Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Çocukların Yeni Arkadaşı Oyun Ablaları

Çocukların Yeni Arkadaşı Oyun Ablaları

Çocuğunuzun zihinsel, fiziksel, duygusal, sosyal gelişimini en doğru şekilde etkileyebilmenizin yolu doğru ve eğitici oyunlar seçerek aynı zamanda da kaliteli vakit geçirmesini sağlamaktan geçer. Ebeveynler olarak çocuğunuzun her ihtiyacına aynı düzeyde karşılık verebilmeniz mümkün değildir. Özellikle çalışan ebeveynler çoğu zaman çocukları ile oyun oynayacak vakit bulamamaktadır. Çocuğunuza bir bakıcı bulmak istemiyorsanız, yalnızca oyun oynasın, ödevlerine yardımcı olsun ve sizi desteklesin aynı zamanda da çocuğunuzun gelişimine katkıda bulunsun istiyorsanız, günümüzde son zamanlarda oldukça popüler hale gelen ve isimlerini sık sık duyduğumuz oyun ablaları bu noktada sizin ihtiyacınıza en uygun kişi olabilir.Peki, kim bu oyun ablası?Oyun ablası; genelde 18–25 yaş aralığında olan, üniversite eğitimine devam eden ya da yeni tamamlamış, çocuğunuzla eğitici, bilimsel, sanatsal aktiviteler yapan, okuldan geldiğinde onu karşılayan ödevlerine destek olan, genellikle yabancı dil bilgisine sahip ve çocuğunuza yabancı dil öğreten, onunla kaliteli ve eğlenceli oyunlar oynayan kişilere denir. Kısacası, çocuğunuzun hem eğlenmesi hem de öğrenmesi için çabalayan genç ve eğitimli kişilerdir.Oyun ablası seçerken ne gibi özelliklere ve donanıma sahip olması gerektiğine kendiniz karar verebilir, bir liste oluşturabilir ve bu liste üzerinden adaylar ile görüşebilirsiniz. Bu süreci kendi başınıza yönetebileceğiniz gibi aynı zamanda bu işi profesyonel şekilde yürüten şirketlerden de yardım alabilirsiniz.Önceliklerinizi belirleyin. Seçeceğiniz en doğru adayın ne gibi özelliklere sahip olması gerektiğine, çocuğunuzun ihtiyaçları doğrultusunda karar verin. Örneğin, spora yatkın bir çocuğunuz varsa sporla ilgilenen ve bu alanda başarılı olan bir aday çocuğunuza hem örnek hem destek olacaktır.Oyun ablaları genelde üniversite eğitimine devam etmiş ya da yeni mezun olan kişilerden oluşur. Adaylar genelde harçlıklarını çıkartmak amacı ile bu işi yaptıklarından, bir bakıcıya göre çok daha uygun ücretler ile hizmet vermektedirler.Görüşmeleri çocuğunuz ile birlikte gerçekleştirin. Bu şekilde hem adayın çocuğunuz ile olan iletişimini gözlemleme şansı bulmuş olursunuz hem de çocuğunuzun bu yeni abla / arkadaş ile ilgili fikirlerini öğrenmiş olursunuz.Eğitimli ablalar çocuğunuzun gelişiminde oldukça faydalı olacaktır. Çünkü, bu işi profesyonel anlamda yapan oyun ablalarının çoğu eğitici-öğretici aktiviteler hakkında bilgi sahibidir.Çocuğunuzun eğlenirken öğrenmesine fırsat yaratın! Çocuklar için okula gitmek, ders çalışmak, ödev yapmak genelde oldukça sıkıcı ve bunaltıcı olabilir. Bu durumda bir oyun ablası eşliğinde bunları gerçekleştirmeli onların hem motivasyonunu hem de başarısını arttırıcı bir etki sağlar.Oyun ablaları genelde belirli günler ve saatler aralığında çalışırlar. Oyun ablasının gelmesini istediğiniz zamanları hem kendi ajandanıza uygun olacak şekilde hem de çocuğunuzun programına uyacak şekilde kendiniz ayarlayabilirsiniz.Çoğu oyun ablası sizin sağ kolunuz gibi olacağından bazı konularda esneklik gösterebilir. Bu durumda bir davete katılmanız gerektiğinde ya da eşinizle baş başa birkaç saat geçirmek istediğinizde oyun ablası çocuğunuzu emanet edebileceğiniz doğru kişidir. Hem çocuğunuz sıkılmayacak hem de güvenli bir şekilde yapmanız gereken işleri yapabileceksiniz.Kendinizi suçlu hissetmeyin! Çoğu çalışan anne-baba çocuğuna yeteri kadar vakit ayıramadığı ve tüm ihtiyaçlarını karşılayamadığı için vicdan azabı çeker. Ancak düşünüldüğünde ebeveynler olarak her biriniz aslında çocuğunuza daha iyi bir gelecek sağlayabilmek adına çalışıyorsunuz. Bu durumda bir oyun ablası çocuğunuzun ödevlerini yapmasına yardımcı olurken ve onları kontrol ederken sonrasın da sizde kalan vaktinizi en iyi şekilde değerlendirerek onunla oynayabilirsiniz.Oyun ablaları, dil eğitiminden tutunda satranç oynamaya, keman çalmaya kadar pek çok beceriyi çocuğunuza öğretebilir. Bunun yanı sıra birlikte kitap okumak,sinemaya gitmek, tiyatro izlemek, birlikte yüzmek gibi pek çok aktivitede onun arkadaşı ve destekçisi olabilir.Eğer sizlerde çocuğunuz için hem eğlenebileceği bir arkadaş, hem destekçisi olabilecek bir abla arayışında iseniz, bu durumda kriterlerinizi ve önceliklerinizi belirleyip, çocuğunuzun ihtiyaçları doğrultusunda oyun ablası arayışına başlayabilirsiniz. Bu noktada önemli olan ise, bu işi profesyonel anlamda yapan insan kaynakları firmalarından destek alarak güvenilir, referanslı ve eğitimli adayları bulabilmektir.

Devamını Oku
Çocuklarda Tırnak Yeme Alışkanlıkları

Çocuklarda Tırnak Yeme Alışkanlıkları

Tırnak yeme alışkanlığı, hem çocukluk hem de yetişkinlik hayatında görülen bir davranış bozukluğudur. Çoğu davranış bozukluğu gibi altında yatan nedenleri fark etmek, bulmak ve anlamak oldukça büyük önem taşır. Sebebi bulunduktan sonra da tedavi yollarına bakılmalı ve en sağlıklı yol izlenmelidir. Çocuklarda sıklıkla görülen davranış bozuklukları şu şekildedir:Tırnak yemeAlt ıslatmaKaygı bozukluklarıSaldırganlık – Agresif tutumlarFobilerİçe kapanıklıkSaç koparmaParmak emmeUyku bozukluğuEvden / Okuldan kaçmakÇoğu aile çocuğunun tırnak yeme alışkanlığı karşısında endişeye kapılır ve bu kaygı ile hareket ederek yanlış tutumlar sergileyebilir. Aslında önemli olan bu davranışın altında yatan çevresel ya da psikolojik sebebe ulaşabilmektedir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki tırnak yeme davranışı kız çocuklarında erkek çocuklarına nazaran daha fazla görülmektedir.Bu davranışın kökeni aslında çocuğun duyduğu aşırı kaygıya yani kaygı bozukluğuna dayanmaktadır. Çocuklarda görülen kaygı bozukluğunun temel sebebi ise anne-babanın davranışlarındaki eksiklik ya da yanlışlardan kaynaklanmaktadır. Örneğin, anne babanın sevgi ya da ilgi eksikliği, kardeş kıskançlığı, ebeveyn kaybı, annenin ya da babanın uzaklaşması, anne-baba boşanması, ev içerisindeki şiddetli kavgalar gibi durumlar çocuğun aşırı düzeyde kaygı duymasına sebep olur. Çocuk çoğu zaman bu kaygı ile nasıl baş edeceğini bilemez ve kendince yöntemlerle bunu bastırmaya çalışır. Tırnak yeme davranışı da çocuğun baş edemediği aşırı kaygı içeren durumda ortaya çıkan aslında bir baş etme yöntemidir.Tırnak yeme alışkanlığı nasıl sonlandırılır?Öncelikli olarak ailenin tırnak yeme davranışı hakkında bilgili olması gerekmektedir. Bunun çocuğun bir eksikliği hatası olmadığını kabullenmesi ve bu doğrultuda bu davranışı düzeltmek adına kendisini desteklemesi gerekmektedir.Çocuğunuza tırnak yediği zaman kızmayın, bağırmayın, ceza vermeyin! Bu çocuğunuzun kaygı düzeyini arttırmaktan ve yaptığı yanlış davranışı daha sık tekrarlamasından başka bir işe yaramayacaktır.Bir profesyonelden yardım alın ve davranışın altındaki temel sebebe ulaşın.Bu süreçte anne babanın çocukla daha fazla ilgilenmesi, sevgisini her koşulda hissettirmesi ve onu desteklemesi oldukça önemlidir. Mümkün olduğu kadar çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmeye çalışın.Çocuğunuzun dikkatini başka noktalara çekmek onu bu davranıştan uzaklaştırma konusunda size yardımcı olacaktır. Çocuğunuzun davranışı gerçekleştirdiğini gördüğünüz zamanlarda “tırnağını yemeyi bırak, elini ağzından çek, çocuk gibisin aynı” gibi dikkati oraya çekecek davranışlardansa onu sevdiği şeylere yönlendirmeniz gerekir.Tırnağına acı oje sürmek, ağzına biber sürmek gibi cezalandırıcı yöntemlerden uzak durun. Bu çocuğunuzun kaygısını arttırır ve davranışa daha sıkı tutunmasına sebep olur.Çocuğunuza bulunduğu davranışın yanlış olduğunu, ellerinin bu şekilde sağlıklı ve güzel görünmeyeceğini, bu davranışın kendi sağlığı için zararlı olduğunu onu incitmeyecek ve eleştirmeyecek bir üslupla kendisine anlatabilirsiniz.Çocuklar anne ve babalarını kendilerine rol model olarak alırlar ve onların yaptığı davranışları tekrarlarlar.  Bu noktada sizin tırnaklarına bakım yapmanız ona özendirici davranışlarda bulunmanız da oldukça etkili olacaktır.

Devamını Oku
Yaşlılarda Uyku Bozukluğu

Yaşlılarda Uyku Bozukluğu

Uyku, insanın yaşamında oldukça fazla yer kaplar ve hem vücut hem de ruh sağlığını dengeler. Uykunun temel amacı kişinin yorgunluğunun atılması, gün içinde harcadığı enerjiyi geri kazanması, vücut ve zihin dinginliğini kazanmasıdır. Bireyin uyku ihtiyacı yaşına göre farklılık göstermektedir. Yapılan araştırmalarda bir yetişkin veya bir yaşlı birey için günde ortalama 6-7 saat uyku yeterli olmaktadır.Yaş ilerledikçe fiziksel ve zihinsel bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi bedenimizin ve zihnimizin sürekli değişiyor ve farklı bir biçim alıyor olmasıdır. Yaşlılıkta sık rastlanan sorunlardan biride uyku problemleridir. 60 yaş üstü çoğu bireyin uyku ile ilgili sorunlar yaşadığı gözlenmektedir.Insomnia, yani uyku bozukluğu kişinin uykuya dalamaması, düzenli uyku uyuyamaması, daldıktan sonra gece sık sık uyanması şeklinde tanımlanabilir. Sağlıklı ve kaliteli bir uyku için, uykunun evrelerinden biri olan REM uykusuna ulaşmak gereklidir. REM uykusu yani derin uyku dediğimiz evre vücudumuzu ve zihnimizi yenileyen, besleyen ve onaran en önemli evredir. Bu noktada insomnia hastaları derin uykuya geçemedikleri için en büyük şikâyetlerinden biri de sürekli yorgun hissetmektir.Yaşlılıkta ve yetişkinlikte ortaya çıkan uyku bozukluklarının pek çok sebebi olabilir. Bu sebepler fizyolojik olabileceği gibi aynı zaman da psikolojik temelli de olabilir.Peki, yaşlılarda insomnia görülmesinin nedenleri nelerdir?Kronik – hiç geçmeyen yorgunluk haliAşırı strese maruz kalmakPsikolojik rahatsızlıklarÖlüm korkusuAşırı düzeyde kaygılar, endişelerTıbbi kökenli rahatsızlıklarKullanılan ilaçlar ( tansiyon, idrar söktürücü, antidepresan gibi )Alkol, kafein, nikotin tüketimiYukarıda belirtmiş olduğumuz tüm nedenler yaşlılık döneminde bireyin uyku sorunları yaşamasına sebep olabilir. Bu noktada asıl önemli olan kısım ise nedenlerin bir an önce belirlenmesi ve buna uygun bir tedavi şekli izlenmesidir. Yaşlılarda görülen uyku bozukluklarının birkaç çeşidi bulunmaktadır.Bunlar şu şekildedir:Uyku apnesi; gece solunumun durması olarak ta bilinen bir rahatsızlıktır. Gece uyku sırasında bireyin nefesi 10 saniye ve üzeri süre durur ve kişi uykusundan uyanır. Bu sorun kaliteli bir uyku uyumayı engellediği gibi beraberince pek çok rahatsızlığı ve riski de getirmektedir.Horlama; yaşlılarda sık görülen bir uyku bozukluğu şeklidir. Tıpkı uyku apnesi gibi bu da bireyin kaliteli bir uyku uyumasına engel olur. Kaliteli bir uyku uyuyamayan bireyler ise güne yorgun başlar ve yaşam kaliteleri oldukça düşük olur.Parasomnia; kişi uykusunda konuşur, bağırır, yataktan çıkar yürür. Bu da aynı şekilde yaşlı bireylerin sağlıksız bir uyku uyumalarına hatta çoğu zaman uyuyamamlarına neden olur.Kaliteli bir uyku uyumak için neler yapılabilir?Uyku saatlerinizi düzenlemeye çalışın. Her gün aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya özen gösterin. Bu biyolojik ritminizi dengeye sokacak ve daha rahat uykuya dalmanıza yardımcı olacaktır.Uyumak için yalnızca yatak odanızı ve yatağınızı kullanın.Beslenmenize dikkat edin. Çok ağır ve yağlı yiyecek tüketiminden uzak durun. Bu midenizde rahatsızlık hissetmenize ve uyuyamamanıza sebep olur.Gün içinde çeşitli aktivitelerde bulunmaya çalışın. Kısa yürüyüşler veya basit egzersizler enerji kaybı yaşamanıza ve bu sebeple uykuya gece daha çabuk dalmanıza yardımcı olur.Herhangi bir fiziksel rahatsızlığınız varsa doktorunuza başvurarak bunun tedavisini istemelisiniz. Vücuttaki ağrılar ve rahatsızlıklarda uykuya dalışınızı engeller.Uyku vaktiniz geldiğinizde aşırı uyaranlardan uzak durmak, örneğin ses ve ışık gibi sizin uyumanızı kolaylaştıracaktır.

Devamını Oku
Çocuklarda Diş Gıcırdatma 1

Çocuklarda Diş Gıcırdatma 1

Diş gıcırdatma yani Bruksizm; uyku sırasında dişleri bilinçsiz bir şekilde sıkıp bir birine sürterek ses çıkarmaktır. Çocuklarda diş gıcırdatma yetişkinlerde olduğundan daha sık görülmektedir. Özellikle çocuklar uykularında dişlerini gıcırdattığından dolayı anne babaların bunu fark etmesi biraz daha kolay oluyor. Diş gıcırdatmanın hem yetişkinler hem de çocuklarda görülmesinin sebepleri kimi zaman biyolojik olsa da çoğunlukla psikolojik nedenlere dayanmaktadır.Çocuk süt dişlerini döktükten sonra kalıcı dişleri çıkarken buna bağlı sebeplerle dişlerini sıkabilir.Sinüs akıntısı, bağırsak paraziti gibi tıbbi nedenlerle diş sıkabilir.Psikolojik nedenlere bağlı olarak ( anne baba kavgası, kardeş kıskançlığı, okul başarısızlığı, arkadaş problemleri vb.) diş sıkabilir.Hangi nedenle olursa olsun, çocuğunuzda diş gıcırdatmasını fark ettiğiniz anda mutlaka bir uzmana danışın ve kendisinden konu ile ilgili olarak yardım alın. Çünkü bu rahatsızlıkta öncelikli olarak sebep olan nedeni bulmak ve bu doğrultuda bir tedavi yolu izlemek oldukça önemlidir. Nedenin biyolojik nedenlerle ya da psikolojik nedenlerle gerçekleşmesi tedavi açısından önemlidir. Örneğin, çocuğun bağırsaklarında parazit varsa bu parazitler çocuklarda tükürük üretimini arttırıp, kaslarda kasılmaya neden olabilir bu da çocuğun dişlerini sıkmasına ve gıcırdatmasına sebep olur. Böyle bir sebep varsa, çocuk doktorundan destek alınarak tedavi süreci başlatılabilir. Ve ilaçlar yardımı ile diş gıcırdatma durumu ortadan kaldırılır.Ancak diş gıcırdatmanın sebebi çocuğun yaşadığı psikolojik rahatsızlıklar ise tedavi süreci biraz daha uzun soluklu olabilir. Öncelikli olarak bir profesyonelden yardım almalısınız. Çocuklarla yürütülen terapi aslında bir okadar da anne-baba ile gerçekleştirilen terapidir. Çocuğun diş gıcırdatması da tıpkı alt ıslatma, tırnak yeme gibi aslında tamamen tepkisel davranışlardır. Çocuk baş edemediği bir durumla karşı karşıya kaldığında bunu tepkiselliğe döker ve kendini korumaya almaya çalışır.Peki, çocuğu bu tepkiselliğe iten en önemli sorunlar nelerdir?Aile içi (anne-baba) kavgalarıŞiddet görmekAnnenin / Babanın uzak olmasıKardeş kıskançlığıSosyal çevre içerisinde kabul görmemeYoğun stres altında kalmakOkul başarısızlığı / Okulda yaşadığı problemlerİlgi eksikliğiHiperaktivite ve Dikkat bozukluğuTravmalar – Cinsel İstismarYukarıda belirtilen tüm sorunlar çocukta diş gıcırdatmanın temelinde yatan psikolojik sebeplere zemin hazırlamaktadır. Bu noktada ailenin bilinçli olması, çocuğunu gözlemleyebilmesi oldukça önemlidir. Anne-baba olmak çocuğun yalnızca fiziksel ihtiyaçlarına karşılık vermek, onun kişisel bakımını sağlamaktan çok ötedir. Ebeveynler çocuğun bu tarz tepkisel davranışlarını genelde şımarıklık olarak adlandırır ve üzerine düşmezler. Oysa, bu tarz diş gıcırdatma gibi rahatsızlıklar çocuğun yardım çağrısıdır ve anne baba bu çağrıyı duymadıklarında ya da bu çağrıya yanıt vermediklerinde çocuk hayatı boyunca izlerini taşıyacağı yaralar alır. Bu rahatsızlık çocuklukta fark edilmez ve tedavi edilmez ise yetişkinlikte de devam edecektir. Diş gıcırdatma ve sıkma çocuğun bir problemi olduğunu ve bununla baş edemediğini göstermektedir. Bu ilerde daha büyük psikolojik rahatsızlıklara neden olabileceği gibi aynı zamanda fiziksel hasarlara da yol açacaktır. Çünkü, diş sıkma ile çene kasları ve yüz kasları devamlı olarak baskı altında olduğunda zarar görebilir.Ebeveyn olarak yapmanız gereken, çocuğunuzun davranışlarını gözlem altında tutmanız ve bir anormallik ya da sıkıntı hissettiğinizde hemen müdahalede bulunmanız ve profesyonel yardım almanızdır.

Devamını Oku
Kronik Yorgunluk Sendromu

Kronik Yorgunluk Sendromu

Günümüzde gelişen teknoloji, değişen yaşam şartları ve pek çok olumlu ilerlemenin yanı sıra bazı olumsuz yanlar da baş göstermektedir. Bunların başında ise hastalıkların artması ve değişik hastalıkların ortaya çıkmasıdır. Kronik Yorgunluk Sendromu da yeniçağın hastalığı olarak ortaya çıkmaktadır. Halk arasında hiç geçmeyen yorgunluk olarak ta bilinen bu rahatsızlığın temelinde tıbbi bir neden mi yoksa psikiyatrik bir neden mi olduğu ise hala araştırılmaktadır. Uzmanların çoğu bu durumun temel sebebinin ağırlıklı olarak psikolojik nedenlerden kaynaklandığını, strese ve yaşam şartlarına bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu rahatsızlık genellikle 30-55 yaş arasında görülmektedir. Görülme sıklığı olarak bakıldığında ise kadınlarda daha fazla rastlandığı gözlemlenmiştir.Peki, nedir bu Kronik Yorgunluk Sendromu?6 ay ve 6 aydan daha uzun süre devam eden, şiddetli yorgunluk hissi ile kendini gösteren ve buna kas-eklem ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, uyku bozukluğu, konsantrasyon bozuklukları, agresif hal ve tavırlar gibi semptomların eşlik ettiği bir rahatsızlıktır. Bireyin şikâyetleri arasında uyuduğu halde kendini hiç dinlenmiş hissedememek, sürekli yer değiştiren ağrıların görülmesi de vardır. Diğer belirtileri ise şu şekildedir;Gece düzensiz uyku, uykudan sürekli uyanmakAşırı üşümek ya da terlemekDepresyon belirtileriRuh halinde ani değişimlerAgresif tavırlarSürekli tekrar eden baş ağrılarıBaş dönmesiBoğaz ağrısıAşırı duyarlılık hali / Çeşitli alerjilerKas – eklem ağrılarıLenf bezlerinin şişmesiYukarda bahsi geçen bu belirtileri kendinizde 6 ay ve 6 aydan uzun bir süredir gözlemliyorsanız mutlaka bir profesyonele danışmalısınız. Bu noktada kişinin kendi bakımına dikkat etmesi, kendi semptomlarını takip etmesi oldukça önemlidir. Çünkü bu rahatsızlığın sebebi çoğunlukla psikolojik kökenlere dayansa da bazen biyolojik sebeplerle de ortaya çıkabilir. Genel olarak hastalığın nedenleri arasında; viral enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi ile ilgili sorunlar, stres, psikolojik rahatsızlıklar bulunur.Kronik Yorgunluk Sendromu ile nasıl baş edebilirsiniz?Uyku düzeninize dikkat etmeniz oldukça önemlidir. Uyku saatlerinizi düzenlemeli çok geç saatlerde yatmamalısınız. Güne erken başlamak daha enerjik hissetmenize sebep olacaktır.Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Çok yağlı ve ağır besinlerden uzak durun.Egzersiz yapın. Kendiniz için bir egzersiz programı çıkarın ve buna uymaya çalışın. Çok ağır programlar yapmak zorunda olmadığınızı, kendinize özel bir program oluşturabileceğinizi bilmelisiniz. Günde 7 dakika egzersiz yapmanın bile hayatınızda büyük değişikliklere sebep olabileceğini unutmayın!Günümüz şartlarında stresten uzak durmak pek mümkün değil. Ancak bizler bu noktada şunu önerebiliyoruz; stres nedenlerinizi ve kaynaklarınızı tanıyın. Stresle baş etme yöntemleri ile ilgili olarak gerekirse bir profesyonelden yardım alın. Bu bilinçlenme sizin kriz anlarında ayakta kalmanıza olanak sağlayacaktır.Kişinin en iyi bakıcısı kendisidir. Bunu aklınızda tutun ve sürekli olarak kendinizi gözlemleyin, daha iyi nasıl hissedersiniz bunu anlayabilmek adına iç sesinizi takip edin.Bulunduğunuz ev, iş ortamını yeniden düzenleyin. Çalışan biriyseniz vaktinizin çoğunu iş yerinizde eğer değilseniz de evinizde geçiriyor oluyorsunuz. Yaşam ortamlarınız aynı zamanda sizin yaşam kalitenizi de belirler.Sosyal aktivitelere katılın. Sosyal çevre ve arkadaş ortamları kişinin stres düzeyini azaltan ve keyifli vakit geçirmesine olanak sağlayan etkenlerdendir.

Devamını Oku
Panik Atak Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Panik Atak Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Panik Atak yani Panik Bozukluk, halk arasında yaygın olarak görülen ve bilinen bir rahatsızlıktır. Ani bir şekilde gerçekleşen terleme, yoğun kalp çarpıntısı, baş dönmesi gibi bedensel durumların aşırı şekilde hissedildiği aynı zamanda da bu fiziksel duruma ruhsal olarak ölüm korkusu, boğulma hissi gibi duygulanımların eşlik ettiği bir rahatsızlıktır. Atak süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 10-20 dakika arası sürer. Kimi ataklar ise daha kısa süreli ya da daha uzun süreli olabilir.Peki, sebebi nedir?Panik bozukluk, fiziksel ya da ruhsal rahatsızlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilir. Fobiler başta olmak üzere pek çok psikiyatrik rahatsızlığa bağlı olarak görülebilmektedir. Ancak ağırlıklı olarak sebebi psikolojikte olsa bazı fiziksel rahatsızlar da panik ataklar geçirmenize sebep olabilir. Bu yüzden bu rahatsızlıkta atakların kaynağını bulmak, fiziksel ya da ruhsal olduğunu ayrıştırmak ve bu doğrultuda bir tedavi uygulamak oldukça önemlidir. Panik atağın ortaya çıkışını tetikleyen en önemli etkenlerden birisi de strestir. Bunun dışında; sağlıksız beslenme, alkol/sigara/uyuşturucu madde kullanımı, çeşitli mide rahatsızlıkları, antidepresan ilaç kullanımı, fiziksel orta dereceli ve şiddetli ağrılar, çeşitli ilaçların kullanımı, bedensel engellilik durumları da panik atağın ortaya çıkmasına sebep olabilir.Belirtileri nelerdir?Şiddetli kalp çarpıntısı ve göğüste ağrı/baskı hissiNefes almada güçlük çekmek ve kendini boğuluyormuş gibi hissetmekTerleme – Bir anda tüm vücuttan soğuk ter boşalmasıEl, ayak ve vücudun diğer kısımlarında hissedilen titremeMidede ağrı, bulantı vb. hissetmeAni bir halsizlik halinin çökmesiSes, koku, ışığa aşırı ve ani duyarlılık oluşmasıAlgıda yaşanan bir takım bozulmalar  – kendini ve çevresini gerçek dışı algılamaAşırı düzeyde hissedilen ölüm korkusuDenge kaybı – Bayılacakmış gibi hissetmekKontrolünü kaybetme korkusu  – Deliriyormuş gibi hissetme haliYapılan araştırmalar neticesinde panik bozukluğun yetişkinlik döneminde ve özellikle kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha sık görüldüğü saptanmıştır. Panik atağın belirleyici olarak herhangi bir ortaya çıkış yaşı yoktur ancak 20’li yaşlardan itibaren görülmeye başlayabilir. Panik bozukluk, herhangi bir tetikleyici sebebi ile hayatınızın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir.Çocukluğumuzda ve geçmişimizde yaşadığımız çoğu durum ya da olayın yetişkinlik hayatımızda sayısızca etkisi bulunur. Bilinç dışımıza ittiğimiz çoğu olay ya da hisler ilerleyen dönemlerde hiç beklenmedik bir zamanda ortaya çıkarak bizim kaygı düzeyimizi arttırabilir ve panik ataklar geçirmemize sebep verebilir. Bu sebeple kendinizde yukarda saydığım belirtilerden en az 3-4 tanesini gözlemliyorsanız mutlaka bir profesyonele danışmalı ve yardım almalısınız. Bu noktada kişinin kendi ruhsal ve fiziksel bakımını gerçekleştirmesi, gözlemlemesi ve kontrol altında tutması oldukça önemlidir. Halk genelinde panik bozukluğun tedavisi yok gibi görülse de aslında tedavisi hem kolay hem de etkili çözümler sunan bir rahatsızlıktır. Önemli olan kaynağında yatan sebeplere ulaşmak ve bu doğrultuda her hastaya bireysel ve biricik olan doğru tedavi şeklini uygulamaktır.

Devamını Oku
Oyun ve Çocuk

Oyun ve Çocuk

Oyun, çocukların kendi başlarına seçtikleri ya da arkadaşları tarafından seçilen, kuralları olan ya da olmayan, belirli bir amaca yönelik ya da kimi zaman tamamen amaçsız bir şekilde ilerleyen eylemler dizisidir. Her şekilde oyun dediğimiz şey, çocuğun keyif almasına, eğlenmesine, mutlu olmasına ve en önemlisi fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal gelişimine oldukça etkin bir şekilde katkı sağlayan öğrenme süreçlerinden biridir. Oyunlar yalnızca çocuğun oyalanmasını sağlayan araçlar değildir. Aynı zaman da çocuğun gelişimine ve geleceğine dair önemli ipuçları taşır.Anne-babalar olarak oyunu her ne kadar çocuğun oyalanmasını sağlarken kendilerine de soluklanma fırsatı veren bir araç olarak görseler de aslında duruma asla bu şekilde bakılmamalıdır. Ebeveynler kendi günlük işleri ve koşuşturmacaları sebebi ile çoğu zaman çocuklarının oynadığı oyunları gözlemlemeye, takip etmeye ve dahil olmaya fırsat bulamıyorlar. Özellikle çalışan ebeveynler için bunun oldukça yorucu ve kimi zaman sıkıcı olduğunu biliyorum. Çocuk bakımının keyifli olduğu kadar kimi zaman yıpratıcı ve yorucu tarafları da vardır. Bunun ardında anne-babanın sahip olduğu en büyük motivasyon ise çocuğunun sağlıklı bir gelişim göstermesi ve ilerleyen hayatında da oldukça başarılı adımlar atması ve en önemlisi mutlu olmasıdır. Bu sebeple yalnızca oyun diyip geçiştirilen durumun aslında çocuğunuzun hayatındaki önemini anlamak oldukça önemlidir.Hadi o zaman gelin oyun yolu ile çocuk aslında neleri öğreniyor ve neleri geliştiriyor birlikte bakalım…Oyunun en etkili tesir ettiği noktaların başında çocuğunuzun kendilik algısı gelir. Oyun oynayan çocuk kendini tanımaya ve anlamlandırmaya başlar.İkinci etkili nokta ise çocuğun sosyal çevresi ile olan iletişimidir. Çocuk oyunlar sayesinde çevresini tanımaya, anlamaya, sosyal ilişkiler kurmaya başlar.İşbirliği yapmayı, sorumluluk almayı, paylaşmayı bu sosyal çevrenin içindeki ilişkileri sayesinde öğrenir.Neden-sonuç ilişkilerini anlamlandırmayı öğrenir.Her anne-baba çocuğunun güçlü bir hayal gücüne sahip olmasını, yaratıcı ve becerikli olmasını ister ve bunu yalnızca eğitimle başarabileceğini düşünür. Bu ebeveynlerin sahip olduğu yanlış bir algıdır. Oyun, çocuğun hayal dünyasını zenginleştiren onu yaratıcı ve yetenekli hale getiren en önemli etkendir.Fiziksel gelişimine katkı sağlar. Çocuğun kas gelişimi hızlanır, hareket kabiliyeti artar ve sağlıklı bir bedensel gelişim gösterir.Yapılan araştırmalarda, oyunların çocukların dil gelişimi üzerinde de oldukça etkili olduğu gözlemlenmiştir. Çocuk, kendisini sözlü olarak ifade etmeyi, yeni kelimeleri ve kendisi için gerekli olan dil yeterliliğini oyunlar sayesinde öğrenir.Çocuklar yetişkin bireylere göre 5-6 kat daha fazla enerjiye sahiptirler. Çocukların sahip oldukları bu yoğun enerjiyi atabilmelerinin en sağlıklı yolu ise oyun oynamalarıdır. Saldırgan ve agresif tavırlar gösteren çocukların çoğunun oyun oynamalarının engellendiği görülmektedir. Bu sebeple çocukların en sağlıklı enerji boşaltma biçimi oyundur.Eğitici oyunların çoğunda çocuk yaşamın içinde var olan farklı rolleri deneyimleme fırsatı bulur. Böylelikle çocuğun kendi dışındaki canlılar ve nesnelerle olan ilişkileri de anlamlandırma yeteneği gelişir.Çoğu çocuğun eksik olduğu noktalardan biri de kriz yönetimidir. Çocuk oynadığı oyunlar sayesinde problem çözme yeteneğini geliştirir, böylelikle kriz anlarında daha soğukkanlı hareket ederek durumu çözebilir.Biz yetişkinlerin oyun diyerek geçiştirmeye çalıştığı şeyin, aslında çocuğun gelişiminde, eğitim-öğretim hayatında, kendini tanıma yolculuğunda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Ebeveynler olarak bazen yorucu ve zorlayıcı olsa dahi elinizden geldiği kadar çocuklarınızın oyunlarını gözlemlemeniz ve oyunlarına dahil olmanız oldukça önemlidir. Eğer buna ayıracak vaktiniz yoksa dahi günümüzde bu işi profesyonel anlamda yapan eğitimli oyun ablaları bulunmaktadır. Belki de onlardan destek alarak, çocuğunuzun bu keşif serüveninde ona yol gösterici olmanız oldukça faydalı olacaktır.Oyun dolu günler geçirmeniz dileğim ile…

Devamını Oku
Anne Baba Olmadan Önce Yapmanız Gerekenleri Listeliyoruz

Anne Baba Olmadan Önce Yapmanız Gerekenleri Listeliyoruz

Anne-baba olmak oldukça keyifli, heyecan verici bir yolculuktur. 9 ay süren bir bekleyişin ardından miniğiniz eve gelecek ve artık o evin yeni sahibi olacaktır. Ebeveynler için asıl zorlayıcı yolculuk ise onun eve gelişinin ardından başlar. Çünkü bebeğiniz evinizin tüm kurallarını en baştan kendine göre koyacak, tüm hayatınızın merkezine kendisini yerleştirecek ve bundan sonraki tüm yaşamınızın yol haritasını kendisi belirleyecektir. Tüm bunları göz önünde bulundurduğunuzda kendinize ve eşinize zaman ayırmak eskisi kadar kolay olmayacaktır.Biz yetişkinler çoğunlukla geçmişe bağımlı olarak yaşama eğilimindeyizdir. Yaş aldıkça bazı alışkanlıklarımızı değiştirip geride bıraksak da zaman zaman onlara özlem duyarız. Evlilik hayatında aslında çocuktan önce ve çocuktan sonra şeklinde ikiye ayrılır. Bu sadece bizlerin davranış şekli ile değil aynı zamanda toplumun da dayattığı yargılar sebebi ile oluşur. Toplum gözünde anne-baba olmuş yetişkinlerin daha ağır başlı olması, sorumluluk alması, hayatındaki her alanda ciddi olması, sürekli çabalaması beklenmektedir. Oysa anne-baba da olsa her bireyin soluklanmaya, kendine zaman ayırmaya ve ufak kaçamaklar yapmaya ihtiyacı vardır. İşte bu sebeple aynı yetişkinlik dönemimizde olduğu gibi çocuktan önceki hayatımıza da özlem duyarız. Çünkü eşimizle baş başa olmaya, bağımsız ve özgür bir şekilde yaşamaya, sorumluluklardan kısa süreli de olsa kaçmaya ihtiyaç duyarız. Bu sebeple çocuk sahibi olmadan önce yapmanız gereken bazı şeyleri gözden geçirmenizde fayda vardır. Her çift için farklılık gösterecek olan bu listede birlikte yapmaktan keyif aldığınız şeylerden tutun da aşırılık olarak adlandırılabilecek davranışlara kadar her şey yer alabilir.İşte size listenizi oluştururken fikir verebilecek bazı maddeler şöyle;Öncelikli olarak eşinizle baş başa bir tatil yapabilirsiniz. Örneğin çocuk olduktan sonra yapılan tatiller de genelde geç saatlere kadar oturmanız ya da istediğiniz zamanlarda denize girmeniz mümkün olmayacaktır.Fırsat buldukça bol bol kitap okuyun veya film izleyin. Bebeğiniz geldikten sonra bu aktiviteleri yapabilmek için yalnızca onun uyuduğu aralıklarda fırsat bulabileceğinizi unutmayın.Araba ile ilgili olan tutkularınızı hayata geçirin. Örneğin, hız yapmayı seviyorsanız bunu en azından uygun ve güvenli şartlarda deneyin.Çeşitli aktiviteler yapın, uç sporları deneyin. Zira bebeğiniz dünyaya geldikten sonra bu tarz heyecan verici sporları denemeye cesaret edemeyebilirsiniz.Eşinizle birbirinize bol bol vakit ayırın. Kaliteli zaman geçirmeye, içinde bulunduğunuz anı en verimli şekilde tamamlamaya çalışın.Cinsel hayatınıza zaman ayırın. Bu süreci dilediğiniz gibi yaşamak hem bir birinize bağlılığınız açısından hem de bebek doğduktan sonraki süreçte arada oluşan boşluğu kapatmak açısından faydalı olacaktır.Sosyal aktivitelere katılın. Arkadaşlarınızla görüşmeler düzenleyin ve dilediğiniz saatlere kadar birlikte vakit geçirin. Çünkü bebeğiniz geldikten sonra bunu yapmak için ya annenizin ya da bir bebek bakıcısının yardımına ihtiyacınız olacak.Kendinize zaman ayırın. Sevdiğiniz şeyleri bulduğunuz her fırsatta yapmaya çalışın. Bu uzun uzun duş almak ya da alışverişe gitmek, yüksek sesle müzik dinlemek olabilir. Size iyi gelen şeyleri hayatınızda daha sık yapmaya gayret gösterin.Tüm bu maddeler listenizi oluştururken size fikir verebilecek şeyleri içermektedir. Önemli olan bu süreçte size iyi gelen, sizi mutlu eden, hayata motivasyonunuzu sağlayan şeyleri keşfedebilmektedir. Hem kendiniz hem de eşiniz için bebek öncesi bu süreci kendinizi dinlendirmek, ilişkinize enerji vermek ve bebeğinizin gelişine hazırlanmak olarak adlandırabilirsiniz. Yaptığınız her bir maddeyi mutluluk için yaptığınızı unutmayın ve asla pişman olmayın. Kendini gerçekleştirmiş ve tamamlamış bireylerin çok daha sağlıklı ebeveynler olduğunu unutmayın!Ve sonunda minik patronunuz aranıza katıldığında, yeni bir maceranın kapıları açılmış olacak. Ondan önce yaşadığınız her şeyin güzel olduğunu bilecek ancak onun kokusunu duyduktan sonra size yaşattığı mutluluk ve mucizelere hayretle bakacaksınız…

Devamını Oku
Babanın Çocuğun Gelişimindeki Etkileri Nelerdir?

Babanın Çocuğun Gelişimindeki Etkileri Nelerdir?

Bilindiği üzere çocuğun gelişiminde en etkili rolün annede olduğu varsayılır. Ancak günümüzde yapılan araştırmalar neticesinde anne kadar babanın da çocuğun gelişiminde oldukça etkili bir rolü olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sebeple çocuğun anne ile kurduğu ilişki kadar babası ile kurduğu ilişki de bir okadar önemlidir. Çoğunlukla baba ile yetersiz ve yanlış ilişki kuran çocuklarda sosyal anlamda eksiklikler, iletişim bozuklukları, özgüven eksikliği vb. gibi sorunlar gözlemlenir.Annelerin çocuk yetiştirme konusunda daha fazla ön planda olması, çocuğun gelişimini etkileyen tek ilişkinin anne ile çocuk arasında olan ilişki olduğu yanılgısını bizlere kabul ettirmektedir. Günümüzde değişen hayat şartları doğrultusunda çalışan anne sayısı giderek artmakta, aileler çocuk yetiştirme konusunda daha fazla bilinçlenmekte, sorumluluklar anne-baba arasında eşit şekilde bölüşülmekte ve bu algı yavaş yavaş bu şekilde kırılmaktadır. Bebeğin anne ile ilişkisinde öğrendiği ve geliştirdiği şeyler ile baba ile ilişkisinde öğrendikleri birbirinden farklıdır ve hepsi de çocuğun karakterini, kimliğini, yeteneklerini, kişilik özelliklerini oluşturan yapı taşlarıdır.Şimdi hep birlikte sağlıklı bir baba-çocuk ilişkisinin çocuğun gelişiminde hangi noktaları nasıl etkilediğine bir göz atalım…Çocuğun baba ile sağladığı etkileşim ve iletişim en birincil olarak çocuğun sosyal yaşam kavramını ve algısını oluşturmaya yardımcı olur. Çocuk babasından toplumsal değerleri, kuralları, kurallara uymayı – uymadığı zaman karşılaşabileceği sonuçları, paylaşımı, sorun çözümlemeyi öğreniyor.Psikanalitik kuramcılara göre kız çocuklar anne ile özdeşleşirken, erkek çocuklar da baba ile özdeşleşirler. Bu çocuklar açısından oldukça sağlıklı bir süreçtir. Bu aşamada özdeşleşmede çocuğun zihninde anne ya da baba ile bir bütün olduğu algısı oluşur. Bu noktada babanın rol model olarak çocuğu yönlendirmesi, bu evrede çocuğun takılmadan sağlıklı bir cinsel kimlik kazanmasına olanak sağlar.Son dönemde yapılan araştırmalar sonucunda babası ile sağlıklı ilişki kuran, birlikte daha uzun süre vakit geçiren çocukların daha yüksek zeka seviyelerine sahip olduğu gözlemlenmektedir. Bunun sebebi ise babanın sosyal çevrenin temsilcisi olması ve bunun birlikte çocuğa aynı anda birden fazla beceri kazandırmasıdır.Babası ile sağlıklı bir iletişim halinde olan çocuklar babayı bir otorite figürü olarak algılamanın yanında onları oldukça güçlü, yıkılmaz, dayanıklı, sağlam bir figür olarak algılıyor. Bu da çocukta “ Her ne olursa olsun babam burada ve benim zarar görmeme asla izin vermez.” algısını oluşturuyor. Bu sebeple çocuk edindiği bu güven duygusu ile bir özgüven geliştiriyor. Bu durumda babası ile sağlıklı bağlar kurmuş bir çocuğun özgüveni de oldukça yüksek oluyor.Arada oluşan güvenilir bağ, sağlıklı ilişki ve beraber geçirilen kaliteli zaman. İşte tüm bunlar çocuğun babası ile arasında olması gereken doğru bağlanma şeklidir. Bu sağlandığı zaman da çocuğun doğru bir şekilde ruhsal gelişim sağlamasına olanak sağlanıyor. Çocuk kendini daha güçlü, daha özgüvenli hissediyor. Bu da ruhsal anlamda aldığı her darbede daha dayanıklı ve daha güçlü durmasına sebep oluyor.Yukarda da belirtmiş olduğum gibi çocuk ile babanın ilişkisi sanılanın aksine aslında çocuğun gelişiminde oldukça büyük bir yer kaplamaktadır. Anne ile kurulan ilk ilişkiden sonra babanın gelişi ve ilişkiye dahil oluşu aslında çocuğun dışarıda bir de sosyal hayat ve başka insanlar olduğu algısının gelişmesine olanak sağlar. Annelerin yaptığı en büyük hatalardan biri çocuğun tüm bakımını ve gelişim sürecini kendi başına üstlenmeye çalışmaktır. Oysa bu sağlıklı bir ebeveynlik methodu değildir. Bu sebeple sevgili anneler, çocuğunuz büyürken kendiniz kadar eşinize de bu yolculukta yer ayırın. Çocuğunuzun sağlıklı ruhsal gelişimi açısından babası ile olan ilişkisinin oldukça büyük bir önem taşıdığını asla unutmayın!

Devamını Oku
1 2 ... 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al