Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Postpartum Depresyon Nedir?

Postpartum Depresyon Nedir?

Genelde hepimizin bildiği, duyduğu doğum sonrası depresyonun adı aslında Postpartum depresyondur. Postpartum depresyon, doğumdan sonra annede gözlemlenen duygusal, fiziksel, zihinsel değişimlerin giderek karmaşık bir hal alarak bireyde depresif hal yaratmasına verilen isimdir. Genellikle doğumdan sonraki 4 hafta içinde ortaya çıkan, major depresyon dediğimiz formda gerçekleşen ve genellikle hormon değişimine bağlı olarak ortaya çıkan bir depresyon çeşididir.Hamilelik sırasında dişi üreme hormon seviyeleri 10 kata kadar artış gösterir ve doğum sonrasında ise hızla düşmeye başlar. Bu hormon seviyesindeki düşüş depresyonun fiziksel sebebi olarak belirtilirken diğer yandan da annenin geçirdiği psikolojik, sosyal değişimler de doğum sonrası depresyona sebep olur. Hamilelik sırasında yaşadığınız depresyon, daha önceden geçirmiş olduğunuz psikolojik rahatsızlıklar, hamile kalma yaşınız, sahip olduğunuz çocuk sayısı, evlilikte yaşanan sorunlar, sosyal hayattaki sıkıntılar, desteksiz ve yalnız yaşamak gibi durumlar da hamilelik sonrası depresyona etki eden faktörlerdir.Belirtileri nelerdir?Annenin beslenmesinde değişiklikler gözlemlenir. Genelde beslenme şekli aşırı uçlarda olur. Örneğin, aşırı yemek ya da hiç yememek gibi.Uyku problemleri yaşar.Aşırı yorgunluk ve halsizlik hisseder.Ruh hali sürekli dalgalanmalar halinde belirir.Depresif bir ruh hali hakimdir.Ölüm korkusu ağırlıklı olarak hissedilir.Kendini değersiz, yalnız, aciz hisseder.Çoğunlukla agresif davranışlar sergileme eğilimindedir.Genellikle kaçma isteği duyar ve bu da zihninde intihar düşüncesine sebep olur.Hamilelik süreci kadınlar için anneliğe atılan ilk adım olduğu için hem heyecan verici hem de türlü kaygı ve endişelerle dolu bir süreçtir. Her birimiz kişilik özelliklerimizin de yarattığı etki ile değişime karşı farklı tutumlar içinde oluruz. Birimiz değişime karşı aşırı dirençli bir tutum sergilerken bir diğerimiz oldukça kabullenici bir şekilde onu karşılayabilir. Aslında hamilelik, annelik, bir bebeğe sahip olmak sahip olduğunuz çoğu alışkanlığı bir kenara koymak ve büyük bir değişim süreci yaşamakla ilgilidir. Bu noktada her kadın kendi mizacı ile doğru orantılı olarak değişime karşı bir tepki geliştirir ve o tepkinin şiddetine bağlı olarak bir doğum sonrası depresyon süreci geçirir.Peki, bu süreçte neler yapılabilir?Süreç içerisinde en önemli olan şey öncelikli olarak değişimin kendisini kabullenmeye çalışmaktır.Annelik hisleriniz ile yetişkinliğe ait olan hislerinizin bir biri ile çatışmasına izin vermeyin. Kendi sınırlarınızı belirleyin.Size en iyi gelecek olan şeyi sadece sizin bildiğinizi asla unutmayın.Destek almaktan çekinmeyin. Ailenizden, arkadaşlarınızdan ya da profesyonel çocuk bakımı personellerinden yardım alın.Eşinizle olan iletişiminizi güçlendirin ve ondan uzaklaşmayın.Ailenizden, arkadaş ortamlarınızdan uzaklaşmayın ve kendinizi sosyal hayattan izole etmeyin.Her zaman aynı hissedemeyeceğimizi bazı günlerin keyifli ve güzel ve bazı günlerin ise keyifsiz ve kötü geçebileceğini / bu durumun normal olduğunu kendinize sık sık hatırlatın.Alkolden ve kafeinden uzak durmaya çalışın.Size sürekli bir şeyleri nasıl yapmanız gerektiğini söyleyen insanlara karşı sınır koyun ve bu süreçte onlarla olan iletişiminizi minimum düzeyde tutun.Bebeğinizin sizden bir parça olduğunu, onun size dair güzelliklerin bir temsili olduğunu düşünün. Ve bu kıymetli emanete en iyi şekilde sahip çıkacağınıza inanın.Annelik dışında da birçok sıfata sahip olduğunuzu, asla yalnızca mükemmel anne olmak zorunda olmadığınızı hatırlayın!Bebeğinizin uyuduğu zamanlarda kendinize zaman ayırın. Dilerseniz siz de uyuyarak dinlenin ya da kitap okuyun, film izleyin. Size kendinizi iyi hissettiren şeylerden uzaklaşmayın.

Devamını Oku
Çocuğunuzu Tuvalete Alıştırma Teknikleri

Çocuğunuzu Tuvalete Alıştırma Teknikleri

Sevgili Anne – Babalar,Çocuklarda tuvalet eğitimi her anne-babanın çocuk bakımı ve eğitimi konusunda en zorlandıkları konulardan biridir. Ebeveynlere korkutucu gelen bu süreç aslında doğru zaman, doğru yöntem ve taktikler ile aslında sanıldığından daha kolay bir şekilde atlatılabilir. Tuvalet eğitimi, çocuğun kendi kendine yani bir başkasının yardımına ihtiyaç duymadan ihtiyaçlarını giderdiği bir beceriyi kazanması olarak tanımlanabilir. Bu eğitimi bilinçli olarak alan çocukların, kaygıları azalır, bireysellik ve bağımsızlık duyguları artar, kendine güvenleri gelişir. Çoğu çocuk tuvalet hatta klozetten korktuğu, bu kendisine yeni ve korkutucu gelen bu durum karşısında kaygılı olduğu için bu süreci zorlu olarak tamamlar. Ancak günümüzde de konu ile ilgili olarak ebeveynlerin daha bilinçli hale gelmesi sonucu bu eğitim süreci çoğunlukla başarılı olarak tamamlanmaktadır.Eğitim sürecinde unutulmaması gereken en önemli noktalar birisi, her çocuk biriciktir. Yani her çocuğun kişilik özellikleri farklıdır. Duygusal, zihinsel ve bedensel gelişimi ile orantılı olarak bu eğitime hazır olma zamanı da farklılık gösterebilir. Yine de çocukların genel gelişim düzeyleri göz önünde bulundurulduğunda bu eğitime başlamak için en ideal aralık 24-36 ay arasıdır. Çocuk yürümeyi öğrendikten sonraki süreçte sürekli bir değişim geçirir. 2 yaş sendromu dediğimiz dönemde, çocuğun yürümeyi öğrendiği, kendi bağımsızlığını ilan ettiği, daha çok benmerkezci olduğu, ebeveynlerle otorite çatışması yaşadığı bu döneme verilen isimdir. Çocuğun tuvalet eğitiminin de bu sürece denk gelmesi işlerin biraz daha zorlu geçmesine sebep olmaktadır.Çocuğumun eğitime hazır olduğunu nasıl anlarım?Çocuğunuz yürüyebiliyorsa,Çocuğunuz 3-4 saatten daha uzun süre kuru kalabiliyorsa,Islak, kirli bezi ile dolaşmaktan rahatsızlık duyuyorsa,Tuvalet ile ilgili konularda merakı arttı ise,Tuvalet alışkanlıkları ile ilgili soru soruyor ve sizi gözlemliyorsa,Tuvaleti kullanmak istiyor ya da sizi taklit etmeye çalışıyorsa,Verdiğiniz yönergeleri anlayabiliyor ve uyguluyor durumdaysa,Tuvaletinin geldiğini söyleyemeye ve size bildirmeye başladıysa,Kendi külotunu, kendi pantolonunu çıkartabiliyor ya da giyebiliyorsa,Yukarda ki bu maddelerin geneline sahip olan çocuklar için tuvalet eğitimine başlamanız uygun olacaktır. Eğer, bu maddelerdeki durumları henüz çocuğunuzda görmeye başlamadıysanız endişelenmeyin ve eğitime başlamadan önce ona biraz daha zaman tanıyın.Tuvalet eğitimi sırasında neler yapmalıyım?Öncelikle çocuğunuzla bu süreçle ilgili konuşmalı, ona bu eğitimden bahsetmelisiniz. Bu çocuğunuzun süreçle ilgili korkularının, kaygı ve endişelerinin azalmasını sağlayacaktır.Eğitimle ilgili onu bilgilendirin. Örneğin, artık yetişkinler gibi tuvalet ihtiyacını gidermek için tuvaleti kullanabileceğini, bez yerine iç çamaşırı kullanabileceğini ona anlatın. Birlikte ilgisini çekebilecek iç çamaşırları seçmek ve almak bu süreçte onun motive olmasını sağlayabilir.Erkek ve kız çocuk tuvalet eğitimleri, eğiticinin anne ya da baba olması konusunda farklılık gösterir. Çocuklar, ebeveynlerini kendi cinsiyetlerine göre seçip, rol model alma eğilimindedirler. Bu sebeple erkek çocuğa babanın, kız çocuğa annenin modellik yapması onların da kendilerini daha rahat hissetmeleri konusunda faydalı olacaktır.Tuvaleti nasıl kullanması gerektiğini, nelere dikkat etmesi gerektiğini, neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini çocuğunuza gösterin.Tuvalet eğitiminin ilk adımı klozetten değil çocuğa özel alınan lazımlıklar ile başlamalıdır. İlk önce çeşitli markaların geliştirdiği yerde duran, çocuklara özel ışıklı sesli ve ilgisini çekebilecek şekilde tasarlanan tuvalet eğitim klozetlerinden alabilirsiniz. Bir sonraki aşamada ise klozete üstüne konan adaptörlerden almak daha doğru olacaktır.Çocuğunuzun bu eğitime alışma hızını göz önünde bulundurarak, her aşamayı sindirmesini sağlayarak ilerlemelisiniz. Her çocuğun öğrenme hızı değişkenlik göstereceğinden, bu süreçte çocuğunuza asla baskı uygulamamalısınız.Bir çizelge sistemi oluşturun. Tuvaletini klozete yaptığı zamanları ve altına kaçırdığı zamanları bu çizelge üzerinde işaretleyip, takip edin.Eğitime ilk başladığınız süreçte çocuğunuzu 2-3 saatte bir tuvalete götürün ve tuvaleti olmasa dahi oturmasını sağlayın. Bu hem çocuğun tuvalet alışkanlığı kazanmasına hem de sizin tuvaletinin ne zamanlarda geldiğini gözlemlemenize olanak sağlayacaktır.Gündüz ve gece tuvalet eğitimi iki farklı modül şeklinde uygulanmalıdır. Çocuk gündüz tuvalet eğitimini başarı ile tamamladıktan sonra gece tuvalet eğitimine başlanmalıdır.Ödüllendirme sistemi geliştirmelisiniz. Eğitim öncesinde verilecek ödüllen belirlenmelidir. Ancak bu ödüllerin maddi olarak fazla değerli ve büyük olmayan şeyler olmasına dikkat etmelisiniz. Örneğin, birlikte oluşturacağınız bir panoya renkli yapışkanlar yapıştırmaya hak kazanmak çocuk için motive edici olabilir. Eğitim tamamen tamamlandıktan sonra ise çocuğa kendi talep ettiği bir oyuncak ya da hediye alınabilir.Eğitime başladıktan sonra çocuğa asla bez takılmamalıdır. Bu süreçte ilerlemenize engel olacak ve çocuğun yeni bir alışkanlık kazanmak yerine sürekli olarak eski alışkanlıklarına dönmesine sebep olacaktır.Gece eğitimleri sırasında kaçırma ihtimaline karşı yatağa koruyucu takılabilir ancak çocuk asla bezlenmez!Bu eğitim sürecinin sizin için zorlu olduğu kadar çocuğunuz içinde zorlu olduğunun farkında olmalısınız. Çocuğunuz kendisi için yeni ve endişe verici bir durum hakkında yeni alışkanlıklar kazanmaya çalışırken ona anlayışla ve sabırla yaklaşmanız çok önemlidir.Tüm bu bilgilerin ışığında çocuğunuzla geçireceğiniz keyifli bir tuvalet eğitimi süreci olacağını umut ediyorum. Altların kuru kaldığı, yeni alışkanlıkların başarılı bir şekilde kazanıldığı en önemlisi tüm bu süreçte çocuğunuzun sevginizi her anında hissedebildiği bir yolculuk olması dileklerimle..

Devamını Oku
Evli Mutlu Çocuklu Olmanın Formülünü Veriyoruz

Evli Mutlu Çocuklu Olmanın Formülünü Veriyoruz

Hayatınızın en heyecan verici dönemlerinden birini daha tamamladınız ve minik misafiriniz ile sonunda kavuştunuz. Bu sürecin hem çok keyifli hem de endişe verici kimi zaman korkutucu kimi zaman ise oldukça yorucu olduğunu biliyoruz. Bebek geldikten sonraki dönemde pek çok şeyin değişime uğradığı gibi aslında eşler arasındaki ilişki de değişime uğruyor. Anne-baba ilişkisinin ağır bastığı bu dönemde karı-koca ilişkisine yeniden dönmek bir hayli zorlayıcı olabiliyor. Hiçbir şey değişmemiş gibi devam etmek zor olsa da bebeğiniz geldikten sonra da “eş” olarak kalabilmeniz için dikkat etmeniz, uygulamanız gereken bazı noktalar bulunuyor. Bebeğinizin nasıl anne-baba sevgisine ihtiyacı varsa, siz ebeveynlerin de eş olarak birbirinizin sevgisini, ilgisini bu dönemde de hissetmeye ihtiyacınız vardır.O halde işte sizler için evli, mutlu, çocuklu olmanın formülü:Bu dönemde yaşanan en önemli sorunlardan biri iletişimde meydana gelen eksikliklerdir. Bebeğin, evin, ailenin, hayatın merkezi haline dönüşmesinin ardından çiftlerin kendi aralarında da sohbet edebildikleri, iletişim kurabildikleri tek konu bebekle ilgili oluyor. Bu durumu aşabilmek adına her gün eşinizle kendinize en az yarım saat ayırmalı ve bebeğiniz dışındaki konular hakkında sohbet etmelisiniz.Çocuğunuz gelmeden önce neler yaptığınızı, nelerden keyif aldığınızı ve nasıl birlikte zaman geçirdiğinizi birbirinize hatırlatın. Çocuktan önceki hayatınızın bir kısmının varlığını çocuktan sonra da devam ettirmeye özen gösterin.Evliliğin en önemli noktalarından birisi de cinselliktir. Eşler arasında doğum sonrasında sık rastlanan problemlerden biri de budur. Bu sebeple, cinsel hayatınızı, cinselliği kendinizden uzaklaştırmayın. Anne-baba oluşunuzun bu aranızdaki bağı kopartacak bir sebep olmadığının farkında olun.Eşinizle sorumluluklarınızı paylaşın. Özellikle anneler bu süreçte her durumun altından kendi başlarına kalkmaları gerektiğini, yalnız olduklarını düşünürler. Bu duruma bir de iyi anne olma kaygısı eklendiğinde ise durum oldukça yorucu ve baş edilmez bir hal alabilir. Bu noktada sorumluluklarınızı eşiniz ile bölüşün ve eşinizin de bebeğiniz ile ilgilenmesine izin verin.Anne-baba olmak sizin için heyecan verici ve keyifli sıfatlardan yalnız biridir. Sizin kim olduğunuzu belirleyen tek başına bir kimlik değildir. Bunu asla unutmayın ve mükemmel anne-baba olma kaygısının içerisinde boğulmayın!Her şeyi tek başınıza yapmaya çalışmayın. Bu noktada ailenizden ya da bu işi profesyonel anlamda yapan bebek bakıcılarından yardım almak size dışarıya çıkabilmek, bir süreliğine nefes alabilmek ve kendinize ait bir alan yaratabilmek adına oldukça faydalı olacaktır.Sosyal hayatınızdan, hobilerinizden, arkadaşlarınızdan, işinizden uzaklaşmayın. Tüm parçaların bir araya geldiğinde sizi tanımlayan şeyler haline dönüştüğünü hatırlayın ve anne olmuş dahi olsanız kendiniz olmaktan asla vazgeçmeyin.Hissettiğiniz her türlü duyguyu, endişeyi, korkuyu, üzüntüyü mutlaka eşiniz ile açık ve net bir biçimde paylaşın. Eşinizle bu paylaşımları yaptığınızda belki de aynı duyguları taşıdığınızı ve yalnız olmadığınızı hissedeceksiniz.Sevginizi hissettirmekten ve göstermekten asla çekinmeyin. Unutmayın, sizler öncelikli olarak birbirine sevgi ile bağlı olan eşler iken bu durumu taçlandırmak adına bir bebek dünyaya getirdiniz. Bebeği, sizi bir birinize uzaklaştıran bir etken olmaktan çok aranızdaki bu bağı daha da kuvvetlendiren mucizevi bir güç olarak düşünün.

Devamını Oku
İdeal Dadıyı Seçmek

İdeal Dadıyı Seçmek

Anne ve babalar için bin bir çeşit heyecanla geçen doğum serüveninin ardından miniklerine kavuştuklarında çeşitli tedirginlik ve korkuların da çanları çalmaya başlar. Bunların başında ise, özellikle çalışan ebeveynlerin ihtiyaç duydukları “profesyonel dadı” veya “profesyonel çocuk bakıcısı” bulma ihtiyacı ve süreci gelir.Bu süreç hem anne hem de baba için oldukça kaygılı ilerlemektedir. Ebeveynler özellikle suçluluk duygusu, çocuğu bir başkasına emanet etme, sanki onu terk ediyormuş gibi hisler altında boğularak, yoğun bir endişe duyarlar. Oysa anne ister çalışsın ister çalışmasın bebeğinin büyümesi ve bakımı sırasında her daim yardıma ihtiyaç duyabilir ve bu durum oldukça doğaldır. Önemli olan bu noktada doğru adımlar atarak, ihtiyaçlarını en doğru şekilde karşılayabilecek, güvenilir ve çocuk bakımı konusunda deneyimli adayları bulmaktadır.Sizler için bu yazımda aradığınız ideal bakıcıya ulaşmak için nasıl bir yol izlemeniz gerektiği ve nelere dikkat etmeniz gerektiği hakkında bilgi vereceğim. Biliyorum ki, anne-baba olmak oldukça keyifli ancak bir o kadar da zorlu bir yolculuk. Bu yolculukta sizlere sağlanan en ufak fayda bile size bebeğinizle geçireceğiniz daha keyifli ve daha kaliteli vakit olarak geri dönecektir.İşte dadı ararken özellikle dikkat etmeniz gereken noktalar şunlar:Öncelikle, çocuğunuz için aradığınız bakıcıyı dilerseniz kendi imkânlarınız ile dilerseniz de bir danışmanlık şirketi aracılığı ile bulabilirsiniz. Bu işi profesyonel anlamda yapan bir şirketten yardım almak bu süreçte üzerinizdeki pek çok yükten sizi kurtaracaktır.Seçtiğiniz şirketi mutlaka araştırın! Bu işi yapabilmesi için gerekli olan belgelere sahip olup olmadığını ve şirket referanslarını kontrol edin.Bakıcıdan beklentilerinizin neler olduğunu listeleyin, önceliklerinizi ve ihtiyaçlarınızı belirtin. Örneğin, İngilizce bilen bir bakıcı ile çalışmak istiyorsanız Filipinli bakıcılar bu alanda deneyimlidir. Ya da donanımlı ve eğitimli bir bakıcı arıyorsanız çocuk gelişimi mezunu olan oyun ablaları da bu noktada sizin için ideal olabilir.Görüştüğünüz adayların tecrübelerini inceleyin. İlk defa anne-baba olmuş ebeveynler için bakıcının tecrübeli olması çok önemlidir. Bu noktada eksik kaldığınız veya çocuk bakımı ile ilgili bilmediğiniz her şeyi öğrenme fırsatı yakalamış olursunuz.Karar verme konusunda acele etmeyin. Adayları, kişisel, sosyal, duygusal anlamlarda inceleyin. Aile yaşantılarına, evli olup olmadıklarına, kendi çocukları olup olmadıklarına, güler yüzlü olup olmadıklarına, konuşkanlıklarına, ses tonlarına, konuşma şekillerine kadar inceleyin ve bunların ışığında bir karar verin.Uzun süreli çalışabilecek bir aday ile yollarınızı birleştirin. Bu noktada sürekli olarak bakıcı veya dadı değiştirmek, çocuğun gelişimi konusunda olumsuz etkilere sahiptir. 0-2 yaş çocuk için bağlanma dönemidir ve bu süreçte kendine bakım sağlayan bireyler ile duygusal bağ kurar. Bakıcının sürekli değişmesi, bu bağın zarar görmesine ve çocuğun güven duygusunun hasar almasına yol açar.Seçtiğiniz adayın soğukkanlı ancak güler yüzlü, sıcakkanlı ancak otoriter, samimi ancak sınırlarını bilen, merhametli, sağduyulu, anlayışlı olmasına dikkat edin.Eğer adayın aldığı eğitimler ve sertifikalar varsa bunları mutlaka size belgelemesini talep edin ve belgelerinin geçerliliklerini kontrol edin.Seçmeye karar verdiğiniz çocuk bakıcısının ya da dadının daha önceki işlerinden referanslarını mutlaka kontrol edin!Bakıcınız ile karşılıklı olarak açık ve net bir şekilde tüm beklentilerinizi ve şartlarınızı konuşun. Bu sonradan ortaya çıkabilecek çoğu sorunu en aza indirecektir. Kendisine sağlayabileceğiniz koşullardan en açık şekilde bahsedin. Bakıcınızla aranızdaki mesafeyi en doğru şekilde ayarlayın. Kendisine evinizden bir bireymiş hissini verirken işveren-işçi ilişkisinden de uzaklaşmamanız gerektiğini unutmayın.

Devamını Oku
Yaşlılığın Psikolojisi

Yaşlılığın Psikolojisi

“Yaşlanmak” duyduğumuzda her birimizi korkutan, içimizin derin bir endişe duygusu ile kaplanmasına sebep olan ağır bir kelimedir. Aslında yaşlılık bir durum değil, hayatımız boyunca süren bir yolculuktur. Terminolojik olarak bakıldığında ise, bireyin zihinsel, fiziksel ve ruhsal yeteneklerinin kaybı anlamına gelmektedir. Her birimizin zamanı geldiğinde yürümek zorunda kalacağı bu yolda onlara elimizden gelen desteği sağlamak, fiziksel ve duygusal anlamda yanlarında olmak, içinde bulundukları durumu anlamak oldukça önemlidir. Bu durum onların yolculuklarının son aşamasında olabildiğince kaliteli zaman geçirmelerine, büründükleri bu korkutucu psikolojiden uzaklaşmalarına, daha huzurlu ve mutlu bireyler olarak yolculuklarını tamamlamalarına sebep olacaktır.Kıymetli büyüklerimizin yürüdüğü bu yolda peki bizler onların daha iyi hissedebilmesi adına neler yapabiliriz?Bu süreçte yaşlılarımızın hem fiziksel hem de ruhsal bakımlarına destek olmalıyız.Onlara içinde bulunduğumuz hayatın değiştirilemeyecek bazı gerçeklerinin olduğunu ve bu gerçekleri kabullenmeleri gerektiğini anlatmalı ve öğretmeliyiz.Bireyin kendini kabullenmesi, kendi varlığından ve durumundan hoşnut olması yaşlılık döneminin de rahat geçmesi açısından oldukça önemlidir.Onlara geçmişteki başarılarını, güzelliklerini ve anılarını sık sık hatırlatın. Yaşlılık psikolojisine kapılmış bir birey kendini oldukça yetersiz ve işe yaramaz hissedecektir. Ancak etrafındaki sevdiklerinden geçmiş hikayelerini ve başarılarını duymak ona gençken başardığı şeyleri hatırlatacak ve kendini çok daha iyi hissettirecektir.Onları kontrol ve gözlem altında tutun. Anne-babalarımız yaşlandıkça ve bizler büyüdükçe birbirimizden uzaklaşıyor olmamız kaçınılmazdır. Ancak kendi hayat koşuşturmacamız içinde onlarında hayatlarında gerçekleşen değişiklikleri kaçırmamamız gerekmektedir. Örneğin, artık kendi kişisel bakımını yapamıyorsa, daha az yemek yiyorsa mutlaka ortada yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Bunları fark edip, müdahale etmeliyiz.Ortaya çıkabilecek sorunları, riskleri değerlendirin ve gerekiyorsa profesyonel yardım alın. Yaşlı anne-baba veya yakınınız fiziksel/zihinsel açıdan giderek kötüleşen bir tablo seyrediyorsa mutlaka ya sizin ya da bu işi profesyonelce yapan yaşlı bakım personellerinin gözetiminde hayatını sürdürmesi gerekmektedir. Kendi iş yoğunluğunuzdan ya da hayat şartlarınızdan dolayı bireysel olarak ilgilenemiyorsanız onun için en iyisi olacak şekilde durumu planlayabilirsiniz. Günümüzde bu işi profesyonel anlamda yapan yaşlı ve hasta bakıcılar bulunmaktadır. Böyle bir bakıcı hem yaşlı yakınlarınıza arkadaş olacak hem de onların eksik yönlerinde destek olabilecektir.Kendinizi asla suçlu hissetmeyin! Anne veya babanızın yaşlanması, yeterlilik ve yeteneklerini kaybediyor olması sizin suçunuz değil. Hayatın doğal akışı içerisinde ilerleyen bu durum karşısında elinizden gelen en iyi şartları onun için sağladıktan sonra gerisi için endişelenmek ancak sizin daha fazla yıpranmanıza sebep olacaktır.Yaşlılık psikolojisi içine giren bireyler için kaçınılmaz olan durumlardan biri de depresyondur. Önceden yapabildiği şeyleri artık yapamıyor olmak, fiziksel aktivitelerde zorlanmak, unutmak, hatırlayamamak vb. gelişen tüm bu değişimler yaşlı yakınlarımızı psikolojik açıdan oldukça yıpratır ve depresif bir ruh haline bürünmelerine sebep olabilir. Böyle durumlarda mutlaka bir profesyonelden yardım alın. Ve olabildiğince güler yüzlü, sıcakkanlı ve arkadaşça ona yaklaşın ve yanında olduğunuzu hala çok değerli olduğunu ona hissettirin.

Devamını Oku
Kendi Kendini Motive Etme Yöntemleri

Kendi Kendini Motive Etme Yöntemleri

Motivasyon, bireyleri harekete geçiren mutluluk, başarı, azim gibi hedeflerimize ulaşma konusunda bizleri etkileyen oldukça önemli bir konudur. Kişisel motivasyonu arttırmak üzerine yüzlerce yazılar, makaleler yazılmış, seminerler verilmiş, filmler çekilmiştir. Ancak motivasyonun asıl kaynağı dış faktörlerden değil iç dinamiklerimizden beslenir. Bu sebeple, kendimizi motive ederken bir uyaran beklemek yerine kendi içimizdeki enerjiyi fark edip dışarı çıkarmak çok daha önemlidir.Profesyoneller ve uzmanlar tarafından yapılan çoğu araştırmanın sonucuna göre bireysel motivasyonumuzu etkileyen, arttıran ve bunu sürdürülebilir hale getiren bazı yöntemler olduğu saptanmıştır. Ancak birazdan sizlere bahsedeceğim tüm bu yöntemler ancak içimizdeki enerjiyi fark edip, uygulamaya geçtiğimiz ve istikrarı sağlayabildiğimiz sürece geçerli olacaktır.Kendi Hikayemi Yazıyorum: Öncelikle zihninizde dağınık olan parçaları bir araya toplamalısınız. Kendi hikayenizi, şuan nerede olduğunuzu, geçmişte nerelerden geçtiğinizi ve gelecekte nerede olmak istediğinizi içerecek şekilde bir deftere yazın. Bu noktada hem kendinize hem de zihninize karşı dürüst olmak önemlidir.Sınırlarımı Keşfediyorum: Gelecekle ilgili planlar yaparken, hayaller kurarken kendi sınırlarınızın farkında olmanız büyük önem taşır. Kişiliğinize ya da mizacınıza aykırı bir hayal talep etmek, kendi sınırlarınız dahilinde buna asla ulaşamayacağınız anlamına gelir. Bu sebeple, öncelikli olarak kendi sınırlarınızın farkında olun. Ve gerçekçi hayaller kurun!Şimdi ve Burada: İçinde olduğunuz anın farkında olmak çok önemlidir. Sadece yaşadığınız olaylara, durumlara odaklanmak dışında o an ne hissettiğinizin de farkında olmanız, duygularınızı isimlendirebiliyor olmanız da kendi motivasyon takibiniz açısından oldukça önemlidir. Yanınızda taşıyabileceğiniz bir defter edinin ve gün içinde kendinize sık sık “şuan burada nasıl hissediyorum?” diye sorup cevabınızı not edin.Kendinize Bir Model Seçin: Sizin için anlamı olan, başarı hikayelerine sahip, yeni bir şeyler öğrenmenize ışık tutacak bir rol model edinin. Bu kişinin karakterine, yaşam tarzına ve bilgisine özenmek yerine onu ilham kaynağınız haline getirin.Hedef  Seçin: Rotasız bir gemi yoldan çıkmalara, girdapta kaybolmalara açıktır. Bu sebeple birey olarak kendinize bir hedef seçin. Bu hedefin spesifik olmasına özen gösterin. Seçtiğiniz hedefe ulaşmak için bir yol haritası çıkarın ve rotanızı belirleyin.Düşünmekten Korkmuyorum: Düşünmek, bir şeyler üzerinde kafa yormak korkutucu gelse de aslında bizi aydınlatan itici bir kuvvettir. Düzenli aralıklar ile sizin için uygun ve sessiz bir ortam sağladıktan sonra bir kağıt kalem alıp düşünün, düşünün ve düşünün. Aklınızda beliren her imgeyi, her düşünceyi not alın. Aldığınız notlar hedeflerinizle ya da sıkıntılarınızla ilgili olabilir. Önemli olan zihninizi en saf ve açık hali ile kağıda aktarabilmektir. Böylelikle aklınızda uçuşup duran ve sizi huzursuz eden her şeyi somutlaştırmış olacaksınız.Kendimi Ödüllendiriyorum: Ödüllendirme sistemi hem çocuklukta hem de yetişkinlikte en etkili yöntemlerden biridir. Siz de hedeflerinizin sonuna kendiniz için ufak hediyeler ya da ödüller koyun. Hedefinize ulaştığınızda ise mutlaka bu ödülü kendinize armağan edin. Çünkü, siz hedefiniz için adım attınız, başardınız ve bu ödülü hak ettiniz!Nasıl Mutlu Olurum? : Kendinize sizi mutlu eden büyük, küçük her şeyi içeren bir liste hazırlayın. Bu acil durumlarda yani kendinizi kötü,yetersiz ve eksik hissettiğinizde kaçış planınız ve kurtarıcınız olacaktır. Mutsuz hissettiğiniz anlarda bu listeyi açın ve o an yapabileceğiniz mutluluk maddesini gerçekleştirin.Tüm bu yöntemlerin sizin yalnızca içinizdeki istek ve kendilik enerjinizle gerçekleşebileceğini asla unutmayın. Defalarca denemiş ancak düşmüş, canınız yanmış ya da başaramamış olabilirsiniz. Her seferinde ayağa daha hızlı kalkmayı öğrenin. Hayatınızı ertelemeden yaşamaya çalışın. En önemlisi, etrafınızda enerjinizi alan “Yapamazsın, başaramazsın.” diyen tüm sesleri susturun ve yalnızca kendinizi dinleyin!

Devamını Oku
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu, erken çocukluk döneminde görülen ve çocuğun zihinsel, davranışsal, sosyal ve duygusal tüm süreçlerini olumsuz etkileyebilecek bir rahatsızlıktır. Günümüzde çocuklarda çok sık rastlanan bu rahatsızlık, anne-babaların bu konu hakkında bilinçsiz olmasından dolayı göz ardı edilmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar genellikle yaramaz, ebeveynleri tarafından iyi yetiştirilmemiş ve şımarık çocuklar olarak adlandırılırlar. Ancak bunun bir hastalık olduğunun ve ebeveynlerin yetiştirme tarzından çok genetik faktörlerle ilgili olduğunun bilincinde olmak gerekir.Bu noktada DEHB hakkında daha fazla bilgi edinmek, bilinçlenmek, belirtileri ve nedenleri hakkında bilgilenmek faydalı olacaktır. Anne-babalar için de oldukça zor olan bu süreçte belirtileri doğru takip etmek, bu rahatsızlığa sahip çocuklarına gerektiği tedaviyi uygulatmak çok önemlidir. Tedavi ile çocuk doğru davranış biçimine, sağlıklı iletişim şekline, başarılı akademik ilerlemeye vb. kavuşacaktır. Böylelikle hem çocuk hem de ebeveynler için sorunlar ortadan kalkacak, süreç normale dönecektir.Çocuğumun Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna sahip olup olmadığını nasıl anlarım?DEHB’e sahip çocukların en belirgin özellikleri dikkatlerinin kolayca dağılıyor olmasıdır.Özensiz, dikkatsiz ve unutkandırlar. Örneğin, derslerinde dikkatlerini sürdürememekten kaynaklı hatalar yaparlar.Çoğunlukla okulla ve ders çalışmakla ilgili sıkıntı yaşarlar. Ders çalışmak istemezler, ödevlerini yapmak için masa başında uzun süreli olarak oturamazlar. Ailelerine sık sık okuldan ve öğretmenlerinden şikayet gelir.Sürekli olarak hareket halindedirler. Uzun süreli olarak hareketsiz kalamazlar. Genellikle huzursuz ve kıpır kıpır bir hal içindedirler.Zamanla ilgili sıkıntı yaşarlar. Zaman kavramlarında yanılmalar yaşarlar. Ve zaman kısıtlamalarına uyma konusunda da oldukça sıkıntı yaşarlar.Konsantrasyon ve organizasyon gerektiren işlerden hoşlanmazlar ve kaçınırlar.Çok konuşurlar ve genellikle konudan konuya atlarlar. Sıra beklemekten hoşlanmazlar örneğin bir soru sorduğunda cevabını almadan konuşmaya devam ederler.Direkt olarak kendisine konuşulduğunda dahi dinlemiyormuş gibi görünür.Verilen görevleri layığı ile yerine getiremez ve sorumluluk alamazlar.Sürekli olarak kendine ait kişisel eşyalarını kaybeder-sahip çıkamazlar.Sessiz kalarak herhangi bir şey ile uğraşma konusunda sıkıntı yaşarlar.Oyunlarda ve arkadaşları ile olan ortamlarda sorunlar yaşarlar.Bu doğrultuda, çocuğunuza DEHB tanısı konabilmesi için yukarda ki belirtilerden en az 6 tanesinin varolması, 17 yaşından büyük bireyler için ise en az 5 belirtinin varolması gerekmektedir. Bu belirtilerin süreklilik göstermesi de tanının kesinleşmesinde önem taşımaktadır. Ara sıra ortaya çıkan belirtiler tanının konması için yeterli değildir. Farklı ortamlarda, farklı zaman ve durumlarda bu belirtilerin sık sık yaşanıyor olması ise kuvvetle DEHB’e işaret eder. Sizlerde eğer bu belirtileri çocuğunuzda gözlemliyorsanız, geç olmadan mutlaka bir profesyonelden yardım alın!

Devamını Oku
Yaşlılık Hastalığı: Demans (Bunama)

Yaşlılık Hastalığı: Demans (Bunama)

Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği kriterler doğrultusunda artık 65 yaş üstü her birey yaşlı olarak sayılmaktadır. Genelleme yapmak her ne kadar doğru olmasa da, bu yaşın üstündeki çoğu bireyin sağlıkla ilgili şikayetleri artmaktadır. Bu sebeple, belirli bir yaş ile birlikte önlemler alınmalı, düzenli sağlık kontrolleri yapılmalıdır. Yaşlılık döneminde görülme sıklığı oldukça yüksek olan hastalıkların başında Alzheimer ve Demans gelir.Yaşlanma sürecinde, beyin hücrelerinde belirli oranda kaybolma ve azalma görülür. Bu kaybın miktarı ve hızı arttığında ise beyin normal fonksiyonlarını yerine getiremediği için bunama yani demans ortaya çıkar. Bu hastalık, pek çok zihinsel aktivitenin gerçekleşmesini engeller ve bozar. Dikkat, planlanma, düşünme, konuşma ve tüm davranış şekilleri hatta duygular bile bu hastalık sürecinde etkilenir ve çoğu zaman işlevlerini yerine getiremez.Sadece bir süreliğine, bildiğiniz, yaşadığınız, düşündüğünüz ve öğrendiğiniz her şeyin yavaş yavaş silindiğini düşünün. Ne kadar korkutucu bir his olduğunun eminim farkına varmışsınızdır. İşte, bizler için yalnızca birkaç saniye için bunu düşünmek bile korkutucu iken yaşlı bireyler bu zorlu süreci adım adım deneyimlemek durumunda kalıyor. Bunama, hem hastanın kendisi hem de hasta yakınları için oldukça zorlu bir süreçtir. Hastalık, git gide kötüleşen bir seyir izler. Örneğin, Alzheimer rahatsızlığı giderek ağırlaşan 7 farklı evreden oluşur. Bunamada ise tablo ve unutkanlık düzeyi giderek artarken buna eşlik eden en büyük rahatsızlık depresyondur. Ve depresyon bunama hızını arttırmaktadır. Bu sebeple, genellikle demans hastaları bir yakını tarafından unutkanlığından çok içinde olduğu depresyon sebebi ile doktora götürülür.Peki tedavisi var mıdır?Alzheimer dışındaki bunamalar genellikle tedavi ile geri dönüşüm sağlanabilir, durdurulabilir ve hızı yavaşlatılabilir duruma gelmişlerdir. Tedavinin niteliğinin yanı sıra hastanın içinde bulunduğu çevresel ve sosyal faktörler, yakınlarının desteği çok önemlidir. Erken evrelerde, kitap, dergi, gazete okumak, bulmaca çözmek vs. bunama sürecini yavaşlatıcı etkiye sahiptir. Sonra ki dönemlerde ise hastayla sürekli iletişim halinde olmak, onunla sohbet etmek ve zihnini açık tutmakta önemli bir etkendir. Bu süreçte, hasta yakınları olarak bu hastalığı çeken birine bakmak yorucu bir görev olarak gelebilir. Bazen yorulduğunuzu hissedebilir, bir nefes almak için molaya ihtiyaç duyduğunuzu hissedebilirsiniz. İşte bu sebeple hastalıkla başa çıkmak için alınabilinecek her türlü yardımı almak gerekir. Örneğin, bu süreci Demans ve Alzheimer hasta bakımı konusunda deneyimli profesyonel bakıcılardan, hemşirelerden destek alarak en az yıpratıcı şekilde tamamlamak mümkün olacaktır. Böylelikle, kıymetli büyüklerimiz için korkutucu, zorlu ve yıpratıcı olan bu süreçte en azından tüm enerjinizle onların son anına kadar yanlarında olabilmenin huzurunu yaşayabileceksiniz.

Devamını Oku
Çocukla Doğru İletişimin 10 Altın Kuralı

Çocukla Doğru İletişimin 10 Altın Kuralı

Çocuğunuzu yetiştirirken ebeveyn olarak çocuğunuzla kurduğunuz iletişim şekli çok önemlidir. 0-2 yaş bağlanma döneminden sonra, çocuğun karakter oluşumunda etkili olan en kritik şey anne-babanın çocukla kurduğu iletişim biçimidir.Peki çocuğunuzla doğru iletişim kurabilmenin yolları nelerdir?Sağlıklı iletişim kurabilmenin en önemli noktalarından biri konuşurken çocuğunuzla göz göze gelmektedir. Çocuğunuzla konuşurken onunla aynı seviyede olmalı ve onu anladığınızı gösterecek mesajlar yollamalısınız.İyi bir dinleyici olmalısınız. Çocuğunuzla iletişim sırasında hiçbir zaman için onu dinlermiş gibi yapmayın. Çocuk onu geçiştirmek istediğinizi ya da aslında dinlemediğinizi hemen hissedecektir.Çocuğunuza kendini rahatlıkla ifade edebilmesi için alan tanımalısınız. Kendi duygularını, düşüncelerini tanımalı ve bunu özgürce ifade edebilmelidir.Çocuğunuzun görüşlerine saygı duymalısınız. Sizin düşüncenizin aksini de ifade ediyor olsa dinlenmeye hakkı olduğunu ona hissettirin.Çocuğunuza gün içerisinde yaşına uygun sorumluluklar verebilirsiniz. Yerine getirilen her sorumluluk için ona teşekkür etmeyi ve onu desteklemeyi unutmayın.Çocuğunuz yanlış bir şey yapmış olsa bile bu durumun ona karşı olan sevginizi etkilemeyeceğini ve eksiltmeyeceğini her zaman ifade etmelisiniz.Sevginizi her fırsatta dile getirmekten çekinmeyin. Koşulsuz sevgiyi hisseden çocuğun kendine olan güveni her zaman daha yüksektir.Çocuğunuzda sağlıklı iletişimde olabilmenin yollarından biri de, verdiğiniz sözleri yerine getirmeniz ve aslı geri çekilmemeniz gerekmektedir. Sözlerinizi tutmanız, çocuğunuzun size olan güvenini dinç tutacaktır.Çocuğunuza uyarılarda bulunun, onu azarlamayın. Uyarılarınızı açık ve net bir dil ile gerçekleştirin. Yanlış davranışın yerine yapması gereken doğru davranışı da ona açıklayarak anlatın.Çocuğunuzla birlikte mutlaka özel olarak anne-baba saati için aktiviteler düzenleyin. Çocuk bakımının en önemli noktalarından biri çocuğunuzla kaliteli ve eğitici vakit geçirebilmektir.

Devamını Oku
1 2 ... 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al