Blog

Uzman Görüşleri

Aileler ve bakıcılar için hazırlanan en güncel bilgiler ve tavsiyeler.

Çocuklarda Diş Gıcırdatma 1

Çocuklarda Diş Gıcırdatma 1

Diş gıcırdatma yani Bruksizm; uyku sırasında dişleri bilinçsiz bir şekilde sıkıp bir birine sürterek ses çıkarmaktır. Çocuklarda diş gıcırdatma yetişkinlerde olduğundan daha sık görülmektedir. Özellikle çocuklar uykularında dişlerini gıcırdattığından dolayı anne babaların bunu fark etmesi biraz daha kolay oluyor. Diş gıcırdatmanın hem yetişkinler hem de çocuklarda görülmesinin sebepleri kimi zaman biyolojik olsa da çoğunlukla psikolojik nedenlere dayanmaktadır.Çocuk süt dişlerini döktükten sonra kalıcı dişleri çıkarken buna bağlı sebeplerle dişlerini sıkabilir.Sinüs akıntısı, bağırsak paraziti gibi tıbbi nedenlerle diş sıkabilir.Psikolojik nedenlere bağlı olarak ( anne baba kavgası, kardeş kıskançlığı, okul başarısızlığı, arkadaş problemleri vb.) diş sıkabilir.Hangi nedenle olursa olsun, çocuğunuzda diş gıcırdatmasını fark ettiğiniz anda mutlaka bir uzmana danışın ve kendisinden konu ile ilgili olarak yardım alın. Çünkü bu rahatsızlıkta öncelikli olarak sebep olan nedeni bulmak ve bu doğrultuda bir tedavi yolu izlemek oldukça önemlidir. Nedenin biyolojik nedenlerle ya da psikolojik nedenlerle gerçekleşmesi tedavi açısından önemlidir. Örneğin, çocuğun bağırsaklarında parazit varsa bu parazitler çocuklarda tükürük üretimini arttırıp, kaslarda kasılmaya neden olabilir bu da çocuğun dişlerini sıkmasına ve gıcırdatmasına sebep olur. Böyle bir sebep varsa, çocuk doktorundan destek alınarak tedavi süreci başlatılabilir. Ve ilaçlar yardımı ile diş gıcırdatma durumu ortadan kaldırılır.Ancak diş gıcırdatmanın sebebi çocuğun yaşadığı psikolojik rahatsızlıklar ise tedavi süreci biraz daha uzun soluklu olabilir. Öncelikli olarak bir profesyonelden yardım almalısınız. Çocuklarla yürütülen terapi aslında bir okadar da anne-baba ile gerçekleştirilen terapidir. Çocuğun diş gıcırdatması da tıpkı alt ıslatma, tırnak yeme gibi aslında tamamen tepkisel davranışlardır. Çocuk baş edemediği bir durumla karşı karşıya kaldığında bunu tepkiselliğe döker ve kendini korumaya almaya çalışır.Peki, çocuğu bu tepkiselliğe iten en önemli sorunlar nelerdir?Aile içi (anne-baba) kavgalarıŞiddet görmekAnnenin / Babanın uzak olmasıKardeş kıskançlığıSosyal çevre içerisinde kabul görmemeYoğun stres altında kalmakOkul başarısızlığı / Okulda yaşadığı problemlerİlgi eksikliğiHiperaktivite ve Dikkat bozukluğuTravmalar – Cinsel İstismarYukarıda belirtilen tüm sorunlar çocukta diş gıcırdatmanın temelinde yatan psikolojik sebeplere zemin hazırlamaktadır. Bu noktada ailenin bilinçli olması, çocuğunu gözlemleyebilmesi oldukça önemlidir. Anne-baba olmak çocuğun yalnızca fiziksel ihtiyaçlarına karşılık vermek, onun kişisel bakımını sağlamaktan çok ötedir. Ebeveynler çocuğun bu tarz tepkisel davranışlarını genelde şımarıklık olarak adlandırır ve üzerine düşmezler. Oysa, bu tarz diş gıcırdatma gibi rahatsızlıklar çocuğun yardım çağrısıdır ve anne baba bu çağrıyı duymadıklarında ya da bu çağrıya yanıt vermediklerinde çocuk hayatı boyunca izlerini taşıyacağı yaralar alır. Bu rahatsızlık çocuklukta fark edilmez ve tedavi edilmez ise yetişkinlikte de devam edecektir. Diş gıcırdatma ve sıkma çocuğun bir problemi olduğunu ve bununla baş edemediğini göstermektedir. Bu ilerde daha büyük psikolojik rahatsızlıklara neden olabileceği gibi aynı zamanda fiziksel hasarlara da yol açacaktır. Çünkü, diş sıkma ile çene kasları ve yüz kasları devamlı olarak baskı altında olduğunda zarar görebilir.Ebeveyn olarak yapmanız gereken, çocuğunuzun davranışlarını gözlem altında tutmanız ve bir anormallik ya da sıkıntı hissettiğinizde hemen müdahalede bulunmanız ve profesyonel yardım almanızdır.

Devamını Oku
kronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromu

kronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromukronik-yorgunluk-sendromu

Günümüzde gelişen teknoloji, değişen yaşam şartları ve pek çok olumlu ilerlemenin yanı sıra bazı olumsuz yanlar da baş göstermektedir. Bunların başında ise hastalıkların artması ve değişik hastalıkların ortaya çıkmasıdır. Kronik Yorgunluk Sendromu da yeniçağın hastalığı olarak ortaya çıkmaktadır. Halk arasında hiç geçmeyen yorgunluk olarak ta bilinen bu rahatsızlığın temelinde tıbbi bir neden mi yoksa psikiyatrik bir neden mi olduğu ise hala araştırılmaktadır. Uzmanların çoğu bu durumun temel sebebinin ağırlıklı olarak psikolojik nedenlerden kaynaklandığını, strese ve yaşam şartlarına bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu rahatsızlık genellikle 30-55 yaş arasında görülmektedir. Görülme sıklığı olarak bakıldığında ise kadınlarda daha fazla rastlandığı gözlemlenmiştir.Peki, nedir bu Kronik Yorgunluk Sendromu?6 ay ve 6 aydan daha uzun süre devam eden, şiddetli yorgunluk hissi ile kendini gösteren ve buna kas-eklem ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, uyku bozukluğu, konsantrasyon bozuklukları, agresif hal ve tavırlar gibi semptomların eşlik ettiği bir rahatsızlıktır. Bireyin şikâyetleri arasında uyuduğu halde kendini hiç dinlenmiş hissedememek, sürekli yer değiştiren ağrıların görülmesi de vardır. Diğer belirtileri ise şu şekildedir;Gece düzensiz uyku, uykudan sürekli uyanmakAşırı üşümek ya da terlemekDepresyon belirtileriRuh halinde ani değişimlerAgresif tavırlarSürekli tekrar eden baş ağrılarıBaş dönmesiBoğaz ağrısıAşırı duyarlılık hali / Çeşitli alerjilerKas – eklem ağrılarıLenf bezlerinin şişmesiYukarda bahsi geçen bu belirtileri kendinizde 6 ay ve 6 aydan uzun bir süredir gözlemliyorsanız mutlaka bir profesyonele danışmalısınız. Bu noktada kişinin kendi bakımına dikkat etmesi, kendi semptomlarını takip etmesi oldukça önemlidir. Çünkü bu rahatsızlığın sebebi çoğunlukla psikolojik kökenlere dayansa da bazen biyolojik sebeplerle de ortaya çıkabilir. Genel olarak hastalığın nedenleri arasında; viral enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi ile ilgili sorunlar, stres, psikolojik rahatsızlıklar bulunur.Kronik Yorgunluk Sendromu ile nasıl baş edebilirsiniz?Uyku düzeninize dikkat etmeniz oldukça önemlidir. Uyku saatlerinizi düzenlemeli çok geç saatlerde yatmamalısınız. Güne erken başlamak daha enerjik hissetmenize sebep olacaktır.Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Çok yağlı ve ağır besinlerden uzak durun.Egzersiz yapın. Kendiniz için bir egzersiz programı çıkarın ve buna uymaya çalışın. Çok ağır programlar yapmak zorunda olmadığınızı, kendinize özel bir program oluşturabileceğinizi bilmelisiniz. Günde 7 dakika egzersiz yapmanın bile hayatınızda büyük değişikliklere sebep olabileceğini unutmayın!Günümüz şartlarında stresten uzak durmak pek mümkün değil. Ancak bizler bu noktada şunu önerebiliyoruz; stres nedenlerinizi ve kaynaklarınızı tanıyın. Stresle baş etme yöntemleri ile ilgili olarak gerekirse bir profesyonelden yardım alın. Bu bilinçlenme sizin kriz anlarında ayakta kalmanıza olanak sağlayacaktır.Kişinin en iyi bakıcısı kendisidir. Bunu aklınızda tutun ve sürekli olarak kendinizi gözlemleyin, daha iyi nasıl hissedersiniz bunu anlayabilmek adına iç sesinizi takip edin.Bulunduğunuz ev, iş ortamını yeniden düzenleyin. Çalışan biriyseniz vaktinizin çoğunu iş yerinizde eğer değilseniz de evinizde geçiriyor oluyorsunuz. Yaşam ortamlarınız aynı zamanda sizin yaşam kalitenizi de belirler.Sosyal aktivitelere katılın. Sosyal çevre ve arkadaş ortamları kişinin stres düzeyini azaltan ve keyifli vakit geçirmesine olanak sağlayan etkenlerdendir.

Devamını Oku
Panik Atak Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Panik Atak Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Panik Atak yani Panik Bozukluk, halk arasında yaygın olarak görülen ve bilinen bir rahatsızlıktır. Ani bir şekilde gerçekleşen terleme, yoğun kalp çarpıntısı, baş dönmesi gibi bedensel durumların aşırı şekilde hissedildiği aynı zamanda da bu fiziksel duruma ruhsal olarak ölüm korkusu, boğulma hissi gibi duygulanımların eşlik ettiği bir rahatsızlıktır. Atak süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 10-20 dakika arası sürer. Kimi ataklar ise daha kısa süreli ya da daha uzun süreli olabilir.Peki, sebebi nedir?Panik bozukluk, fiziksel ya da ruhsal rahatsızlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilir. Fobiler başta olmak üzere pek çok psikiyatrik rahatsızlığa bağlı olarak görülebilmektedir. Ancak ağırlıklı olarak sebebi psikolojikte olsa bazı fiziksel rahatsızlar da panik ataklar geçirmenize sebep olabilir. Bu yüzden bu rahatsızlıkta atakların kaynağını bulmak, fiziksel ya da ruhsal olduğunu ayrıştırmak ve bu doğrultuda bir tedavi uygulamak oldukça önemlidir. Panik atağın ortaya çıkışını tetikleyen en önemli etkenlerden birisi de strestir. Bunun dışında; sağlıksız beslenme, alkol/sigara/uyuşturucu madde kullanımı, çeşitli mide rahatsızlıkları, antidepresan ilaç kullanımı, fiziksel orta dereceli ve şiddetli ağrılar, çeşitli ilaçların kullanımı, bedensel engellilik durumları da panik atağın ortaya çıkmasına sebep olabilir.Belirtileri nelerdir?Şiddetli kalp çarpıntısı ve göğüste ağrı/baskı hissiNefes almada güçlük çekmek ve kendini boğuluyormuş gibi hissetmekTerleme – Bir anda tüm vücuttan soğuk ter boşalmasıEl, ayak ve vücudun diğer kısımlarında hissedilen titremeMidede ağrı, bulantı vb. hissetmeAni bir halsizlik halinin çökmesiSes, koku, ışığa aşırı ve ani duyarlılık oluşmasıAlgıda yaşanan bir takım bozulmalar  – kendini ve çevresini gerçek dışı algılamaAşırı düzeyde hissedilen ölüm korkusuDenge kaybı – Bayılacakmış gibi hissetmekKontrolünü kaybetme korkusu  – Deliriyormuş gibi hissetme haliYapılan araştırmalar neticesinde panik bozukluğun yetişkinlik döneminde ve özellikle kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha sık görüldüğü saptanmıştır. Panik atağın belirleyici olarak herhangi bir ortaya çıkış yaşı yoktur ancak 20’li yaşlardan itibaren görülmeye başlayabilir. Panik bozukluk, herhangi bir tetikleyici sebebi ile hayatınızın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir.Çocukluğumuzda ve geçmişimizde yaşadığımız çoğu durum ya da olayın yetişkinlik hayatımızda sayısızca etkisi bulunur. Bilinç dışımıza ittiğimiz çoğu olay ya da hisler ilerleyen dönemlerde hiç beklenmedik bir zamanda ortaya çıkarak bizim kaygı düzeyimizi arttırabilir ve panik ataklar geçirmemize sebep verebilir. Bu sebeple kendinizde yukarda saydığım belirtilerden en az 3-4 tanesini gözlemliyorsanız mutlaka bir profesyonele danışmalı ve yardım almalısınız. Bu noktada kişinin kendi ruhsal ve fiziksel bakımını gerçekleştirmesi, gözlemlemesi ve kontrol altında tutması oldukça önemlidir. Halk genelinde panik bozukluğun tedavisi yok gibi görülse de aslında tedavisi hem kolay hem de etkili çözümler sunan bir rahatsızlıktır. Önemli olan kaynağında yatan sebeplere ulaşmak ve bu doğrultuda her hastaya bireysel ve biricik olan doğru tedavi şeklini uygulamaktır.

Devamını Oku
Oyun ve Çocuk

Oyun ve Çocuk

Oyun, çocukların kendi başlarına seçtikleri ya da arkadaşları tarafından seçilen, kuralları olan ya da olmayan, belirli bir amaca yönelik ya da kimi zaman tamamen amaçsız bir şekilde ilerleyen eylemler dizisidir. Her şekilde oyun dediğimiz şey, çocuğun keyif almasına, eğlenmesine, mutlu olmasına ve en önemlisi fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal gelişimine oldukça etkin bir şekilde katkı sağlayan öğrenme süreçlerinden biridir. Oyunlar yalnızca çocuğun oyalanmasını sağlayan araçlar değildir. Aynı zaman da çocuğun gelişimine ve geleceğine dair önemli ipuçları taşır.Anne-babalar olarak oyunu her ne kadar çocuğun oyalanmasını sağlarken kendilerine de soluklanma fırsatı veren bir araç olarak görseler de aslında duruma asla bu şekilde bakılmamalıdır. Ebeveynler kendi günlük işleri ve koşuşturmacaları sebebi ile çoğu zaman çocuklarının oynadığı oyunları gözlemlemeye, takip etmeye ve dahil olmaya fırsat bulamıyorlar. Özellikle çalışan ebeveynler için bunun oldukça yorucu ve kimi zaman sıkıcı olduğunu biliyorum. Çocuk bakımının keyifli olduğu kadar kimi zaman yıpratıcı ve yorucu tarafları da vardır. Bunun ardında anne-babanın sahip olduğu en büyük motivasyon ise çocuğunun sağlıklı bir gelişim göstermesi ve ilerleyen hayatında da oldukça başarılı adımlar atması ve en önemlisi mutlu olmasıdır. Bu sebeple yalnızca oyun diyip geçiştirilen durumun aslında çocuğunuzun hayatındaki önemini anlamak oldukça önemlidir.Hadi o zaman gelin oyun yolu ile çocuk aslında neleri öğreniyor ve neleri geliştiriyor birlikte bakalım…Oyunun en etkili tesir ettiği noktaların başında çocuğunuzun kendilik algısı gelir. Oyun oynayan çocuk kendini tanımaya ve anlamlandırmaya başlar.İkinci etkili nokta ise çocuğun sosyal çevresi ile olan iletişimidir. Çocuk oyunlar sayesinde çevresini tanımaya, anlamaya, sosyal ilişkiler kurmaya başlar.İşbirliği yapmayı, sorumluluk almayı, paylaşmayı bu sosyal çevrenin içindeki ilişkileri sayesinde öğrenir.Neden-sonuç ilişkilerini anlamlandırmayı öğrenir.Her anne-baba çocuğunun güçlü bir hayal gücüne sahip olmasını, yaratıcı ve becerikli olmasını ister ve bunu yalnızca eğitimle başarabileceğini düşünür. Bu ebeveynlerin sahip olduğu yanlış bir algıdır. Oyun, çocuğun hayal dünyasını zenginleştiren onu yaratıcı ve yetenekli hale getiren en önemli etkendir.Fiziksel gelişimine katkı sağlar. Çocuğun kas gelişimi hızlanır, hareket kabiliyeti artar ve sağlıklı bir bedensel gelişim gösterir.Yapılan araştırmalarda, oyunların çocukların dil gelişimi üzerinde de oldukça etkili olduğu gözlemlenmiştir. Çocuk, kendisini sözlü olarak ifade etmeyi, yeni kelimeleri ve kendisi için gerekli olan dil yeterliliğini oyunlar sayesinde öğrenir.Çocuklar yetişkin bireylere göre 5-6 kat daha fazla enerjiye sahiptirler. Çocukların sahip oldukları bu yoğun enerjiyi atabilmelerinin en sağlıklı yolu ise oyun oynamalarıdır. Saldırgan ve agresif tavırlar gösteren çocukların çoğunun oyun oynamalarının engellendiği görülmektedir. Bu sebeple çocukların en sağlıklı enerji boşaltma biçimi oyundur.Eğitici oyunların çoğunda çocuk yaşamın içinde var olan farklı rolleri deneyimleme fırsatı bulur. Böylelikle çocuğun kendi dışındaki canlılar ve nesnelerle olan ilişkileri de anlamlandırma yeteneği gelişir.Çoğu çocuğun eksik olduğu noktalardan biri de kriz yönetimidir. Çocuk oynadığı oyunlar sayesinde problem çözme yeteneğini geliştirir, böylelikle kriz anlarında daha soğukkanlı hareket ederek durumu çözebilir.Biz yetişkinlerin oyun diyerek geçiştirmeye çalıştığı şeyin, aslında çocuğun gelişiminde, eğitim-öğretim hayatında, kendini tanıma yolculuğunda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Ebeveynler olarak bazen yorucu ve zorlayıcı olsa dahi elinizden geldiği kadar çocuklarınızın oyunlarını gözlemlemeniz ve oyunlarına dahil olmanız oldukça önemlidir. Eğer buna ayıracak vaktiniz yoksa dahi günümüzde bu işi profesyonel anlamda yapan eğitimli oyun ablaları bulunmaktadır. Belki de onlardan destek alarak, çocuğunuzun bu keşif serüveninde ona yol gösterici olmanız oldukça faydalı olacaktır.Oyun dolu günler geçirmeniz dileğim ile…

Devamını Oku
Anne Baba Olmadan Önce Yapmanız Gerekenleri Listeliyoruz

Anne Baba Olmadan Önce Yapmanız Gerekenleri Listeliyoruz

Anne-baba olmak oldukça keyifli, heyecan verici bir yolculuktur. 9 ay süren bir bekleyişin ardından miniğiniz eve gelecek ve artık o evin yeni sahibi olacaktır. Ebeveynler için asıl zorlayıcı yolculuk ise onun eve gelişinin ardından başlar. Çünkü bebeğiniz evinizin tüm kurallarını en baştan kendine göre koyacak, tüm hayatınızın merkezine kendisini yerleştirecek ve bundan sonraki tüm yaşamınızın yol haritasını kendisi belirleyecektir. Tüm bunları göz önünde bulundurduğunuzda kendinize ve eşinize zaman ayırmak eskisi kadar kolay olmayacaktır.Biz yetişkinler çoğunlukla geçmişe bağımlı olarak yaşama eğilimindeyizdir. Yaş aldıkça bazı alışkanlıklarımızı değiştirip geride bıraksak da zaman zaman onlara özlem duyarız. Evlilik hayatında aslında çocuktan önce ve çocuktan sonra şeklinde ikiye ayrılır. Bu sadece bizlerin davranış şekli ile değil aynı zamanda toplumun da dayattığı yargılar sebebi ile oluşur. Toplum gözünde anne-baba olmuş yetişkinlerin daha ağır başlı olması, sorumluluk alması, hayatındaki her alanda ciddi olması, sürekli çabalaması beklenmektedir. Oysa anne-baba da olsa her bireyin soluklanmaya, kendine zaman ayırmaya ve ufak kaçamaklar yapmaya ihtiyacı vardır. İşte bu sebeple aynı yetişkinlik dönemimizde olduğu gibi çocuktan önceki hayatımıza da özlem duyarız. Çünkü eşimizle baş başa olmaya, bağımsız ve özgür bir şekilde yaşamaya, sorumluluklardan kısa süreli de olsa kaçmaya ihtiyaç duyarız. Bu sebeple çocuk sahibi olmadan önce yapmanız gereken bazı şeyleri gözden geçirmenizde fayda vardır. Her çift için farklılık gösterecek olan bu listede birlikte yapmaktan keyif aldığınız şeylerden tutun da aşırılık olarak adlandırılabilecek davranışlara kadar her şey yer alabilir.İşte size listenizi oluştururken fikir verebilecek bazı maddeler şöyle;Öncelikli olarak eşinizle baş başa bir tatil yapabilirsiniz. Örneğin çocuk olduktan sonra yapılan tatiller de genelde geç saatlere kadar oturmanız ya da istediğiniz zamanlarda denize girmeniz mümkün olmayacaktır.Fırsat buldukça bol bol kitap okuyun veya film izleyin. Bebeğiniz geldikten sonra bu aktiviteleri yapabilmek için yalnızca onun uyuduğu aralıklarda fırsat bulabileceğinizi unutmayın.Araba ile ilgili olan tutkularınızı hayata geçirin. Örneğin, hız yapmayı seviyorsanız bunu en azından uygun ve güvenli şartlarda deneyin.Çeşitli aktiviteler yapın, uç sporları deneyin. Zira bebeğiniz dünyaya geldikten sonra bu tarz heyecan verici sporları denemeye cesaret edemeyebilirsiniz.Eşinizle birbirinize bol bol vakit ayırın. Kaliteli zaman geçirmeye, içinde bulunduğunuz anı en verimli şekilde tamamlamaya çalışın.Cinsel hayatınıza zaman ayırın. Bu süreci dilediğiniz gibi yaşamak hem bir birinize bağlılığınız açısından hem de bebek doğduktan sonraki süreçte arada oluşan boşluğu kapatmak açısından faydalı olacaktır.Sosyal aktivitelere katılın. Arkadaşlarınızla görüşmeler düzenleyin ve dilediğiniz saatlere kadar birlikte vakit geçirin. Çünkü bebeğiniz geldikten sonra bunu yapmak için ya annenizin ya da bir bebek bakıcısının yardımına ihtiyacınız olacak.Kendinize zaman ayırın. Sevdiğiniz şeyleri bulduğunuz her fırsatta yapmaya çalışın. Bu uzun uzun duş almak ya da alışverişe gitmek, yüksek sesle müzik dinlemek olabilir. Size iyi gelen şeyleri hayatınızda daha sık yapmaya gayret gösterin.Tüm bu maddeler listenizi oluştururken size fikir verebilecek şeyleri içermektedir. Önemli olan bu süreçte size iyi gelen, sizi mutlu eden, hayata motivasyonunuzu sağlayan şeyleri keşfedebilmektedir. Hem kendiniz hem de eşiniz için bebek öncesi bu süreci kendinizi dinlendirmek, ilişkinize enerji vermek ve bebeğinizin gelişine hazırlanmak olarak adlandırabilirsiniz. Yaptığınız her bir maddeyi mutluluk için yaptığınızı unutmayın ve asla pişman olmayın. Kendini gerçekleştirmiş ve tamamlamış bireylerin çok daha sağlıklı ebeveynler olduğunu unutmayın!Ve sonunda minik patronunuz aranıza katıldığında, yeni bir maceranın kapıları açılmış olacak. Ondan önce yaşadığınız her şeyin güzel olduğunu bilecek ancak onun kokusunu duyduktan sonra size yaşattığı mutluluk ve mucizelere hayretle bakacaksınız…

Devamını Oku
Babanın Çocuğun Gelişimindeki Etkileri Nelerdir?

Babanın Çocuğun Gelişimindeki Etkileri Nelerdir?

Bilindiği üzere çocuğun gelişiminde en etkili rolün annede olduğu varsayılır. Ancak günümüzde yapılan araştırmalar neticesinde anne kadar babanın da çocuğun gelişiminde oldukça etkili bir rolü olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sebeple çocuğun anne ile kurduğu ilişki kadar babası ile kurduğu ilişki de bir okadar önemlidir. Çoğunlukla baba ile yetersiz ve yanlış ilişki kuran çocuklarda sosyal anlamda eksiklikler, iletişim bozuklukları, özgüven eksikliği vb. gibi sorunlar gözlemlenir.Annelerin çocuk yetiştirme konusunda daha fazla ön planda olması, çocuğun gelişimini etkileyen tek ilişkinin anne ile çocuk arasında olan ilişki olduğu yanılgısını bizlere kabul ettirmektedir. Günümüzde değişen hayat şartları doğrultusunda çalışan anne sayısı giderek artmakta, aileler çocuk yetiştirme konusunda daha fazla bilinçlenmekte, sorumluluklar anne-baba arasında eşit şekilde bölüşülmekte ve bu algı yavaş yavaş bu şekilde kırılmaktadır. Bebeğin anne ile ilişkisinde öğrendiği ve geliştirdiği şeyler ile baba ile ilişkisinde öğrendikleri birbirinden farklıdır ve hepsi de çocuğun karakterini, kimliğini, yeteneklerini, kişilik özelliklerini oluşturan yapı taşlarıdır.Şimdi hep birlikte sağlıklı bir baba-çocuk ilişkisinin çocuğun gelişiminde hangi noktaları nasıl etkilediğine bir göz atalım…Çocuğun baba ile sağladığı etkileşim ve iletişim en birincil olarak çocuğun sosyal yaşam kavramını ve algısını oluşturmaya yardımcı olur. Çocuk babasından toplumsal değerleri, kuralları, kurallara uymayı – uymadığı zaman karşılaşabileceği sonuçları, paylaşımı, sorun çözümlemeyi öğreniyor.Psikanalitik kuramcılara göre kız çocuklar anne ile özdeşleşirken, erkek çocuklar da baba ile özdeşleşirler. Bu çocuklar açısından oldukça sağlıklı bir süreçtir. Bu aşamada özdeşleşmede çocuğun zihninde anne ya da baba ile bir bütün olduğu algısı oluşur. Bu noktada babanın rol model olarak çocuğu yönlendirmesi, bu evrede çocuğun takılmadan sağlıklı bir cinsel kimlik kazanmasına olanak sağlar.Son dönemde yapılan araştırmalar sonucunda babası ile sağlıklı ilişki kuran, birlikte daha uzun süre vakit geçiren çocukların daha yüksek zeka seviyelerine sahip olduğu gözlemlenmektedir. Bunun sebebi ise babanın sosyal çevrenin temsilcisi olması ve bunun birlikte çocuğa aynı anda birden fazla beceri kazandırmasıdır.Babası ile sağlıklı bir iletişim halinde olan çocuklar babayı bir otorite figürü olarak algılamanın yanında onları oldukça güçlü, yıkılmaz, dayanıklı, sağlam bir figür olarak algılıyor. Bu da çocukta “ Her ne olursa olsun babam burada ve benim zarar görmeme asla izin vermez.” algısını oluşturuyor. Bu sebeple çocuk edindiği bu güven duygusu ile bir özgüven geliştiriyor. Bu durumda babası ile sağlıklı bağlar kurmuş bir çocuğun özgüveni de oldukça yüksek oluyor.Arada oluşan güvenilir bağ, sağlıklı ilişki ve beraber geçirilen kaliteli zaman. İşte tüm bunlar çocuğun babası ile arasında olması gereken doğru bağlanma şeklidir. Bu sağlandığı zaman da çocuğun doğru bir şekilde ruhsal gelişim sağlamasına olanak sağlanıyor. Çocuk kendini daha güçlü, daha özgüvenli hissediyor. Bu da ruhsal anlamda aldığı her darbede daha dayanıklı ve daha güçlü durmasına sebep oluyor.Yukarda da belirtmiş olduğum gibi çocuk ile babanın ilişkisi sanılanın aksine aslında çocuğun gelişiminde oldukça büyük bir yer kaplamaktadır. Anne ile kurulan ilk ilişkiden sonra babanın gelişi ve ilişkiye dahil oluşu aslında çocuğun dışarıda bir de sosyal hayat ve başka insanlar olduğu algısının gelişmesine olanak sağlar. Annelerin yaptığı en büyük hatalardan biri çocuğun tüm bakımını ve gelişim sürecini kendi başına üstlenmeye çalışmaktır. Oysa bu sağlıklı bir ebeveynlik methodu değildir. Bu sebeple sevgili anneler, çocuğunuz büyürken kendiniz kadar eşinize de bu yolculukta yer ayırın. Çocuğunuzun sağlıklı ruhsal gelişimi açısından babası ile olan ilişkisinin oldukça büyük bir önem taşıdığını asla unutmayın!

Devamını Oku
Postpartum Depresyon Nedir?

Postpartum Depresyon Nedir?

Genelde hepimizin bildiği, duyduğu doğum sonrası depresyonun adı aslında Postpartum depresyondur. Postpartum depresyon, doğumdan sonra annede gözlemlenen duygusal, fiziksel, zihinsel değişimlerin giderek karmaşık bir hal alarak bireyde depresif hal yaratmasına verilen isimdir. Genellikle doğumdan sonraki 4 hafta içinde ortaya çıkan, major depresyon dediğimiz formda gerçekleşen ve genellikle hormon değişimine bağlı olarak ortaya çıkan bir depresyon çeşididir.Hamilelik sırasında dişi üreme hormon seviyeleri 10 kata kadar artış gösterir ve doğum sonrasında ise hızla düşmeye başlar. Bu hormon seviyesindeki düşüş depresyonun fiziksel sebebi olarak belirtilirken diğer yandan da annenin geçirdiği psikolojik, sosyal değişimler de doğum sonrası depresyona sebep olur. Hamilelik sırasında yaşadığınız depresyon, daha önceden geçirmiş olduğunuz psikolojik rahatsızlıklar, hamile kalma yaşınız, sahip olduğunuz çocuk sayısı, evlilikte yaşanan sorunlar, sosyal hayattaki sıkıntılar, desteksiz ve yalnız yaşamak gibi durumlar da hamilelik sonrası depresyona etki eden faktörlerdir.Belirtileri nelerdir?Annenin beslenmesinde değişiklikler gözlemlenir. Genelde beslenme şekli aşırı uçlarda olur. Örneğin, aşırı yemek ya da hiç yememek gibi.Uyku problemleri yaşar.Aşırı yorgunluk ve halsizlik hisseder.Ruh hali sürekli dalgalanmalar halinde belirir.Depresif bir ruh hali hakimdir.Ölüm korkusu ağırlıklı olarak hissedilir.Kendini değersiz, yalnız, aciz hisseder.Çoğunlukla agresif davranışlar sergileme eğilimindedir.Genellikle kaçma isteği duyar ve bu da zihninde intihar düşüncesine sebep olur.Hamilelik süreci kadınlar için anneliğe atılan ilk adım olduğu için hem heyecan verici hem de türlü kaygı ve endişelerle dolu bir süreçtir. Her birimiz kişilik özelliklerimizin de yarattığı etki ile değişime karşı farklı tutumlar içinde oluruz. Birimiz değişime karşı aşırı dirençli bir tutum sergilerken bir diğerimiz oldukça kabullenici bir şekilde onu karşılayabilir. Aslında hamilelik, annelik, bir bebeğe sahip olmak sahip olduğunuz çoğu alışkanlığı bir kenara koymak ve büyük bir değişim süreci yaşamakla ilgilidir. Bu noktada her kadın kendi mizacı ile doğru orantılı olarak değişime karşı bir tepki geliştirir ve o tepkinin şiddetine bağlı olarak bir doğum sonrası depresyon süreci geçirir.Peki, bu süreçte neler yapılabilir?Süreç içerisinde en önemli olan şey öncelikli olarak değişimin kendisini kabullenmeye çalışmaktır.Annelik hisleriniz ile yetişkinliğe ait olan hislerinizin bir biri ile çatışmasına izin vermeyin. Kendi sınırlarınızı belirleyin.Size en iyi gelecek olan şeyi sadece sizin bildiğinizi asla unutmayın.Destek almaktan çekinmeyin. Ailenizden, arkadaşlarınızdan ya da profesyonel çocuk bakımı personellerinden yardım alın.Eşinizle olan iletişiminizi güçlendirin ve ondan uzaklaşmayın.Ailenizden, arkadaş ortamlarınızdan uzaklaşmayın ve kendinizi sosyal hayattan izole etmeyin.Her zaman aynı hissedemeyeceğimizi bazı günlerin keyifli ve güzel ve bazı günlerin ise keyifsiz ve kötü geçebileceğini / bu durumun normal olduğunu kendinize sık sık hatırlatın.Alkolden ve kafeinden uzak durmaya çalışın.Size sürekli bir şeyleri nasıl yapmanız gerektiğini söyleyen insanlara karşı sınır koyun ve bu süreçte onlarla olan iletişiminizi minimum düzeyde tutun.Bebeğinizin sizden bir parça olduğunu, onun size dair güzelliklerin bir temsili olduğunu düşünün. Ve bu kıymetli emanete en iyi şekilde sahip çıkacağınıza inanın.Annelik dışında da birçok sıfata sahip olduğunuzu, asla yalnızca mükemmel anne olmak zorunda olmadığınızı hatırlayın!Bebeğinizin uyuduğu zamanlarda kendinize zaman ayırın. Dilerseniz siz de uyuyarak dinlenin ya da kitap okuyun, film izleyin. Size kendinizi iyi hissettiren şeylerden uzaklaşmayın.

Devamını Oku
Çocuğunuzu Tuvalete Alıştırma Teknikleri

Çocuğunuzu Tuvalete Alıştırma Teknikleri

Sevgili Anne – Babalar,Çocuklarda tuvalet eğitimi her anne-babanın çocuk bakımı ve eğitimi konusunda en zorlandıkları konulardan biridir. Ebeveynlere korkutucu gelen bu süreç aslında doğru zaman, doğru yöntem ve taktikler ile aslında sanıldığından daha kolay bir şekilde atlatılabilir. Tuvalet eğitimi, çocuğun kendi kendine yani bir başkasının yardımına ihtiyaç duymadan ihtiyaçlarını giderdiği bir beceriyi kazanması olarak tanımlanabilir. Bu eğitimi bilinçli olarak alan çocukların, kaygıları azalır, bireysellik ve bağımsızlık duyguları artar, kendine güvenleri gelişir. Çoğu çocuk tuvalet hatta klozetten korktuğu, bu kendisine yeni ve korkutucu gelen bu durum karşısında kaygılı olduğu için bu süreci zorlu olarak tamamlar. Ancak günümüzde de konu ile ilgili olarak ebeveynlerin daha bilinçli hale gelmesi sonucu bu eğitim süreci çoğunlukla başarılı olarak tamamlanmaktadır.Eğitim sürecinde unutulmaması gereken en önemli noktalar birisi, her çocuk biriciktir. Yani her çocuğun kişilik özellikleri farklıdır. Duygusal, zihinsel ve bedensel gelişimi ile orantılı olarak bu eğitime hazır olma zamanı da farklılık gösterebilir. Yine de çocukların genel gelişim düzeyleri göz önünde bulundurulduğunda bu eğitime başlamak için en ideal aralık 24-36 ay arasıdır. Çocuk yürümeyi öğrendikten sonraki süreçte sürekli bir değişim geçirir. 2 yaş sendromu dediğimiz dönemde, çocuğun yürümeyi öğrendiği, kendi bağımsızlığını ilan ettiği, daha çok benmerkezci olduğu, ebeveynlerle otorite çatışması yaşadığı bu döneme verilen isimdir. Çocuğun tuvalet eğitiminin de bu sürece denk gelmesi işlerin biraz daha zorlu geçmesine sebep olmaktadır.Çocuğumun eğitime hazır olduğunu nasıl anlarım?Çocuğunuz yürüyebiliyorsa,Çocuğunuz 3-4 saatten daha uzun süre kuru kalabiliyorsa,Islak, kirli bezi ile dolaşmaktan rahatsızlık duyuyorsa,Tuvalet ile ilgili konularda merakı arttı ise,Tuvalet alışkanlıkları ile ilgili soru soruyor ve sizi gözlemliyorsa,Tuvaleti kullanmak istiyor ya da sizi taklit etmeye çalışıyorsa,Verdiğiniz yönergeleri anlayabiliyor ve uyguluyor durumdaysa,Tuvaletinin geldiğini söyleyemeye ve size bildirmeye başladıysa,Kendi külotunu, kendi pantolonunu çıkartabiliyor ya da giyebiliyorsa,Yukarda ki bu maddelerin geneline sahip olan çocuklar için tuvalet eğitimine başlamanız uygun olacaktır. Eğer, bu maddelerdeki durumları henüz çocuğunuzda görmeye başlamadıysanız endişelenmeyin ve eğitime başlamadan önce ona biraz daha zaman tanıyın.Tuvalet eğitimi sırasında neler yapmalıyım?Öncelikle çocuğunuzla bu süreçle ilgili konuşmalı, ona bu eğitimden bahsetmelisiniz. Bu çocuğunuzun süreçle ilgili korkularının, kaygı ve endişelerinin azalmasını sağlayacaktır.Eğitimle ilgili onu bilgilendirin. Örneğin, artık yetişkinler gibi tuvalet ihtiyacını gidermek için tuvaleti kullanabileceğini, bez yerine iç çamaşırı kullanabileceğini ona anlatın. Birlikte ilgisini çekebilecek iç çamaşırları seçmek ve almak bu süreçte onun motive olmasını sağlayabilir.Erkek ve kız çocuk tuvalet eğitimleri, eğiticinin anne ya da baba olması konusunda farklılık gösterir. Çocuklar, ebeveynlerini kendi cinsiyetlerine göre seçip, rol model alma eğilimindedirler. Bu sebeple erkek çocuğa babanın, kız çocuğa annenin modellik yapması onların da kendilerini daha rahat hissetmeleri konusunda faydalı olacaktır.Tuvaleti nasıl kullanması gerektiğini, nelere dikkat etmesi gerektiğini, neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini çocuğunuza gösterin.Tuvalet eğitiminin ilk adımı klozetten değil çocuğa özel alınan lazımlıklar ile başlamalıdır. İlk önce çeşitli markaların geliştirdiği yerde duran, çocuklara özel ışıklı sesli ve ilgisini çekebilecek şekilde tasarlanan tuvalet eğitim klozetlerinden alabilirsiniz. Bir sonraki aşamada ise klozete üstüne konan adaptörlerden almak daha doğru olacaktır.Çocuğunuzun bu eğitime alışma hızını göz önünde bulundurarak, her aşamayı sindirmesini sağlayarak ilerlemelisiniz. Her çocuğun öğrenme hızı değişkenlik göstereceğinden, bu süreçte çocuğunuza asla baskı uygulamamalısınız.Bir çizelge sistemi oluşturun. Tuvaletini klozete yaptığı zamanları ve altına kaçırdığı zamanları bu çizelge üzerinde işaretleyip, takip edin.Eğitime ilk başladığınız süreçte çocuğunuzu 2-3 saatte bir tuvalete götürün ve tuvaleti olmasa dahi oturmasını sağlayın. Bu hem çocuğun tuvalet alışkanlığı kazanmasına hem de sizin tuvaletinin ne zamanlarda geldiğini gözlemlemenize olanak sağlayacaktır.Gündüz ve gece tuvalet eğitimi iki farklı modül şeklinde uygulanmalıdır. Çocuk gündüz tuvalet eğitimini başarı ile tamamladıktan sonra gece tuvalet eğitimine başlanmalıdır.Ödüllendirme sistemi geliştirmelisiniz. Eğitim öncesinde verilecek ödüllen belirlenmelidir. Ancak bu ödüllerin maddi olarak fazla değerli ve büyük olmayan şeyler olmasına dikkat etmelisiniz. Örneğin, birlikte oluşturacağınız bir panoya renkli yapışkanlar yapıştırmaya hak kazanmak çocuk için motive edici olabilir. Eğitim tamamen tamamlandıktan sonra ise çocuğa kendi talep ettiği bir oyuncak ya da hediye alınabilir.Eğitime başladıktan sonra çocuğa asla bez takılmamalıdır. Bu süreçte ilerlemenize engel olacak ve çocuğun yeni bir alışkanlık kazanmak yerine sürekli olarak eski alışkanlıklarına dönmesine sebep olacaktır.Gece eğitimleri sırasında kaçırma ihtimaline karşı yatağa koruyucu takılabilir ancak çocuk asla bezlenmez!Bu eğitim sürecinin sizin için zorlu olduğu kadar çocuğunuz içinde zorlu olduğunun farkında olmalısınız. Çocuğunuz kendisi için yeni ve endişe verici bir durum hakkında yeni alışkanlıklar kazanmaya çalışırken ona anlayışla ve sabırla yaklaşmanız çok önemlidir.Tüm bu bilgilerin ışığında çocuğunuzla geçireceğiniz keyifli bir tuvalet eğitimi süreci olacağını umut ediyorum. Altların kuru kaldığı, yeni alışkanlıkların başarılı bir şekilde kazanıldığı en önemlisi tüm bu süreçte çocuğunuzun sevginizi her anında hissedebildiği bir yolculuk olması dileklerimle..

Devamını Oku
Evli Mutlu Çocuklu Olmanın Formülünü Veriyoruz

Evli Mutlu Çocuklu Olmanın Formülünü Veriyoruz

Hayatınızın en heyecan verici dönemlerinden birini daha tamamladınız ve minik misafiriniz ile sonunda kavuştunuz. Bu sürecin hem çok keyifli hem de endişe verici kimi zaman korkutucu kimi zaman ise oldukça yorucu olduğunu biliyoruz. Bebek geldikten sonraki dönemde pek çok şeyin değişime uğradığı gibi aslında eşler arasındaki ilişki de değişime uğruyor. Anne-baba ilişkisinin ağır bastığı bu dönemde karı-koca ilişkisine yeniden dönmek bir hayli zorlayıcı olabiliyor. Hiçbir şey değişmemiş gibi devam etmek zor olsa da bebeğiniz geldikten sonra da “eş” olarak kalabilmeniz için dikkat etmeniz, uygulamanız gereken bazı noktalar bulunuyor. Bebeğinizin nasıl anne-baba sevgisine ihtiyacı varsa, siz ebeveynlerin de eş olarak birbirinizin sevgisini, ilgisini bu dönemde de hissetmeye ihtiyacınız vardır.O halde işte sizler için evli, mutlu, çocuklu olmanın formülü:Bu dönemde yaşanan en önemli sorunlardan biri iletişimde meydana gelen eksikliklerdir. Bebeğin, evin, ailenin, hayatın merkezi haline dönüşmesinin ardından çiftlerin kendi aralarında da sohbet edebildikleri, iletişim kurabildikleri tek konu bebekle ilgili oluyor. Bu durumu aşabilmek adına her gün eşinizle kendinize en az yarım saat ayırmalı ve bebeğiniz dışındaki konular hakkında sohbet etmelisiniz.Çocuğunuz gelmeden önce neler yaptığınızı, nelerden keyif aldığınızı ve nasıl birlikte zaman geçirdiğinizi birbirinize hatırlatın. Çocuktan önceki hayatınızın bir kısmının varlığını çocuktan sonra da devam ettirmeye özen gösterin.Evliliğin en önemli noktalarından birisi de cinselliktir. Eşler arasında doğum sonrasında sık rastlanan problemlerden biri de budur. Bu sebeple, cinsel hayatınızı, cinselliği kendinizden uzaklaştırmayın. Anne-baba oluşunuzun bu aranızdaki bağı kopartacak bir sebep olmadığının farkında olun.Eşinizle sorumluluklarınızı paylaşın. Özellikle anneler bu süreçte her durumun altından kendi başlarına kalkmaları gerektiğini, yalnız olduklarını düşünürler. Bu duruma bir de iyi anne olma kaygısı eklendiğinde ise durum oldukça yorucu ve baş edilmez bir hal alabilir. Bu noktada sorumluluklarınızı eşiniz ile bölüşün ve eşinizin de bebeğiniz ile ilgilenmesine izin verin.Anne-baba olmak sizin için heyecan verici ve keyifli sıfatlardan yalnız biridir. Sizin kim olduğunuzu belirleyen tek başına bir kimlik değildir. Bunu asla unutmayın ve mükemmel anne-baba olma kaygısının içerisinde boğulmayın!Her şeyi tek başınıza yapmaya çalışmayın. Bu noktada ailenizden ya da bu işi profesyonel anlamda yapan bebek bakıcılarından yardım almak size dışarıya çıkabilmek, bir süreliğine nefes alabilmek ve kendinize ait bir alan yaratabilmek adına oldukça faydalı olacaktır.Sosyal hayatınızdan, hobilerinizden, arkadaşlarınızdan, işinizden uzaklaşmayın. Tüm parçaların bir araya geldiğinde sizi tanımlayan şeyler haline dönüştüğünü hatırlayın ve anne olmuş dahi olsanız kendiniz olmaktan asla vazgeçmeyin.Hissettiğiniz her türlü duyguyu, endişeyi, korkuyu, üzüntüyü mutlaka eşiniz ile açık ve net bir biçimde paylaşın. Eşinizle bu paylaşımları yaptığınızda belki de aynı duyguları taşıdığınızı ve yalnız olmadığınızı hissedeceksiniz.Sevginizi hissettirmekten ve göstermekten asla çekinmeyin. Unutmayın, sizler öncelikli olarak birbirine sevgi ile bağlı olan eşler iken bu durumu taçlandırmak adına bir bebek dünyaya getirdiniz. Bebeği, sizi bir birinize uzaklaştıran bir etken olmaktan çok aranızdaki bu bağı daha da kuvvetlendiren mucizevi bir güç olarak düşünün.

Devamını Oku
1 2 ... 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33
Bakıcı Talebi

Size En Uygun
Bakıcıyı Birlikte
Bulalım

İhtiyaçlarınızı bizimle paylaşın, size özel en uygun adayları kısa sürede sunalım.

Hemen Ara Randevu Al