik dönemi süresince kız çocuğa annenin, erkek çocuğa ise babanın rol model olması, yol gösterici olması ve sürekli olarak iletişim halinde kalması gerekmektedir.Gelişim süreçleri doğrultusunda çocuğunuzda konuşmanız gereken konularda mutlaka açık ve net bir iletişim dilini tercih etmelisiniz.Ergenlik dönemi süresince, çocuğunuzun arkadaşı olmaya çalışmayın! Bu ebeveynlerin yaptığı en büyük hatalardan birisidir. Sizler onun arkadaşı değil, anne-babası olmalısınız.Anne-baba olarak çocuğunuzla karşılıklı olarak güven duygusunu geliştirmek ve devam ettirmek en önemli önceliğiniz olmalıdır.Çocuğunuza karşı dürüst, tutarlı, anlayışlı ve sabırlı olmanız sürecin olabildiğince hafif atlatılabilmesi için size yardımcı olacaktır.Çocuğunuzun içe kapanıklık-öfke patlaması gibi süreçleri beklenenden uzun sürerse ya da ders başarısında beklenmedik düşüşler gözlemlenirse, çocuğunuzda kendine ya da başkasına zarar verme davranışları gözlemlenirse, yeme bozukluğu-uyku bozukluğu gibi sorunlar görülüyorsa mutlaka süreçle ilgili olarak bir uzmana danışınız ve yardım alınız!

Devamını Oku
1 2 ... 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al